Navigation

Avrupa’da Ekonomik Kriz Siyasal Tabloyu Değiştiriyor

Uzun süredir ekonomik krizin etkileriyle boğuşan Avrupa’da, burjuvazinin onca çabası krizi daha da derinleştirmekten başka bir sonuç vermiyor. Evden eve sıçrayan mahalle yangınlarında olduğu gibi kıtanın dört bir yanı ekonomik krizin alevleri içinde kalmış durumda. İflas eden bütçeler, ekonomilerin küçülmesi, işsizlik oranlarının artması ve yıkılmak üzere olan banka sistemleri ile kendini ortaya koyan kriz tablosu, yangının daha da büyüyeceğini gösteriyor.

Yangını söndürmeye çalıştığını söyleyen burjuvazi, her zamanki gibi işçi sınıfının karşısına kemer sıkma politikalarıyla çıkıyor. Bütünüyle sorumlusu olduğu krizin bedelini işçilere ödetmeye çalışıyor. Çalışanların ve emeklilerin maaşlarında kesintilere gidilirken dolaylı vergiler artıyor, sağlık ve eğitim harcamaları kısılıyor, emeklilik yaşı daha da yükseltiliyor, esnek ve güvencesiz çalışma yaygınlaştırılıyor.

Burjuvazinin krizin faturasını işçi sınıfının sırtına yıkmaya dönük bu çabası, işçi sınıfının burjuva politikalarına olan kitlesel muhalefetinin Avrupa çapında yükselmesine yol açıyor. Yunanistanlı işçiler ve emekçiler başta olmak üzere, pek çok Avrupa ülkesinin işçileri, burjuvazinin saldırılarına üst üste yaptıkları grevler ve genel grevlerle, yürüyüşler ve mitinglerle, sokak işgalleriyle yanıt veriyorlar.

Burjuvazi ise işçi sınıfının tepkilerini dindirmek, yıpranan hükümetleri değiştirerek yoluna devam etmek için seçimleri kullanıyor. Ne var ki, Yunanistan’da, Fransa’da, İngiltere’de ve Almanya’da yapılan son seçimlerde ortaya çıkan sonuçlar, işçi sınıfının burjuva politikalara karşı tepki duyduğunu açıkça ortaya koyuyor. İşçiler gerek kullandıkları gerekse de kullanmadıkları oylarla burjuvazinin saldırı programlarına karşı mücadele arzusu içinde olduklarını gösteriyorlar.

Yunanistan’da yenilenen erken seçimin sonuçları

Hatırlanacaktır; Yunanistan’da ekonomik krize karşı uygulamaya konulan politikalara işçilerin gösterdiği tepkilerle devam edemez noktaya sürüklenen hükümet, Mayıs ayında erken genel seçime gitmek zorunda kalmıştı. 6 Mayısta yapılan seçimlerde ise burjuva parlamenter sistemin statükosu ağır bir darbe yemiş, yıllardır Yeni Demokrasi Partisi ve PASOK arasında salınan iktidar sarkacı kopmuştu.

Bu seçimde Yeni Demokrasi (ND) yüzde 19 ile 108, Radikal Sol Koalisyon (Syriza) yüzde 17 ile 52, PASOK yüzde 13 ile 41, Bağımsız Yunanlılar yüzde 10,6 ile 33, Yunanistan Komünist Partisi (KKE) yüzde 8,5 ile 26, Altın Şafak yüzde 7 ile 21, Demokratik Sol (DİMAR) yüzde 6 ile 19 milletvekili çıkarmıştı. Özellikle sosyalist partilerin aldıkları oylardaki yükseliş dikkat çekiciydi ve bu durum burjuvaziyi fazlasıyla tedirgin ediyordu. Yunanistan’daki seçim sistemi anti-demokratik biçimde birinci gelen partiye fazladan 50 milletvekilliği vermesine rağmen, oluşan bu siyasal tablo hiçbir şekilde bir koalisyonun kurulabilmesine izin vermedi ve 17 Haziranda yeniden seçimlere gidilmesi kararı alındı.

Yeni seçime gidilirken tüm süreç boyunca halk tek taraflı ciddi bir propaganda bombardımanına tutuldu ve tehdit edildi. AB kurumlarının temsilcileri ve burjuva basın, seçimlerin Yunanistan’ın geleceği açısından “kader” niteliği taşıdığını belirterek buna göre oy kullanılmasını istedi. Avrupa Birliği tarafından hayata geçirtilen politikalara karşı çıkan Syriza’nın seçimlerden birinci parti olarak çıkması durumunda sonucun Yunanistan ve AB için felâket olacağı çeşitli platformlarda defalarca ifade edildi.

Sopa-havuç politikasıyla seçmenler yönlendirilmeye çalışıldı. Bir yandan sermayenin mevcut politikalarını desteklemeyen partilerin hükümete gelmesi durumunda bankaların Yunanistan’a kredi vermeyi kesecekleri ve onu avrodan çıkarak kendi parasını basmaya zorlayacakları, piyasaların bir gece içinde yeni para birimine karşı spekülatif işlemler yaparak ülkeyi mali olarak harabeye çevirecekleri anlatıldı. Diğer yandan da, Avrupa Birliği, Avrupa Merkez Bankası ve IMF’nin yani “Troyka”nın, Yunanistan için örneğin kredi faizlerini aşağı çeken bir “kolaylaştırma paketi” hazırlamakta olduğu; ancak bu seçeneğin sadece Yeni Demokrasi Partisi’nin hükümeti kurması halinde gündeme geleceği burjuva basın tarafından “duyuruldu”.

Yenilenen seçimin sonuçlarına bakıldığında bu propagandanın etkisi açıkça görüldü. Bu kez Yeni Demokrasi Partisi yüzde 30 oy oranıyla 129, Syriza yüzde 27 ile 71, PASOK yüzde 12 ile 33, Bağımsız Yunanlılar yüzde 7,5 ile 20, Altın Şafak yüzde 7 ile 18, DİMAR yüzde 6 ile 17, KKE yüzde 4,5 ile 12 milletvekili çıkardı. Seçimlere katılım oranı yüzde 62 civarındaydı. Bir önceki seçimde yüzde 3 barajını aşamayarak meclise giremeyen parti ya da örgütler yüzde 19 oranında oy almışlarken, bu seçimlerde bu oran yüzde 9 oldu. Yunanistan Komünist Partisi oylarının yaklaşık yarısını kaybederek ciddi bir yenilgiye uğrarken, sol oylar büyük ölçüde Syriza’da toplandı.

Seçimlerin sonucunda belirgin biçimde sağ parti tabanlarından Yeni Demokrasi Partisine oy kaymaları oldu. Buna rağmen faşist parti Altın Şafak’ın oylarını koruyarak meclise girmesi dikkat çekicidir. Böylesi dönemlerde burjuvazinin el altında tuttuğu türden partilerden olan Altın Şafak ilerleyen günlerde sınıf mücadelesinin daha da keskinleşeceği öngörüsüyle burjuvalar tarafından diri tutulmuş ve meclise güçlendirilerek sokulmuştur.

Kutuplaşma sonucu oluşan bu durum seçim sonuçları itibariyle mevcut saldırı paketini hayata geçirmeyi savunan burjuva partilerin işine yaramış oldu ve tam da büyük sermaye çevrelerinin istediği gibi Yeni Demokrasi, PASOK ve DİMAR arasında bir koalisyon hükümeti kurulmasının olanağı doğdu.

Seçimin hemen ardından yaptığı konuşmada Yeni Demokrasi Partisi lideri Samaras, “artık ne kaybedecek zamanımız ne de küçük parti çıkarlarına hizmet etmek için oynanacak oyunlara tahammülümüz var. Ulusal kurtuluş hükümeti kalkınmayı getirecektir ve kötü günlerin geçmişte kaldığını tescil edecektir. Ülkenin atmış olduğu imzalara saygı duyacağız” diye konuştu. Nitekim onun tarafından hükümet kuruldu. Kabine Yeni Demokrasi Partisinden ve PASOK ile DİMAR’ın onay verdiği teknokratlardan oluştu ve göreve başladı. Ancak göreve başlar başlamaz Maliye Bakanı sağlık gerekçesiyle, Deniz Ticaret Bakanı da yasalara aykırı bir şekilde şirket ortağı olmasından ötürü istifa ettiler. Bu gelişmeler hükümetin “sağlıklı” bir temelde yükselmediğini gösteren işaretler olarak algılandı ve pek çok kesim yeni hükümete uzun bir ömür biçmedi.

Fransa seçimleri de işçilerin mevcut uygulamalara tepkilerini gösterdi

Fransa’da Sosyalistler cumhurbaşkanlığı seçimlerinden sonra milletvekili seçimlerinden de galip ayrıldı. 17 Haziranda yapılan genel seçimlerin ikinci turunun ardından Sosyalist Partinin başını çektiği Parlamenter Sol Cephe 577 sandalyeli Fransız meclisinde çoğunluğu elde edecek sayıda milletvekilliğini kazandı. Seçmenin sadece yüzde 56’sının oy kullandığı seçimlerde 577 milletvekilinin partilere göre dağılımı şöyle gerçekleşti: Sosyalist Parti 300, Avrupa Ekoloji-Yeşiller 18, Sol Cephe 13, Radikal Sol Parti 12, Yeni Merkez 14, UMP-Halk Hareketi Birliği 207, faşist Ulusal Cephe 2 milletvekili.

Böylece Sosyalist Parti diğer sol partilerin desteğine gereksinim duymaksızın parlamentoda salt çoğunluğa sahip olurken, Yeşiller de grup kurabilecek sayıya ulaştı. Sol Cephe’nin oylarının artmasına rağmen milletvekili sayısı düştü. Küçük sağ partiler politik sahneden neredeyse silinirken, 1988’den beri meclise giremeyen faşist Ulusal Cephe (FN) ise lideri Marine Le Pen seçilememesine rağmen yeni meclise 2 üye sokmayı başardı. Bu tabloya göre, yerel yönetimlerde ve senatoda da çoğunluğu elinde bulunduran Sosyalistlerin öngördükleri politikaları hayata geçirmek için elleri rahatlamış oldu.

Fransa’daki seçim sistemi de Yunanistan’daki “demokratik” sistem gibi, seçmen tercihlerinin doğrudan parlamentoya yansıması yerine burjuva “istikrarı” sağlayacak bir hükümetin oluşumunu gerçekleştirmeyi esas alıyor. Nitekim milletvekilliği seçimlerinin ilk turunda, oyların partiler arasındaki dağılımına bakıldığında, Sosyalist Parti ile Halk Hareketi Birliği’nin (Sarkozy’nin partisi) oylarının neredeyse birbirine eşit olduğunu görüyoruz. Yüzde 35’e yüzde 35. Ama iki turlu seçim ve çoğunluk sistemi küçük partilerin aleyhine işlerken, birinci gelen partinin oy oranının çok üstünde milletvekili kazanmasını sağlıyor. Bu sistem sonucu, Sosyalist Parti yüzde 35’lik oyla tüm yönetim organlarında çoğunluğu ele geçirdi.

Neticede François Hollande’ın seçim programında ortaya koyduğu 60 maddelik çözüm paketinde yer alan istihdam önerileri, Nicholas Sarkozy’nin büyük tepki toplayan emeklilik düzenlemelerinin geri alınması ve öğretmenlerin koşulları hakkındaki iyileştirmeler gibi işçi sınıfına yönelik vaatlerle Sosyalistler iktidara yerleşmiş oldular. Bunun yanı sıra seçimlerde diğer partilerin öne sürdüğü kemer sıkma politikalarının karşısına François Hollande’ın “büyüme stratejileri” ile çıkması da işçilerin Sosyalistleri desteklemesini sağladı. Elbette yerine getirilse bile bu sınırlı vaatler işçi sınıfının yaralarına merhem olmayacaktır. Hollande’ın “büyüme” politikalarının tutma şansı pek yoktur. Burjuva sol partiler kriz döneminde sınıfı oyalayacak politikalar için hazır ve nazırdırlar. Hollande’ın partisinin de içinde bulunulan koşullarda görevi ve rolü bundan ibarettir.

Bugün Avrupa’nın her yerinde işçi sınıfının kapitalizmin krizine karşı gösterdiği tepkilerin örneklerini gözlüyoruz. Daha geçen ay içerisinde İspanya madencilerin militan tepkilerine sahne oldu. Hükümetin madenlere yapılan sübvansiyonlarda yüzde 63 kesintiye gitme kararı alması üzerine süresiz grev kararı ilan edildi. Ardından da işçiler etkili eylemlere giriştiler. Madenciler iki hafta içinde 140 ayrı noktada yollara kömür dökerek, barikat kurarak bölgedeki ulaşımı önemli ölçüde aksattılar. Ayrıca eylemlerden demiryolu ulaşımı da etkilendi. Madenciler ile devlet güçleri arasında çatışmalar çıktı, polis işçilere acımasızca saldırdı. Ancak bu saldırılar işçileri yıldıramadı ve militan duruşu kıramadı.

İşçilerin işlerini kaybetmesine yol açacak kesintiyi ilan ederken bankalara 100 milyar avroluk kurtarma paketi hediye eden İspanyol hükümetin tutumu açıktır. İşçiler de artık bu türden uygulamalara tepkilerini daha radikal biçimde göstereceklerini ortaya koyuyorlar. Üstelik kaderlerinin ortak olduğunun bilincinde olan başka ülkelerdeki işçiler de derhal mücadele eden İspanyol işçilerin yanında olduklarını gösterdiler. İngiltere’deki maden işçileri sendikaları bir dayanışma komitesi oluşturup İspanya’daki madencilerin haklı mücadelesini sahiplendiklerini ilan ettiler.

Kapitalizmin tarihsel bir kriz döneminin içinden geçtiği artık herkesin malûmu. Çeşitli ülkelerde ortaya çıkan tablolar da bu dönemin şiddetli bir sınıf mücadelesi ile geçeceğinin işaretleri. İşçi sınıfı kapitalizmin kendisine ödetmek istediği bedellere karşı tepkisini her durumda ortaya koyuyor. Bu da işçi sınıfı mücadelesinde yeni bir yükselişin başladığını gösteriyor. Kapitalistler bu çaptaki kriz dönemlerini ancak büyük ölçekli rekabetlerini bir sonuca bağlayarak aşabilirler. Burjuvaların birbirlerine de girdikleri bu kriz dönemleri, kapitalizmin en kırılgan olduğu, burjuvazinin ideolojik hegemonyasının en çok zayıfladığı, siyasi yönetimlerinin de en istikrarsız oldukları süreçlerdir aynı zamanda. Bu nedenle, işçi sınıfının burjuva düzen partilerinin içyüzünü kavrayarak devrimci bir arayış içine gireceği yeni ve önemli bir dönem bizleri bekliyor.

Kaynak: 
Marksist Tutum dergisi, no: 88, Temmuz 2012