Navigation

Savaşta Kimler Ölüyor?

Geçtiğimiz günlerde MHP’li bir milletvekilinin sosyal medya hesabından Şemdinli’de görev yapan bir askere ettiği küfür sosyal paylaşım sitelerinde gündem oldu. Asker “nedense sizin çocuklarınız katılmıyor savaşa vekilim” demişti. Vekilse askere sosyal medyadan pervasızca saldırdı: “memleket evlatları boş yere ölecek diyen her kim varsa şerefsiz, vatan haini ve korkaktır. Amerikan uşağı alçaktır.”

Vekilin bu sözleri Vietnam savaşı ile ilgili okuduğum bir yazıyı aklıma getirdi. Yazı Amerikan halkının savaşa destek olması ve çocuklarını savaşa göndermesi için egemenlerin yürüttükleri propagandalarla ilgili. Savaşın ilk yıllarında yoksul işçi aileleri yürütülen propagandanın tesiriyle bu savaşa çocuklarını gönüllü gönderiyorlar. Krizin ve yoksulluğun pençesinde kıvranan işçi aileler, hiç değilse savaş devam ettiği sürece çocuklarının düzenli bir işi ve maaşı olacağına inanıyorlar. Dünyanın en büyük gücü sayılan Amerikan ordusunda askerlik yapan bu işçi çocukları Vietnam’ın haritada yerini bile bilmiyorlar, ABD işgaline karşı koyan Vietnamlıları bir avuç çapulcu ve terörist olarak görüyorlar. Son derece gelişmiş silahları olan ABD ordusunun karşısında kim durabilir diye düşünüyorlar. Savaşı yürüten egemenler, kısa sürede bu işi bitireceklerini söylüyor, gençlerin bir an önce orduya yazılmalarını, bu kutsal görevden kaçmamalarını istiyorlar. Başlarda törenler ve büyük kutlamalarla işçi-emekçi yoksul aileler çocuklarını savaş cephesine göndermenin “gururunu” yaşıyorlar.

Ancak Vietnam’da işler egemenlerin istediği gibi gitmiyor. Ağır kayıplar veriliyor, ölenlerin yerine cepheye sürekli yeni askerler isteniyor. Törenlerle, kutlamalarla giden askerlerin cenazeleri ailelerine sessiz sedasız teslim ediliyor. Bir süre sonra, ülkeyi yöneten egemenler askerliği gönüllü olmaktan çıkartıp yeni yasalarla zorunlu hale getiriyor. Ancak cepheden sakat olarak dönen askerler yaşadıklarını anlattıkça, savaşın gerçek yüzü bir kez daha ortaya çıkıyor, emekçi aileler çocukları için çok daha fazla endişelenmeye başlıyorlar.  Savaşa karşı ülke içinde protestolar başlıyor, işçi ve emekçi aileler “bu bizim savaşımız değil, bizim çocuklarımızın Vietnam’da ne işi var?” sorusunu sorar hale geliyor. Bu sefer savaş dönemlerinde adeta yalan makinesine dönen medya üzerinden daha fazla yalan haber yapılmaya başlanıyor. Sözde artık gönderilen askerler savaşmak için değil, oradaki Amerikan askerlerini korumaya gidiyor. Ancak cephede kayıplar daha da artıyor, ölen askerlerin ülkeye gönderilmesi ile egemenlerin yalanı bir kez daha ortaya çıkıyor. İşçi ailelerin durumu işte buydu. Çocuklarının ölüm haberini veya sakat olarak geleceği günü bekler olmuşlardı.

Peki ya savaşı isteyen egemenlerin, patronların ve siyasetçilerin çocukları ne yapıyorlardı? Savaş çığırtkanlığı yaptıkları bu dönemde, çocuklarını askere göndermemek için kırk takla atıyorlardı. Çocuklarını eğitim alıyorlar diye apar topar başka ülkelere göndermeye çalışıyorlardı. Savaşa göndermemek için çürük raporu alma yoluna başvuruyorlardı. Amerikalı patronlar sınıfının ve siyasetçilerinin çocuklarının en çok ruhsal ve fiziksel rahatsızlıklar yaşayıp bunu da resmi bir şekilde belgeledikleri dönem Vietnam savaşının yaşandığı yıllar olmuş ne hikmetse! Bir anda nasıl oluyorsa, zengin ailelerin, savaş borazanlığı yapan siyasetçilerin çocukları ruhsal ve fiziksel olumsuzluklardan dolayı çürük raporu alır olmuştu. Şu anda Amerikan devlet başkanı olan Trump da o yıllarda savaştan kaçmak için çürük raporu alan burjuva çocuklarından biriydi. Çok kısa sürecek denilen savaş 10 yıl sürdü. Vietnam savaşında 58 binden fazla Amerikan askeri öldü. On binlerce işçi-emekçi çocuğu sözde kutsal görev için gittiği savaştan fiziken ve ruhen sakatlanmış olarak geri döndü. Amerikan devleti savaştan geri dönen gazilerine de sahip çıkmadı, o yıllarda ülkede intiharlar arttı.

Bugün de Ortadoğu’da yürüyen kirli savaşta ölenler işçi çocukları. Savaşın devam etmesini isteyen siyasetçilerin, patronların, egemen sınıfın çocukları değil, yoksul işçi ve emekçilerin çocukları ölüyor. Egemenler işçi sınıfını milli duygularını kabartarak ölüme sürmekten geri durmuyorlar. Paylaşım savaşlarında zenginlerin çocukları cephelere sürülmüyor, hep işçinin, emekçinin çocuklarını “vatana” feda ediyorlar. Oğlu asker olan bir annenin “parası olana tezkere, parası olmayan askere” feryadı aslında savaşın gerçek yüzünün ne olduğunun ve yürütülen savaşta kimlerin öleceğinin cevabı niteliğinde.