Navigation

Müzik Kimin İçin?

TRT başta olmak üzere havuz medyasının eğlence programlarında bile “ülkem, vatanım, senin için canımı veririm, kanla kurduk bu vatanı, son kanımıza kadar savunacağız, teröriste bırakmayacağız” benzeri cümleler eşliğinde şarkılar söyleyen şarkıcılar revaçta.  Daha düne kadar kimsenin yüzüne bile bakmadığı, müzik bilgisi ve becerisi yetersiz adamlar şimdilerde bir sihirbazın şapkasından çıkan tavşan misali sahnelere fırlamış durumdalar. Peki, bunca “sanatçı”, “şarkıcı” düne kadar neredeydi? Neden çoğunun adları dahi anılmıyordu? Ve neden bugün, tam da bu sürecin ortasında bir anda hortladılar?

Elbette bunların hiçbiri ama hiçbiri ne tesadüf, ne talep! Bunlar Erdoğan’ın tek kişilik rejimine giden yolda faşist tırmanışın birer aracı. Dün “Benim Kürt kardeşlerim” diyen iktidar, bugün Kürt illerini kelimenin tam anlamıyla taş üstünde taş, baş üstünde baş kalmayacak şekilde bombardımana tutuyor. Tüm bu katliamların ve insanlık dışı uygulamaların kitleler tarafından sorgulanmaması, desteklenmesi için müzik de bir propaganda aracı olarak kullanıyor. Bugün AKP’nin politikalarını eleştirebilen televizyon kanalı neredeyse kalmadı. Nereyi açarsanız açın “Vatan, Millet, Sakarya” söylemleri dillerden düşmemekte. “Vatan elden gidiyor” propagandasıyla milliyetçilik tırmandırılıyor ve şovenist bir ruh hali ve psikoloji ile kitleler bu haksız savaşın içine çekiliyor.

Bu savaşta ölen Kürtler zaten “terörist” addediliyor. Aslında, savaşta ölen kolluk güçleri de egemenlerin umurlarında değil. Her gün insanlar üçer beşer ölürken, havuz medyası, çok sayıda ölümün olduğu günlerde bile  eğlence programları tertipleyip, sözde sanatçılarla Türk ve Kürt halkı arasındaki düşmanlığı arttırmaya çalışıyor. Çünkü burjuvazi çok iyi biliyor ki kitlelerin bilinç yıkama, bulandırma operasyonunu yürütmek boşluk tanımaz. Bu yüzden onların nezdinde ne yas tutmaya, ne de hüzne yer var. Faşist tırmanış tam gaz devam etmeli ve destekçileri gün geçtikçe artmalıdır!

Müzik, insanlık tarihi boyunca birçok filozof, bilim insanı tarafından farklı biçimlerde yorumlanmış. Hep bir “müzik nereden gelmektedir?” sorusu olmuştur aklımda. Araştırdığım ve de öğrendiğim kadarıyla bu konu hakkında en yaygın kanı şu: Doğadaki sesler insanlar tarafından taklit edilmiştir. Peki, önemli olan müziğin tarihi mi? Elbette değil. Asıl önemli olan bugün bizlerin yaşadığı dünyada çoğunlukla neye ve kime hizmet ettiğidir. Aslında sınıflı toplumların var oluşuyla birlikte her aygıt gibi müzik de egemenlerin çıkar çatışmalarından payını almış. Yıllar boyunca sürüp giden “sanat, sanat için midir yoksa halk için midir?” tartışmasına bundan bağımsız yanıt aramak, laf olsun diye konuşmaktan başka bir anlama gelmez.  Bugün kapitalizmde nasıl iki temel sınıfın varlığından (işçi sınıfı ve burjuvazi) bahsediyorsak işte burada da bunu göz önünde bulundurmalıyız. Elbette müzik evrenseldir, ama egemenlerin elinde bu içeriğini kaybetmekte ve sömürü düzeninin aracı haline gelmektedir. Eğer işçi sınıfı mücadelesi yeterince güçlü ve örgütlü değilse müzik de burjuvazinin tekelinde demektir. İşçi sınıfı örgütsüz olduğu için özgürlük şarkıları, mücadele türküleri daha az duyuluyor. Her ne kadar geçmişte olduğu gibi günümüzde de protest, progressive ve başkaldırı müzikleri ve grupları varlığını sürdürse de maalesef devede kulak diyebileceğimiz şekilde kalmaktadır.

Faşizm tehdidinin somutlandığı günlerde müzik daha fazla burjuvazinin tekeline girer. Şu anda böylesi bir dönemden geçiyoruz. Bu faşist yükselişe dur diyebilecek bir tek güç var o da örgütlü işçi sınıfıdır. İşte bu nedenle de işçi sınıfının örgütlülüğünü büyütmek için çalışmalıyız. Mücadele arttıkça müzik de burjuvazinin prangalarından kurtulacak, özgürlük ve devrim şarkıları daha fazla duyulacaktır.