Navigation

Kapitalizmin Adaleti

Nisan ayının ortalarındaki bir gazete haberine göre, dünya nüfusunun %5’ini barındıran ve kişi başına geliri en yüksek 7 ülkenin toplam dünya gelirlerinden aldığı pay %29’dan %31,8’e çıkmış. Haberin devamında ise şu satırlar dikkat çekiyor:

... Kişi başına düşen gelire göre dünya nüfusunun en zengin yüzde 10'unu temsil eden ülkelerle, en yoksul yüzde 10 nüfusu barındıran ülkeler arasındaki kişi başına düşen gelir farkı 139 kata kadar çıktı. Dünya nüfusunun yüzde 5'ini barındıran kişi başına düşen geliri en yüksek ülkelerin toplam dünya gelirlerinden aldığı pay yüzde 31.8'e kadar yükselirken en yoksul yüzde 5'in payı binde 1'e indi.

... [en yoksul] ülkelerin ortalama kişi başına geliri 12 yılda sadece 1 dolar artarak 173 dolardan 174 dolara yükseldi.

... Kişi başına geliri en yüksek yüzde 5'lik grupla, en düşük yüzde 5'lik grup arasındaki ortalama gelir farkı 145 kattan 233 kata çıktı. Dünyanın kişi başına geliri en yüksek ülkesiyle en düşük ülkesi arasında 1992 yılında 571 kat olan fark 2004 yılında 747 kata kadar yükseldi.

Burada ilk olarak şunu söylemek gerekir ki, yukarıdaki tablo kapitalizmin olmazsa olmazıdır. Kapitalizm ancak yukarıdaki tabloyu var ederek yaşamını idame ettirir. Sömürdüğü insanları ancak aç, açık ve yoksul kılarak işlerini kotarır.

İkinci olarak burjuva iktisatçıların, kapitalizmin insanlık dışı tablosunu biraz olsun kapatabilmek ve toplumu uyutmak için buldukları “kişi başına gelir” saçmalığına değinmek gerekir. Kişi başına düşen gelir demek, o sınırlar içine hapsedilmiş insanların hepsinin, sanki aynı gelirle yaşıyormuş görüntüsünün verilmesi için bulunmuş, bir burjuva iktisat terimidir. Bu terim çok sihirli ve çok kafa bulandırıcıdır. Burjuvazi kendi sermaye birikiminin artmasını, işçi sınıfına ve emekçi kitlelere, sanki onlar zenginleşiyormuş gibi göstererek, işçi sınıfını “ulusal çıkarlar” temelinde uyutmaya çalışır.

Küreselleşme = ?

Aynı haberde şu satırlar küreselleşmenin getirdiği sonuçları da ortaya koyuyor:

Azgelişmiş ve gelişmekte olan ülkeleri sermayenin dolaşımını serbest bırakmaya, ithal mallara karşı kendi ekonomilerini korumak için uyguladıkları koruma oranlarını düşürmeye yönelik baskılarla gündeme gelen küreselleşmeden sonra, zengin ülkeler yoksul ülkelerle aralarındaki farkı önemli ölçüde büyüttüler.

...Küreselleşmenin damgasını vurduğu son 12 yıla bakıldığında dünya genelinde kişi başına düşen ortalama gelir yüzde 43.9 büyüyerek 4 bin 496 dolardan 6 bin 470 dolara çıktı. Söz konusu dönemde kişi başına gelir açısından nüfusun yüzde 5'inin yaşadığı en zengin ülkelerde ise kişi başına gelir yüzde 62.2 artarak 40.5 bin doları buldu.

Bu satırlar tam da burjuvazinin topluma göstermedikleri, madalyonun diğer yüzüdür. Kelimenin burjuva anlamında küreselleşme, burjuvazinin uluslararası çıkarlarını temsil eder.

Dünya halkları gelişen teknoloji ile beraber artık tek bir uygarlık olma eğilimindedir. Bu durum tarihsel olarak kaçınılmaz ve o derecede de olumlu bir gelişmedir. Kim dünya halklarının kaynaşmasının kötü bir şey olduğunu söyleyebilir ki? Küreselleşme, kapitalist gelişimin tarihsel bir zorunluluğu ve insanlık için önemli bir gerçekliktir. İşte burada asıl görülmesi gereken nokta küreselleşmenin hangi zemin üzerinde yükseldiğidir. Hepimizin bildiği gibi küreselleşme olgusu şu anda kapitalist üretim ilişkileri temelinde yükseliyor. Bu böyle devam ettikçe, yaşadığımız gezegende, yukarıda aktarılan durumdan farklı bir durum görülmeyecektir. Birileri yine kâr üstüne kâr koyarken, diğer tarafta açlık ve sefalet kol gezecek.

Tam da bu noktada şu da unutulmamalıdır ki, kapitalizm insanlığın önüne diktiği ulusal sınırları var etmeye de devam ediyor. Kapitalizm insanlığa, doğaya ve akla aykırı, mantıksız bir sistemdir.

Kapitalist küreselleşme, mali sermayenin uluslararası çıkarlarına hizmet eden bir olgu olarak, emperyalizmin ta kendisidir. Yani küreselleşme=emperyalizmdir.

Biz Marksistler, kapitalist gelişmenin geldiği düzeyi ifade etmesi anlamında küreselleşmenin insanlığın geleceği açısından barındırdığı nesnel potansiyeli göz ardı edemeyiz. Ancak küreselleşmeyi, bir burjuva ideolojisi olan globalizmle de bir tutamayız. Küreselleşmenin barındırdığı potansiyeli sosyalizm yolunda daha çabuk hayata geçirmek istiyorsak, daha iyi örgütlenmeli, daha çok okumalı ve bu doğrultuda daha çok çalışıp mücadele etmeliyiz. Düşünce tembelliğinden kurtulup, genç ve dinamik insanlar olarak, üzerimizdeki ‘80 sonrası ölü toprağını atıp, çok daha fazla devrimci ter akıtmalıyız.