

İnsanların en temel ihtiyaçlarından biri olan “beslenme”, kapitalist sistemde adeta yanına “sorun, kriz” gibi kelimeler yazılmadan ele alınamayacak hale gelmiş durumda. Ulaşılan teknolojik gelişme sayesinde insanlık açlık, sağlıklı ve dengeli beslenememe gibi sorunları rahatlıkla ortadan kaldırılabilecekken, kapitalizmin daha fazla kâr hırsı nedeniyle her gün milyonlarca insan açlık girdabına sürükleniyor. Her gün yüz binlerce insan yeterli beslenemediği için çeşitli hastalıklara yakalanıyor, yaşamdan kopuyor. Kapitalistlerin insan sağlığını hiçe saymasının bedelini emekçiler yaşamlarıyla ödemek zorunda kalıyor.
İnsanlar yoksullaştıkça ve satın alma güçleri düştükçe, bıraktık sağlıklı beslenmeyi, aç midenin gurultusunu kesmek için pazarda, manavda, markette ekonomik güçleri neye yetiyorsa onu almak ve tüketmek zorunda kalıyorlar. Alınan gıda ürününün kendilerinin ve ailelerinin sağlığını nasıl etkileyeceğinden ziyade aç kalmamak telaşıyla hareket ediyorlar. Oysa sağlıklı beslenmek, sağlıklı gıdaya ulaşmak herkesin hakkı değil mi? Tükettiğimiz gıdalar gerçekten ne kadar güvenilir ve sağlıklı? Siyasi iktidar gıda güvenirliliği konusunda bizlere ne kadar güven veriyor?
Son dönemlerde basında çıkan bazı haberler ister istemez gıda güvenirliliği açısından endişeleri arttırıyor. “Avrupa ülkelerinin kabul etmediği gıdaları bizler mi tüketiyoruz?” sorularına neden oluyor. Tarım ve Orman Bakanlığı yüzlerce markanın ürünlerinin taklit ve tağşiş nedeniyle insan sağlığını tehdit ettiğini belirterek yasaklar listesi açıkladı. Keza Avrupa Birliği ülkelerine ihraç edilen tarım ürünlerinin pestisit (tarım ilaçları) ve küf nedeniyle iade edildiği bilgileri sürekli basına yansıyor. Bu ürünler kapitalistler tarafından imha edilmeyeceğine göre iç piyasaya mı sürülüyor, kimler bu ürünleri tüketiyor? Ya da Tarım ve Orman Bakanlığı bu ürünlerin imha edildiği açıklamalarıyla içimizi rahatlatmaya çalışacağına neden gıda üretim süreçlerini denetlemiyor? Kriterleri neden insan sağlığına göre değil şirketlerin çıkarlarına göre belirliyor?
Meyve, sebze gibi bitkileri zararlı böceklerden, yabani otlardan ve diğer hastalıklardan korumak için kullanılan tarımsal zehirlerin yoğun ve kontrolsüz kullanımının çevre ve insan sağlığı üzerinde ciddi olumsuz etkileri olduğu biliniyor. Doğrudan temas veya solunum yoluyla vücuda giren pestisitler zehirlenmelere neden olurken, uzun süre pestisit maruziyetinin kansere, sinir sistemi bozukluklarına ve üreme problemlerinin artmasına neden olduğu ifade ediliyor. Toprağa ve yeraltı sularına karışan pestisitler çevrenin kirlenmesine, biyolojik çeşitliliğin azalmasına da neden oluyor.
Yurtdışına satılan ürünler analize tabi tutuluyor. İhraç edilmek istenen tonlarca ürün sınır kapılarından pestisit ya da küf nedeniyle geri gönderiliyor. Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı konuyla ilgili şöyle diyor: “Herhangi bir şekilde yurtdışından geri dönen ürünlerin hepsi de pestisit sebebiyle geri dönmez, aynı zamanda bu aflatoksin dediğimiz benzeri bazı kendinden sonradan oluşan küflenme nedeniyle dönenler de olabiliyor, bunların oranı yarı yarıya neredeyse. Türkiye’nin ihraç ettiği ancak geri dönen ürün oranı maksimum binde 1 ile binde 2 arasında. Gerekçesi ne olursa olsun geri dönen hiçbir ürünün biz içeride satışına izin vermiyoruz, imha ediyoruz. Standartlarda, analizlerde tam uyum halinde olduğumuz AB’nin tüketmediği herhangi bir şeyin Türkiye’de tüketilmesine izin vermiyoruz.” Peki, gerçekten öyle mi?
Konunun uzmanları ise geri gönderilen ürünlerle ilgili başka açıklamalar yapıyorlar. Yaş meyve ve sebzelerin dayanıklı olmadıkları için ya imha edildiğini ya da biyoyakıt olarak kullanıldığını, ticari değeri yüksek olan Antep fıstığı, fındık, kuru kayısı, kuru incir gibi ürünlerinse imha edilmediğini, alfatoksinli (küflü) olanların ayıklandığını ve Türkiye’de satışa sunulduğunu ya da ezme yapılıp farklı ülkelere ihraç edildiğini anlatıyorlar. Nitekim insanların çoğunluğu geri gönderilen ürünlerin imha edilmediğine ve ülke içinde pazara sürülüp tüketildiğine inanıyor. Bakanlığın yaptığı açıklamalara güvenmiyor. Çünkü siyasi iktidarın pek çok konuda yalan ve çarpıtmalara başvurduğunu biliyor.
İnsana, doğaya, hayvana, toprağa, suya değer vermeyen kapitalist sistem var oldukça sağlıklı ve güvenilir gıda olamaz. Peki, bu durumda çözüm hepimizin pestisit analizi yapması mı? Gıda tüketmemesi mi? Organik gıda adı altında piyasaya sürülen ama ne kadar “organik” olduğu da bilinmeyen aşırı pahalı gıdalara güç yettirmeye çalışmak mı? İnsanların sağlıklı gıda talebinin duyulmasını, üretimin her aşamasında gerekli denetimlerin yapılmasını, nitelikli gıda mühendisleri ve ziraat mühendisleri yetiştirilmesini, meslek örgütleriyle birlikte bu alanda istihdam edilecek kadrolarla kontrolsüz pestisit kullanılmasının önüne geçilmesini, toprağın, doğanın kirletilip talan edilmesinin engellenmesini, ürünlerin sofraya nasıl ulaştığının bilinmesini istiyorsak bunun için örgütlenmeli, örgütlü mücadele edilmelidir.

link: İstanbul/Hadımköy’den MT okuru bir işçi, Gıdalardaki Görünmeyen Zehirler, 27 Şubat 2025, https://marksist.net/node/8453
Sırbistan’da Başbakan Devrildi, Sırada Ne Var?