Navigation

Metal İşçileriyle Omuz Omuza Mücadeleyi Büyütelim!

Metal grevinin, 1980 faşist darbesinden bu yana böylesine kitlesel bir grev deneyimi yaşamamış olan metal işçileri için önemi ve anlamı büyüktür. Burjuvazi bunu gayet iyi bildiğinden, işçilerin coşkusu ve kararlılığı karşısında siyasi temsilcilerini harekete geçirerek grevi fiilen yasaklamıştır. Yapılması gereken şey açıktır: “Grev” diyerek daha ilk günden MESS cephesinde büyük bir gedik açan metal işçilerinin, AKP hükümetinin bu saldırısını aynı kararlılıkla geri püskürtmeleri ve metal patronlarına ve sermaye hükümetine gereken dersi vermeleri!

DİSK’e bağlı Birleşik Metal-İş sendikasında (BMİS) örgütlü olan binlerce metal işçisi 29 Ocakta greve çıktı. MESS’in dayatmalarına boyun eğmeyeceğiz diye haykıran binlerce metal işçisi, Gebze’den Mersin’e onlarca işyerinde grev kararı aldı ve bu işyerlerinin bir bölümünde 29 Ocakta greve çıkıldı. MESS üyesi patronların bir bölümü, Alstom, Schneider, Dostel, Bekaert gibi örneklerde de görüldüğü üzere, zoru görünce MESS’ten ayrılarak BMİS ile bağımsız sözleşme imzalama yolunu seçti ve MESS’in dayattığı sözleşme maddelerinden geri adım atarak grevden kurtuldu. Bir grup fabrikada ise grev 19 Şubatta başlayacaktı. Ne var ki işçi düşmanı AKP hükümeti, daha ikinci gününde Bakanlar Kurulu kararıyla grevi 60 gün ertelediğini açıkladı. Bahane daha önce havayolu işçilerinin ve cam işçilerinin grevinde ileri sürülenle aynı: Grevin “milli güvenliği bozucu nitelikte” görülmesi! Burjuvazinin “milli güvenlik”ten kastının ne olduğunu bundan daha çarpıcı hiçbir şey anlatamaz aslında: Sermayenin güvenliği!

Patronların baskısı karşısında gün sektirmeden harekete geçen AKP hükümetinin bu adımı aslında bekleniyordu. Nitekim bazı patron örgütleri geçtiğimiz hafta grevin yasaklanması gerektiğini dillendirmeye başlamışlar ve işçiler tarafından protesto edilmişlerdi. Ancak metal patronları bir süre bekle-gör politikası izlediler. MESS önce fabrikalarda toplu sözleşme kapsamı dışında bıraktığı çalışanların sayısının fazlalığına güvenerek işçilere grev oylamasını dayattı. Ne var ki MESS’in hesapları tutmadı ve gerçekleştirilen grev oylamalarında patronlar en güvendikleri fabrikalarda bile hezimete uğradılar. Bazı fabrikalarda sendika üyesi olmayan işçiler dahi grevden yana oy kullanarak patronların yüzüne kuvvetli bir şamar indirdiler. Düşük ücretlere ve özellikle de üç yıllık toplu sözleşme dayatmasına karşı çıkan 15 bini aşkın metal işçisi büyük bir coşkuyla “grev” dedi. Birleşik Metal-İş üyesi işçilerin kararlılıkla başlattıkları grev, Türk-İş’e bağlı Türk Metal’in ve Hak-İş’e bağlı Çelik-İş’in MESS’le imzaladıkları ihanet sözleşmeleri karşısında öfkeleri halen dinmemiş olan on binlerce metal işçisinin de içine su serpmişti. Burjuvazi her alanda yoğun bir saldırıyı hayata geçirirken, işçi sınıfının lokomotifi olan metal işçilerinin grevi sadece bu sektördeki değil tüm sektörlerdeki işçiler için büyük bir önem taşıyordu.

Bu grevin, 1980 faşist darbesinden bu yana böylesine kitlesel bir grev deneyimi yaşamamış olan metal işçileri için önemi ve anlamı büyüktür. Burjuvazi bunu gayet iyi bildiğinden, işçilerin coşkusu ve kararlılığı karşısında siyasi temsilcilerini harekete geçirerek grevi fiilen yasaklamıştır. İşçilerin bu yasağa tepkisi büyüktür. Yapılması gereken şey açıktır: “Grev” diyerek daha ilk günden MESS cephesinde büyük bir gedik açan metal işçilerinin, AKP hükümetinin bu saldırısını aynı kararlılıkla geri püskürtmeleri ve metal patronlarına ve sermaye hükümetine gereken dersi vermeleri!

Sınıf devrimcileri olarak, kavgaları kavgamızdır diyerek, mücadeleci metal işçilerinin yanındayız. Şimdi safları daha da sıklaştırma ve kavgayı büyütme zamanıdır.

Kahrolsun işçi düşmanı AKP hükümeti, kahrolsun MESS!

Yaşasın Metal İşçilerinin Onurlu Mücadelesi!

Yaşasın Sınıf Dayanışması!