Navigation

Fransa Emeklilik Saldırısına Karşı Genel Grevde

Fransa’da Macron hükümetinin “Emeklilik Reformu” adı altındaki yeni saldırı planını yasalaştırmak üzere harekete geçmesi yüz binlerce işçiyi sokağa dökmüş durumda. 5 Aralıktan bu yana, 250’den fazla sendika ve meslek örgütünün katılımıyla gerçekleştirilen genel greve Sarı Yelekliler de dahil tüm emekçi kesimler destek veriyor. 5 Aralıkta, ülkenin dört bir yanında 1 milyondan fazla işçinin protesto gösterileri eşliğinde başlayan grev, takip eden günlerde de benzer kitlesellikteki eylemlerle devam etti. Halen süren greve ve protesto gösterilerine ulaşım işçileri, öğretmenler, öğrenciler, sağlıkçılar, itfaiyeciler, liman işçileri, petrol işçileri büyük bir katılım gösteriyorlar. Macron hükümetinin kamu çalışanlarını “ayrıcalıklı” olmakla suçlayarak greve desteği azaltmaya çalışmasına rağmen, Fransa, 2010’dan bu yana görülen en kitlesel eylemlere tanık oluyor.

2010 yılında emeklilik yaşını arttıran saldırı yasasına karşı gerçekleştirilen grev ve protesto gösterileri, 1995’te Alain Juppe hükümetinin getirdiği saldırı paketine karşı yürütülen eylemlerin kitleselliğine ulaşmıştı. Bugün de benzer bir durum yaşanıyor. Grevin başladığı 5 Aralıkta kamu taşımacılığı durma noktasına geldi. Metro, tren ve otobüs seferleri çok büyük ölçüde dururken, hava trafik kontrolörlerinin greve gitmesiyle havayollarında da iç seferlerin ve kısa mesafe dış seferlerin üçte biri iptal edildi. Greve katılım eğitim ve sağlık sektöründe de yoğun oldu. İlk ve orta dereceli okulların %70’inde eğitim yapılmadı. Sağlık çalışanları acil servisler dışında çalışmadı. Özel sektörde ise en geniş katılım petrol sektöründe görüldü. Rafinerilerin çok büyük bir bölümünde işçiler iş bıraktı, depolara ulaşımı engellemek için yollara barikatlar kuruldu.

Macron hükümeti katılımın en yoğun olduğu eğitim ve ulaşım sektöründeki işçileri ücret artışı ya da yeni emeklilik sistemine kademeli geçiş gibi sözlerle grevden alıkoymaya çalışsa da bunda başarılı olamadı. Grev kararı alındığında polislerin de greve katılacağı açıklanmıştı. Ancak hükümet yeni yasadaki yaş arttırımının askerlerin yanı sıra onları da kapsamayacağını açıklayarak polisleri greve gitmekten vazgeçirdi. Bunun da ötesinde, binlerce polisi seferber ederek gösterilerin kitleselleşmesini engellemeye çalıştı. Polisin gazlı saldırısı yüzünden pek çok gösterici yaralanırken yüzlerce kişi gözaltına alındı. Ne var ki bu durum işçilerin öfkesini daha da arttırdı ve grevin amacına ulaşana dek devam etmesi yönündeki taban basıncını arttırdı.

5 Aralıkta başlayan genel grev, Sarı Yeleklilerin halen tam olarak söndürülemeyen isyan ateşine de oksijen pompalamış oldu. Geçtiğimiz yıl bu vakitler, akaryakıt zamlarını ve asgari ücret ile emekli maaşlarına yönelik saldırı planını engellemek için sarı yelekleriyle sokağa dökülen yüz binlerce emekçi, bu hususlarda Macron’a geri adım attırmayı başarmalarına rağmen, eylemlerini daha ileri taleplerle aylar boyunca devam ettirmişti. Macron hükümetinin kriminalize etme çabaları ve polis terörü Sarı Yeleklileri yıldıramasa da, hareket örgütsüzlük koşullarında sönümlenip etkisini yitirir hale gelmişti. Bunda, söz konusu harekete hiçbir destek sunmadıkları gibi köstek de olan sendika bürokrasisinin büyük bir rolü vardı. Sözde sosyalist CGT yönetimi de dahil bu bürokratlar, onyıllardır izledikleri sınıf işbirlikçi çizgiyi burada çok daha açık bir şekilde gösterirken, bugün de aynı tutumu sergiliyorlar. Aylardır “Ekonomik Sosyal Konsey”de sermaye temsilcileri ve hükümetle bu yasayı “müzakere edip” havanda su döven işçi konfederasyonlarının temsilcileri, hükümet harekete geçince “genel grev” kararı alsalar da, işçilerin tepkilerini sisteme zarar vermeden sönümlendirmek için ellerinden geleni yapıyorlar. Sendika bürokratları, tıpkı Sarı Yelekliler hareketinde olduğu gibi, inisiyatifin kendi ellerinden çıkmasını engellemeye çalışıyorlar. Taban inisiyatifinin boğulmaya çalışılması da, “süresiz genel grev” denmesine rağmen grevin kesintili ve kısmi bir şekilde uygulanıp, mümkün olduğunca kamu çalışanlarıyla sınırlı tutulmak istenmesi de bu anlayışın uzantısıdır.

Ne var ki işçi ve emekçilerin son yıllarda her biri öncekinden daha güçlü patlamalar şeklinde kendini dışa vuran tepkileri, Sarı Yelekliler örneğinde görüldüğü gibi, sendika bürokrasisi bariyerini de ezip geçmektedir. Sendikalar kamuyla sınırlı kalan ve bir gün eylemlere hapsedilen “gaz alma” grevlerinin ötesine geçmezken ve bu yüzden de saldırıları engelleyemezken, Sarı Yeleklilerin Macron hükümetine iki hafta gibi kısa bir sürede geri adım attırmayı başarması, işçi ve emekçi kitlelerin ruh halinde önemli bir değişim yaratmıştır. Saldırılara dur demek için ayağa kalkmanın önemini gösteren Sarı Yelekliler hareketi, işçi sınıfının sanayi merkezli ve sendikalı kesimlerini de eyleme sevk edici bir rol oynamıştır.

İşçi sınıfının büyüyen tepkisi, onyıllardır izlenen sınıf işbirlikçi çizgi sonucunda bu noktaya gelen neoliberal saldırıların yarattığı birikimin sonucudur. Sokağa dökülen milyonlarca işçi, öğrenci, sadece emeklilik yasasına değil haklarının birer birer gasp edilmesine, tüm hayat güvencelerinin ellerinden alınmasına, sefalete sürüklemelerine tepki göstermektedir. Kapitalizm gençleri de emeklileri de güvenceli bir yaşamdan mahrum etmektedir. Gençler iş bulamazken anaları, babaları 70 yaşına kadar çalışmak zorunda bırakılmakta, iş bulanlar ve emekli olanlarsa asgari ücretle asgari yaşamın ötesine geçememektedir.

Sermaye hükümetleri 1980’lerden bu yana emeğe yönelik azgın bir saldırı programı izlemektedirler. Küresel ölçekte uygulamaya sokulan bu saldırılarla burjuvazi ihya edilirken emekçi kitleler giderek daha da yoksullaşmışlar, daha kötü çalışma ve yaşam koşullarına mahkûm edilmişlerdir. Emeklilik sistemine yönelik saldırılarsa uzun yıllardır bu saldırı politikalarının ilk maddeleri arasında yer almaktadır. Birbiri ardına getirilen yasal düzenlemelerle emeklilik yaşı 70’e doğru çekilmiştir. Bunun yanı sıra emeklilik sistemi pek çok ülkede özelleştirilmiş ve bu sayede burjuvaziye kullanabileceği devasa bir fon sağlanmıştır. Fakat Fransa bu saldırılara en fazla direncin gösterildiği ülkelerden biri olmuştur. 1995’te Alain Juppe hükümetinin emeklilik koşullarını ağırlaştıran bir yasa getirmesi üzerine Fransız işçiler üç hafta boyunca kararlı bir direniş sergilemişler ve bu saldırıyı geri püskürtmeyi başarmışlardı. Benzer bir saldırı 2010 yılında da gerçekleştirilmiş ama hükümet aynı dirençle karşı karşıya kalmıştı. Aslında Türkiye’de de işçiler bunlara yakın tarihlerde (1999 ve 2006) benzer bir saldırıya uğramışlardı. Ne var ki yeterli büyüklükte bir tepki koyulamadığı için burjuvazi fazla zorlanmadan amacına ulaşabilmişti. Prim gün sayıları dolduğu halde emeklilikte yaşa takılan işçiler ancak şimdilerde durumun vahametinin farkına varıp mücadeleye girişmeye başlıyorlar. Oysa Fransa’da milyonlarca işçi ayağa kalkarak bu saldırıları sınırlandırmayı başarmışlardır. Bu yüzden, örneğin Türkiye’de emeklilik yaşı 65’e yükselmişken, Fransa’da şimdiye kadar 62’yi geçememiştir.

Bugün Macron hükümeti getirmek istediği yasayla işte bu sınırı aşmak istemektedir. Şubatta parlamentoya sunulması hesaplanan planda emeklilik yaşı 64’e çıkarılırken, çalışılan gün başına “puan” sistemiyle de emekli maaşlarının düşürülmesi amaçlanmaktadır. Öte yandan “çok parçalı emeklilik sistemini tek bir sistem altında toplama” adına, çalışanların özel sandıklarını ortadan kaldırıp özel emeklilik sisteminin yolunu açmak da bu planın temel hedeflerinden biridir.

Kapitalizmin neoliberal politikalarla krizine çare bulmaya çalıştığı son onyıllar şu gerçeği çıplak bir şekilde ortaya koymaktadır: emekçi kitleler açısından sağıyla soluyla burjuva hükümetlerin değişmesi temel sorunları çözmemektedir, değiştirilmesi gereken bir bütün olarak sistemdir ki bunun da tek yolu devrimden geçmektedir!