Navigation

Bakırköy Özgürlük Meydanından “Barış!” Sesi Yükseldi

Emperyalist savaşın tüm şiddetiyle devam ettiği, baskıların ve yasakların alabildiğine arttığı, demokratik hak ve özgürlüklerin yok edildiği bir dönemde 1 Eylül Dünya Barış Günü vesilesiyle bir miting gerçekleştirildi. İstanbul Emek ve Demokrasi Koordinasyonunun 10 Eylülde, Bakırköy Özgürlük Meydanında, “Barış, Özgürlük, Adalet, OHAL’e Hayır, KHK’lar İptal Edilsin” şiarıyla gerçekleştirdiği mitingde binlerce insan bu talepleri haykırdı. Mitinge siyasi partilerin, çeşitli demokratik kitle örgütlerinin yanı sıra bazı HDP milletvekillerinin bir kısmı da katıldı.

Bakırköy Dikilitaş’ta başlayıp Özgürlük Meydanına kadar devam eden yürüyüş boyunca “Karanlığa Teslim Olmayacağız”, “Faşizme Karşı Omuz Omuza”, “OHAL’e Hayır, Vekillere Özgürlük”, “Kapitalistler İçin Dökecek Kanımız Yok”, “Yaşasın İşçilerin Birliği, Halkların Kardeşliği”, “Kurtuluş Yok Tek Başına Ya Hep Beraber Ya Hiçbirimiz”, “Emperyalist Savaşlara Hayır!” sloganları yükseldi. “Emeğime Sahip Çıkıyorum Darbeye Direniyorum”, “Barışa Sahip Çıkıyorum Darbeye Direniyorum”, “OHAL Kaldırılsın”, “Hasankeyf’e Dokunma”, “Siyasi Tutsaklara Özgürlük”, “Tekçiliğe de Tek Tipe de Hayır”, “Hakikat Tecrit Edilemez”, “Nuriye ve Semih’e Adalet”, “Herkes İçin Adalet” dövizleri taşındı.

Mücadelede yitirilenler için saygı duruşuyla başlayan program Grup Munzur’un sahne almasıyla devam etti. Müzik grubunun ardından ortak metin Türkçe ve Kürtçe olarak okundu. “Savaş faturalarını ödemeyeceğiz” vurgusunun yapıldığı açıklamada, Ortadoğu’da yaşanan savaşın getirdiği acılara ve savaş alanının giderek genişlediğine dikkat çekildi. Savaşın sadece Türkiye’nin sınırları dışında yaşanan bir olgu olmadığının vurgulandığı açıklamada şöyle denildi: “Halkın büyük bir kesiminin bitsin istediği bir savaş müzakere masaları devrilerek alevlendirildi. Bunun bedeli de yüzlerce insanın ölümü, seçilmiş milletvekillerinin ve siyasetçilerin tutuklanması, Kürtlerin belediye başkanlarının görevden alınarak kayyum atanması oldu. Ülkenin bir yerinde savaş sürerken diğer bölgelerde yaşayanların barış içinde yaşaması mümkün değildir. Çünkü savaş bir ülkenin bütünü üzerinde kontrol sağlamak; işçileri, emekçileri, bu ülkede yaşayan her dinden, milliyetten insanları, kadınları ve çocukları itaatkâr yurttaşlar yapmak için elverişli bir zemin yaratır.” Hükümetin bu zemini kullanıp baskıcı ve hukuksuz uygulamalara başvurduğu dile getirildi. Açıklama şu sözlerle sonlandırıldı:

“Kalıcılaştırılmaya çalışılan OHAL, hukukun bertaraf edilmesi, ülkenin kaderinin bir tek kişinin ağzından çıkacak söze bağlı kalması, her türlü itirazın baskıyla sindirilmesi demek. Ancak bizler buna izin vermeyeceğiz: OHAL ve KHK’larla yönetilmek istemiyoruz. Düşmanlaştırma politikalarına, icat edilen düşmanlar sayesinde şovenizmin kışkırtılmasına sessiz kalmayacağız. Anaokullarından başlayarak savaş oyunlarında şehit olmaya veya şehidin arkasından gözyaşı dökmeye alıştırılan çocuklarımızı böyle bir sunağa kurban etmeyeceğiz. Onların kindar bir nesil haline gelmesine izin vermeyeceğiz. Düşmanlarla çevrili bir ülkede değil içeride ve dışarıda barış ve huzur içinde yaşamak, özgür bir ülke inşa etmek için mücadele etmeye devam edeceğiz. Bu ülkenin emekçileri, halkları, kadınları ve gençleri olarak hiçbir faturayı can pahasına ödemeyeceğiz. Yaşasın 1 Eylül Dünya Barış Günü!”

Ortak açıklamanın ardından, “barış akademisyenleri” adına KHK’yla ihraç edilen akademisyen Özgür Müftüoğlu söz aldı. Müftüoğlu, Türkiye’de uygulanan OHAL’in rejim değişikliğinin bir aracı olarak kullanıldığını belirtti. “OHAL’e dayanılarak özgür basın susturuluyor Gazeteciler işsiz bırakılıyor, tutuklanıyor. Üniversitede iktidara karşı tüm seslerin kesilmesi, işsizlik tehdidiyle tüm bilim insanlarının iktidara biat etmesi isteniyor. KHK’larla 100 binden fazla kamu emekçisi hukuksuz bir şekilde ihraç edildi. Dernekler kapatıldı. KESK’e ve DİSK’e bir operasyon gerçekleştirilmek istenmekte. Parlamento işlemez hale getirildi. Demokratik siyasetin önü kapandı. Milletvekilleri, belediye başkanları hapsedildi. Millet iradesi yok sayıldı” diyerek 7 Hazirandan bu yana yapılan hukuksuzları ve hak gasplarını hatırlattı. Müftüoğlu, bireysel emeklilik sigortasına, kiralık işçiliğe, sendikal baskılara ve grev yasaklarına dikkat çekti ve hükümetin politikaları ve söylemleri nedeniyle iş cinayetlerinin arttığını söyledi. 186 gündür açlık grevinde olan Nuriye Gülmen ve Semih Akça’nın ölüme terk edilmelerine dikkat çeken Müftüoğlu, bedeli ne olursa olsun mücadele edileceğini ifade etti.

Müftüoğlu’nun ardından Barış Bloku adına Prof. Dr. Ayşe Erzak söz aldı. Konuşmasında bugüne kadar yapılan katliamlara, doğa ve tarih talanına dikkat çeken Erzak, iktidarın emekçileri örgütsüz bırakmak ve işsizlik korkusuyla terbiye etmek istediğini söyledi.

Son sözü HDP Milletvekili Sırrı Süreyya Önder aldı. Önder konuşmasına, Edirne Cezaevinde tutuklu bulunan HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ın gönderdiği mektubu okuyarak başladı. Demirtaş mektubunda barış mücadelesinin önemini vurgulayarak, demokrasi ve adalet için ortak mücadeleyi büyütme çağrısı yaptı.

Demirtaş’ın mektubunun tam metni şöyle:

Değerli kardeşlerim, hepinizi Edirne Cezaevinden sevgi ve saygıyla selamlıyorum. Bugün İstanbul’da barış ve demokrasi mücadelesini büyütmek için buluştunuz. Ülkemizde ve bölgemizdeki barış ihtiyacı her zamankinden daha günceldir. Barış, bölge ve Türkiye halkları için her gün ısrarla tekrarlanması gereken bir hedeftir. Barış mücadelesi, asıl barışın imkân ve koşullarının olmadığı zamanlarda önemli ve değerlidir. Bizler barış söyleminden asla ve asla taviz vermeyeceğiz. 

Barışın gelmesinin biricik yolunun kurumsallaşan faşizme karşı omuz omuza direnmek olduğunu da bıkmadan tüm Türkiye’ye anlatacağız. Bugün direniş faşizme karşıdır, direniş savaş politikalarına karşıdır, direniş zulme, adaletsizliklere ve haksızlıklara karşıdır. Faşizmi kurumsallaştırmak isteyen iktidara karşı direnen demokrasi güçlerinin mücadelesi siyaseti, savaş ortamından çıkarabilir, barış ve demokrasi zeminine oturtur. Bu mücadele demokratik siyasetin önde gelen amacıdır. Bizler demokrasi ve barış mücadelesini faşizme ve her türlü adaletsizliğe karşı kararlı bir şekilde sürdüreceğiz. Demokrasi, adalet, barış ve özgürlük mücadelesini ortaklaştırmak bu gidişi durdurmak için önemli bir adım atmak demektir. Gelin demokrasi mücadelesini büyütelim, barışı hep birlikte kazanalım, barışı hep birlikte kuralım. Hepimize kolay gelsin, yolumuz açık olsun. Mutlaka kazanacağız.” 

Önder konuşmasının devamında “IŞİD’lileri tahliye eden yargı, tahliyeye itiraz olduğunda itirazı kabul etmeyen yargı, sıra bizim vekillere gelince itiraz edilebilir diyor. Kürt isen, solcuysan, halkların kardeşliğine inanıyorsan ‘size hukuk mukuk yok’ diyor” diyerek yapılan hukuksuzluklara dikkat çekti. Önder, “Artık bu ülkede demokrasi mücadelesi ile barış mücadelesi bir can bir beden olmuştur. Biri olmadan öbürünün talep edilmesi imkân dâhilinde değildir” diyerek ortak mücadele vurgusu yaptı.