Navigation

Ortadoğu’da Kimin Silahları Konuşuyor?

Yazıcı içinYazıcı içine-postayla göndere-postayla gönder

“Sevgili okurlar, şu numarayı not edin: MFG BGM-71E-1B. Ve bunu da: STOCK NO 1410-01-300-0254. Ve son olarak şu kodu da: DAA A01 C-0292…” İngiliz gazetesi Independent’in Ortadoğu uzmanı muhabiri Robert Fisk, Suriye’nin Halep kentinin doğusunda, El Kaide’nin terk ettiği bir bodrum katında bulduğu füzelere ait boş kovanların üzerinde yazılı numaralardan bahsediyor. Ve şöyle devam ediyor: “Suriye’deki füze kovanlarının izini ilk satıcısına kadar sürdüm, artık Batı’nın silahlarını kime sattığını açıklama zamanı geldi. (…) En tepede de 1930’lu yıllarda namı pek de iyi olmayan Howard Hughes tarafından California’da kurulan ve geçen yıl 23,35 milyar dolar kâr eden ABD savunma şirketi Raytheon’a satılan ‘Hughes Aircraft Co’ yazıyordu. Bu şirketin hissedarları arasında Bank of America ve Deutsche Bank yer alıyor. Raytheon’un Ortadoğu’da Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri, İsrail, Mısır, Türkiye ve Kuveyt’te büroları var. Doğu Halep’te artık bir enkaza dönüşmüş olan bodrum katındaki bu odada bununla birebir aynı onlarca boş kovan daha vardı ve bunların üzerinde de birbirini takip eden seri numaralar vardı.[1] Fisk, elde ettiği bulgulardan yola çıkarak ABD üretimi olan bu füzelerin Suriye’deki bu cihatçı gruplara başka yerlerden kaçırılarak değil doğrudan ABD’ye ait bir askeri üsten sevk edildiğine işaret ediyor. 2016’da Halep’ten tahliye edilen El Kaide’nin Suriye kolu olan El Nusra’dan geriye kalan silahların peşine düşen Fisk, özetle cihatçı çetelerin elindeki ABD üretimi bu ağır silahların satışına ve transferine dair akıllardaki soru işaretlerinin giderilmesini istiyor. Gören gözler için büyük emperyalist güçlerle bu “terörist gruplar” arasındaki “alışveriş” yeterince aşikâr olsa da, Robert Fisk’in uzun süredir yaptığı araştırmalar sonucunda elde ettiği veriler, ABD’nin ve Batılı emperyalistlerin ikiyüzlülüğünü açıkça ortaya koyacak cinsten.

Kitleleri savaşlara, silahlanmaya, militarizme ikna etmek için “uluslararası terörizm” gibi öcüler yaratıp kendi uydurdukları “uluslararası terörle mücadele” masalını yüksek perdeden okuyarak dünyayı tarumar eden bu emperyalist savaş çetesinin ikiyüzlülüğü emperyalist savaşın alevleri harlandıkça daha da belirginleşiyor. Kendi elleriyle besleyip büyüttükleri cihatçı çeteler eliyle Ortadoğu coğrafyasının kanla sulanan toprakları emperyalistler için tam anlamıyla “bereketli topraklar”a dönüşmüş durumda. Ortadoğu merkezli yürüyen 3. Dünya Savaşının ivme kazanmasıyla çapı gittikçe büyüyen askeri harcamalar ve dev silah tekellerinin katlamalı bir şekilde artan kârları da bunu doğrulayacak boyutta.

Silah şirketleri kazanıyor, Ortadoğu kan kaybediyor

Robert Fisk’in raporunda yer alan ve dünyanın en büyük güdümlü füze üreticisi olan Raytheon, kendi web sayfasında yer alan rakamlara göre sadece 2017 yılında 25 milyar dolar kazanç elde etmiş. ABD’nin ve aynı zamanda dünyanın en büyük silah şirketlerinden olan Raytheon’u Gaziantep’te uzun bir süre konuşlanan Patriot füzelerinden hatırlayabiliriz. Patriot füze savunma sistemlerini üreten Raytheon, ilk olarak 1991 yılında Körfez Savaşında Irak’ı vurmak için kullanılan Tomahawk füzelerinin de üreticisi. New York Borsasında işlem gören şirketin hisseleri 31 Aralık 2010’dan 26 Nisan 2017’ye %240,65 değer kazanmış! Dünya devi olan Lockhead Martin’in hisseleri ise aynı dönemde %290,4 değer kazanmış. Bir süredir ABD ile TC arasındaki gerilime konu olan F-35 savaş uçaklarının üreticisi olan Lockhead Martin’i %282,34’le Northrop Grumman takip ediyor. 1,3 milyar dolara yaklaşan fiyatıyla dünyanın en pahalı uçağı unvanını taşıyan B-2 Spirit, Northrop Grumman’ın geliştirdiği silahlardan. Borsa performanslarıyla dudak uçuklatan bu şirketler, ABD’nin ve aynı zamanda dünyanın en büyük silah tekelleri. Yine ABD orijinli Boeing ve General Dynamics ile İngiliz Şirketi BAE Systems ve Almanya-Fransa-İspanya-Birleşik Krallık ve Hollanda ortaklığından oluşan Airbus Group şirketi diğer silah devleri arasında yer alıyor. Açık ki emperyalist savaş ateşinin körüklendiği Ortadoğu savaşı ve onun en kanlı cephesini oluşturan Suriye’deki savaş süreci, en çok bu silah şirketlerine yaradı. Sahne önünde döktükleri timsah gözyaşları eşliğinde “demokrasi ve özgürlük lazım” diyerek Ortadoğu gibi yağlı bir kapıya hücum eden emperyalist kan emiciler, şimdi perde arkasında ellerini ovuşturuyorlar. Kapitalist devletlerin savaş bütçelerinde yaşanan sıçramalı artış ve askeri harcamalar, devasa kârlardan başka milyonlarca insanın demokrasinin ve özgürlüğün tadına varamadan ya yerlerinden yurtlarından ya da bu dünyadan göçüp gitmesiyle sonuçlanıyor.

Stockholm Uluslararası Barış Araştırmaları Enstitüsünün (SIPRI) raporuna göre 2017 yılında dünyada toplam 1 trilyon 739 milyar dolar askeri harcama yapıldı. Bu harcamaların üçte birinden fazlası ABD tarafından gerçekleştirildi. ABD 2017’de 610 milyar dolar askeri harcama yaptı. Bu, onu takip eden 8 ülkenin toplamına yakın bir meblağ. SIPRI’nin bir başka raporuna göre[2] ise dünya genelinde silah satışı 2013-2017 yılları arasında önceki beş yıla göre yüzde 10 oranında arttı. En çok silah satan ülkelerin başını ABD çekiyor. Lider silah ihracatçısı ABD, ihracatının yarısını Ortadoğu’ya yapıyor. 2013-2017 yılları arasında en büyük ikinci silah ithalatçısı olan Suudi Arabistan ise bölgedeki en büyük silah ithalatçısı. Ve 2008-2012 yılları ile karşılaştırıldığında Riyad hükümetinin silah ithalatı 2013-2017 yılları arasında %225 yükseldi. Rapora göre, ABD ve Batı ülkeleri Suudi Arabistan’ın son beş yıldaki silah talebinin %98’ini karşılamış. Suudi Arabistan’ın başta IŞİD olmak üzere El Kaide türevi örgütlere mali kaynak ve silah aktardığı ise bir tevatürden ibaret değil, cümle âlemin bildiği bir gerçek. Özellikle Ortadoğu’da yoğunlaşan bu silah trafiği ve hacmi gittikçe artan silah pazarı, kısa vadeli gelişmelerden aceleci sonuçlar çıkaranların “Ortadoğu’da savaş sona eriyor!” gibi söylemlerini yerle bir ediyor. Dünya kapitalizminin içinden geçtiği tarihsel krizi ve emperyalist savaşların doğasını kavrayamayanların gerçek üstü düşüncelerinin aksine, Ortadoğu’daki savaşın alevleri yeni cephelere sıçramak üzere büyümeye devam ediyor.

Raporlardan çıkan diğer bir sonuç ise şudur; emperyalistlerin işlerine gelince “özgürlük savaşçıları”, çıkarlar ve dengeler değişince “terörist gruplar” olarak nitelendirdikleri radikal örgütlerin ellerindeki silahlar, cephelere yetiştirilmek üzere hunharca silah üreten ABD ve Avrupa ülkelerindeki silah fabrikalarından yola çıkıyor. Nitekim Ortadoğu’daki savaş süreci boyunca IŞİD’e giden silahların büyük bir bölümünün NATO ve AB ülkeleri orijinli olduğu, silah ve cephane sevkiyatının ABD ve Suudi Arabistan üzerinden yapıldığı, bir araştırma kuruluşu olan Çatışma ve Silahlanma Araştırmaları (CAR) tarafından belgelenmiş durumda. 2014-2017 yılları arasını kapsayan bu araştırma sonuçları[3], IŞİD’e silah ve cephane akışını gözler önüne sererek, Türkiye, Birleşik Arap Emirlikleri ve Ürdün üzerinden de yoğun bir silah hareketi olduğunu gösteriyor. Anlaşılan o ki, “uluslararası terörizm”e karşı olanlarla onlara silah satanlar aynı ülkeler! Devam eden hegemonya krizine eşlik eden silahlanma yarışı ve artan askeri harcamalar gösteriyor ki, emperyalistler dünyayı uçurumun ağzına sürüklüyor.

Emperyalist savaş alevlerinin bir an olsun dinmediği Ortadoğu coğrafyası, tabiri caizse kimin elinin kimin cebinde olduğu belli olmayan bu topraklar, en gelişmiş ve “modern” silahların yarattığı tahribattan en barbar ve ilkel yöntemlere kadar her türlü vahşetin sergilendiği bir savaş arenası. Kaotik bir şekilde ilerleyen Ortadoğu Savaşı, değişen siyasal dengeler, tırmanan militarizm ve silahlanma yarışlarıyla her dönemeçte yeni bir kızışma evresine giriyor. Bu keşmekeşin ortasında kıvranan Ortadoğu halkları ise savaşın tüm yıkıcı etkilerini her raddede daha da derinden yaşıyor. Açlık, sefalet, göç, acı, gözyaşı, kan ve ölüm Ortadoğu halkları için artık yaşamın olağan bir parçası haline gelmişken, dünyamız olağanüstü süreçlerin girdabında savrulmaya devam ediyor. Kapitalizm, burjuvazinin riyakârca savurduğu “barış”, “özgürlük”, “demokrasi” yalanlarının aksine Ortadoğu halkları ve dünya işçi sınıfı için savaş ve yıkımdan başka bir şey vaat etmiyor. Savaşsız bir kapitalizm mümkün değildir! Gerçek barış dünya işçi sınıfının kapitalizme karşı devrimci mücadelesiyle gelecektir!