Navigation

Yap-İşlet-Devret-Zenginleştir

Yeni yılın hemen başında Osmangazi Köprüsüne ve bağlantı yollarına yüzde 45’e varan oranlarda fahiş zamlar yapıldı. Geçen yıl bu köprüden 72 liraya geçen bir otomobil yeni yılla birlikte 103 liraya geçiyor. Bağlantı yollarına da yapılan zamlarla birlikte, sürücüler için zaten yüksek olan yolculuk maliyeti alabildiğine yükseldi. Bağlantı yollarıyla beraber gidiş-geliş ücreti otomobiller için 250 lirayı, minibüsler için 500 lirayı buldu.

2016’da hizmete giren üçüncü köprüye de yüksek oranda zam yapıldı. Bu iki köprüyü işleten Otoyol A.Ş. yönetimi, tepkilerin artması üzerine bu zammın kendileri tarafından yapılmadığını açıklama ihtiyacı duydu. Onlara göre suçlu olan dolar kuruydu. 2 Ocak 2018’de dolar 3,77 lira iken 2 Ocak 2019’da 5,28 liraya çıkmıştı ve zam da bunun otomatik olarak yansıtılmasından ibaretti!

Sadece bu iki köprü değil, son yıllarda yapımına başlanan ve bir kısmı biten aralarında hastane ve havaalanlarının da olduğu büyük projeler dövize endeksli sözleşmelerle, Kamu Özel İşbirliği (KÖİ) kapsamında Yap-İşlet-Devret (YİD) modeliyle yapılıyor. Üstelik tek sorun dövize endeksli olması da değil. İşletici firmalara devlet tarafından müşteri garantisi de veriliyor. Köprülerde araç sayısı garantisi, hastanelerde hasta sayısı garantisi, havaalanlarında yolcu sayısı garantisi veriliyor. Şayet bu sayı tutturulamazsa aradaki farkı devlet bu şirketlere tıkır tıkır ödüyor. Meselâ 2017’de araç geçiş hedefinin tutturulamamasının bedeli 1,3 milyar lira oldu. Ödemeler de tabii ki halkın vergileriyle yapılıyor. Halkın hizmetine sunulmak üzere halkın vergileriyle inşa edilen yollar, köprüler, tüneller ve hastaneler için yine halktan yüksek ücretler talep ediliyor! Bunun adı çifte soygundur.

Bu köprü ve yollar üzerindeki kaza vb. olaylar dışındaki nedenlerle köprüyü kullanacak ambulanslardan ve itfaiye araçlarından bile geçiş ücreti tahsil ediliyor. Bunun için bu araçlara da HGS bağlandı. Devlete ait otoyol ve köprülerde bu araçlar ücretten muaf tutuluyor. Ancak ilgili kanun maddesi, özel şirketler tarafından işletilen köprü ve yollar için geçerli sayılmıyor. Böylece şirket açıkça ihya ediliyor. Araç sayısının tutturulamamasının bedeli, Deli Dumrul fıkrasını anımsatırcasına köprüyü kullansın kullanmasın herkese çıkarılıyor.

Aynı durum Avrasya tüneli ve üçüncü köprü için de geçerli. Sayı garantisi verilen üçüncü köprü, şehirlerarası otobüslerin ve kamyonların yanı sıra minibüslere de zorunlu tutuldu. Bu köprünün kullanıma açıldığı 2016’dan bu yılın başına kadar, kamyonet, minibüs, panelvan tipi 2. sınıf araçların sadece bu yeni köprüyü kullanmalarına izin verildi. İkinci köprüyü kullananlara binlerce lira para cezası kesildi. Üçüncü köprüden geçiş ücretleri, diğer ikisinin geçiş ücretlerinden 2 kattan fazla pahalı. Üstelik dolara endekslenmiş durumda. Otomobil gibi küçük araçlar 3 dolara denk gelen bir geçiş ücreti öderken, büyük araçlarda bu 9 dolara yükseliyor. 1 Ocaktaki dolar kuru esas alınarak geçiş ücretleri bütün yıl geçerli olacak şekilde yeniden belirleniyor. Mesela otomobil için 1 Ocak 2018’deki dolar kuru 3,79 lira iken geçiş ücreti 11,37 lira idi. Bu yılın başında ise doların 5,26 liradan işlem görmesiyle geçiş ücreti 15,78 lira oldu. Geçiş ücretleri yıl boyu geçerli olacak şekilde yüzde 38,8 oranında arttırıldı.

Üçüncü köprüyü kullanmak zorunda bırakılan 3, 4 ve 5. sınıf araçların geçiş masraflarının yanı sıra yakıt masrafları da arttı. Şehirlerarası otobüs sürücülerinin yolu gidiş-geliş 140 km uzadı ve bunlar 40 litre daha fazla yakıt harcamak zorunda bırakıldı. Köprü ve bağlantı otoyolu ile masrafların daha da artması nedeniyle bilet fiyatlarının yanı sıra nakliye maliyetleri de arttı. Kamyonların da yolu 100 km uzatılma pahasına bu köprüye yönlendirildi. Maliyetteki artış sebzeden meyveye hatta damacana suya kadar yansıdı. Yeni köprü hem yolu uzattı, hem yol masrafını arttırdı. Ancak tepkiler üzerine, tabii ki yaklaşan seçimler de hesaba katılarak, şimdilik ve kısmen geri adım atıldı. Büyük araçlar için zorunluluk devam ediyor.

Aynı durum bu modelde inşa edilen havalimanlarında da yaşanıyor. Ücra yerlere inşa edilen kondu havaalanlarına bile yolcu garantisi verildiği için işletici firmalara her yıl milyonlarca dolar ödeniyor. Örneğin Kütahya Zafer Havaalanında işletici firmaya 2012-2016 yılları arasında 4 milyon yolcu garantisi verildi. Bu sayının sadece yüzde 4’üne ulaşılabildi. 4 milyon yolcu garantisi verilen havalimanını 5 yılda sadece 170 bin yolcu kullandı. Tutturulamayan sayının bedeli 26 milyon 691 bin euro oldu. Bu para da tıkır tıkır Hazine’den ödendi.

Hasta sayısı garantisi verilen şehir hastanelerindeki durum ise daha vahim. Bu hastaneler de KÖİ kapsamında yapılıyor. Sağlık Bakanlığı ve özel şirket işbirliğiyle inşa edilen hastaneler de diğer projelerde olduğu gibi 25 yıl boyunca bir özel firma tarafından işletilecek. Firma vergiden muaf tutulacak. Bu firmalara hasta sayısı garantisi de verilmiş. Sayı tutturulamazsa bedel yine Sağlık Bakanlığı tarafından Hazine’den karşılanacak. Bu hastanelerin çevresindeki devlet hastanelerinin birçoğu eskidiği gerekçesiyle kapatılıyor. Kadroları şehir hastanelerine geçiriliyor. Yeni özel işletmeli şehir hastaneleri açıldıkça devlet hastanelerinin sayısı azaltılacak. Sağlık hizmetinin tamamen özelleştirilmesi yönünde büyük bir adım atılıyor.

Otoyollar, köprüler, tüneller, hastaneler ve KÖİ kapsamında yapılan benzer projelerle yandaşlar semirtiliyor. Daha uygun teklif sunan firmalar olsa bile belli firmalara öncelik verildiği görülüyor. Yandaşların yanı sıra ihalelerde büyük pay sahibi olan yabancı sermayeli firmalar da ihya ediliyor. Zaten vergilerle inşa edilen bu yolların kullanımı için halktan bir kez daha para alınıyor. Bir tarafta iktidar-sermaye işbirliğiyle zenginliklerine zenginlik katanlar, öte tarafta sömürülen işçi ve emekçiler!

Doların lira karşısında her gün değer kazandığı günlerde, vatanseverlikten söz edenler, yastık altında döviz tutmayın çağrısı yapanlar, bu projelerin sözleşmelerini dövize endekslemekten, ülke kaynaklarını har vurup harman savurmaktan geri durmadılar, durmuyorlar. Yerli ve yabancı sermayenin cebini şişirmeye devam ediyorlar.

Bütün bu projelerin çok daha ucuza mal edilerek inşa edilmesi ve işletilmesi mümkünken bu tercih edilmiyor. Onyıllardır uygulanan neoliberal politikalarla sermaye alabildiğine semirtilirken, emekçiler soyuldukça soyuluyor. Söz konusu örneklerin de gösterdiği üzere, bugün bu soygunun artık akıl almaz boyutlara ulaştığı bir dönemden geçiyoruz.

Masrafları milyar dolarları bulan devasa projeler, büyüyen ekonominin alameti olarak gösteriliyor. Oysa mevcut ekonomik krizin etkisini öncekilere göre bu denli sert göstermesinin nedenlerinden biri de AKP iktidarının izlediği bu politikalardır. Bu politikaların işçi-emekçiler için karşılığı, ulaşım ve sağlık giderlerinin katlanarak artmasıdır, yandaşlar zenginleşirken yoksulluğun derinleşmesidir. Krizin faturası işçilere çıkarılıyor, patronlar krizi fırsata çeviriyor. Birleşen ve mücadele eden işçiler, krizin faturasını ödemeyi kabul etmeyeceklerdir.