Navigation

Memleketimden Dolar Manzaraları

Yazıcı içinYazıcı içine-postayla göndere-postayla gönder

Yeşilin bin bir tonuyla her daim hayranlık uyandırır Karadeniz. Tarihi, kültürü, yaylaları, ormanları, dereleriyle bir başkadır doğası ve insanı. Dereler derken bile, bir anda dökülür dilinden insanın “Ordu’nun dereleri aksa yukarı aksa” diye. Ama konumuz Karadeniz’in güzellikleri değil, Ordu’nun dereleri hiç değil. Konumuz Ordunun berberleri. Yanlış okumadınız berberleri. Çünkü Ordu’nun Ünye ilçesindeki berberler bir araya gelerek “Amerikan tıraşı” yapmama kararı almışlar. Bu kararlarını da işyerlerinin camlarına asarak son günlerde hızla yükselen dolara karşı tepkilerini dile getirmişler.

Tepki demişken biraz da memleketin doğusuna uzanalım. Yüzyıllarca farklı din ve kültürden topluluklara ev sahipliği yapmış memleketin doğusu. Şelaleleri, gölleri, medreseleri, kaleleri, dorukları karla kaplı dağlarıyla pek çok güzelliğe sahip. Son yıllarda rağbet gören kış sporlarının bölgeye katkısı büyük. Özellikle Palandöken Dağı’nın eteklerinde geniş bir platoya yerleşen Erzurum’a. Ama dağından çok Dadaş Mucit ünlü şu sıralar Erzurum’da. Dadaş Mucit, dolar artışına bir tepki olarak, oğlunun belden yukarısına Türk Lirası, belden aşağısına dolar yapıştırıp kent meydanında dolaşıyor şu sıralar. Her şeyin dolara bağlı olmasına kızarak, doları Türk lirasının altına yapıştırıp ona hak ettiği muameleyi gösteriyor.

Memleketin batısı var birde. Maviyle yeşilin muhteşem bir şekilde bütünleştiği, leziz zeytinyağlıların sofralardan eksik olmadığı bir yer Ege. Yüzyıllardır ayakta kalan antik kentleri, tarihi dokuları, kültürleri ve kıyılarıyla bir başkadır Ege. Yalnız şu sıralar, bu güzelliklerden ziyade, birtakım tepkiler konu oluyor haberlere. Minibüslere asılan “Dövizini bozdurup makbuzunu gösteren müşterilerimize aracım ücretsizdir” afişleri. Ellerinde Türk lirasına çevirecekleri dolarlarla poz veren teyze ve amcalar. En az 200 dolar bozdurup makbuzunu gösterene bedava karpuz vereceğini ilan eden esnaflar. Liste uzayıp gitmeden, biz yönümüzü en iyisi Akdeniz’e çevirelim.

Akdeniz deyince akla ilk gelen, deniz, kum, güneş üçlüsüdür. Ama ülkenin dört bir yanında olduğu gibi, bu bölgede de dolar artışına tepkiler ilk sıralarda yer alıyor. Deste deste sahte dolar yakanlar, banka şubelerine giderek “yastık altındaki dolarlarınızı bozdurun” çağrısına uyanlar, Amerikan mallarını protesto edenler, iPhone telefonlarını kıranlar… Alın size memleketimden dolar manzaraları...

Son günlerde fazlasıyla rastlanılan bu örnekler insanların gerçeklikle bağının nasıl kopartıldığının bir kanıtı aslında. Sahte para yakarak, telefon kırarak, yastık altında olmayan dolarları bozdurarak milli bir savaş vermek ne kadar mümkün olabilir? Hem acı hem de gülünç olan bu örneklerde, insanlar amaçlarının “farkındalık yaratmak” olduğunu söylüyorlar. Çünkü televizyonlardan, gazetelerden durmaksızın bombardımana tutuluyorlar. “Türkiye’nin düşman saldırısı altında olduğu”, “milli kurtuluş savaşı verildiği”, “iç ve dış düşmanların komplolarıyla karşı karşıya olduğumuz” türü söylemler dillerden düşmüyor. Kitlelerin bir bölümü de, saldırıları bertaraf edebilmenin tek yolunun “Reis”in etrafında kenetlenmek olduğuna inanır hale geliyor. Gerçeklikten koparılan kitlelerin dillerinden “yerli ve milli” sözcükleri düşmezken, aslında olan bitenin farkında olanlar “hain” ilan edilerek susturulmak, ötekileştirilerek yok edilmek isteniyor.

Gerçekte olan şu ki, Türkiye ekonomisi büyük bir darboğazın içinde. İşsizlikten enflasyona, faiz oranlarından borçlanmaya tüm veriler bu gerçekliği ortaya koyuyor. 2002 sonunda 129,6 milyar dolar olan dış borç, %260 artışla Mart 2018 itibariyle 466,7 milyar dolara ulaştı. Toplam dış borç 15 yıl sonra yeniden milli gelirin yarısını aşarak %53’üne çıktı. Her geçen gün işten atmalar artıyor. Daha şimdiden işsizlik oranı %16,6’ya ulaştı. 1603 lira olan asgari ücret, yılbaşında 424 dolara karşılık gelirken, bugün 235 dolara kadar indi. Artan döviz kurları ve enflasyonla ücretler yarı yarıya eridi ve yeni zamlar da kapıda. Dolar artışına karşı endişeye mahal olmadığını söyleyen egemenler kitleleri “yerli ve milli” mücadeleye çağırırken, esasta krizin bedelini emekçilerin sırtına yıkmaya çalışıyorlar. Elbette emekçi kitleler gerçekleri yaşadıkça daha iyi anlayacak. İşte o zaman tepkilerini doğru bir temelde ve örgütlü olarak verecekler. Krizin bedelini patronlara ödetmek için ayağa kalkarak mücadeleyi yükseltecekler. Çünkü gerçekler direngendir ve bir gün elbet açığa çıkar.