Navigation

“Büyük Türkiye” Fotoğrafındaki Yerimiz

Yazıcı içinYazıcı içine-postayla göndere-postayla gönder

İktidar mensupları “büyüyen Türkiye, büyüyen ekonomi” ifadesini her fırsatta farklı biçimlerde tekrarlıyorlar. “Artık bizi kimse durduramaz”, “ülkemizi şahlandıracağız” diye bizi “gururlandıran” Erdoğan, yoksulluğumuza dair bir şey söyleme ihtiyacı duymuyor. Ona göre “Büyük Türkiye” deyip gururlanmalıyız. Bu bize yetermiş! Seçimlerden sonra medya, tek adam rejiminin şaşaalı törenini “şanına” uygun bir şekilde yansıtmıştı. Bir tarafta “dünya külliyedeki tarihi törene kilitlendi” diyen medya, bir tarafta “ülkemiz tarihinin en önemli günü” diyen Erdoğan. Tam o sıralarda, tüylerimizin diken diken olduğu o “tarihin en önemli gününde”, Tekirdağ’ın Çorlu ilçesinde onlarca beden cansız yatıyordu. Tren devrilmiş, 5 vagon raylardan çıkarak metrelerce sürüklenmişti. Resmin bir yarısında şatafat, lüks; bir yarısında kan, gözyaşı ve elem. Tasarrufa gidilmişti ve rayları kontrol edecek personel işten çıkarılmıştı! Yine tasarruf gereği periyodik bakımlar askıya alınmıştı! Peki, kutlamalar için ne demeli? Öyle ya, “itibardan tasarruf olmaz” demişti Erdoğan. “İtibar” öyle kolay var edilebilecek bir şey değil ki, onu var etmek için her şey yapılmalıydı ve nitekim yapılıyordu! Fakat bizlerin yaşamına gelince, işte bu ucuzdur onlar için. En temel müdahaleler bile zamanında yapılmaz. Böylece ulaşımda en güvenli araç raylı sistemlerdir diye anlatılagelen husus artık anlamını yitirmiştir. Canlarımız yitip gider bu yollarda.

Temsilde adalet olsun diyerek milletvekili sayısı 550’den 600’ye çıkarılan Meclise olayın araştırılmasına dair soru önergesi verildi. AKP ve MHP milletvekilleri, önergeyi hemen reddettiler. Bir komisyon kurulur; olayı araştırır, nedenlerini ayrıntılı bir şeklide ortaya koyar ve bunda ihmalleri olan birileri varsa onları tespit etmede ciddi işlev görür. Fakat iktidara ve MHP’ye göre buna gerek yokmuş. “Doğal afet” deyip geç! Onlara göre olayın soruşturulmasını, bir daha benzer acılar yaşanmaması için önlem alınmasını istemek, acıları istismar etmekmiş! İş cinayetleri artıyorsa hükümetin yanında durmak gerekirmiş! İş güvenliği önlemleri alınmadığı için her ay 150’den fazla işçi hayatını kaybediyorsa hükümeti suçlamak doğru değilmiş! Binali Yıldırım da onca sene tersane sektöründe değil miydi? İş kazalarının büyük oranda (yüzde 80-85 demişti) işçi kaynaklı olduğunu iddia etmemiş miydi? Ona göre işçiler eldiven, baret takmadığı için ölüyordu. Oysa şantiyelerde iş kazaları en çok yüksekten düşmekten kaynaklanmaktadır. Bu gerçeği bilerek çarpıtıyor, önlemleri kişisel koruyucu malzemelere indirgiyordu.

Neredeyse her yer bizim için ölüm mahali. İşyerlerimiz, evimize giderken kullandığımız araçlar ve hatta evlerimiz. Bir sonraki işgününe başlamak üzere hazırlanıyorken mesela bir bina üzerimize yıkılabilir. Mühendislik hesaplamaları pratikte baştan savma, projeler kontrolsüz bir şekilde yapılıyor. Öncelik bir an önce işi bitirmek oluyor. Sonuç olarak yoldan geçerken altında kaldığımız duvarlar, yan taraftaki binanın üzerimize yıkılması ve benzer birçok olay.

Bir fotoğraf karesi daha gözümüze çarpıyor. “Büyük lider”, tek derdi tasası bizleri “kurtarmak” olan “güçlü” liderin dev pankarta asılı fotoğrafı duruyor karşımızda. Büyük pankartın hemen önündeyse umut torbasını, ekmeğini sırtına yüklemiş 20’li yaşlarda kâğıt toplayıcı bir genç. Yüzünden yorulduğu, nefes nefese kaldığı rahatlıkla okunabiliyor. Fakat kim bilir belki de arkasında duran o büyük fotoğrafı hiç görmedi. Ya da gördüyse de, dönüp kendi hayatına bakıp “fakir evleri ziyaret etmek bana enerji veriyor” diyenleri anımsamış mıdır?

Her şeye zam yapılması iktidar nezdinde olağanlaştı. Yoksulluğumuz çekilmez boyutlara ulaşıyor. Aldığımız ücretlerle ay sonunu getiremediğimiz gerçeği yakıcı bir şekilde ortadır. Yukarda oturanlar her ne kadar “Büyük Türkiye”, “tarihi günler”, “artık kimse bizi durduramaz” deseler de bizim somut gerçekliğimiz hiç de onların anlattığı gibi değildir. Daha da küçülen bir pazar ve market poşeti; işçilerin, emekçilerin biriken borçları… Üstelik durum daha da kötüye gidiyor. Ama bu durdurulmalıdır, işçi ve emekçiler olarak yaşamlarımızın hiçe sayıldığı şu günlerde bu politikalara karşı durmak ve mücadele etmekten başka bir seçeneğimiz yok.