Din İstismarı ile Oy Toplamaya Çalışmak


Diyanet’in kaldırılmasının, zorunlu din dersinin kaldırılmasının, tüm inançlara eşit mesafede davranılmasının ve inanç özgürlüğünün garanti altına alınmasının kimsenin dini inancına zarar vermeyeceği ve halel getirmeyeceği açıktır. Dindar emekçilerin düşmanı, halkın çıkarlarını savunan sosyalistler, devrimciler veya bir bütün olarak demokrasi güçleri değil, ister sağcı olsun ister “solcu” gözüksün düzen partileridir. İşçiler, emekçiler, din istismarı yoluyla oy toplamaya, halkın dini duygularını kendi kirli çıkarlarına alet etmeye çalışan bu din bezirgânlarına haddini bildirmelidir!


Erdoğan dini siyasete açıkça alet ediyor, Kürtçe Kur'an'la oy avcılığı yapıyorErdoğan dini siyasete açıkça alet ediyor, Kürtçe Kur'an'la oy avcılığı yapıyor

Erdoğan’ın elinde Kuran’la çıkıp seçim mitinglerinde oy istemesi ve seçim konuşmalarında dini konuları, hassasiyetleri tekrar ön plana çıkarmaya başlaması, muhaliflerini de dinsizlikle suçlaması, aslında AKP’nin seçim sürecinde geldiği durumun bir göstergesi ve sonucudur. AKP’nin başta Kürt seçmenleri olmak üzere genel bir oy kaybı yaşadığı açıktır. HDP’nin barajı aşması çok yüksek bir olasılıkken, AKP’nin içinde yer almadığı farklı koalisyon olasılıkları tartışılmaya başlanmıştır. Buna, AKP’lilerin AKP’yi ve Erdoğan’ın başkanlık saplantısını savunmakta giderek zorlanmalarını da eklemek gerekir. Bu yüzden de Erdoğan “Allah, din, kitap” mevzusuna, yani AKP açısından en temel savunu noktasına geri çekilmek zorunda kalmıştır. Provokasyonlar yoluyla Kürtleri zor duruma düşürme ve savaş kışkırtmalarıyla gündemi değiştirme oyunları tutmadığından, bu, AKP’nin seçim öncesi son kozudur.

Hatırlanacak olursa, şimdiye kadar girdiği bütün seçimlerde AKP’nin ve Erdoğan’ın temel taktiklerinden biri, gerilimi ve kutuplaştırmayı tırmandırarak, mağdur rolüne bürünerek seçmen kitlesini tahkim etmek ve genişletmek olmuştur. Bu seçimde de aynı yöntemler denenmektedir. Saflaşma dindarlar ve dinsizler üzerinden yapılmaya, CHP’nin ve HDP’nin dine saldırdığı imajı yaratılmaya çalışılmaktadır.

Erdoğan, AKP’li seçmenlerin dini duygularına seslenmek suretiyle, seçilmezlerse dinin elden gideceğini ve bir tek kendilerinin dini koruduğunu ima eden laflar sarf etmektedir. Erdoğan, adeta “hattı müdafaa” yaparak ve kendilerine yöneltilen her bir eleştiriye anında cevap vererek, “dindarları ve Müslümanları” AKP safında yedeklemeye çalışmakta, bir tek AKP’nin dini değerlere sahip çıktığını savunmakta, muhalefetin dini değerlere saldırdığı iddiasıyla bir kez daha mazlum rolüne bürünmeye çalışmaktadır. Üstelik “İslam’ın koruyucusu AKP”ye yönelik bu saldırının dış mihraklarla bağlantılı olduğunu söylemekte, Hıristiyan Batı’nın sadece Türkiye’de değil tüm Ortadoğu’da ve İslam coğrafyasında Müslümanlara saldırdığı algısını yaratmaya uğraşmaktadır.

CHP, Erdoğan’ın atakları karşısında hemen savunma pozisyonuna geçerek “İmam Hatipleri ve Diyanet’i biz kurduk, neden kapatalım” noktasına kaymıştır. HDP ise doğru bir duruş sergileyerek, Diyanet’in, devletin halkın dini duygularını kontrol etmesinin ve baskı altına almasının bir aracı olduğunu söylemiş ve gerçek laikliğin bir gereği olarak Diyanet’i kapatacağını, zorunlu din derslerini kaldıracağını beyan etmiştir.

Erdoğan’ı en çok kudurtansa, muhalefetin yarattığı baskı sonucu Diyanet İşleri Başkanının milyonluk makam aracını iade edeceğini açıklaması olmuştur. Muhalefetin, asgari ücreti arttırmak için kaynak soran Erdoğan’a cevaben Diyanet İşleri Başkanının 1 milyon liralık makam aracını göstermesi, kendini İslam âleminin “halifesi” gibi gören Erdoğan’ın epeyce ağrına gitmiştir. Buna istinaden de kalkıp utanmadan Diyanet Başkanına o aracın az bile olduğunu, CHP ve HDP’nin elindeki belediyeleri bile yönetemediğini, halkı dinsizleştirmek istediğini söylemiştir.

Kendisi elinde Kürtçe Kuran’la kürsüye çıkan Erdoğan, pervasızca HDP’yi (Kürtçe ezandan ve Kürtçe ibadetten bahsettiği için) dinsizlikle suçlamıştır. Kemalist diktatörlüğün elinden nice zulüm görmüş Kürtleri, Türkçe ezan ve ibadeti dayatan Kemalistlere benzetmiştir.

Erdoğan, Demirtaş’ın “Müslümanlar Kâbe’ye giderler hacı olmak için, Museviler Kudüs’e giderler. Dini inançların merkezleri, mabetleri vardır. Onun dışında hiçbir yerde onu yapamazsınız. Dini bir inanç açısından söylemiyorum ama işçi açısından da Taksim olmazsa olmaz bir yerdir” sözlerini çarpıtarak, Demirtaş’ın “Kudüs İsraillilerindir” dediğini, zaten Kürtlere dağlarda Zerdüştlük eğitimi verildiğini, elinde buna dair belgeler bulunduğunu (!) zırvalamıştır.

Erdoğan’ın dinsizlik suçlamasının birinci hedefi HDP’dir. Bu zırvalar ve sataşmalarla HDP’yi özellikle Kürt seçmenin gözünden düşürmeye çalıştığı açıktır. Kürtlerin dini hassasiyetlerine oynayan AKP, başka türlü onları kendisine oy vermeye ikna edemeyeceğini iyi bilmektedir. Ancak her şeye rağmen AKP’nin Kürt sorununda izlediği oyalama taktiği Kürtlerin gözünde gittikçe daha fazla teşhir olmaktadır. Erdoğan’ın kaçan milliyetçi oyları devşirmek için “Kürt sorunu da nedir ya” tarzındaki çıkışla aslında kafasının arkasındaki gerçek zihniyeti açık etmesi de işin cabası olmuştur. Yıllardır AKP’ye oy veren Kürtlerin pek çoğu, bu seçimde “Demirtaş’a” oy vereceğini açıklamaktadır.

Erdoğan, oy kaybını genel anlamda engellemek için din silahına sarılarak seçim meydanlarında en bayağı demagojilerden medet ummaktadır. Çünkü daha önceki seçimlerde izlediği germe politikası ve provokasyonlar bu kez pek tutmamıştır. Ekonomideki kötü gidişat ve özellikle Anadolu’da artan işçi eylemleri de AKP’yi sıkıştırmaktadır. Bu yüzden Erdoğan, seçim meydanlarında Diyanet’in milyonluk Mercedesini savunurken kadro isteyen taşeron işçilere “nankörlük yapmayın” diyecek kadar zıvanadan çıkmış durumdadır.

Kitlelerin dini inançlarını politikaya alet etmek ve dini duyguları istismar etmek yoluyla seçimlerde oyunu arttırmaya çalışmak kuşkusuz AKP’ye özgü bir şey değildir. Birkaç gün önce, yaptıklarının hesabı sorulamadan ölen darbeci Kenan Evren’in meydanlarda attığı nutuklar hâlâ hatırımızdadır. Burjuvazi her zaman dini, kendi çıkarları uğruna kullanmaya çalışmıştır. Ama İslamcı bir parti olan AKP’nin bu açıdan özel bir yeri olduğu açıktır.

AKP’nin üst üste aldığı seçim galibiyetlerinde, geçmişte Kemalist ideolojinin baskısı altında gerçekten de mağdur olan dindar kesimlerin taşıdığı özlemlerin ve korkuların büyük payı vardır. Ceberut ve Kemalist-statükocu devletten bıkmış olan bu kesimler önce oylarıyla AKP’yi iktidara taşımışlar, sonra da elde ettikleri hakları kaybetmemek uğruna AKP’ye oy vermeye devam etmişlerdir. Gelinen noktada da AKP, aynı kesimleri “din elden gidiyor” ucuz propagandasıyla arkasında yedeklemeye devam etmek istemektedir.

Oysa AKP’nin siyaset kodamanlarının ve despot Erdoğan’ın, işçi-emekçi kitlelerin inandıkları Müslümanlıkla alâkaları yoktur. Bu burjuva egemenler açısından din veya İslamiyet, siyasi çıkarları sürdürmenin, yeni kazanç kapılarının, siyasi ikbalin, zenginleşmenin, ayrıcalıklarını arttırmanın ve sürdürmenin bir aracından başka bir şey değildir. AKP’nin toplumu dindarlaştırma ve muhafazakârlaştırma çabasının ardında yatan niyet, daha itaatkâr ve pasif bir toplum yaratmaktır. Böylece artan sömürüye, baskılara ve otoriterleşmeye karşı işçi-emekçi kitlelerin isyan etmesi engellenmiş olacaktır.

Davutoğlu ve Erdoğan bir yandan meydanlarda “en dindar biziz”, “dini ancak biz koruruz”, “sizi dinsizleştirmek istiyorlar” diye demagoji yaparken, diğer yandan da uygulanan neo-liberal ekonomi politikaları yüzünden iş cinayetlerinde her ay yüzlerce işçi hayatını kaybetmekte; sömürü, işsizlik ve yoksulluk alabildiğine artmakta; AKP’nin emperyalist dış politikası yüzünden çoğunluğu Müslüman olan Ortadoğu’da akan kan ve gözyaşı bir türlü durmamaktadır. Bir yandan dinden imandan bahsedip diğer yandan “bu halkın … koyacağız” diyenler, “bakara makara” diyerek dalga geçenler, hırsızlıkla, yolsuzlukla servet edinenler, siyasi çıkarlar uğruna her türlü kirli işi göze alanlar, “üç beş bomba attırır savaş çıkartırız” diyenler, eli kanlı çeteleri besleyenler için din tüm bunların üzerini örtme aracından başka bir şey değildir. Ne AKP’nin ne de diğer düzen partilerinin emekçi halkın gerçek çıkarları için yapacağı bir şey yoktur. Onların tek derdi kendi çıkarlarını hayata geçirmektir.

Diyanet’in kaldırılmasının, zorunlu din dersinin kaldırılmasının, tüm inançlara eşit mesafede davranılmasının ve inanç özgürlüğünün garanti altına alınmasının kimsenin dini inancına zarar vermeyeceği ve halel getirmeyeceği açıktır. Dindar emekçilerin düşmanı, halkın çıkarlarını savunan sosyalistler, devrimciler veya bir bütün olarak demokrasi güçleri değil, ister sağcı olsun ister “solcu” gözüksün düzen partileridir. İşçiler, emekçiler, din istismarı yoluyla oy toplamaya, halkın dini duygularını kendi kirli çıkarlarına alet etmeye çalışan bu din bezirgânlarına haddini bildirmelidir!