Navigation

Ekonomi

Kapitalizmi Ali Koç Değil İşçiler Yıkacak

İkiyüzlülüğün dibi yok! Sanırsınız ki Koç gerçekten kendi sınıfsal durumundan rahatsız. Eşitsizliğin ortadan kalkması için kapitalist sistemin ortadan kalkması gerektiği doğru. Ama Ali Koç bunun için üretim araçlarını kendi tekelinde tutan sınıfın mülksüzleştirilmesi gerektiğinden nedense hiç bahsetmiyor. Bu sınıfın sermayesini arttırmak için sömürüyü daha da azgınlaştırdığından nedense hiç bahsetmiyor. Ali Koç, gelir dağılımındaki eşitsizliğin alabildiğine artmasının yaratacağı toplumsal patlamalardan ölesiye korkuyor olmalı ki, “eşitsizliğin minimum seviyeye” indirilmesinden söz ediyor. Sözde eşitsizlik minimum seviyeye inince kapitalizm ortadan kalkmış mı olacak? Elbette hayır! Yine sermaye bir avuç asalağın elinde olacak ve yine işçi sınıfı sömürülmeye devam edecek.

Büyüyen İşsizlik Rakamları ve İşsizlik Sigortası

Sayısı milyonları bulan işsizlerin sorunlarını işsizlik sigortası ile telafi etmek elbette mümkün değildir. Ancak iş güvencesinin yok edildiği Türkiye’de işsizlik sigortası hakkının korunup geliştirilmesi büyük önem taşıyor. İşsizlik fonunun yağmalanması karşısında sessizliğini bozarak mücadeleye girişen işçi sınıfı, yarının daha büyük mücadeleleri için de idmanlı olacaktır. İşsizlik sigortası fonunun kaderi de, işçilerin kendi elleriyle yarattığı zenginliklerden ve kaynaklardan daha fazla pay alması da, verilecek mücadelenin gücüne ve kararlılığına bağlıdır. Elbette işsizliğin ve onun kaynağı olan kapitalizmin kurutulabilmesi de…

Türkiye’de Neo-liberal Saldırılar

Mali sermaye, kırk yıla yakın bir süredir, daha önceki işçi kuşaklarının uzun mücadelelerle elde ettiği kazanımları gasp etmek üzere işçi sınıfına saldırıyor. Bu saldırıların küresel ölçekte ve eşgüdümlü bir şekilde yürütülebilmesi için ise IMF, Dünya Bankası, Dünya Ticaret Örgütü gibi emperyalist kurumlar aracılığıyla somut reçeteler hazırlanıyor. Özgürlüklere ve toplumsal refaha ulaşma iddiasıyla sermayenin önündeki her türlü engelin kaldırılması gerektiğini savunan bir ideolojik altyapıya dayanan bu saldırı politikaları, neo-liberalizm adı altında teorileştirmiş durumda. İkinci Dünya Savaşını izleyen ekonomik yükseliş döneminin, 1970’lerin başında yerini krize bırakması, burjuvaziyi düşen kâr oranlarını yükseltmek ve bu krizden en az hasarla çıkmak üzere işçi sınıfına dönük kapsamlı saldırılara sevk etmiş ve neo-liberal politikalar da bu bağlamda gündeme sokulmuştu. Ne var ki, işçi hareketinin ve sosyalist hareketin tüm dünyada güçlü olduğu 70’li yıllarda, burjuvazi bu politikaları henüz uygulamaya koyamamıştı. 1980’lerin başından itibarense neo-liberalizm geniş bir etki alanına kavuşacak ve söz konusu politikalar farklı tempolarda da olsa tüm dünyada hayata geçirilmeye başlanacaktı.

AKP’nin Milli Gelir Oyunu

Zaten başlı başına bir aldatmacadan başka bir şey olmayan kişi başına düşen milli gelirin hesaplama yönteminin değiştirilerek iki katına çıkarılmasının AKP’yi kurtarması mümkün değildir. Kişi başına düşen gerçek milli gelire bakarsak, bıraktık 19 bin doları, 9 bin doların bile büyük bir kandırmaca olduğunu görürüz. Kişi başına 9 bin dolarlık bir yıllık gelir demek, 4 kişilik bir ailenin yıllık gelirinin 36 bin dolar, yani yaklaşık 108 bin lira olması demektir. Oysa çoğunluğu asgari ücret veya biraz üzerinde ücretle geçinmeye çalışan işçilerin evine, iki kişi çalışsa bile yılda ancak 24 bin lira girmektedir. Elbette hiçbir matematik oyunuyla silinemeyecek bu gerçekler emekçi kitlelerin öfkesini büyütmekte, AKP’nin sonunu hazırlamaktadır.

Kapitalizmin “Kara Pazartesileri” Çoğalıyor

Tüm göstergeler, dünya kapitalizminin tarihsel krizinin sürdüğü anlamına geliyor. Dev şirketler, yeni işten çıkarmaların kapıda olduğunu açıklıyorlar. Avrupa’da, özellikle Akdeniz havzasındaki birçok ülke ya iflas etmiş durumda ya da iflasın eşiğinde. Kapitalist kriz, başta Ortadoğu olmak üzere dünyanın birçok coğrafyasında emperyalist paylaşım savaşlarını harladıkça harlıyor. İşçi sınıfı kriz içinde debelenen kapitalizme ölümcül darbeyi indirmedikçe, kapitalizm insanlığa daha da büyük acılar yaşatmaya devam edecektir.

Egemenlerin Serveti, Emekçilerin Çilesi Büyüyor

Egemenler Türkiye ekonomisinin büyüdüğünü söylerken, toplum içerisindeki çelişkiler alabildiğine derinleşiyor. Patronlar ve onların temsilcisi olan AKP, ekonominin büyümesini ballandıra ballandıra anlatıyor, ardından da nasıl çok çalıştıklarını ekliyor. Tabii insan kendisine sormadan edemiyor: Büyüyen ekonomiden kime ne kadar pay düşüyor? Bunun cevabını da kendi hayatımızı, patronların ve güya milletin vekillerinin hayatıyla kıyaslayınca görüyoruz.

İşsizlik Artmaya Devam Ediyor

İşkur’un verileri, bu yılın Temmuz ayında kayıtlı işsiz sayısının 3,1 milyonu geçtiğini gösteriyor. İşkur’un hazırladığı rapora göre, geçen yılın verilerine göre kayıtlı işsiz sayısı %30 oranında artmış, bir yıldan daha uzun süredir işsiz olanların sayısı da 1,5 milyonu geçmiş.

Kapitalist Gelişme: Ağır Bedeller, Dengesiz Gelişme

Geçtiğimiz ay İnsanî Gelişmişlik Raporu ve Küresel Barış Endeksi adında iki rapor yayınlandı. Bu raporları, yine her yıl yayınlanan ülkelerarası gelişmişlik sıralamasına ek raporlar olarak görmek mümkün. AKP ve Erdoğan’ın en çok övündükleri ve dillendirdikleri konuların başında “Büyüyen Türkiye” meselesi geldiğinden ve gerek seçim öncesinde gerekse de sonrasında bu mevzu epeyce işlendiğinden, bu raporların içeriğine göz atmak yararlı olacaktır.

Çocuk İşçilere Oyun da, Şeker de Yok!

Dünyada her 5 çocuktan biri çalışmak zorunda. Dünyanın birçok yerinde çocuk işçilik sorunu kangrenleşmiş durumda. Bolivya’da çocuk işçilik yaşı 10’a düşmüş durumda. “Gelişmekte olan” ülkelerde çocuklar hiçbir iş güvenliği önlemi alınmadan fabrikalarda, madenlerde çalıştırılıyor. Dünyada 5,5 milyon çocuk da köle işçi durumunda!

Asgari Ücret, Azami Sınıf Çıkarları

Şıracının şahidi bozacı misali AKP’nin ve patronların imdadına yerli ve yabancı ekonomistler, akademisyenler, gazeteciler, hatta sendikacılar yetişmeye çalışıyor. Asgari ücreti arttırma vaatlerinin iyi fikir olmadığını ve gerçekleşmesi halinde Türkiye ekonomisini olumsuz etkileyebileceğini iddia ediyorlar. Türkiye’nin pazarları daralacak, ihracat duracak, fabrikalar kapanacak, işsizlik artacakmış. Bütçe açık verecek, borçlar artacak, kriz derinleşecekmiş. Metal işçilerinin üretimi durdurması da bir o kadar tehlikeliymiş.

Soma’yı Unutmadık, Unutturmayacağız!

İşçi ailelerinin hesap sorma bilinci geliştirmesi, işçi sınıfının mücadelesini de geliştirecektir. Bu nedenle sanıkların beraat ettirilmeleri engellenmeli, en ağır şekilde cezalandırılmaları sağlanmalıdır. Devlet kurumlarının dava kapsamına alınması ve bu davanın sonucu pek çok açıdan çok önemlidir. Ancak başta maden işçileri olmak üzere işçi sınıfı tüm bunları ancak güçlü bağlarla birbirine kenetlendiğinde başarabilir. Soma katliamı bir kez daha ortaya koyuyor ki, işçilerin kanını kömürün siyahına bulayarak servetler büyüten patronların sömürü düzenini yıkmak için, işçi sınıfının örgütlenmekten başka çaresi yoktur.

Kaynak Kıtlığı Değil Düzen Sorunu Var

Sorun kaynak sorunu değil, sermayenin gaspı altında olan bu kaynağa el atmaktaki kararlılık sorunudur ve kaynakların sömürücü egemen sınıfa değil üretici sınıfa akıtılması için kapitalizmin yıkılması gerektiği gerçeği eninde sonunda kendini dayatmaktadır.

İşçiye Kara Delik, Patronlara Cömertlik

AKP hükümeti Nisan ayı başında yeni bir teşvik paketi açıkladı. 11 maddeden oluşan ve “İstihdam, Sanayi Yatırımı ve Üretimi Destekleme Paketi” adını taşıyan bu paketle AKP hükümeti patronlara büyük kıyaklar yapmayı ve işçilerin paralarıyla oluşturulan fonları sermayeye peşkeş çekmeyi sürdürüyor. Sıra işçilere kaliteli eğitim ve sağlık hizmeti vermeye, işçileri uygun yaşta emekli etmeye, emeklilik maaşını, işçi ücretlerini yükseltmeye, işsizlik maaşını işsizlere vermeye ve diğer sosyal harcamalara geldiğinde kaynak sıkıntısından, kara deliklerden bahseden AKP hükümeti, patronlara sınırsız bir cömertlik sergiliyor.

Elektrik Sistemindeki Çöküş ve Örtülmek İstenen Gerçekler

Böylesine büyük ve komplike sistemler piyasaya açıldığında, azami kâr güdüsünün yarattığı sorunların bedelleri de altından kalkılamayacak kadar ağır olmaktadır. Bu nedenle enerji sektörü işçi denetiminde devletleştirilmeli ve elektrik üretimi, iletimi ve dağıtımı, kâr değil toplumsal çıkarlar öne alınarak yapılmalıdır. Aksi takdirde yaşamsal riskler de doğuran çok ciddi sorunların peşpeşe yaşanması kaçınılmaz olacaktır.

Kitle Manipülasyonu Aracı Olarak Reklâmlar

Kapitalizm genelleşmiş meta üretimidir. Üretilen her şey pazarın konusudur. Demir ne kadar pazarlanabilir bir şey ise sevgi, aşk, hüzün, mutluluk gibi duygular da kapitalistler için pazarlanabilir şeylerdir. Kapitalistlerin allayıp pullayıp, ambalajlayıp satamayacakları şey yok gibidir. Her şey pazara konu olur ve kâr esas alınarak üretilir.

Sayfalar

Ekonomi beslemesine abone olun.

e-broşürlerimiz

Elif Çağlı
Devrim ve devrimci program anlayışı temelinde, Marksist hareketin tarihi içinde yaşanmış olan siyasal yaklaşım farklılıkları geçmişte kalmış konulardan ibaret değildir. Söz konusu saflaşmaların günümüze dek uzanan son derece önemli siyasal boyutları mevcuttur. Örneğin uzun yıllar boyunca dünya komünist hareketinin resmi temsilcisi olarak saltanat sürmüş bulunan Stalinizm, aslında Marksist sürekli devrim anlayışının inkârı üzerinde yükselen bir karaktere sahiptir. Bu bakımdan geçmişte Rus devrim sürecinde yaşanmış olan programatik ayrılıkların, bugünün benzer sorunlarına ışık tutan yönleriyle hatırlanmasında büyük yarar vardır.
Elif Çağlı
Büyük düşünür ve işçi sınıfının devrimci önderi Karl Marx’ın doğumunun üzerinden tam 200 yıl geçti. Aradan geçen yıllar içinde yaşanan devrim ve karşı-devrim deneyimleri, işçi hareketindeki yükseliş ve inişler, bu dalgalanmalara bağlı olarak Marksizme duyulan ilgideki ilerleme ve gerilemeler tarihe önemli kayıtlar olarak düşüldü. Ne var ki tüm yaşananların gözler önüne serdiği farklı yönlere karşın, günümüz de dahil olmak üzere, Karl Marx’ın dünya üzerinde dost ve düşman çevreler açısından muazzam bir etki yarattığı gerçeği değişmedi.
Elif Çağlı
"İşçi sınıfının mücadele tarihi, yaşam çizgisini ölümüne dek devrimci temelde sürdürmeyi başaran olumlu örneklerin yanı sıra, tam bir soysuzlaşma anlamına gelen olumsuz örnekleri de içeriyor. Tarih gerçekten öğrenmek isteyenler için ibret vericidir."
Elif Çağlı, bu broşürde, reformist ve oportünist siyasal anlayışların kökeni ve günümüzdeki görünümlerini ele alıyor.
Elif Çağlı
"Marksizm, insanlık tarihini bilimsel temellerde çözümleyebilmenin de yolunu açan bir dünya görüşüdür. Bu yolda ilerleyebilmek için, onun insan toplumlarının gelişim sürecine dair sunduğu tarihsel ve diyalektik materyalist bakış açısını lâyıkıyla kavramak gerekiyor. Özetle, işçi sınıfının devrimci mücadele yolunu aydınlatabilmek, kapitalizmin reel durumunu anlamak ve toplumsal yaşama, tarihe dair çözümlemeler yapabilmek için Marksizm günümüzde de ihtiyaç duyulan en büyük düşünsel kaynağı oluşturuyor." Elif Çağlı, bu broşürde, Marksizmin doğaya ve topluma yaklaşımında kullandığı tarihsel ve diyalektik yöntemi ele alıyor.
Elif Çağlı
"Devrim isteyen onun aracını da yaratmak zorundadır". Elif Çağlı, beş kapsamlı makalesinden oluşan bu derlemede, işçi sınıfının devrimci partisi sorununu ele alıyor. Sınıfın devrimci örgütlenmesinin hem yerel hem de enternasyonal düzlemde inşasında izlenmesi gereken yola ışık tutuyor.
Elif Çağlı
Elif Çağlı'nın üç kapsamlı makalesinden oluşan Devrimci Marksizm broşürünü okuyucularımıza sunuyoruz. İdeolojik ve teorik mücadelenin önemini vurgulayan bu makaleler, sınıf hareketinden kopuk yaklaşımların nasıl bu alanda da Marksizm dışı eğilimlere yol açtığını sergilemekte ve böylelikle sınıf temelinde bir devrimciliğin belirleyici önemine dikkat çekmektedir. Teori ve pratiğin örgütlü birliği vurgusu bu açıdan sorunun özüne ışık tutmaktadır.
Ezgi Şanlı
Binyıllardır kadına vurulan prangaların yükünü atmak, zincirleri kırmak, bu zincirlerin yara tutmuş, nasırlaşmış izlerini silmek, zincir vuranların karşısına dikilmek elbette kolay değildir. Ama tarihin en karanlık dönemleri bile ezilen sınıfların kadınlarının bu zorluklarla baş etmeyi göze almaktan kaçmadığı, erkeklerle birlikte sömürüsüz, eşitlikçi bir toplum için mücadele ettiği, dişe diş savaştığı örnekler barındırır. Köle ayaklanmalarının eli yabalı kadın savaşçıları, Osmanlı’ya başkaldırıp kılıçlarıyla ve yürekleriyle savaşan at sırtındaki Bedreddin’in yoldaşı hakikat bacıları, Avrupa’yı sarsan 1848 devrimlerinde, Paris Komünü’nde kadınların güçlendirdiği barikatlar birer gerçektir.
Mehmet Sinan
Mehmet Sinan'ın iki kapsamlı makalesinden oluşan Türk Solu ve Sınıf Devrimciliği broşürünü okuyucularımıza sunuyoruz. Marksizm ve Türk Solunun İdeolojik Geleneği ve Proleter Sınıf Temelinden Yoksunluk! başlıklarını taşıyan bu makaleler, Türkiye sosyalist hareketinin doğuşu ve gelişimini ve ona damgasını basan temel siyasal-teorik eğilimleri sergiliyorlar. İdeolojik yanlışlarının yanısıra Türkiye sosyalist hareketinin işçi sınıfından kopuk oluşunu onun en önemli zaafı ve hatta hastalığı olarak değerlendiren Mehmet Sinan, hem bu durumun ideolojik-teorik-siyasal köklerini açıklığa kavuşturuyor hem de bu durumdan çıkış için tutulması gereken yola işaret ediyor.
Marksist Tutum
Elif Çağlı ve Mehmet Sinan'ın iki kapsamlı makalesinden oluşan Gelecek Sosyalizmindir broşürünü okuyucularımıza sunuyoruz. Manifesto'nun Sönmeyen Ateşi; Gelecek Sosyalizmindir başlıklarını taşıyan bu makaleler, Marksizmin doğuşunu ve kapitalizmin günümüze gelene kadarki serüvenini ele alıyor. Bu sömürü düzeninin insanlığa yaşattığı duruma ve ondan kurtuluşun temellerine ışık tutuyor.
Elif Çağlı
Elif Çağlı'nın üç makalesinden oluşan Düzenin Otoriterleşmesi broşürünü okuyucularımıza sunuyoruz. Demokrasi ve Plütokrasi; Otoriterleşme ve İdeolojik Aygıtların Rolü; Faşist Tırmanışa Karşı Mücadeleye başlıklarını taşıyan bu makaleler, günümüzde kapitalizmin ve burjuva demokrasisinin çürümüşlüğünü, bu demokrasilerin bağrından otoriter rejimlerin doğuşunu ve ona karşı mücadelenin temel önemdeki yanlarını ele alıyor.
Elif Çağlı
Kapitalizmin tarihsel krizine bağlı olarak dünya ölçeğinde yayılan otoriterleşme ve emperyalist savaş koşulları, işçi sınıfı devrimcilerinin önüne olağan dönemlere kıyasla çok daha ağır görevler koyuyor. Tarihin bu tür kesitleri, devrimci inanç ve iradenin, örgütsel bağlılığın sınandığı dönemlerdir. Böylesi dönemlerde, işçi sınıfının mücadele tarihindeki ilham verici örnekleri hatırlamak ve en zor koşullara meydan okuyarak devrimci yükseliş için hazırlanan önderlerden ders almak büyük bir önem kazanır. Bu bağlamda, işçi sınıfının devrimci önderi Lenin’in, onun en yakın mücadele yoldaşı Krupskaya’nın ve benzeri Bolşeviklerin devrime adanmış yaşamları unutulamaz ve unutulmamalıdır.
Mehmet Sinan
Erdoğan’ın empoze etmeye çalıştığı, dincilikle milliyetçiliği kaynaştırmaya çalışan bir ideolojidir. Peki ama bunu neden yapıyor Erdoğan? Çünkü “dinci oylar” onu başkanlığa taşımaya henüz yetmiyor da ondan! O nedenle de şimdi Erdoğan, kafası Türkçülükle, milliyetçilikle bulandırılmış olan MHP seçmenlerinin oylarına göz dikmiş durumdadır. Dolayısıyla, Erdoğan’ın milliyetçi söylemlerinin dozunun giderek daha da artacağını şimdiden söyleyebiliriz. Onun süreç boyunca bir taktik olarak başvuracağı demokratlık gösterileri, büyük bir ihtimalle gene de bir parantez olarak kalacaktır!
Elif Çağlı
Alt-emperyalizm konusu, emperyalizm ya da küreselleşme olgularının kavranışındaki farklılıkların uzantısı olan tartışmalı yönler içeriyor. Kapitalizmin sömürgeci aşaması ile emperyalist aşaması arasındaki ayrımın görmezden gelinmesi temel yanlışlardan biridir.
Elif Çağlı
Marksizmin kurucuları, dünya işçi devriminin gelişkin kapitalist ülkeleri kucaklayan sürekli devrimler sayesinde sosyalizme ilerleyebileceğini savunmuşlardı. Tarihte yaşananlar bunun doğruluğunu tersten de olsa kanıtladı. Bu durum çarpıcı ifadesini, proleter sosyalist devrimin Rusya gibi geri bir ülkede patlak vermesi ve Avrupa devriminin imdada yetişmemesi neticesinde biçimlenen koşullarda buldu. Her zaman olduğu gibi tarih yine düz bir çizgide ilerlememiş ve devrimci Marksistlerin önüne çözümlenmesi gereken yeni sorunları yığmıştı. İşçi devriminin Rusya’da sıkışıp kalmasının doğurduğu sonuçlar, “tek ülkede sosyalizm” tartışması bir yana, sosyalizme geçişin temel koşulu olan devrimci işçi iktidarının uzun süre tek başına yaşayamayacağı gerçeğini gözler önüne seriyordu.
Utku Kızılok
Bolşevik Parti’ye temel özelliklerini kazandıran ve işçi sınıfının iktidarı için çarpışmanın sorumluluğunu alarak tarihsel rolünü oynamasını sağlayan Lenin’dir. Tarihsel deneyim incelendiğinde görülecektir ki, Lenin olmasaydı Ekim Devrimi zafere ulaşamazdı. Diyalektik düşünmeyen darkafalılar, buradan yürüyerek parti ve önderlik sorununu lidere indirgediğimizi söyleyebilirler, ama gerçek böyle değildir. İşçi sınıfı ile onun komünist öncüleri, komünist öncüler ile bir bütün olarak parti, parti ile lider ya da liderlik arasında organik bir bağ, canlı ilişkiler ve etkileşim vardır.
Elif Çağlı
Kapitalizmin günümüzde yaşanan sistem krizi 1929 Büyük Depresyon dönemini bile aşan bir derinlik ve yaygınlıkta seyrediyor. Bu kriz burjuva ideologların uzun bir dönem boyunca kapitalist düzenin geleceğine dair çizdikleri pembe tabloları da paramparça ediverdi. İçinden geçtiğimiz dönemde özellikle belirli bölgelerde art arda patlak veren emperyalist yeniden paylaşım savaşları, “artık savaşlar dönemi geride kaldı, dünya bir barış dönemine giriyor” diyen liberallerin ipliğini iyice pazara çıkarttı. Kapitalist Avrupa Birliği’nin giderek ulusal sınırları yok eden bir Avrupa Birleşik Devletleri’ne dönüşeceği iddiasının hepten inandırıcılığını yitirmesi bir yana, AB ekonomik bir birlik olarak bile parçalanmaya yüz tutmuş durumda.
Mary Harris Jones
İşçi sınıfı mücadele tarihinde haklı bir yer etmiş Jones Ana’nın mücadele deneyimleriyle dolu özyaşamöyküsü hiç şüphesiz dünya işçi sınıfı yazınının anlamlı bir parçasını oluşturmaktadır. O nedenle sadece tarihsel değil, günümüz kapitalizminin dayattığı koşullar açısından güncel bir anlamı da olan bu özyaşamöyküsünü Türkçeye kazandırmanın ve okuyucuya sunmanın Türkiye’deki işçi sınıfı yazınına ve mücadelesine bir katkı olacağını düşündük. 27 bölümden oluşan bu özyaşamöyküsünü parça parça yayınlıyoruz.
Elif Çağlı
Alman devriminin yiğit önderleri Rosa Luxemburg ve Karl Liebknecht 15 Ocak 1919’da karşı-devrimin kanlı saldırısıyla katledildiler. Ekim Devriminin önderi Lenin’i 21 Ocak 1924’te yitirdik. Türkiye komünist hareketinin Onbeşleri Mustafa Suphi ve yoldaşları ise, 28 Ocak 1921’de burjuvazinin kalleşçe planlarıyla Karadeniz’in sularında öldürüldüler.
Elif Çağlı
Kelimenin gerçek anlamında anti-kapitalist bir gençlik hareketinin gelişebilmesi için, bugün sınıfsal ayrımları yansıtan ideolojik farklılıkların üzerinin örtülmesine değil, tam tersine ideolojik bir netleşmeye ihtiyaç var. Keskin devrimci görünen bir küçük-burjuva solculuğu öğrenci hareketindeki sekter tutumlarıyla kendini yalıtıp, izleyicisi olan genç insanları da kısa sürede yorgunlar kervanına dahil ediyor. Bu gerçekler karşısında öğrenci gençliğin tutarlı ve dinamik unsurlarının, burjuva ya da küçük-burjuva solculuğundan arınmaları bir zorunluluktur. Bu gençler, ancak ve ancak, dünyayı değiştirme potansiyeline sahip proletaryanın enternasyonalist devrimci çizgisini benimsemeleri durumunda güçlü ve kalıcı bir gençlik hareketi yaratabilirler.
Marksist Tutum
Kapitalizm insanlığa cehennemi yaşatıyor. Bir avuç kapitalistin saltanatı, gezegeni dolduran milyarlarca insanı, açlığın, yoksulluk ve yoksunluğun, işsizliğin, inanılmaz bir eşitsizlik ve adaletsizliğin, kanlı savaşların, zulüm ve işkencenin, dibi gelmez bir çürüme ve yabancılaşmanın pençesinde kıvrandırıyor.