Navigation

Ekonomi

Sanayi 4.0, Kapitalizm 1.0

Birkaç yıldır burjuva mahfillerde, teknolojik gelişmeler temelinde şekillenen yeni bir sanayi devriminden söz ediliyor ve bu “devrim” Sanayi 4.0 olarak adlandırılıyor. Bu kavram ilk kez 2011’de, Almanya’daki Hannover Fuarında kullanılmış ve ardından büyük tekellerin sözcüleri Alman federal hükümetine sundukları bir raporda, “Sanayi 4.0” için altyapı çalışmalarına hız verilmesi talebinde bulunmuşlardı. Söz konusu kavram o zamandan bu yana yaygın bir şekilde dolaşımda.

Akdeniz Yine Kan Denizi

Türkiye’nin egemenleri, sorumluluklarını gizlemeye çalışırken “biz 3 milyon Suriyeliye kucak açtık” diye övünme ve Avrupa’yla mülteciler üzerinden kirli pazarlıklar yürütme ikiyüzlülüğünü sergiliyorlar. AB’yle pazarlıkta elini güçlendirmek için mültecileri Avrupa’nın üstüne salanlar, o dönemde Ege’de yüzlerce insanın ölümüne seyirci kalarak bu kanlı politikayı sürdürmüşlerdir. Ta ki 3 milyar euroyu alma sözünü koparana kadar! Bundan sonra sınırları kapayarak geçişleri sonlandırmışlardır. Sonuç ise bu kez Akdeniz’de yüzlerce insanın derin sulara gömülmesi olmuştur.

Bireysel Emeklilik Yağması

AKP’nin bu adımıyla emeklilik sisteminin tamamen özel sektöre devredilmesinin yolu açılıyor. Fonda biriken ve 50 milyar liraya yaklaşan para, sermayenin kullanımına bu şekilde sunulacak. Bugüne kadar sadece orta ve üst gelir grubundaki çalışanları kapsayan sistem, otomatik katılım sayesinde asgari ücret alan milyonlarca işçiyi de kapsayacak. Asgari ücretliler, sadece zorunlu süre doluncaya kadar sistemde kalsalar dahi, fonda biriken paranın yüksek oranda artmasına istekleri dışında katkıda bulunacaklar. Tasarruf oranı da sermayenin hedeflediği yüzde 30’lar seviyesine ulaşabilecek, hatta geçebilecektir. Bu seviyeye ulaşmaktaki amaç, 2023 hedeflerine doğru bir adım daha ilerlemek.

2023’e Doğru Gelir Eşitsizliği Giderek Artıyor

İktidara geldiği 2002 yılından bu yana çıkardığı yasalarla patronları ihya eden AKP hükümeti, 2023 hedeflerini gerçekleştirmek için canhıraş çalışmaya devam ediyor. 2023 hedefleri, Türkiye’nin emperyalist basamaklarda üstlere tırmanması ve kapitalistlerin daha da palazlanması demek. Bu hedeflere ulaşılır mı şimdiden kesin bir şey söylemek zor. Tahminler, en iyi ihtimalle Türkiye’nin 18. sıradan 15. sıraya yükselebileceği yönünde. Fakat listenin daha aşağı sıralarına düşmesi de ihtimaller arasında. Her iki durumda da işçilerin yaşam koşullarının kötüleşeceği açık.

Yoğun Bakım

Su akar yolunu bulur, söz de öyle. Yeter ki olgulardan hareket edilsin. Araştırılsın, düşünülsün ve söz söylensin.  Elif Çağlı şahsında Marksist Tutum yazarlarının buz üzerine yazı yazmadıklarının kanıtı işte buralar bence kardeşler… Şu hasta yatağımda, yoğun bakım ünitesinde karınca gibi her vakaya koşan bıkmadan, usanmadan işini aşkla yaptığını gördüğüm bu genç işçiler, bana yeniden yaşam ve geleceğe olan umudumu veriyor, çoğaltıyor.

“Kapitalizmin Krizi Derinleşiyor, Tekelleşme Artıyor”

Burjuvalar tekelleşmenin, farklı şirketlerin birleşmesinin olumlu bir şey olduğundan bahsediyorlar. Fakat burjuvazi için iyi olan tekelleşme işçi sınıfı için işsiz kalmak, daha fazla iş yükü, daha düşük ücretler demektir. Aslında buna şirketlerin birleşmesi diyemeyiz. Çünkü bir şirket diğer şirketi yutarak onun pazar alanını ve üretim araçlarını ele geçirmiş oluyor.

Milyonlar Açlık ve Savaşla Boğuşuyor

Milyarlarca insan kapitalist sistemin yarattığı açlığa, yoksulluğa, sömürüye ve savaşlara maruz kalmaya devam ediyor. Bugün savaşların yakıp yıktığı şehirlerdeki emekçiler ölülerini bile geride bırakarak, uzun, sonu görünmeyen göç yollarına dökülüyor. Sanki bugüne kadar yaşanan acılar, akıldışı katliamlar, açlık, yoksulluk ve yıkımlar az gelmiş gibi, yeni ve daha korkunç savaş araçlarının denemeleri yapılıyor. Şehirler yanıyor, yıkılıyor ve her bir günün sonunda dünya üzerinde 25 bin insan doğrudan gıda ihtiyacı karşılanamadığı için açlıktan veya açlığın yol açtığı sebeplerden ölüp gidiyor.

Tükettiren Kapitalizm İnsanı Tüketiyor

Kapitalist sistemde üretim, insan ihtiyacı esas alınarak yapılmaz. Bu akıldışı sistemde üretimin ana amacı burjuvazinin kâr elde etmesidir. Her kapitalist daha fazla ürün üreterek piyasaya sürmeyi ve pazara sürdüğü malların kısa sürede tüketilip kâra dönüşmesini ister. Gözünü kâr hırsı bürümüş kapitalistlerin asıl hedefi, bu ürünlerde kristalleşmiş olan işçinin ödenmemiş emeğini realize etmektir. Bu nedenle ürünlerin daha fazla tüketilmesi için hedef kitle belirlenir ve her türlü yolla tüketim arttırılmaya çalışılır.

Kapitalizmin Krizi Derinleşiyor, Tekelleşme Artıyor

Dünya tarihinin bugüne kadarki rakamsal olarak en büyük “şirket birleşmeleri” dönemi yaşanıyor. Birleşmeler, nadiren şirketlerin sermayelerini ve yönetimlerini birleştirmeleri, genelde ve esas olarak ise birinin diğerini satın alarak yutması biçiminde gerçekleşiyor. 2015 yılında küresel tekellerin aralarındaki birleşmelerle, birleştirdikleri sermaye hacmi 5 trilyon doları aştı. Dünya ekonomik krizinin “finans krizi” biçiminde göründüğü 2008 yılının arifesinde, yani 2007 yılında da şirket birleşmeleri muazzam düzeyde artarak 4,6 trilyon dolarlık bir hacme ulaşmıştı. 2015 yılında şirket birleşmelerinde rekor rakamlara ulaşılması, tekelleşmenin vardığı düzey ve varsıl-yoksul uçurumunun büyümesi vb., kapitalist sistemin yaşadığı tarihsel krizin yansımalarıdır.

Kapitalizmin Kıyamet Alâmetleri

Marx servetin gitgide daha az sayıda elde toplanacağını söylüyordu. Bırakalım genel tarihsel eğilimi, bakın sadece bu son beş yılda ne olmuş: Toplam servetleri dünya nüfusunun yarısının toplam zenginliğine eşit olan en zengin kişilerin sayısı her yıl istikrarlı biçimde azalarak 388’den 62’ye inmiş! 2010’da 388 kişi, 2011’de 177 kişi, 2012’de 159 kişi, 2013’te 92 kişi, 2014’te 80 kişi ve nihayet 2015’te 62 kişi! Yani özetle, Oxfam direktörünün benzetmesiyle, altı üstü bir otobüs dolusu insan dünyanın yarısı kadar servete sahip hale gelmiş. Sayıların ortaya koyduğu çarpıcı tezat burada bitmiyor. Bu süreç sonucunda şu anda dünyanın en zengin yüzde 1’i, dünyanın geri kalanından, yani yüzde 99’dan daha fazla servete ulaşmış durumda. Son yıllarda özellikle gelişmiş Batılı kapitalist ülkelerdeki kapitalizm karşıtı eylem ve gösterilerde “biz yüzde 99’uz” sloganının kullanılması tam da bu çarpıcı gerçekliği dile getirmektedir.

Asgari Ücret Artışı Zamlar Karşısında Eridi

İşsizlik oranlarının arttığı, verilen asgari ücretin dört kişilik bir ailenin temel gıda ihtiyaçlarını bile karşılamadığı Türkiye’de, gelir dağılımındaki eşitsizliğin yarattığı çelişkiler de derinleşiyor. AKP hükümeti son 13 yılda kendi sınıfını ve iktidarının yardakçılarını koruyup kollarken yoksulluğu derinleştirmiş ve genelleştirmiştir. Açlık sınırının 1400 lira, yoksulluk sınırının ise 4500 lira civarında olduğu koşullarda, hayat pahalılığı da işçi sınıfını dört bir koldan cendereye alıyor.

Asgari Ücret Tartışmaları ve Burjuvazinin İkiyüzlülüğü

Asgari ücret, taban ücret olması nedeniyle yalnızca asgari ücretle çalışan 5 milyonu aşkın işçiyi değil, tüm emekçileri ilgilendiriyor. Her yıl Aralık ayında gündeme gelen asgari ücret tartışmaları, bu yıl seçimlerde verilen vaatler nedeniyle çok daha erken bir tarihte yaşanmaya başladı ve uzunca bir süre gündemdeki yerini korudu. Hatırlarsak 7 Haziran seçimlerinde HDP 1800 lira, CHP ise 1500 lira asgari ücret vaadinde bulunmuştu. Bunun üzerine AKP yaygarayı koparmış, bu kadar yüksek bir asgari ücretin verilemeyeceğini söylemiş, sermaye örgütleriyle toplantılar yaparak diğer siyasi partileri şikâyet etmişti. Miting meydanlarında toplanan on binlerce emekçiye de “yüksek asgari ücretin zararları” anlatılmıştı.

Sayfalar

Ekonomi beslemesine abone olun.

e-broşürlerimiz

Elif Çağlı
Devrim ve devrimci program anlayışı temelinde, Marksist hareketin tarihi içinde yaşanmış olan siyasal yaklaşım farklılıkları geçmişte kalmış konulardan ibaret değildir. Söz konusu saflaşmaların günümüze dek uzanan son derece önemli siyasal boyutları mevcuttur. Örneğin uzun yıllar boyunca dünya komünist hareketinin resmi temsilcisi olarak saltanat sürmüş bulunan Stalinizm, aslında Marksist sürekli devrim anlayışının inkârı üzerinde yükselen bir karaktere sahiptir. Bu bakımdan geçmişte Rus devrim sürecinde yaşanmış olan programatik ayrılıkların, bugünün benzer sorunlarına ışık tutan yönleriyle hatırlanmasında büyük yarar vardır.
Elif Çağlı
Büyük düşünür ve işçi sınıfının devrimci önderi Karl Marx’ın doğumunun üzerinden tam 200 yıl geçti. Aradan geçen yıllar içinde yaşanan devrim ve karşı-devrim deneyimleri, işçi hareketindeki yükseliş ve inişler, bu dalgalanmalara bağlı olarak Marksizme duyulan ilgideki ilerleme ve gerilemeler tarihe önemli kayıtlar olarak düşüldü. Ne var ki tüm yaşananların gözler önüne serdiği farklı yönlere karşın, günümüz de dahil olmak üzere, Karl Marx’ın dünya üzerinde dost ve düşman çevreler açısından muazzam bir etki yarattığı gerçeği değişmedi.
Elif Çağlı
"İşçi sınıfının mücadele tarihi, yaşam çizgisini ölümüne dek devrimci temelde sürdürmeyi başaran olumlu örneklerin yanı sıra, tam bir soysuzlaşma anlamına gelen olumsuz örnekleri de içeriyor. Tarih gerçekten öğrenmek isteyenler için ibret vericidir."
Elif Çağlı, bu broşürde, reformist ve oportünist siyasal anlayışların kökeni ve günümüzdeki görünümlerini ele alıyor.
Elif Çağlı
"Marksizm, insanlık tarihini bilimsel temellerde çözümleyebilmenin de yolunu açan bir dünya görüşüdür. Bu yolda ilerleyebilmek için, onun insan toplumlarının gelişim sürecine dair sunduğu tarihsel ve diyalektik materyalist bakış açısını lâyıkıyla kavramak gerekiyor. Özetle, işçi sınıfının devrimci mücadele yolunu aydınlatabilmek, kapitalizmin reel durumunu anlamak ve toplumsal yaşama, tarihe dair çözümlemeler yapabilmek için Marksizm günümüzde de ihtiyaç duyulan en büyük düşünsel kaynağı oluşturuyor." Elif Çağlı, bu broşürde, Marksizmin doğaya ve topluma yaklaşımında kullandığı tarihsel ve diyalektik yöntemi ele alıyor.
Elif Çağlı
"Devrim isteyen onun aracını da yaratmak zorundadır". Elif Çağlı, beş kapsamlı makalesinden oluşan bu derlemede, işçi sınıfının devrimci partisi sorununu ele alıyor. Sınıfın devrimci örgütlenmesinin hem yerel hem de enternasyonal düzlemde inşasında izlenmesi gereken yola ışık tutuyor.
Elif Çağlı
Elif Çağlı'nın üç kapsamlı makalesinden oluşan Devrimci Marksizm broşürünü okuyucularımıza sunuyoruz. İdeolojik ve teorik mücadelenin önemini vurgulayan bu makaleler, sınıf hareketinden kopuk yaklaşımların nasıl bu alanda da Marksizm dışı eğilimlere yol açtığını sergilemekte ve böylelikle sınıf temelinde bir devrimciliğin belirleyici önemine dikkat çekmektedir. Teori ve pratiğin örgütlü birliği vurgusu bu açıdan sorunun özüne ışık tutmaktadır.
Ezgi Şanlı
Binyıllardır kadına vurulan prangaların yükünü atmak, zincirleri kırmak, bu zincirlerin yara tutmuş, nasırlaşmış izlerini silmek, zincir vuranların karşısına dikilmek elbette kolay değildir. Ama tarihin en karanlık dönemleri bile ezilen sınıfların kadınlarının bu zorluklarla baş etmeyi göze almaktan kaçmadığı, erkeklerle birlikte sömürüsüz, eşitlikçi bir toplum için mücadele ettiği, dişe diş savaştığı örnekler barındırır. Köle ayaklanmalarının eli yabalı kadın savaşçıları, Osmanlı’ya başkaldırıp kılıçlarıyla ve yürekleriyle savaşan at sırtındaki Bedreddin’in yoldaşı hakikat bacıları, Avrupa’yı sarsan 1848 devrimlerinde, Paris Komünü’nde kadınların güçlendirdiği barikatlar birer gerçektir.
Mehmet Sinan
Mehmet Sinan'ın iki kapsamlı makalesinden oluşan Türk Solu ve Sınıf Devrimciliği broşürünü okuyucularımıza sunuyoruz. Marksizm ve Türk Solunun İdeolojik Geleneği ve Proleter Sınıf Temelinden Yoksunluk! başlıklarını taşıyan bu makaleler, Türkiye sosyalist hareketinin doğuşu ve gelişimini ve ona damgasını basan temel siyasal-teorik eğilimleri sergiliyorlar. İdeolojik yanlışlarının yanısıra Türkiye sosyalist hareketinin işçi sınıfından kopuk oluşunu onun en önemli zaafı ve hatta hastalığı olarak değerlendiren Mehmet Sinan, hem bu durumun ideolojik-teorik-siyasal köklerini açıklığa kavuşturuyor hem de bu durumdan çıkış için tutulması gereken yola işaret ediyor.
Marksist Tutum
Elif Çağlı ve Mehmet Sinan'ın iki kapsamlı makalesinden oluşan Gelecek Sosyalizmindir broşürünü okuyucularımıza sunuyoruz. Manifesto'nun Sönmeyen Ateşi; Gelecek Sosyalizmindir başlıklarını taşıyan bu makaleler, Marksizmin doğuşunu ve kapitalizmin günümüze gelene kadarki serüvenini ele alıyor. Bu sömürü düzeninin insanlığa yaşattığı duruma ve ondan kurtuluşun temellerine ışık tutuyor.
Elif Çağlı
Elif Çağlı'nın üç makalesinden oluşan Düzenin Otoriterleşmesi broşürünü okuyucularımıza sunuyoruz. Demokrasi ve Plütokrasi; Otoriterleşme ve İdeolojik Aygıtların Rolü; Faşist Tırmanışa Karşı Mücadeleye başlıklarını taşıyan bu makaleler, günümüzde kapitalizmin ve burjuva demokrasisinin çürümüşlüğünü, bu demokrasilerin bağrından otoriter rejimlerin doğuşunu ve ona karşı mücadelenin temel önemdeki yanlarını ele alıyor.
Elif Çağlı
Kapitalizmin tarihsel krizine bağlı olarak dünya ölçeğinde yayılan otoriterleşme ve emperyalist savaş koşulları, işçi sınıfı devrimcilerinin önüne olağan dönemlere kıyasla çok daha ağır görevler koyuyor. Tarihin bu tür kesitleri, devrimci inanç ve iradenin, örgütsel bağlılığın sınandığı dönemlerdir. Böylesi dönemlerde, işçi sınıfının mücadele tarihindeki ilham verici örnekleri hatırlamak ve en zor koşullara meydan okuyarak devrimci yükseliş için hazırlanan önderlerden ders almak büyük bir önem kazanır. Bu bağlamda, işçi sınıfının devrimci önderi Lenin’in, onun en yakın mücadele yoldaşı Krupskaya’nın ve benzeri Bolşeviklerin devrime adanmış yaşamları unutulamaz ve unutulmamalıdır.
Mehmet Sinan
Erdoğan’ın empoze etmeye çalıştığı, dincilikle milliyetçiliği kaynaştırmaya çalışan bir ideolojidir. Peki ama bunu neden yapıyor Erdoğan? Çünkü “dinci oylar” onu başkanlığa taşımaya henüz yetmiyor da ondan! O nedenle de şimdi Erdoğan, kafası Türkçülükle, milliyetçilikle bulandırılmış olan MHP seçmenlerinin oylarına göz dikmiş durumdadır. Dolayısıyla, Erdoğan’ın milliyetçi söylemlerinin dozunun giderek daha da artacağını şimdiden söyleyebiliriz. Onun süreç boyunca bir taktik olarak başvuracağı demokratlık gösterileri, büyük bir ihtimalle gene de bir parantez olarak kalacaktır!
Elif Çağlı
Alt-emperyalizm konusu, emperyalizm ya da küreselleşme olgularının kavranışındaki farklılıkların uzantısı olan tartışmalı yönler içeriyor. Kapitalizmin sömürgeci aşaması ile emperyalist aşaması arasındaki ayrımın görmezden gelinmesi temel yanlışlardan biridir.
Elif Çağlı
Marksizmin kurucuları, dünya işçi devriminin gelişkin kapitalist ülkeleri kucaklayan sürekli devrimler sayesinde sosyalizme ilerleyebileceğini savunmuşlardı. Tarihte yaşananlar bunun doğruluğunu tersten de olsa kanıtladı. Bu durum çarpıcı ifadesini, proleter sosyalist devrimin Rusya gibi geri bir ülkede patlak vermesi ve Avrupa devriminin imdada yetişmemesi neticesinde biçimlenen koşullarda buldu. Her zaman olduğu gibi tarih yine düz bir çizgide ilerlememiş ve devrimci Marksistlerin önüne çözümlenmesi gereken yeni sorunları yığmıştı. İşçi devriminin Rusya’da sıkışıp kalmasının doğurduğu sonuçlar, “tek ülkede sosyalizm” tartışması bir yana, sosyalizme geçişin temel koşulu olan devrimci işçi iktidarının uzun süre tek başına yaşayamayacağı gerçeğini gözler önüne seriyordu.
Utku Kızılok
Bolşevik Parti’ye temel özelliklerini kazandıran ve işçi sınıfının iktidarı için çarpışmanın sorumluluğunu alarak tarihsel rolünü oynamasını sağlayan Lenin’dir. Tarihsel deneyim incelendiğinde görülecektir ki, Lenin olmasaydı Ekim Devrimi zafere ulaşamazdı. Diyalektik düşünmeyen darkafalılar, buradan yürüyerek parti ve önderlik sorununu lidere indirgediğimizi söyleyebilirler, ama gerçek böyle değildir. İşçi sınıfı ile onun komünist öncüleri, komünist öncüler ile bir bütün olarak parti, parti ile lider ya da liderlik arasında organik bir bağ, canlı ilişkiler ve etkileşim vardır.
Elif Çağlı
Kapitalizmin günümüzde yaşanan sistem krizi 1929 Büyük Depresyon dönemini bile aşan bir derinlik ve yaygınlıkta seyrediyor. Bu kriz burjuva ideologların uzun bir dönem boyunca kapitalist düzenin geleceğine dair çizdikleri pembe tabloları da paramparça ediverdi. İçinden geçtiğimiz dönemde özellikle belirli bölgelerde art arda patlak veren emperyalist yeniden paylaşım savaşları, “artık savaşlar dönemi geride kaldı, dünya bir barış dönemine giriyor” diyen liberallerin ipliğini iyice pazara çıkarttı. Kapitalist Avrupa Birliği’nin giderek ulusal sınırları yok eden bir Avrupa Birleşik Devletleri’ne dönüşeceği iddiasının hepten inandırıcılığını yitirmesi bir yana, AB ekonomik bir birlik olarak bile parçalanmaya yüz tutmuş durumda.
Mary Harris Jones
İşçi sınıfı mücadele tarihinde haklı bir yer etmiş Jones Ana’nın mücadele deneyimleriyle dolu özyaşamöyküsü hiç şüphesiz dünya işçi sınıfı yazınının anlamlı bir parçasını oluşturmaktadır. O nedenle sadece tarihsel değil, günümüz kapitalizminin dayattığı koşullar açısından güncel bir anlamı da olan bu özyaşamöyküsünü Türkçeye kazandırmanın ve okuyucuya sunmanın Türkiye’deki işçi sınıfı yazınına ve mücadelesine bir katkı olacağını düşündük. 27 bölümden oluşan bu özyaşamöyküsünü parça parça yayınlıyoruz.
Elif Çağlı
Alman devriminin yiğit önderleri Rosa Luxemburg ve Karl Liebknecht 15 Ocak 1919’da karşı-devrimin kanlı saldırısıyla katledildiler. Ekim Devriminin önderi Lenin’i 21 Ocak 1924’te yitirdik. Türkiye komünist hareketinin Onbeşleri Mustafa Suphi ve yoldaşları ise, 28 Ocak 1921’de burjuvazinin kalleşçe planlarıyla Karadeniz’in sularında öldürüldüler.
Elif Çağlı
Kelimenin gerçek anlamında anti-kapitalist bir gençlik hareketinin gelişebilmesi için, bugün sınıfsal ayrımları yansıtan ideolojik farklılıkların üzerinin örtülmesine değil, tam tersine ideolojik bir netleşmeye ihtiyaç var. Keskin devrimci görünen bir küçük-burjuva solculuğu öğrenci hareketindeki sekter tutumlarıyla kendini yalıtıp, izleyicisi olan genç insanları da kısa sürede yorgunlar kervanına dahil ediyor. Bu gerçekler karşısında öğrenci gençliğin tutarlı ve dinamik unsurlarının, burjuva ya da küçük-burjuva solculuğundan arınmaları bir zorunluluktur. Bu gençler, ancak ve ancak, dünyayı değiştirme potansiyeline sahip proletaryanın enternasyonalist devrimci çizgisini benimsemeleri durumunda güçlü ve kalıcı bir gençlik hareketi yaratabilirler.
Marksist Tutum
Kapitalizm insanlığa cehennemi yaşatıyor. Bir avuç kapitalistin saltanatı, gezegeni dolduran milyarlarca insanı, açlığın, yoksulluk ve yoksunluğun, işsizliğin, inanılmaz bir eşitsizlik ve adaletsizliğin, kanlı savaşların, zulüm ve işkencenin, dibi gelmez bir çürüme ve yabancılaşmanın pençesinde kıvrandırıyor.