Navigation

Ekonomi

İşsizlik Artıyor, AB ve ABD’de Kriz Gittikçe Derinleşiyor

Kapitalist devletler “krizi önleme” adı altında batan tekelleri kurtarma paketleri hazırlayıp faturasını işçi sınıfına kesiyorlar. Bunun anlamı emekçiler için daha çok çalışma, hak gaspı, işsizlik, yoksulluk ve sefalettir. Diğer taraftan alınan bu önlemler burjuva ideologları tarafından krizin içinden kısa sürede çıkılacağı, önlemler sayesinde krizin atlatılacağı şeklinde lanse edilip duruldu. Ne var ki kapitalist kriz derinleştikçe derinleşti ve yaşanan yeni gelişmelerle kendini sürekli dışa vurdu.

Bir Yanda Zayıflamaya Çalışanlar, Diğer Yanda Açlıktan Ölenler

İnsanları ve doğayı hasta eden bu çürümüş sistemi yerle bir etmeden insanlık kurtulamayacak. Bir taraftan patlayan nükleer santrallerle milyonlarca insanın yaşamı riske atılıyor, insanlar ölüyor; öte taraftan bu büyük risk biline biline yenileri kuruluyor. Bir taraftan aşırı stoklar, satılamayan mallar; diğer yandan tam da bu nedenle yaşanan ekonomik kriz. Gene dünyanın bazı ülkelerinde yaşanan obezite ve aşırı kilo sorunu, öte taraftan açlık çeken milyonlar... Sistemin akıl dışı olduğunu gösteren yüzlerce çelişki saymak mümkün.

Açlık Bir İstikrarsızlık Sorunu Değil, Kapitalist Sistemin Sonucudur!

Almanya eski Çevre Bakanı ve Birleşmiş Milletler Çevre Programının eski başkanı Klaus Töpfer verdiği bir röportajda, gıda fiyatlarının yükselmesini geçim sorununun izleyeceğini söylüyor. Bunun isyanları tetikleyeceğini eklemeyi de ihmal etmiyor.

“Ulusal İstihdam Stratejisi” Saldırısı

Bütün dünyada burjuva hükümetler işçi sınıfının ekonomik-sosyal haklarına ve sendikal örgütlenmelerine ilişkin saldırı programlarını hayata geçiriyorlar. Ekonomik krizin faturasını işçi sınıfına ödetmek isteyen sermaye sınıfı, burjuva hükümetlerden yeni saldırı yasalarının bir an önce çıkartılmasını istiyor. Hemen her ülkede farklı adlarla hazırlanan ve uygulamaya sokulan saldırı yasalarının özü aynı: İşçi sınıfının kazanılmış haklarını geriletmek, dünyayı sermaye sınıfı için dikensiz gül bahçesine çevirmek.

19. Dünya İş Sağlığı ve Güvenliği Kongresi: Gerçekler Gizlenemez!

Emperyalist-kapitalist sistemin küresel kurumları ise her geçen gün daha da göze batan bu tür gerçekleri toplumdan gizlemek için sistematik çalışmalar yapmaktan geri durmuyorlar. Bu türden çalışmalardan biri de Eylül ayında İstanbul’da yapılan bir kongreydi. ILO’nun düzenlediği 19. Dünya İş Sağlığı ve Güvenliği Kongresi 11-15 Eylül tarihleri arasında Haliç Kongre Merkezinde gerçekleştirildi. Kongreye 100’ün üzerinde ülkeden binlerce kişi katıldı.

Çanlar Avrupa Kapitalizmi İçin Çalıyor!

Marksistlerin, dünya kapitalizmini 2008’den bu yana kıvrandıran ekonomik bunalıma ilişkin değerlendirmeleri her açıdan doğrulanmaktadır. Kapitalizmin bunalımının finansal bir kriz olmadığını, hükümetlerin para politikalarıyla ya da kamu harcamalarının arttırılmasıyla krizin aşılamayacağını, bu krizin kısa süre içerisinde geride bırakılacağına dair pompalanan umutların boş olduğunu, ekonomik çöküşü durdurmak üzere yapılan müdahalelerin krizin etkilerini kısa vadede hafifletip ertelemekten başka bir işe yaramayacağını Marksistler açıkça ortaya koymuştu.

“En Az Gelişmiş Ülkeler” Zirvesi ve Türkiye

“Günlük harcaması 1,25 doların altında on milyonlarca insanın bulunduğu bir dünyada, açık söylüyorum, hiç kimse ama hiç kimse masum değildir ve olamaz” diye konuşuyordu suçluların başlıca temsilcilerinden biri. Onun dışişleri bakanı ise “komşusu açken tok yatan bizden değildir” sözlerini böylesi konulardaki hassasiyetlerinin ifadesi olarak anımsatıyordu. Birleşmiş Milletler örgütünün “En Az Gelişmiş Ülkeler Konferansı”nın dördüncü zirvesi 9-13 Mayıs tarihleri arasında İstanbul’da yapıldı.

Kapitalizm ve Genç Nüfusta İşsizlik

İşsizlik tüm dünyada artıyor. Kapitalizmin istihdam sağlayamadığı yüz milyonlarca insan açlık, yoksulluk ve ümitsizlik bataklığına sürükleniyor. Ülkeden ülkeye farklılık gösterse de tüm dünyada işsizlik oranları çarpıcı bir gerçeği ortaya koyuyor: Kapitalizm özellikle genç nüfusun önemli bir kısmına istihdam sağlayamıyor. İş bulabilen gençler ise daha ziyade kayıt dışı, geçici ya da part-time işlerde çalışıyor. İşsizlik kırbacıyla terbiye edildikten sonra sürekli işlerde çalışan gençlere daha düşük ücretler ve ağırlaşan çalışma koşulları dayatılıyor.

Kapitalizm ve İnsan Sağlığı

Kapitalizm altında insan sağlığı demek, büyük paraların kazanıldığı ticari bir sektör demektir. Kapitalizm kâr uğruna milyonlarca insanın sağlığının bozulmasına, ölmesine neden oluyor. İnsanlık açlığın pençesinde kıvranırken bir taraftan tonlarca gıda maddesi imha ediliyor, diğer taraftan gıda ürünlerine çeşitli kimyasal katkı maddeleri eklenerek milyonlarca insan zehirleniyor, başta kanser olmak üzere çeşitli hastalıklara yakalanıp hayatını yitiriyor.

Artan Gıda Fiyatları ve Devrimci Ayaklanmalar

Kapitalizm milyonlarca insanı açlık ve yoksulluğun pençesine itiyor. Diğer taraftan kendi mezar kazıcılarını da çoğaltmış oluyor. Artan gıda fiyatları ile birlikte açlığın yaygınlaştığı Kuzey Afrika’da, isyan bayrağını çeken emekçi kitleler bugün burjuvazinin yüreğine korku salıyor. Birleşmiş Milletler’e bağlı Dünya Gıda Örgütü’nün (FAO) tahıl, bitkisel yağlar, süt ürünleri, et ürünleri ve şeker fiyatlarını baz alarak oluşturduğu Dünya Gıda Fiyat Endeksi verilerine göre, gıda fiyatları Ocak 2011’de artış rekoru kırdı.

Büyüyen Sorun: İşsizlik

Burjuvazi sözümona işsizliğe çözüm arıyor. Daha düne kadar işsizliğin en önemli nedeni olarak, “değişen ve gelişen teknolojiye bağlı olarak çalışan ve iş arayan işçilerin eğitimlerinin yetersizliği” gösteriliyordu. Ancak 2010 yılı istatistik verileri bunun hiç de inandırıcı olmadığını göstermektedir.

Eğreti Çalışma ve Artan Sömürü

İşsizliğin, yoksulluğun, toplumsal eşitsizliğin dünya genelinde arttığı bu süreçte, işlerin hızla artan bir bölümü eğreti işler haline gelmiştir. Bu süreç halen de tüm hızıyla yol almaktadır. Gelinen noktada, eğreti iş ya da eğreti çalışma kavramı da, gerçekliğine uygun olarak, gitgide daha yaygın bir kullanım kazanmaktadır. Türkiye burjuvazisinin bugünlerde meclisten geçirmeye hazırlandığı torba yasa tasarısının içindeki bazı düzenlemeler ve diğer bazı yasal hazırlıklar da bu kapsamdadır.

İşsizliğin Nedeni Eğitimsizlikmiş!

Krizin faturasını işçilere kesen sermaye sınıfı, yine kendilerinin yarattığı işsizlik sorununun faturasını da biz işçilere kesmek istiyor. İşsizliğin temel nedeni olarak gösterilen eğitimsizlik ve meslek sahibi olmama yalanına kanmamalıyız. Sorun eğitimsizlik olsaydı on binlerce üniversite mezununun işsiz kalmaması gerekirdi. Bu sorunun temel kaynağı yine içinde yaşadığımız kapitalist sömürü düzeni ve önlenemez kâr hırsıdır. Kapitalizm var olduğu sürece işsizlik sorunu var olmaya devam edecektir.

Kurtuluş Mikro Kredide Değil Sınıf Mücadelesinde

Mikro kredinin mucidi sayılan Bangladeşli Muhammed Yunus 2006’da Nobel Barış Ödülüne layık görülmüştü. Sözde yoksulluğa çözüm olarak sunulan sisteme göre, verilen düşük meblağlı kredilerle yoksullar kendi işlerini kuracaklar ve yoksulluğa elveda diyeceklerdi. Yoksulluğun kaynağının kapitalizm olduğunu bilenler açısından mikro kredinin yoksulluğa ancak mikro düzeyde bir çözüm bulabileceği, gerisinin makro yalanlardan ibaret olduğu açıktı.

Büyüyen Ekonomide İşçi Sınıfının Durumu

İşçi sınıfı ekonomik büyümenin kendisini refaha ulaştıracağı yalanına bu yüzden kanmamalıdır. İşçi sınıfını patronların yıkımından koruyacak, onu güçlendirecek ve nihayet refaha eriştirecek olan tek şey kendi öz gücüne dayanan mücadelesidir. İşçi sınıfının örgütlülüğü sayesinde yürüyüp güçlenecek mücadelesi dışında onu kurtaracak bir yol yoktur. Bu yüzden zaman burjuvaların hoş görünen yalanlarına kanma zamanı değil, işçi sınıfının devrimci örgütlülüğünü güçlendirmek için mücadeleye atılma zamanıdır.

Sayfalar

Ekonomi beslemesine abone olun.

e-broşürlerimiz

Elif Çağlı
Devrim ve devrimci program anlayışı temelinde, Marksist hareketin tarihi içinde yaşanmış olan siyasal yaklaşım farklılıkları geçmişte kalmış konulardan ibaret değildir. Söz konusu saflaşmaların günümüze dek uzanan son derece önemli siyasal boyutları mevcuttur. Örneğin uzun yıllar boyunca dünya komünist hareketinin resmi temsilcisi olarak saltanat sürmüş bulunan Stalinizm, aslında Marksist sürekli devrim anlayışının inkârı üzerinde yükselen bir karaktere sahiptir. Bu bakımdan geçmişte Rus devrim sürecinde yaşanmış olan programatik ayrılıkların, bugünün benzer sorunlarına ışık tutan yönleriyle hatırlanmasında büyük yarar vardır.
Elif Çağlı
Büyük düşünür ve işçi sınıfının devrimci önderi Karl Marx’ın doğumunun üzerinden tam 200 yıl geçti. Aradan geçen yıllar içinde yaşanan devrim ve karşı-devrim deneyimleri, işçi hareketindeki yükseliş ve inişler, bu dalgalanmalara bağlı olarak Marksizme duyulan ilgideki ilerleme ve gerilemeler tarihe önemli kayıtlar olarak düşüldü. Ne var ki tüm yaşananların gözler önüne serdiği farklı yönlere karşın, günümüz de dahil olmak üzere, Karl Marx’ın dünya üzerinde dost ve düşman çevreler açısından muazzam bir etki yarattığı gerçeği değişmedi.
Elif Çağlı
"İşçi sınıfının mücadele tarihi, yaşam çizgisini ölümüne dek devrimci temelde sürdürmeyi başaran olumlu örneklerin yanı sıra, tam bir soysuzlaşma anlamına gelen olumsuz örnekleri de içeriyor. Tarih gerçekten öğrenmek isteyenler için ibret vericidir."
Elif Çağlı, bu broşürde, reformist ve oportünist siyasal anlayışların kökeni ve günümüzdeki görünümlerini ele alıyor.
Elif Çağlı
"Marksizm, insanlık tarihini bilimsel temellerde çözümleyebilmenin de yolunu açan bir dünya görüşüdür. Bu yolda ilerleyebilmek için, onun insan toplumlarının gelişim sürecine dair sunduğu tarihsel ve diyalektik materyalist bakış açısını lâyıkıyla kavramak gerekiyor. Özetle, işçi sınıfının devrimci mücadele yolunu aydınlatabilmek, kapitalizmin reel durumunu anlamak ve toplumsal yaşama, tarihe dair çözümlemeler yapabilmek için Marksizm günümüzde de ihtiyaç duyulan en büyük düşünsel kaynağı oluşturuyor." Elif Çağlı, bu broşürde, Marksizmin doğaya ve topluma yaklaşımında kullandığı tarihsel ve diyalektik yöntemi ele alıyor.
Elif Çağlı
"Devrim isteyen onun aracını da yaratmak zorundadır". Elif Çağlı, beş kapsamlı makalesinden oluşan bu derlemede, işçi sınıfının devrimci partisi sorununu ele alıyor. Sınıfın devrimci örgütlenmesinin hem yerel hem de enternasyonal düzlemde inşasında izlenmesi gereken yola ışık tutuyor.
Elif Çağlı
Elif Çağlı'nın üç kapsamlı makalesinden oluşan Devrimci Marksizm broşürünü okuyucularımıza sunuyoruz. İdeolojik ve teorik mücadelenin önemini vurgulayan bu makaleler, sınıf hareketinden kopuk yaklaşımların nasıl bu alanda da Marksizm dışı eğilimlere yol açtığını sergilemekte ve böylelikle sınıf temelinde bir devrimciliğin belirleyici önemine dikkat çekmektedir. Teori ve pratiğin örgütlü birliği vurgusu bu açıdan sorunun özüne ışık tutmaktadır.
Ezgi Şanlı
Binyıllardır kadına vurulan prangaların yükünü atmak, zincirleri kırmak, bu zincirlerin yara tutmuş, nasırlaşmış izlerini silmek, zincir vuranların karşısına dikilmek elbette kolay değildir. Ama tarihin en karanlık dönemleri bile ezilen sınıfların kadınlarının bu zorluklarla baş etmeyi göze almaktan kaçmadığı, erkeklerle birlikte sömürüsüz, eşitlikçi bir toplum için mücadele ettiği, dişe diş savaştığı örnekler barındırır. Köle ayaklanmalarının eli yabalı kadın savaşçıları, Osmanlı’ya başkaldırıp kılıçlarıyla ve yürekleriyle savaşan at sırtındaki Bedreddin’in yoldaşı hakikat bacıları, Avrupa’yı sarsan 1848 devrimlerinde, Paris Komünü’nde kadınların güçlendirdiği barikatlar birer gerçektir.
Mehmet Sinan
Mehmet Sinan'ın iki kapsamlı makalesinden oluşan Türk Solu ve Sınıf Devrimciliği broşürünü okuyucularımıza sunuyoruz. Marksizm ve Türk Solunun İdeolojik Geleneği ve Proleter Sınıf Temelinden Yoksunluk! başlıklarını taşıyan bu makaleler, Türkiye sosyalist hareketinin doğuşu ve gelişimini ve ona damgasını basan temel siyasal-teorik eğilimleri sergiliyorlar. İdeolojik yanlışlarının yanısıra Türkiye sosyalist hareketinin işçi sınıfından kopuk oluşunu onun en önemli zaafı ve hatta hastalığı olarak değerlendiren Mehmet Sinan, hem bu durumun ideolojik-teorik-siyasal köklerini açıklığa kavuşturuyor hem de bu durumdan çıkış için tutulması gereken yola işaret ediyor.
Marksist Tutum
Elif Çağlı ve Mehmet Sinan'ın iki kapsamlı makalesinden oluşan Gelecek Sosyalizmindir broşürünü okuyucularımıza sunuyoruz. Manifesto'nun Sönmeyen Ateşi; Gelecek Sosyalizmindir başlıklarını taşıyan bu makaleler, Marksizmin doğuşunu ve kapitalizmin günümüze gelene kadarki serüvenini ele alıyor. Bu sömürü düzeninin insanlığa yaşattığı duruma ve ondan kurtuluşun temellerine ışık tutuyor.
Elif Çağlı
Elif Çağlı'nın üç makalesinden oluşan Düzenin Otoriterleşmesi broşürünü okuyucularımıza sunuyoruz. Demokrasi ve Plütokrasi; Otoriterleşme ve İdeolojik Aygıtların Rolü; Faşist Tırmanışa Karşı Mücadeleye başlıklarını taşıyan bu makaleler, günümüzde kapitalizmin ve burjuva demokrasisinin çürümüşlüğünü, bu demokrasilerin bağrından otoriter rejimlerin doğuşunu ve ona karşı mücadelenin temel önemdeki yanlarını ele alıyor.
Elif Çağlı
Kapitalizmin tarihsel krizine bağlı olarak dünya ölçeğinde yayılan otoriterleşme ve emperyalist savaş koşulları, işçi sınıfı devrimcilerinin önüne olağan dönemlere kıyasla çok daha ağır görevler koyuyor. Tarihin bu tür kesitleri, devrimci inanç ve iradenin, örgütsel bağlılığın sınandığı dönemlerdir. Böylesi dönemlerde, işçi sınıfının mücadele tarihindeki ilham verici örnekleri hatırlamak ve en zor koşullara meydan okuyarak devrimci yükseliş için hazırlanan önderlerden ders almak büyük bir önem kazanır. Bu bağlamda, işçi sınıfının devrimci önderi Lenin’in, onun en yakın mücadele yoldaşı Krupskaya’nın ve benzeri Bolşeviklerin devrime adanmış yaşamları unutulamaz ve unutulmamalıdır.
Mehmet Sinan
Erdoğan’ın empoze etmeye çalıştığı, dincilikle milliyetçiliği kaynaştırmaya çalışan bir ideolojidir. Peki ama bunu neden yapıyor Erdoğan? Çünkü “dinci oylar” onu başkanlığa taşımaya henüz yetmiyor da ondan! O nedenle de şimdi Erdoğan, kafası Türkçülükle, milliyetçilikle bulandırılmış olan MHP seçmenlerinin oylarına göz dikmiş durumdadır. Dolayısıyla, Erdoğan’ın milliyetçi söylemlerinin dozunun giderek daha da artacağını şimdiden söyleyebiliriz. Onun süreç boyunca bir taktik olarak başvuracağı demokratlık gösterileri, büyük bir ihtimalle gene de bir parantez olarak kalacaktır!
Elif Çağlı
Alt-emperyalizm konusu, emperyalizm ya da küreselleşme olgularının kavranışındaki farklılıkların uzantısı olan tartışmalı yönler içeriyor. Kapitalizmin sömürgeci aşaması ile emperyalist aşaması arasındaki ayrımın görmezden gelinmesi temel yanlışlardan biridir.
Elif Çağlı
Marksizmin kurucuları, dünya işçi devriminin gelişkin kapitalist ülkeleri kucaklayan sürekli devrimler sayesinde sosyalizme ilerleyebileceğini savunmuşlardı. Tarihte yaşananlar bunun doğruluğunu tersten de olsa kanıtladı. Bu durum çarpıcı ifadesini, proleter sosyalist devrimin Rusya gibi geri bir ülkede patlak vermesi ve Avrupa devriminin imdada yetişmemesi neticesinde biçimlenen koşullarda buldu. Her zaman olduğu gibi tarih yine düz bir çizgide ilerlememiş ve devrimci Marksistlerin önüne çözümlenmesi gereken yeni sorunları yığmıştı. İşçi devriminin Rusya’da sıkışıp kalmasının doğurduğu sonuçlar, “tek ülkede sosyalizm” tartışması bir yana, sosyalizme geçişin temel koşulu olan devrimci işçi iktidarının uzun süre tek başına yaşayamayacağı gerçeğini gözler önüne seriyordu.
Utku Kızılok
Bolşevik Parti’ye temel özelliklerini kazandıran ve işçi sınıfının iktidarı için çarpışmanın sorumluluğunu alarak tarihsel rolünü oynamasını sağlayan Lenin’dir. Tarihsel deneyim incelendiğinde görülecektir ki, Lenin olmasaydı Ekim Devrimi zafere ulaşamazdı. Diyalektik düşünmeyen darkafalılar, buradan yürüyerek parti ve önderlik sorununu lidere indirgediğimizi söyleyebilirler, ama gerçek böyle değildir. İşçi sınıfı ile onun komünist öncüleri, komünist öncüler ile bir bütün olarak parti, parti ile lider ya da liderlik arasında organik bir bağ, canlı ilişkiler ve etkileşim vardır.
Elif Çağlı
Kapitalizmin günümüzde yaşanan sistem krizi 1929 Büyük Depresyon dönemini bile aşan bir derinlik ve yaygınlıkta seyrediyor. Bu kriz burjuva ideologların uzun bir dönem boyunca kapitalist düzenin geleceğine dair çizdikleri pembe tabloları da paramparça ediverdi. İçinden geçtiğimiz dönemde özellikle belirli bölgelerde art arda patlak veren emperyalist yeniden paylaşım savaşları, “artık savaşlar dönemi geride kaldı, dünya bir barış dönemine giriyor” diyen liberallerin ipliğini iyice pazara çıkarttı. Kapitalist Avrupa Birliği’nin giderek ulusal sınırları yok eden bir Avrupa Birleşik Devletleri’ne dönüşeceği iddiasının hepten inandırıcılığını yitirmesi bir yana, AB ekonomik bir birlik olarak bile parçalanmaya yüz tutmuş durumda.
Mary Harris Jones
İşçi sınıfı mücadele tarihinde haklı bir yer etmiş Jones Ana’nın mücadele deneyimleriyle dolu özyaşamöyküsü hiç şüphesiz dünya işçi sınıfı yazınının anlamlı bir parçasını oluşturmaktadır. O nedenle sadece tarihsel değil, günümüz kapitalizminin dayattığı koşullar açısından güncel bir anlamı da olan bu özyaşamöyküsünü Türkçeye kazandırmanın ve okuyucuya sunmanın Türkiye’deki işçi sınıfı yazınına ve mücadelesine bir katkı olacağını düşündük. 27 bölümden oluşan bu özyaşamöyküsünü parça parça yayınlıyoruz.
Elif Çağlı
Alman devriminin yiğit önderleri Rosa Luxemburg ve Karl Liebknecht 15 Ocak 1919’da karşı-devrimin kanlı saldırısıyla katledildiler. Ekim Devriminin önderi Lenin’i 21 Ocak 1924’te yitirdik. Türkiye komünist hareketinin Onbeşleri Mustafa Suphi ve yoldaşları ise, 28 Ocak 1921’de burjuvazinin kalleşçe planlarıyla Karadeniz’in sularında öldürüldüler.
Elif Çağlı
Kelimenin gerçek anlamında anti-kapitalist bir gençlik hareketinin gelişebilmesi için, bugün sınıfsal ayrımları yansıtan ideolojik farklılıkların üzerinin örtülmesine değil, tam tersine ideolojik bir netleşmeye ihtiyaç var. Keskin devrimci görünen bir küçük-burjuva solculuğu öğrenci hareketindeki sekter tutumlarıyla kendini yalıtıp, izleyicisi olan genç insanları da kısa sürede yorgunlar kervanına dahil ediyor. Bu gerçekler karşısında öğrenci gençliğin tutarlı ve dinamik unsurlarının, burjuva ya da küçük-burjuva solculuğundan arınmaları bir zorunluluktur. Bu gençler, ancak ve ancak, dünyayı değiştirme potansiyeline sahip proletaryanın enternasyonalist devrimci çizgisini benimsemeleri durumunda güçlü ve kalıcı bir gençlik hareketi yaratabilirler.
Marksist Tutum
Kapitalizm insanlığa cehennemi yaşatıyor. Bir avuç kapitalistin saltanatı, gezegeni dolduran milyarlarca insanı, açlığın, yoksulluk ve yoksunluğun, işsizliğin, inanılmaz bir eşitsizlik ve adaletsizliğin, kanlı savaşların, zulüm ve işkencenin, dibi gelmez bir çürüme ve yabancılaşmanın pençesinde kıvrandırıyor.