Navigation

Ekonomi

KOBİ Güzellemeleriyle Örtülen Tekelleşme Gerçeği

Kapitalist sistem, insanlığı, çoktandır akıldışı hale gelmiş bir üretim tarzı içinde kıvrandırıyor. Üretim araçları üzerinde özel mülkiyet tekeli kuran kapitalist azınlık, yaratılan zenginliğin her geçen gün daha da artan bir bölümünü gasp ederken, bu zenginliği üreten emekçi kitleler giderek daha fazla yoksullaşıyor. Burjuvazinin tüm yalan ve çarpıtmalarının aksine, bu sistemin ürettiği eşitsizlik tablosu düzelmek bir yana daha da derinleşiyor. Bugün gelinen noktada, milyarlarca emekçinin kollektif bir şekilde yarattığı toplam zenginliğin yüzde 46’sı, en zengin yüzde 1’lik dilimin elindedir. Buna karşılık dünya nüfusunun yarısına, bu zenginlikten sadece yüzde 0,7’lik bir pay düşmektedir.

Kapitalizm ve Yolsuzluk

17 Aralıkta başlatılan yolsuzluk ve rüşvet operasyonunun etkileri devam ediyor. Hiç kuşku yok ki, bu operasyonun asıl amacı yolsuzlukla mücadele etmek değil, AKP’ye ve Erdoğan’a haddini bildirmekti. Nitekim AKP ile Gülen Cemaati arasında süren iktidar kavgası, operasyon sonrasında alabildiğine sertleşmiş ve yeni boyutlar kazanmıştır. Fakat esas yaşanan şeyin bir iktidar kavgası olması, yolsuzluğun ise bu doğrultuda bir yıpratma unsuru olarak kullanılması, ortada devasa bir yolsuzluk ve rüşvet bataklığı olmadığı anlamına gelmez, gelmemektedir. Tersine, AKP hükümeti gırtlağına kadar yolsuzluk ve rüşvet bataklığına batmıştır.

Küresel Kriz Sürüyor, İşsizlik Artıyor

İşsizlik kapitalizmin sürekli ürettiği bir olgu olduğu gibi ekonomik krizlerin de temel göstergelerindendir. Bugün kapitalizm 1929 yılında yaşadığı büyük ekonomik buhranı da aşan bir tarihsel kriz içindedir. Artan işsizlik ve yoksulluğun boyutu da bunu çok açık bir şekilde ortaya koymaktadır.

Burjuvazinin 2014 Bütçesi

Burjuva iç kapışmanın yaşandığı, kapışmaya bağlı olarak burjuva sistemin pisliklerinin ortaya döküldüğü bir dönemde 2014 yılı bütçesi Meclis’ten geçti. Her yıl olduğu gibi bu yıl da bütçe görüşmeleri işçi sınıfının gündemini pek meşgul etmedi. Oysa bu konu işçi sınıfını yakından ilgilendirmektedir, çünkü bütçeler gerek devletin sınıfsal meşrebini ortaya sermesi açısından, gerekse kaynakların sermaye sınıfının çıkarları doğrultusunda nasıl ve ne şekilde kullanıldığını göstermesi açısından önemlidir. Hele ki burjuvazinin iç kapışmasının ayyuka çıktığı, yolsuzlukların birer birer ortaya döküldüğü bir dönemde.

Eurosur: Göçmenlere Yeni Sur

Ne dünyamız ne de insanoğlu kapitalist devletlerin kendi egemenlik alanlarını belirlemek üzere çizdikleri sınırlarla var olmadı. Sınıfların ortaya çıkmasıyla birlikte devletler var oldu, sınırlar çizildi. Son yüzyıl içerisinde de insanların seyahat ve göç etme özgürlükleri önce pasaportla, daha sonraları da vize ile sınırlandı. Üretici güçlerin gelişimi, sınıfların ve sınırların olmadığı sosyalist bir dünyanın kurulmasını zorunlu kılıyor. İnsanoğlu eninde sonunda ulus-devletin deli gömleğini parçalayacak, kapitalizmi tüm rezillikleriyle beraber geride bırakacaktır.

Kapitalizmde Yaşlılara Yer Yok!

Dünya nüfusunun yaşlanması başta Avrupa olmak üzere gelişmiş kapitalist ülkelerin burjuvazisini derinden kaygılandırıyor. Doğum oranlarının düşmesi ve ortalama ömrün uzaması, yaşlı nüfusun oranının giderek artmasına yol açıyor. 2000’lerin başında 600 milyon olan 60 yaş ve üstü nüfusun, 2050’de 2 milyara çıkması bekleniyor.Bu durum, sömürecek taze işgücüne ihtiyaç duyan ve yaşlı bakımı, emekli maaşları, sağlık giderleri gibi harcamaları tümüyle çalışanların sırtına yıkmak isteyen burjuvazi için tehlike çanlarının çalması anlamına geliyor.

Genel Sağlık Sigortasının Kapsamı Daraltılıyor

Burjuvazinin işçi sınıfına yönelik saldırıları ekonomik kriz koşullarında artarak devam ederken, gerek emeklilik gerekse sağlık ayaklarında yapılan yeni düzenlemelerle sosyal güvenlik sistemi her geçen gün biraz daha devre dışı bırakılıyor. Emeklilik yaşı ve prim gün sayısı arttırılarak mezarda emeklilik dayatılmışken, her ay ödenen SGK primlerine rağmen sağlık hizmeti de kalem kalem paralı hale getiriliyor.

ABD Bütçe Krizi Kapitalizmin İflasına İşaret Ediyor

Geçtiğimiz haftalarda ABD’de “devletin kepenk kapatması” olarak adlandırılan bir kriz yaşandı. Kerim devlet anlayışıyla yoğrulmuş Türkiye’de bu durum biraz şaşkınlıkla karşılansa da, aynı özel şirketlerde olduğu gibi devletin bazı birimlerinin kepenkleri gerçekten kapatıldı, hizmete son verildi ve çalışanlar zorunlu ücretsiz izne çıkarıldılar. Hükümete Kongre tarafından tahsis edilmiş olan para suyunu çekmişti ve Kongre ek tahsisat çıkarmıyordu.

Türkiye’nin Suriyeli Göçmenler Sorunu

Suriye’de devam eden iç savaş nedeniyle 2 milyondan fazla insanın ülke dışına göç etmek zorunda kalması ve bunlardan 600 binden fazlasının Türkiye’ye gelmesi, Türkiye işçi sınıfının da bu duruma yakından tanıklık etmesine yol açtı. Elbette hangi ülkeden olursa olsun işçi sınıfının kaderini ortaklaştıran görünür görünmez bağlar nedeniyle Türkiye işçi sınıfı duruma sadece tanıklık etmiyor, aynı zamanda bu durumun çeşitli sonuçlarını da yaşıyor.

İşçilerin Yoksulluğu Üzerinden Yükselen Zenginlik

OECD, ILO, TÜİK gibi gerek ulusal, gerekse uluslararası burjuva kurumlar tarafından her yıl pek çok rapor yayınlanıyor. Bu raporlarda, toplumun gelir dağılımından yaşam ve çalışma standartlarına, işsizlik oranlarına varıncaya kadar pek çok konuda veriler sunuluyor. Burjuvazinin gerçek tabloyu gizlemek amacıyla türlü manipülalif işlemden geçirerek işlediği ve yayınladığı bu veriler bile, işçi ve emekçiler açısından durumun hiç de iyiye gitmediğini gösteriyor.

21. Yüzyılda Kölelik Devam Ediyor

Yabancı düşmanlığından, milliyetçilikten arındırılmamış bir işçi sınıfı çelişkileri göremez, kendi haklarına yapılan saldırıya karşı koyamadığı gibi sınıf kardeşlerinin köleleştirilmesine, taciz edilmesine, fuhşa sürüklenmesine, alınıp satılmasına da ses çıkaramaz. Eğer işçi sınıfı göçmen emekçileri de kapsayacak tarzda bir mücadele yürütebilmiş olsaydı, burjuvazi ne göçmen işçileri yarı-köle ya da köle durumunda çalıştırabilirdi ne de işçi sınıfına böylesine azgın bir şekilde saldırabilirdi.

“Rüyalar Ülkesi”nde Milyonların Sefaleti

Bir yanda muazzam servetler, diğer yanda korkunç bir yoksulluk ve sefalet yaratılıyor. İşte “rüyalar ülkesi” ABD’deki yaşam da bunun çarpıcı bir ifadesidir. 12 milyon Amerikalı iş bulamıyor. Her yedi Amerikalıdan biri devlet yardımına muhtaç ve günlük 3 dolardan az paraya denk gelen bu yardım bile kesilmek isteniyor. Yoksulların yarısından çoğunu yaşlılar ve çocuklar oluşturuyor. 50 milyona yakın insan yoksullukla boğuşurken, milyonlarcası sokakta yaşıyor.

Sayfalar

Ekonomi beslemesine abone olun.

e-broşürlerimiz

Elif Çağlı
Devrim ve devrimci program anlayışı temelinde, Marksist hareketin tarihi içinde yaşanmış olan siyasal yaklaşım farklılıkları geçmişte kalmış konulardan ibaret değildir. Söz konusu saflaşmaların günümüze dek uzanan son derece önemli siyasal boyutları mevcuttur. Örneğin uzun yıllar boyunca dünya komünist hareketinin resmi temsilcisi olarak saltanat sürmüş bulunan Stalinizm, aslında Marksist sürekli devrim anlayışının inkârı üzerinde yükselen bir karaktere sahiptir. Bu bakımdan geçmişte Rus devrim sürecinde yaşanmış olan programatik ayrılıkların, bugünün benzer sorunlarına ışık tutan yönleriyle hatırlanmasında büyük yarar vardır.
Elif Çağlı
"İşçi sınıfının mücadele tarihi, yaşam çizgisini ölümüne dek devrimci temelde sürdürmeyi başaran olumlu örneklerin yanı sıra, tam bir soysuzlaşma anlamına gelen olumsuz örnekleri de içeriyor. Tarih gerçekten öğrenmek isteyenler için ibret vericidir."
Elif Çağlı, bu broşürde, reformist ve oportünist siyasal anlayışların kökeni ve günümüzdeki görünümlerini ele alıyor.
Elif Çağlı
"Marksizm, insanlık tarihini bilimsel temellerde çözümleyebilmenin de yolunu açan bir dünya görüşüdür. Bu yolda ilerleyebilmek için, onun insan toplumlarının gelişim sürecine dair sunduğu tarihsel ve diyalektik materyalist bakış açısını lâyıkıyla kavramak gerekiyor. Özetle, işçi sınıfının devrimci mücadele yolunu aydınlatabilmek, kapitalizmin reel durumunu anlamak ve toplumsal yaşama, tarihe dair çözümlemeler yapabilmek için Marksizm günümüzde de ihtiyaç duyulan en büyük düşünsel kaynağı oluşturuyor." Elif Çağlı, bu broşürde, Marksizmin doğaya ve topluma yaklaşımında kullandığı tarihsel ve diyalektik yöntemi ele alıyor.
Elif Çağlı
"Devrim isteyen onun aracını da yaratmak zorundadır". Elif Çağlı, beş kapsamlı makalesinden oluşan bu derlemede, işçi sınıfının devrimci partisi sorununu ele alıyor. Sınıfın devrimci örgütlenmesinin hem yerel hem de enternasyonal düzlemde inşasında izlenmesi gereken yola ışık tutuyor.
Elif Çağlı
Elif Çağlı'nın üç kapsamlı makalesinden oluşan Devrimci Marksizm broşürünü okuyucularımıza sunuyoruz. İdeolojik ve teorik mücadelenin önemini vurgulayan bu makaleler, sınıf hareketinden kopuk yaklaşımların nasıl bu alanda da Marksizm dışı eğilimlere yol açtığını sergilemekte ve böylelikle sınıf temelinde bir devrimciliğin belirleyici önemine dikkat çekmektedir. Teori ve pratiğin örgütlü birliği vurgusu bu açıdan sorunun özüne ışık tutmaktadır.
Ezgi Şanlı
Binyıllardır kadına vurulan prangaların yükünü atmak, zincirleri kırmak, bu zincirlerin yara tutmuş, nasırlaşmış izlerini silmek, zincir vuranların karşısına dikilmek elbette kolay değildir. Ama tarihin en karanlık dönemleri bile ezilen sınıfların kadınlarının bu zorluklarla baş etmeyi göze almaktan kaçmadığı, erkeklerle birlikte sömürüsüz, eşitlikçi bir toplum için mücadele ettiği, dişe diş savaştığı örnekler barındırır. Köle ayaklanmalarının eli yabalı kadın savaşçıları, Osmanlı’ya başkaldırıp kılıçlarıyla ve yürekleriyle savaşan at sırtındaki Bedreddin’in yoldaşı hakikat bacıları, Avrupa’yı sarsan 1848 devrimlerinde, Paris Komünü’nde kadınların güçlendirdiği barikatlar birer gerçektir.
Mehmet Sinan
Mehmet Sinan'ın iki kapsamlı makalesinden oluşan Türk Solu ve Sınıf Devrimciliği broşürünü okuyucularımıza sunuyoruz. Marksizm ve Türk Solunun İdeolojik Geleneği ve Proleter Sınıf Temelinden Yoksunluk! başlıklarını taşıyan bu makaleler, Türkiye sosyalist hareketinin doğuşu ve gelişimini ve ona damgasını basan temel siyasal-teorik eğilimleri sergiliyorlar. İdeolojik yanlışlarının yanısıra Türkiye sosyalist hareketinin işçi sınıfından kopuk oluşunu onun en önemli zaafı ve hatta hastalığı olarak değerlendiren Mehmet Sinan, hem bu durumun ideolojik-teorik-siyasal köklerini açıklığa kavuşturuyor hem de bu durumdan çıkış için tutulması gereken yola işaret ediyor.
Marksist Tutum
Elif Çağlı ve Mehmet Sinan'ın iki kapsamlı makalesinden oluşan Gelecek Sosyalizmindir broşürünü okuyucularımıza sunuyoruz. Manifesto'nun Sönmeyen Ateşi; Gelecek Sosyalizmindir başlıklarını taşıyan bu makaleler, Marksizmin doğuşunu ve kapitalizmin günümüze gelene kadarki serüvenini ele alıyor. Bu sömürü düzeninin insanlığa yaşattığı duruma ve ondan kurtuluşun temellerine ışık tutuyor.
Elif Çağlı
Elif Çağlı'nın üç makalesinden oluşan Düzenin Otoriterleşmesi broşürünü okuyucularımıza sunuyoruz. Demokrasi ve Plütokrasi; Otoriterleşme ve İdeolojik Aygıtların Rolü; Faşist Tırmanışa Karşı Mücadeleye başlıklarını taşıyan bu makaleler, günümüzde kapitalizmin ve burjuva demokrasisinin çürümüşlüğünü, bu demokrasilerin bağrından otoriter rejimlerin doğuşunu ve ona karşı mücadelenin temel önemdeki yanlarını ele alıyor.
Elif Çağlı
Kapitalizmin tarihsel krizine bağlı olarak dünya ölçeğinde yayılan otoriterleşme ve emperyalist savaş koşulları, işçi sınıfı devrimcilerinin önüne olağan dönemlere kıyasla çok daha ağır görevler koyuyor. Tarihin bu tür kesitleri, devrimci inanç ve iradenin, örgütsel bağlılığın sınandığı dönemlerdir. Böylesi dönemlerde, işçi sınıfının mücadele tarihindeki ilham verici örnekleri hatırlamak ve en zor koşullara meydan okuyarak devrimci yükseliş için hazırlanan önderlerden ders almak büyük bir önem kazanır. Bu bağlamda, işçi sınıfının devrimci önderi Lenin’in, onun en yakın mücadele yoldaşı Krupskaya’nın ve benzeri Bolşeviklerin devrime adanmış yaşamları unutulamaz ve unutulmamalıdır.
Mehmet Sinan
Erdoğan’ın empoze etmeye çalıştığı, dincilikle milliyetçiliği kaynaştırmaya çalışan bir ideolojidir. Peki ama bunu neden yapıyor Erdoğan? Çünkü “dinci oylar” onu başkanlığa taşımaya henüz yetmiyor da ondan! O nedenle de şimdi Erdoğan, kafası Türkçülükle, milliyetçilikle bulandırılmış olan MHP seçmenlerinin oylarına göz dikmiş durumdadır. Dolayısıyla, Erdoğan’ın milliyetçi söylemlerinin dozunun giderek daha da artacağını şimdiden söyleyebiliriz. Onun süreç boyunca bir taktik olarak başvuracağı demokratlık gösterileri, büyük bir ihtimalle gene de bir parantez olarak kalacaktır!
Elif Çağlı
Alt-emperyalizm konusu, emperyalizm ya da küreselleşme olgularının kavranışındaki farklılıkların uzantısı olan tartışmalı yönler içeriyor. Kapitalizmin sömürgeci aşaması ile emperyalist aşaması arasındaki ayrımın görmezden gelinmesi temel yanlışlardan biridir.
Utku Kızılok
Bolşevik Parti’ye temel özelliklerini kazandıran ve işçi sınıfının iktidarı için çarpışmanın sorumluluğunu alarak tarihsel rolünü oynamasını sağlayan Lenin’dir. Tarihsel deneyim incelendiğinde görülecektir ki, Lenin olmasaydı Ekim Devrimi zafere ulaşamazdı. Diyalektik düşünmeyen darkafalılar, buradan yürüyerek parti ve önderlik sorununu lidere indirgediğimizi söyleyebilirler, ama gerçek böyle değildir. İşçi sınıfı ile onun komünist öncüleri, komünist öncüler ile bir bütün olarak parti, parti ile lider ya da liderlik arasında organik bir bağ, canlı ilişkiler ve etkileşim vardır.
Elif Çağlı
Kapitalizmin günümüzde yaşanan sistem krizi 1929 Büyük Depresyon dönemini bile aşan bir derinlik ve yaygınlıkta seyrediyor. Bu kriz burjuva ideologların uzun bir dönem boyunca kapitalist düzenin geleceğine dair çizdikleri pembe tabloları da paramparça ediverdi. İçinden geçtiğimiz dönemde özellikle belirli bölgelerde art arda patlak veren emperyalist yeniden paylaşım savaşları, “artık savaşlar dönemi geride kaldı, dünya bir barış dönemine giriyor” diyen liberallerin ipliğini iyice pazara çıkarttı. Kapitalist Avrupa Birliği’nin giderek ulusal sınırları yok eden bir Avrupa Birleşik Devletleri’ne dönüşeceği iddiasının hepten inandırıcılığını yitirmesi bir yana, AB ekonomik bir birlik olarak bile parçalanmaya yüz tutmuş durumda.
Mary Harris Jones
İşçi sınıfı mücadele tarihinde haklı bir yer etmiş Jones Ana’nın mücadele deneyimleriyle dolu özyaşamöyküsü hiç şüphesiz dünya işçi sınıfı yazınının anlamlı bir parçasını oluşturmaktadır. O nedenle sadece tarihsel değil, günümüz kapitalizminin dayattığı koşullar açısından güncel bir anlamı da olan bu özyaşamöyküsünü Türkçeye kazandırmanın ve okuyucuya sunmanın Türkiye’deki işçi sınıfı yazınına ve mücadelesine bir katkı olacağını düşündük. 27 bölümden oluşan bu özyaşamöyküsünü parça parça yayınlıyoruz.
Elif Çağlı
Alman devriminin yiğit önderleri Rosa Luxemburg ve Karl Liebknecht 15 Ocak 1919’da karşı-devrimin kanlı saldırısıyla katledildiler. Ekim Devriminin önderi Lenin’i 21 Ocak 1924’te yitirdik. Türkiye komünist hareketinin Onbeşleri Mustafa Suphi ve yoldaşları ise, 28 Ocak 1921’de burjuvazinin kalleşçe planlarıyla Karadeniz’in sularında öldürüldüler.
Elif Çağlı
Kelimenin gerçek anlamında anti-kapitalist bir gençlik hareketinin gelişebilmesi için, bugün sınıfsal ayrımları yansıtan ideolojik farklılıkların üzerinin örtülmesine değil, tam tersine ideolojik bir netleşmeye ihtiyaç var. Keskin devrimci görünen bir küçük-burjuva solculuğu öğrenci hareketindeki sekter tutumlarıyla kendini yalıtıp, izleyicisi olan genç insanları da kısa sürede yorgunlar kervanına dahil ediyor. Bu gerçekler karşısında öğrenci gençliğin tutarlı ve dinamik unsurlarının, burjuva ya da küçük-burjuva solculuğundan arınmaları bir zorunluluktur. Bu gençler, ancak ve ancak, dünyayı değiştirme potansiyeline sahip proletaryanın enternasyonalist devrimci çizgisini benimsemeleri durumunda güçlü ve kalıcı bir gençlik hareketi yaratabilirler.
Marksist Tutum
Kapitalizm insanlığa cehennemi yaşatıyor. Bir avuç kapitalistin saltanatı, gezegeni dolduran milyarlarca insanı, açlığın, yoksulluk ve yoksunluğun, işsizliğin, inanılmaz bir eşitsizlik ve adaletsizliğin, kanlı savaşların, zulüm ve işkencenin, dibi gelmez bir çürüme ve yabancılaşmanın pençesinde kıvrandırıyor.