Navigation

Ekonomi

Yoksulluk ve Örgütsüzlük İşçileri Yakıyor!

İşsizliğe mahkûm edilmiş ve bir umut arayan insanlar, tahammülleri tükenince çıldırma ve hatta canlarına kıyma noktasına gelebiliyorlar. Nitekim bu tür trajik vakaların sayısının son dönemde hızla artmaya başladığını görüyoruz. Geniş tanımlı, dar tanımlı, tarım içi, tarım dışı, mevsimlik işçi, sanayi işçisi vb. kavramların arasında evirilip çevrilen rakamlar, işsizlik girdabından çıkamayan, yoksulluğa mahkûm edilen işçilerin intihar mektuplarında, bireysel eylem çığlıklarında, umutsuzluğa sürüklenip anti-depresanlara mahkûm edilmiş binlerce genç insanda gerçek karşılığını yukarıdaki örneklerde olduğu gibi dramatik bir şekilde buluyor.

Burjuvaziyi Korkutan Sistem Krizi Gerçeği

Kapitalizm tarihsel bir sistem krizi içerisinde nicedir debelenip duruyor. Kapitalistlerin bu tarihsel çıkışsızlığı her alanda çeşitli olgularla kendini dışa vuruyor. Kâr oranları düşüyor, kapitalizmin sınai çevrimleri içerisinde ekonomik krizler canlanma dönemleri adeta yaşanmıyormuşçasına geniş zamana yayılıyor. İşsizlik katlanarak artıyor, ücretler eriyor, iş ve yaşam koşulları çekilmez hâle geliyor. Açlık ve sefalet koşulları derinleşiyor. Toplumda gelir dağılımındaki adaletsizlik her geçen gün akıl almaz boyutlara ulaşıyor.

Gıdanın Geleceği

Giderek artan bir dünya nüfusu ve büyüyen açlık söz konusu. Peki bu kadar ciddi boyutlara varmış olan bu sorunu salt teknolojik gelişmelerle çözebilir miyiz?

Dünyada ve Türkiye’de İnşaat Kapitalizmi

Türkiye’de ekonomik büyüme hedefi neden ağırlıklı olarak inşaat eksenli bir büyümeye dayandırılıyor? Bu yalnızca bu ülkeye özgü mü, yoksa genelleştirilebilecek bir durum mudur? AKP’nin bu eğiliminin arkasında yalnızca iktisadi güdüler mi mevcuttur, yoksa bu yaklaşımın benimsenmesinde siyasi, ideolojik ve toplumsal kaygılar da var mıdır? Bu yazıda bu sorulara yanıt vermeye çalışacağız.

Kasıtlı Yavaşlatma!

Geçtiğimiz günlerde Apple’ın, eski telefonlarını kasıtlı olarak yavaşlattığı ortaya çıktı. Bazı iPhone modellerinde zaman içinde kasıtlı olarak işlem hızını düşüren Apple, kullanıcılarının tepkisini çekmekten kurtulamadı. Birbiri ardına gelen davalar sonucu firma, eski pillere sahip telefonların işlemcilerini daha yavaş çalışmaya zorlayarak doğabilecek teknik aksaklıkların önünü almayı hedeflediği yönünde açıklamada bulundu.

İklim Mültecileri

FORES bünyesinde yapılan bir araştırmada, bu felâketler nedeniyle 2050’ye kadar 200 milyon kişinin göç etmek zorunda kalacağı öngörülüyor! “İklim mültecisi” olarak da anılan bu göçmenlerin en çok Afrika, Doğu ve Güney Asya ile Latin Amerika ülkelerinden Akdeniz kıyılarındaki ülkelere ve Avrupa’ya gitmesi bekleniyor.

Evsizler Ordusu Büyüyor

Kapitalizm alarm veriyor. İnşaatlar yükseliyor, dev binalar şehirleri sarıyor. Kapitalizmin çürümüşlüğünü örtmek istercesine her yana betonlar dökülüyor, fakat köhneyen düzenin pis kokuları betonlar arasından sızmaya devam ediyor. Dev inşaat şirketleri sayısı milyonları geçen boş konutlarla şehirleri mezarlıklara çeviriyor, bir çatıdan yoksun olarak yaşayan milyonlarca insan ise şehrin hayaletlerine dönüşüyor. Çürüyen düzene ayna tutan sokaklar, ihtişamlı yapıların gölgesinde bir ordu yetiştiriyor: Evsizler ordusu!

“Kıskandıran” Büyüme Ne Pahasına?

Dünya kapitalizminin içinde bulunduğu derin krizin belirlediği koşullarda ve bunlara eşlik eden kendine özgü sorunlarla Türkiye ekonomisi, krizin yıkıcı etkilerinin daha da fazla görüleceği bir döneme adım adım yaklaşmaktadır. Bu eğilim karşısında hükümetin yapacağı hamleler, mukadder sonu geciktirme dışında bir işe yaramayacaktır. Hükümetin, uluslararası koşulların yarattığı karambollerden yararlanarak geçiştirdiği ekonomik sorunlar büyüyen boyutlarıyla tekrar tekrar karşısına çıkmaktadır. Ancak AKP’nin ekonomideki manevra alanı daralmıştır.

Kamu Hizmetini Kapitalist İşletmelere Dönüştüren Şehir Hastaneleri

AKP iktidarı her zamanki gibi tüccar zihniyetiyle hareket ederek milyonlarca emekçiyi mağdur edecek bir projeyi hayata geçiriyor. Şehir hastaneleri projesi zaten çürümüş olan sağlık sistemini daha da çekilmez hale getirecek. 25 yıl gibi bir insan yaşamında hiç de kısa olmayan bir süre için sözleşme imzalayan AKP iktidarı işçilerin çocuklarının ve hatta torunlarının sağlık hakkını gasp etmekle kalmıyor, onları şimdiden sermayenin büyümesi uğruna ağır bir borç yükünün altına sokuyor. Sağlık hizmetini ticarileştirmenin sonucu koruyucu sağlık hizmetinden vazgeçerek toplumu daha da hasta etmektir.

Vergiler Emekçilerin Sırtına, Sermaye Vergi Cennetlerine!

Sermaye bir taraftan işçi sınıfının artı-değerine el koyarak onu yoksulluğa mahkûm ederken, diğer taraftan vergi yükünü de işçi-emekçi kesimin üzerine yıkar. Ne yazık ki bu gerçeklik ideolojik bombardımanın altında olan işçi sınıfı tarafından kolayına anlaşılmaz. Özellikle milliyetçilik bu noktada emekçilerin gözünü bağlar. Burjuvalar astronomik paralar kazanmalarına rağmen ödedikleri vergiler devede kulak kalır. İşçiler ise tüm yoksulluğa rağmen vergi yükünün önemlice bir kısmını sırtlarlar.

Sağlık Sistemi Alarm Veriyor

AKP’nin “sağlıkta devrim yaptık” diyerek övündüğü “Sağlıkta Dönüşüm Programı”nın yarattığı sorunlar artıyor. Yıllar geçtikçe halının altına süpürülen ve gözlerden gizlenen ama giderek biriken bu sorunlar acı meyvelerini vermeye başladı. AKP’nin hemen her seçimde yoksul emekçilerden destek görmesinde özellikle sağlık hizmetleri alanında attığı bazı olumlu adımların ve yarattığı algının büyük payı vardı.

Aşırı Çalışma ve Borç Batağındaki İşçi Sınıfı

On beş yıllık AKP iktidarı dönemi, kapitalizmin toplumu tam anlamıyla kıskacına aldığı bir dönem olmuştur. Bunun çarpıcı boyutlarından birini, tüm yönleriyle kredi mekanizmasının tepe tepe kullanılmasında, işçilerin borç batağına saplanmasında görüyoruz. Bu bataklıkta borcu borçla kapatmaya çalıştıkça işçi sınıfı daha da batıyor. Bunun sosyal, psikolojik ve kuşkusuz siyasi sonuçlarını da en ağır biçimde yaşıyor. Bir yanda satılmayı bekleyen devasa bir ürünler yığını, diğer yanda temel ihtiyaçlarını bile karşılamakta zorlanan kocaman bir işçi sınıfı!

Sayfalar

Ekonomi beslemesine abone olun.

e-broşürlerimiz

Elif Çağlı
Devrim ve devrimci program anlayışı temelinde, Marksist hareketin tarihi içinde yaşanmış olan siyasal yaklaşım farklılıkları geçmişte kalmış konulardan ibaret değildir. Söz konusu saflaşmaların günümüze dek uzanan son derece önemli siyasal boyutları mevcuttur. Örneğin uzun yıllar boyunca dünya komünist hareketinin resmi temsilcisi olarak saltanat sürmüş bulunan Stalinizm, aslında Marksist sürekli devrim anlayışının inkârı üzerinde yükselen bir karaktere sahiptir. Bu bakımdan geçmişte Rus devrim sürecinde yaşanmış olan programatik ayrılıkların, bugünün benzer sorunlarına ışık tutan yönleriyle hatırlanmasında büyük yarar vardır.
Elif Çağlı
"İşçi sınıfının mücadele tarihi, yaşam çizgisini ölümüne dek devrimci temelde sürdürmeyi başaran olumlu örneklerin yanı sıra, tam bir soysuzlaşma anlamına gelen olumsuz örnekleri de içeriyor. Tarih gerçekten öğrenmek isteyenler için ibret vericidir."
Elif Çağlı, bu broşürde, reformist ve oportünist siyasal anlayışların kökeni ve günümüzdeki görünümlerini ele alıyor.
Elif Çağlı
"Marksizm, insanlık tarihini bilimsel temellerde çözümleyebilmenin de yolunu açan bir dünya görüşüdür. Bu yolda ilerleyebilmek için, onun insan toplumlarının gelişim sürecine dair sunduğu tarihsel ve diyalektik materyalist bakış açısını lâyıkıyla kavramak gerekiyor. Özetle, işçi sınıfının devrimci mücadele yolunu aydınlatabilmek, kapitalizmin reel durumunu anlamak ve toplumsal yaşama, tarihe dair çözümlemeler yapabilmek için Marksizm günümüzde de ihtiyaç duyulan en büyük düşünsel kaynağı oluşturuyor." Elif Çağlı, bu broşürde, Marksizmin doğaya ve topluma yaklaşımında kullandığı tarihsel ve diyalektik yöntemi ele alıyor.
Elif Çağlı
"Devrim isteyen onun aracını da yaratmak zorundadır". Elif Çağlı, beş kapsamlı makalesinden oluşan bu derlemede, işçi sınıfının devrimci partisi sorununu ele alıyor. Sınıfın devrimci örgütlenmesinin hem yerel hem de enternasyonal düzlemde inşasında izlenmesi gereken yola ışık tutuyor.
Elif Çağlı
Elif Çağlı'nın üç kapsamlı makalesinden oluşan Devrimci Marksizm broşürünü okuyucularımıza sunuyoruz. İdeolojik ve teorik mücadelenin önemini vurgulayan bu makaleler, sınıf hareketinden kopuk yaklaşımların nasıl bu alanda da Marksizm dışı eğilimlere yol açtığını sergilemekte ve böylelikle sınıf temelinde bir devrimciliğin belirleyici önemine dikkat çekmektedir. Teori ve pratiğin örgütlü birliği vurgusu bu açıdan sorunun özüne ışık tutmaktadır.
Ezgi Şanlı
Binyıllardır kadına vurulan prangaların yükünü atmak, zincirleri kırmak, bu zincirlerin yara tutmuş, nasırlaşmış izlerini silmek, zincir vuranların karşısına dikilmek elbette kolay değildir. Ama tarihin en karanlık dönemleri bile ezilen sınıfların kadınlarının bu zorluklarla baş etmeyi göze almaktan kaçmadığı, erkeklerle birlikte sömürüsüz, eşitlikçi bir toplum için mücadele ettiği, dişe diş savaştığı örnekler barındırır. Köle ayaklanmalarının eli yabalı kadın savaşçıları, Osmanlı’ya başkaldırıp kılıçlarıyla ve yürekleriyle savaşan at sırtındaki Bedreddin’in yoldaşı hakikat bacıları, Avrupa’yı sarsan 1848 devrimlerinde, Paris Komünü’nde kadınların güçlendirdiği barikatlar birer gerçektir.
Mehmet Sinan
Mehmet Sinan'ın iki kapsamlı makalesinden oluşan Türk Solu ve Sınıf Devrimciliği broşürünü okuyucularımıza sunuyoruz. Marksizm ve Türk Solunun İdeolojik Geleneği ve Proleter Sınıf Temelinden Yoksunluk! başlıklarını taşıyan bu makaleler, Türkiye sosyalist hareketinin doğuşu ve gelişimini ve ona damgasını basan temel siyasal-teorik eğilimleri sergiliyorlar. İdeolojik yanlışlarının yanısıra Türkiye sosyalist hareketinin işçi sınıfından kopuk oluşunu onun en önemli zaafı ve hatta hastalığı olarak değerlendiren Mehmet Sinan, hem bu durumun ideolojik-teorik-siyasal köklerini açıklığa kavuşturuyor hem de bu durumdan çıkış için tutulması gereken yola işaret ediyor.
Marksist Tutum
Elif Çağlı ve Mehmet Sinan'ın iki kapsamlı makalesinden oluşan Gelecek Sosyalizmindir broşürünü okuyucularımıza sunuyoruz. Manifesto'nun Sönmeyen Ateşi; Gelecek Sosyalizmindir başlıklarını taşıyan bu makaleler, Marksizmin doğuşunu ve kapitalizmin günümüze gelene kadarki serüvenini ele alıyor. Bu sömürü düzeninin insanlığa yaşattığı duruma ve ondan kurtuluşun temellerine ışık tutuyor.
Elif Çağlı
Elif Çağlı'nın üç makalesinden oluşan Düzenin Otoriterleşmesi broşürünü okuyucularımıza sunuyoruz. Demokrasi ve Plütokrasi; Otoriterleşme ve İdeolojik Aygıtların Rolü; Faşist Tırmanışa Karşı Mücadeleye başlıklarını taşıyan bu makaleler, günümüzde kapitalizmin ve burjuva demokrasisinin çürümüşlüğünü, bu demokrasilerin bağrından otoriter rejimlerin doğuşunu ve ona karşı mücadelenin temel önemdeki yanlarını ele alıyor.
Elif Çağlı
Kapitalizmin tarihsel krizine bağlı olarak dünya ölçeğinde yayılan otoriterleşme ve emperyalist savaş koşulları, işçi sınıfı devrimcilerinin önüne olağan dönemlere kıyasla çok daha ağır görevler koyuyor. Tarihin bu tür kesitleri, devrimci inanç ve iradenin, örgütsel bağlılığın sınandığı dönemlerdir. Böylesi dönemlerde, işçi sınıfının mücadele tarihindeki ilham verici örnekleri hatırlamak ve en zor koşullara meydan okuyarak devrimci yükseliş için hazırlanan önderlerden ders almak büyük bir önem kazanır. Bu bağlamda, işçi sınıfının devrimci önderi Lenin’in, onun en yakın mücadele yoldaşı Krupskaya’nın ve benzeri Bolşeviklerin devrime adanmış yaşamları unutulamaz ve unutulmamalıdır.
Mehmet Sinan
Erdoğan’ın empoze etmeye çalıştığı, dincilikle milliyetçiliği kaynaştırmaya çalışan bir ideolojidir. Peki ama bunu neden yapıyor Erdoğan? Çünkü “dinci oylar” onu başkanlığa taşımaya henüz yetmiyor da ondan! O nedenle de şimdi Erdoğan, kafası Türkçülükle, milliyetçilikle bulandırılmış olan MHP seçmenlerinin oylarına göz dikmiş durumdadır. Dolayısıyla, Erdoğan’ın milliyetçi söylemlerinin dozunun giderek daha da artacağını şimdiden söyleyebiliriz. Onun süreç boyunca bir taktik olarak başvuracağı demokratlık gösterileri, büyük bir ihtimalle gene de bir parantez olarak kalacaktır!
Elif Çağlı
Alt-emperyalizm konusu, emperyalizm ya da küreselleşme olgularının kavranışındaki farklılıkların uzantısı olan tartışmalı yönler içeriyor. Kapitalizmin sömürgeci aşaması ile emperyalist aşaması arasındaki ayrımın görmezden gelinmesi temel yanlışlardan biridir.
Elif Çağlı
Marksizmin kurucuları, dünya işçi devriminin gelişkin kapitalist ülkeleri kucaklayan sürekli devrimler sayesinde sosyalizme ilerleyebileceğini savunmuşlardı. Tarihte yaşananlar bunun doğruluğunu tersten de olsa kanıtladı. Bu durum çarpıcı ifadesini, proleter sosyalist devrimin Rusya gibi geri bir ülkede patlak vermesi ve Avrupa devriminin imdada yetişmemesi neticesinde biçimlenen koşullarda buldu. Her zaman olduğu gibi tarih yine düz bir çizgide ilerlememiş ve devrimci Marksistlerin önüne çözümlenmesi gereken yeni sorunları yığmıştı. İşçi devriminin Rusya’da sıkışıp kalmasının doğurduğu sonuçlar, “tek ülkede sosyalizm” tartışması bir yana, sosyalizme geçişin temel koşulu olan devrimci işçi iktidarının uzun süre tek başına yaşayamayacağı gerçeğini gözler önüne seriyordu.
Utku Kızılok
Bolşevik Parti’ye temel özelliklerini kazandıran ve işçi sınıfının iktidarı için çarpışmanın sorumluluğunu alarak tarihsel rolünü oynamasını sağlayan Lenin’dir. Tarihsel deneyim incelendiğinde görülecektir ki, Lenin olmasaydı Ekim Devrimi zafere ulaşamazdı. Diyalektik düşünmeyen darkafalılar, buradan yürüyerek parti ve önderlik sorununu lidere indirgediğimizi söyleyebilirler, ama gerçek böyle değildir. İşçi sınıfı ile onun komünist öncüleri, komünist öncüler ile bir bütün olarak parti, parti ile lider ya da liderlik arasında organik bir bağ, canlı ilişkiler ve etkileşim vardır.
Elif Çağlı
Kapitalizmin günümüzde yaşanan sistem krizi 1929 Büyük Depresyon dönemini bile aşan bir derinlik ve yaygınlıkta seyrediyor. Bu kriz burjuva ideologların uzun bir dönem boyunca kapitalist düzenin geleceğine dair çizdikleri pembe tabloları da paramparça ediverdi. İçinden geçtiğimiz dönemde özellikle belirli bölgelerde art arda patlak veren emperyalist yeniden paylaşım savaşları, “artık savaşlar dönemi geride kaldı, dünya bir barış dönemine giriyor” diyen liberallerin ipliğini iyice pazara çıkarttı. Kapitalist Avrupa Birliği’nin giderek ulusal sınırları yok eden bir Avrupa Birleşik Devletleri’ne dönüşeceği iddiasının hepten inandırıcılığını yitirmesi bir yana, AB ekonomik bir birlik olarak bile parçalanmaya yüz tutmuş durumda.
Mary Harris Jones
İşçi sınıfı mücadele tarihinde haklı bir yer etmiş Jones Ana’nın mücadele deneyimleriyle dolu özyaşamöyküsü hiç şüphesiz dünya işçi sınıfı yazınının anlamlı bir parçasını oluşturmaktadır. O nedenle sadece tarihsel değil, günümüz kapitalizminin dayattığı koşullar açısından güncel bir anlamı da olan bu özyaşamöyküsünü Türkçeye kazandırmanın ve okuyucuya sunmanın Türkiye’deki işçi sınıfı yazınına ve mücadelesine bir katkı olacağını düşündük. 27 bölümden oluşan bu özyaşamöyküsünü parça parça yayınlıyoruz.
Elif Çağlı
Alman devriminin yiğit önderleri Rosa Luxemburg ve Karl Liebknecht 15 Ocak 1919’da karşı-devrimin kanlı saldırısıyla katledildiler. Ekim Devriminin önderi Lenin’i 21 Ocak 1924’te yitirdik. Türkiye komünist hareketinin Onbeşleri Mustafa Suphi ve yoldaşları ise, 28 Ocak 1921’de burjuvazinin kalleşçe planlarıyla Karadeniz’in sularında öldürüldüler.
Elif Çağlı
Kelimenin gerçek anlamında anti-kapitalist bir gençlik hareketinin gelişebilmesi için, bugün sınıfsal ayrımları yansıtan ideolojik farklılıkların üzerinin örtülmesine değil, tam tersine ideolojik bir netleşmeye ihtiyaç var. Keskin devrimci görünen bir küçük-burjuva solculuğu öğrenci hareketindeki sekter tutumlarıyla kendini yalıtıp, izleyicisi olan genç insanları da kısa sürede yorgunlar kervanına dahil ediyor. Bu gerçekler karşısında öğrenci gençliğin tutarlı ve dinamik unsurlarının, burjuva ya da küçük-burjuva solculuğundan arınmaları bir zorunluluktur. Bu gençler, ancak ve ancak, dünyayı değiştirme potansiyeline sahip proletaryanın enternasyonalist devrimci çizgisini benimsemeleri durumunda güçlü ve kalıcı bir gençlik hareketi yaratabilirler.
Marksist Tutum
Kapitalizm insanlığa cehennemi yaşatıyor. Bir avuç kapitalistin saltanatı, gezegeni dolduran milyarlarca insanı, açlığın, yoksulluk ve yoksunluğun, işsizliğin, inanılmaz bir eşitsizlik ve adaletsizliğin, kanlı savaşların, zulüm ve işkencenin, dibi gelmez bir çürüme ve yabancılaşmanın pençesinde kıvrandırıyor.