Navigation

Avusturya’da Parlamento Seçimleri

Yazıcı içinYazıcı içine-postayla göndere-postayla gönder
Avrupa Birliği genelinde tırmanmaya devam eden yabancı düşmanlığı ve İslamofobinin Avusturya gibi Nazi suçlarına kıyısından köşesinden bulaşmış sabıkalı bir ülkede de belli bir karşılık bulması zaten beklenen bir şeydi. Devrimci bir işçi sınıfı partisinin ve sınıf sendikacılığının olmadığı, reformist solun bile taban kaybettiği Avusturya’da işçi sınıfını ve onun özellikle göçmen emekçi kesimlerini kolay günler beklemiyor.

Avusturya’da parlamento seçimleri 15 Ekim Pazar günü yapıldı ve pek de şaşırtıcı olmayan bir siyasi tablo ortaya çıktı. Avusturya büyük burjuvazisinin politik, ideolojik sözcülüğünü yapan ve kendini Hıristiyan değerlerin temsilcisi olarak tanımlayan merkez sağ ÖVP (Avusturya Halk Partisi) uzun bir aradan sonra genel seçimlerden birinci parti olarak çıktı. Bir önceki seçimde aldığı oylarda yeni ve genç bir burjuva siyasetçisi olan Sebastian Kurz liderliğinde %7’nin üzerinde artış sağlayan ÖVP’yi, faşist Avusturya Özgürlük Partisi (FPÖ) ve Sosyal Demokrat Parti (SPÖ) birbirine yakın oy oranlarıyla takip ediyor. Hemen hemen kesinleşen sonuçlara göre ÖVP %31,4, FPÖ %27,4, SPÖ %26,7 oranında oy almış bulunuyor. Kendi içinde bir hizipleşme yaşayan ve izlediği sözde “çevreci” politikalarla özellikle otomobil sahiplerinin tepkilerini üzerine çeken Yeşiller hareketi ise ağır bir hezimete uğrayarak %4’ün altına düştü ve parlamento dışı kalmış oldu. Birkaç küçük ölçekli liberal burjuva partisi %4 civarında oy oranlarına ulaşırken reformist Avusturya Komünist Partisi %0,7 oranında oy aldı.

Tablodan da anlaşılacağı üzere Avusturya burjuva siyaset arenasında belirgin bir sağa kayma söz konusu. Burjuva solunu temsil eden SPÖ uzun bir zamandan beri ikili koalisyonların büyük ortağı olarak ülke yönetiminde ağırlığını koyuyor ancak ırkçı faşist FPÖ’nün demagojik söylem ve propagandası karşısında kendi kitle tabanını konsolide edebilmek için söyleminde ve uygulamalarında tavizler vererek sağa kaymaktan da kurtulamıyordu. Özellikle ekonomik krizin yarattığı işsizlik ve on binlerce Suriyeli mültecinin Almanya’ya geçmek amacıyla bu ülkeye gelmesi, ancak önemlice bir kısmının da burada kalmaya karar vermesiyle birlikte hükümet üzerindeki baskı yoğunlaşmaya ve mülteci sorunuyla ilgili tartışmalar alevlenmeye başladı. Faşist parti seçim afişlerinde sürekli Avusturya halkının daha adil sosyal politikalara layık olduğunu ve yabancı göçmenlerin halkın ödediği ağır vergilerle finanse edildiğini ima edip durdu. Bazı afişlerde ise Avusturya’nın İslamlaştırılmasına karşı mücadele edilmesi gerektiği mesajı verildi.

Seçimlere katılım 2013 seçimlerinin oldukça gerisinde kaldı. 2013’te %75 olan katılım oranı bu seçimlerde %67,5’de kaldı. Bu da halkın burjuva partilerin politikalarına olan ilgi ve inancının gün geçtikçe aşındığının bir göstergesi.

Siyasi çevreler simdi hararetli bir şekilde hangi koalisyon seçeneklerinin gündeme gelebileceğini ve hangi koalisyonun daha uzun ömürlü olabileceğini tartışmaya başladılar. Üç büyük partiden hiçbiri tek başına hükümet kurabilecek çoğunluğa sahip değil. Yeniden bir ÖVP-SPÖ koalisyonu gündeme gelebileceği gibi, merkez sağdaki ÖVP ile aşırı sağdaki FPÖ’nün kuracağı bir koalisyon da ihtimal dahilinde. Bu ikincisi en kötü olasılık olarak değerlendiriliyor. Zaten sosyal demokrasinin iyiden iyiye aşınmış olan sosyal ve ekonomik politikalarının böyle bir sağ koalisyon tarafından tamamen rafa kaldırılarak göçmen işçiler ve mülteciler aleyhinde yeni ırkçı ve ayırımcı politikaların hayata geçirilmesi nispeten ılımlı bir parti olan Yeşillerin de parlamento dışı kalmasıyla birlikte daha da kolaylaşmış görünüyor.

Avrupa Birliği genelinde tırmanmaya devam eden yabancı düşmanlığı ve İslamofobinin Avusturya gibi Nazi suçlarına kıyısından köşesinden bulaşmış sabıkalı bir ülkede de belli bir karşılık bulması zaten beklenen bir şeydi. Devrimci bir işçi sınıfı partisinin ve sınıf sendikacılığının olmadığı, reformist solun bile taban kaybettiği Avusturya’da işçi sınıfını ve onun özellikle göçmen emekçi kesimlerini kolay günler beklemiyor. Kurulacak olan koalisyonun renkleri ve izleyeceği politikalar önümüzdeki dönemde ülkedeki siyasi tansiyonun grafiğini de belirleyecek. Ancak hangi burjuva partilerin hükümet kuracağından bağımsız olarak Avusturya işçi sınıfının kendi devrimci sınıf hareketini örgütleyip ülke siyasetine müdahil olması yakıcı bir gereklilik olarak gündemde duruyor.