Navigation

Özel İstihdam Büroları: Kölelik Büroları

Yazıcı içinYazıcı içine-postayla göndere-postayla gönder

İşçilerin özel istihdam büroları aracılığıyla kölelik koşullarında kiralanmasının önünü açmak üzere İş Kanunu ve Türkiye İş Kurumu Kanununda değişiklik yapan yasa Meclis’te kabul edildi. Bu değişiklikle, iş arayan işçilerin özel istihdam bürosu adı altındaki işçi simsarlığı bürolarına başvurmaları, patronların da bu bürolar aracılığıyla işçi temin etmeleri amaçlanıyor. Buna göre, işçi kiralama sözleşmesi karşılığında işveren özel istihdam bürolarına bir bedel ödeyecek. Özel istihdam bürosu bu bedelin içinden kendi komisyonunu aldıktan sonra işçinin ücretini ödeyecek. İşçinin patronu ve muhatabı özel istihdam bürosu olacak. Kiralık işçiyi çalıştıran işletme sahibinin mali ve sosyal haklarla ilgili bir yükümlülüğü olmayacak. Kiralandığı işyerinde çalışma süresi dolan işçi, bağlı bulunduğu istihdam bürosu tarafından başka bir yere kiralanmayı bekleyecek.

Yasayla beraber patronlar çeşitli gerekçelerle özel istihdam bürolarından işçi kiralayabilecekler. Yasaya göre, doğum izni kullanan kadın işçilerin, askerlik hizmeti yapan veya iş sözleşmesi askıya alınan işçilerin yerine geçici işçiler kiralanabilecek. Mevsimlik tarım işlerinde, ev hizmetlerinde, işletmenin günlük işlerinden sayılmayan ve aralıklı olarak gördürülen işlerde, “iş sağlığı ve güvenliği” bakımından acil olan işlerde veya üretimi önemli ölçüde etkileyen zorlayıcı nedenlerin ortaya çıktığı durumlarda, işletmenin iş hacminin öngörülemeyen şekilde ya da dönemsel olarak artması halinde, 4 aydan 8 aya kadar süreyle geçici işçi kiralanabilecek. Aynı iş için altı ay geçmedikçe uygulama tekrarlanamayacak. Ancak bu ifade oldukça muğlâk ve aynı işyerinde farklı bir iş için bu uygulamanın sürekli hale gelmesi sağlanabilecek. Mevsimlik tarım işlerinde ve ev hizmetlerinde kiralanan işçiler içinse süre sınırı bulunmuyor. 

Geçici işçi çalıştıran patron, iş sözleşmesi feshedilen işçisini fesih tarihinden itibaren altı ay geçmeden geçici iş ilişkisi kapsamında çalıştıramayacak. Yasaya göre, kiralık işçi sayısı toplam işçi sayısının dörtte birini geçemeyecek. Ancak on veya daha az işçi çalıştırılan işyerleri için beş işçiye kadar kiralık işçi çalıştırılabilecek. Bu da demektir ki, işletmelerin %85’inin (yani 1,5 milyona yakınının) 10 kişi ve altında işçi çalıştıran küçük işletmelerden oluştuğu Türkiye, patronlar açısından adeta bir kiralık işçi cenneti haline gelecek.

Burjuvazi bugün tüm dünyada işgücü maliyetini daha da aşağı düşürerek kârını katlamak için işçilerin tüm haklarını gasp etmeye koyulmuş durumda. 90’lardan bu yana işçi sınıfının örgütlülüklerini zayıflatarak, işçi kitlelerini kapitalizmin en iyi sistem olduğuna inandırarak, işçi sınıfının uzunca bir zaman önce mücadele ederek kazandığı hakları teker teker elinden alıyor. Özel istihdam büroları aracılığıyla daha ucuz işgücüne kavuşmak Türkiye’de de sermayenin uzun zamandır planları arasındaydı. Bu bürolar 2003 yılından bu yana faaliyet gösteriyor olsalar da yasal statüleri yoktu. O dönem kiralık işçilikle ilgili yasa değişikliği yapılmak istenmiş ama sendikaların güçlü tepkileri sayesinde bu değişiklik gerçekleşememişti. 2000’li yılların başlarında gerek 1 Mayıslarda, gerek emperyalist savaşa karşı, tezkereye karşı ve işçilerin haklarını ortadan kaldıran çeşitli saldırılara ilişkin mitinglerde, sendikaların yüz binlerce işçiyi eylem alanlarına toplayabilmesi sayesinde kiralık işçilik uygulaması gündemden düşürülebilmişti. 2009’da da üç işçi konfederasyonunun ortak tepkileri üzerine dönemin cumhurbaşkanı Abdullah Gül çıkarılan yasayı veto etmişti. Ancak asgari ücreti 1300 liraya çıkarma propagandasının körleştirici etkisinden faydalanan AKP, bu yılın başlarında bu yasayı tekrar gündeme getirdi ve ciddi bir muhalefetle karşılaşmadan Meclis’ten geçirmeyi başardı. AKP bu noktada esasen, işçilerin örgütlülüğünün son derece zayıflamış olmasından, yolsuzluklara tepkisiz kalınmasından, faşist rejime doğru tırmanışa dur demek üzere harekete geçilmemesinden, Kürt illerinde binlerce insanın katledilmesinin görmezden gelinmesinden güç alarak hareket etmiştir.

AKP, kiralık işçilik modelini uygulamaya sokmak için, “güvenceli esneklik”ten, işsizliğin ortadan kalkacağından, kadın istihdamının artacağından dem vurarak, yalanlara dayalı yoğun bir propaganda kampanyası yürüttü. Kadınlara “3 yetmez, 5 çocuk doğurun” diyen AKP, bir yandan onların yeni köleler doğurmalarını istiyor, öte yandan da onların kölelik büroları aracılığıyla kiralanan ucuz işgücü olarak sömürülmelerini istiyor.

Asgari ücret “1300 lira” olduğundan bu yana birçok işkolunda kriz gerekçe gösterilerek işçiler işten çıkarılıyor. Sermayenin, bu vesileyle yeni yasayı tepe tepe kullanacağı ortada. Hükümet de sermaye sınıfını desteklemek için elinden geleni ardına koymuyor. Yeni işe başlayan işçilerin patronlara maliyetini sıfıra indirmek için uğraşıyor. Asgari ücretle işe başlayacak olan işçinin ücretinin, vergisinin ve priminin İŞKUR tarafından ödeneceği daha önce açıklanmıştı. Patronlara çekilen bu peşkeşle kadrolu tüm işçilerin kiralık işçi pozisyonuna düşürülmesinin yolları hızla döşenecek.

Sermaye sınıfının ve AKP’nin uzun süredir altyapısını hazırlamaya çalıştığı kiralık işçi büroları yasası, sermaye açısından büyük kazanımlarla dolu. Bu yasayla birlikte yaygınlaşacak çalışma rejiminde, işçilerin bir fabrikada düzenli çalışması, kadrolu olup var olan haklarından yararlanması engellendiği gibi, o işyeri içinde örgütlenmesinin, örgütlü davranmasının koşulları da alabildiğine zorlaşacak. İşçinin düzenli çalıştığı bir iş, bir işyeri olmayacak! Haklarını aramaya kalktığında asıl işvereni olan kiralık işçi bürosuyla da ilişkileri kesilecek, yani hak aradığında üretimden gelen gücünü kullanamayacak, grev yapamayacak! Hayatını sürdürebilmek için büronun ona bulacağı kısa süreli işlere talim edip, kendini tek başına, çaresiz, savunmasız hissedecek.

Bir işyerinde yıllarca çalışan işçileri mücadeleye ve örgütlenmeye iten şey, bir arkadaşlarının başına gelenin hepsinin başına gelebileceğinin farkına varabilmeleri, kritik an geldiğinde ailelerinden çok gördükleri işçi kardeşleriyle kader ortağı olduklarının bilincine varabilmeleri, patronun “ekmek yediğiniz tekneye ihanet etmeyin” söylemi karşısında “bu tekneyi biz yarattık, bu fabrikayı büyüten bizim alın terimiz, niye hak ettiklerimiz bize çok görülüyor” tepkisidir. Grev ve direnişlerin öncesindeki ruh halleri genelde böyledir. Aynı patrona karşı yıllarca yan yana kardeşçe çalışmış yüzlerce işçinin öfkesi birleşip fırtınaya dönüşür. İşte patronlar işçileri bölüp parçalayarak, birbirlerinden yalıtarak, birkaç ay o işyerinde birkaç ay başkasında çalışan seyyar köleler haline getirerek sınıf aidiyeti duygularını yok etmek ve böylelikle kendilerini hedef alan mücadelelerin önüne geçmek istiyorlar! İstiyorlar ki işçiler birlik olmasın, örgütlenmesin, mücadele etmesin ve ellerinde ne varsa koparıp alabilsinler! Biliyorlar ki, işçilerden gasp ettikleri her şey kârlarına kâr katacak.

Özel istihdam bürolarına bağlı köleler haline getirilen işçilerin ücret başta olmak üzere pek çok haklarının sıklıkla gasp edileceği açıktır. Her biri tek tek büroların insafına terk edilen kiralık işçilerin ücretlerinin asgari ücret bile olacağı şüphelidir. İş bulabilmek için özel istihdam bürolarına muhtaç olduğunu, iş ilişkisini sürekli bir hale getirmekten başka seçeneği olmadığını düşünen bir işçi ücret pazarlığını ne düzeyde yapabilir? Kiralık işçilerin emekli olmak için 7200 prim gününü doldurabilmeleri bu çalışma koşullarında imkânsız görünüyor. Meslek hastalıkları ve iş kazalarında da işçiler benzer sorunları yaşayacaktır. Yasaya göre kiralık işçinin çalıştığı işyeri sahibinin, işçiyi meslek hastalıkları ve iş kazalarından korumak ve önlem almak zorunda olmasına rağmen, birkaç yıl içinde birden fazla işyerinde çalışan işçinin, meslek hastalığına yakalandığında hangi işyerindeki çalışma koşullarının sonucunda sağlığının bozulduğunu ispatlaması ciddi bir sorun olacak. Kadrolu işçilerin bile yıllarca çalıştıkları işyerlerinde yakalandıkları meslek hastalığını ispatlaması çok sıkıntılı oluyorken, bunu güvencesizlik ve örgütsüzlük koşullarında yapamayacakları ortada! Yine bu yasa ile işçilerin kıdem ve ihbar tazminatı, emeklilik, sağlık hakları fiilen ortadan kalkacak, haftalık tatil, yıllık izin, doğum izni, doğum parası, evlenme, ölüm parası gibi sosyal haklardan yararlanmalarının olanakları ortadan kalkacak. İşçi, bir iş yerindeki çalışma döneminin sona ermesiyle özel istihdam bürosunun onu yeni bir işyerine kiralaması arasındaki sürede işsizlik maaşı alamayacak. Dolayısıyla bu yasayla, giderek yaygınlaşıp işçi sınıfının büyük çoğunluğunu hızla cendere altına alacak koşulların kapısı açılmış oldu.

Sermayenin istediği şey, iş güvencesi olmayan, tüm sosyal hakları elinden alınmış, örgütsüz, geleceksiz, umutsuz bir işçi sınıfı yaratmak! Bu yasa ve benzerleri geçmeden önce mücadeleyle durdurmak elbette mümkündü ama yasalar geçtikten sonra da mücadeleyle kazanılacak çok şey var! Mücadele etmek için sınıf olarak birlik içinde, örgütlü bir şekilde davranmak, işçi sınıfının devrimci unsurlarının yol göstericiliğine güvenmek gerekiyor. Fransa işçi sınıfının ellerinden alınmak istenen hakları için verdiği çetin mücadele canlı bir deneyim olarak önümüzde duruyor. 1970 yılında DİSK’i kapatmak isteyen yasaya karşı yüz binlerce işçinin ayağa kalkarak yarattıkları 15-16 Haziran direnişi tüm dersleriyle önümüzde duruyor. İşçi sınıfı tarihi boyunca sermaye sınıfının nice yasalarını fiili mücadelesiyle değiştirdi, kimi yerde yasaları değiştirmekle kalmadı, sermaye sınıfının kendisini ortadan kaldırdı. Yeter ki işçi sınıfının kendisine olan inancı güçlensin, yeter ki işçi sınıfı devrimcilerinin sınıfla bağı güçlensin!