Navigation

Soçi Olimpiyatları: Sömürü, Yolsuzluk ve Talan

2014 Kış Olimpiyatları, 7-23 Şubat tarihleri arasında, ılıman iklime sahip bir Karadeniz kenti olan Soçi’de gerçekleştirildi. Tüm olimpiyat organizasyonlarında olduğu gibi Soçi’de de görkemli bir açılış yapıldı. Dünyanın dört bir yanından sporcular, gazeteciler ve turistler olimpiyatlar için Rusya’ya akın ettiler. Putin’in şahsında Rusya’nın şovuna dönüşen kış oyunlarını yüz milyonlarca insan ise ekranları başından seyretti.

Olimpiyatların sadece spor demek olmadığını daha önceki olimpiyatlardan yeterince biliyoruz. Olimpiyat oyunları kapitalistler için büyük bir maddi kazanç kaynağı olduğu gibi, politik ve ideolojik amaçlarına ulaşmak için kullandıkları bir araçtır aynı zamanda. İşte bu yüzden birçok ülke olimpiyatlara ev sahipliği yapabilmek için kıyasıya bir rekabete tutuşuyor. Nitekim Soçi 2014 de burjuva düzenin ruhuna uygun bir organizasyon olarak olimpiyat tarihindeki yerini aldı. Rus hükümeti açılıştan kapanışa kadar olimpiyatları adeta bir gövde gösterisine dönüştürdü.

Kış sporları kadar yolsuzluk iddialarının da gündeme geldiği Soçi Olimpiyatları bugüne kadar yapılmış en pahalı spor organizasyonu oldu. 12 milyar dolarlık harcama sözüyle IOC’ye (Uluslararası Olimpiyat Komitesi) başvuran Rusya, olimpiyatların başlamasından önce 51 milyar dolar harcandığını açıkladı. Üstelik bu meblağın daha fazla olabileceği tahmin ediliyor. Daha önceki kış olimpiyatlarıyla bir karşılaştırma yapıldığında Soçi Olimpiyatlarının maliyetinin büyüklüğü daha iyi anlaşılıyor. Kış olimpiyatlarının ortalama maliyeti 4-5 milyar dolar. Kanada, 2010 yılında Vancouver’da yapılan bir önceki kış olimpiyatları için 7,5 milyar dolarlık bir harcama yapmıştı. Rusya’nın bugüne kadar kış olimpiyatlarının toplam maliyetinden bile daha fazla harcama yapmasının en önemli sebeplerinden birisi Soçi’nin kış olimpiyatları için uygun bir kent olmamasıdır. Öncelikle, kent ılıman bir sahil kenti ve sıcaklık nadiren 3 derecenin altına düşüyor. Doğanın dengesini altüst etmek pahasına oyunlara uygun koşulları sağlayabilmek için 400’den fazla kar makinesi kullanıldı. Kar yağışı yeterli olmadığı için hem önceki yılın karı depolandı, hem de bu makinelerle milyonlarca metreküp yapay kar üretildi. Marmara’yla Karadeniz’i “çılgın proje” ile birleştirmeyi düşünen Erdoğan’ın tutumu ile ılıman iklimde kış olimpiyatları yapmayı planlayan Putin’in tutumunun özünde bir farkı yoktur. Kapitalist projelerin çevreyi tahrip etmesi, su kaynaklarını kurutması, canlı çeşitliliğini azaltması, tesisler için ormanların yok edilmesi hiç önemli değildir. Olimpiyatlar için çevreye zarar verilmeyecek denmiş olsa da doğa büyük zarar gördü. Şantiyeye dönen kentte nehirler hafriyat atıklarıyla doldu, su kuyuları kurudu. Sovyetler Birliği döneminde kişi başına 30 metrekare yeşil alan düşerken bugün bu rakam 3 metrekareye inmiş durumda. Yani 51 milyar doların yanı sıra bilançoya yansımayan bir çevre maliyeti var ki, uzun vadede bunun olumsuz sonuçları daha fazla olacaktır.

Maliyetlerin rekor düzeyde olmasının bir nedeni de kentte kış sporları için bir teleferik haricinde herhangi bir altyapının olmamasıydı. IOC bir kayak pistinin bile bulunmadığı bir kentin kış olimpiyatlarını düzenlemesine onay vermişti. Hal böyle olunca oyunlar için her şey sıfırdan yapıldı. Bu da muazzam paraların harcanmasına sebep oldu. Spor tesisleri, kayak pistleri, demiryolları, karayolları, oteller için milyarlarca dolar para harcandı. Elbette bu harcamalar bölge halkının altyapı ihtiyaçlarını karşılamak üzere yapılmadı. Tersine, doğanın ve işçi-emekçilerin katli pahasına, ekonomik ve politik menfaatler uğruna Soçi kış olimpiyatlarına hazır hale getirildi. Örneğin, 350 bin nüfuslu Soçi’nin yatak kapasitesi olimpiyatlar için inşa edilen otellerle 50 bine çıkarıldı ki, bu, kentin olağan koşullardaki ihtiyacının çok çok üstünde.

Rusya Olimpiyat Komitesi’nin başkanı Alexander Jukov “Eskiden Soçi’de tek bir yol vardı. Şimdiyse yaklaşık 20 yeni yol yapıldı. Yeni bir kanalizasyon sistemi, bir elektrik santrali ve yeni doğalgaz hatları kuruldu. Ama bunları Olimpiyat harcaması olarak görmek yanlış olur. Soçi gibi bir kent turist çekmek istiyorsa bu altyapının zaten yapılması gerekiyordu. Burası Rusya’nın ana tatil beldesi” diyordu. Jukov bu açıklamasıyla yatırımların kent sakinlerinin ihtiyaçları için yapılmadığını, kapitalistlerin önemli gelir kaynaklarından biri olan turizm için yapıldığını itiraf etmiş oldu. Turizm yatırımı açısından bile, yapılan yatırım, ihtiyacın çok ötesindedir. Muhtemelen bu tesislerin çok büyük bir kısmı olimpiyatlardan sonra hiç kullanılmayacaktır. Birçok ülke benzer gerekçelerle olimpiyatlar için yapılan harcamaları “geleceğe miras” olarak lanse etse de, bunların ekonomiye geri dönüşü sağlanamamıştır. Pekin ve Atina’da olimpiyatlar için inşa edilen görkemli spor tesisleri bugün kendi kaderine terk edilmiş durumdadır. Tamamıyla gözünü kâr hırsı bürümüş kapitalist zihniyet Soçi’nin mahvına yol açmıştır.

Rekor maliyetin bir başka sebebi de yolsuzluk. 51 milyarın üçte birinin Rus bürokratlarının ve yakınlarının ceplerine girdiği iddia ediliyor. Bolşoy Buz Sarayı’nın, törenlerin yapılacağı stadın ve spor tesislerinin inşaatı için, gerekli tutarın iki katı kadar para harcanmış. Yolsuzluk kapitalizmin hamurunda olduğu için bu iddiaların eksiği vardır, fazlası yoktur.

IOC “olimpiyatların amacı, sporu, insan onurunun korunmasıyla ilgilenen barışçıl bir toplumu teşvik etmek için, insanlığın uyumlu gelişmesinin hizmetine sokmaktır” diyor ama olimpiyatların yapıldığı kentlerdeki işçi hakları ihlallerini, doğa katliamını ve yolsuzlukları görmezden geliyor. Çürümüşlük kapitalist düzenin tüm kurumlarına sirayet etmiştir. Dibine kadar pisliğe batmış bu sömürü düzeninin spor organizasyonları da bunları düzenleyen kurumları da bu çürümüşlüğün örneklerini sunuyorlar bize. Bizzat IOC üyelerinin 2002 olimpiyatlarının Salt Lake şehrinde yapılması için rüşvet aldıkları ortaya çıkmıştı. Nitekim Soçi’nin, kış sporları açısından daha elverişli olan PyeongChang (Güney Kore) ve Salzburg (Avusturya) kentlerini geride bırakarak ev sahipliğine hak kazanması soru işaretlerini beraberinde getirmişti. Bizzat Putin’in toplantıya katılıp Fransızca konuşması ve 12 milyar dolar gibi yüksek bir bütçe önermesi IOC üyelerini oldukça etkilemiş. Herhalde Putin sadece yaptığı bu konuşmayla etkilememiştir üyeleri!

İnşaatta altın madalya Türkiye’nin

Türkiye olimpiyatlara 6 sporcuyla katıldı ve bir başarı elde edemedi. Ancak spordaki başarısızlık inşaat sektörü için geçerli değil. Türk müteahhitler sporcuların tersine oldukça başarılı bir performans sergilediler. 15 bin Türk işçisinin çalıştığı olimpiyat inşaatlarında müteahhitler 2 milyar dolar kazanç elde ettiler. Böylece inşaat dalında altın madalyayı Türk müteahhitler almış oldu. Hatta Putin, açılış törenine katılan Erdoğan’la görüşmesinde, tesislerin olimpiyatlara yetiştirilmesinde büyük payı olan Türk firmalarına teşekkür etti: “Doksanlı yılların başından beri Türk inşaat firmaları Rusya’da 50 milyar dolardan fazla rakamlarla ifade edilen inşaat işleri yaptılar ki bu da oldukça ciddi bir rakamdır. Bu bağlamda, Türk inşaatçılarına Soçi’deki olimpik tesislerde ortaya koydukları işler için müteşekkir olduğumuzu söylemek isterim. Bütün uzmanlarımızın, Türklerin boş zamanlarını bile feda ederek tam bir verimle, son derece profesyonelce çalıştıklarından dolayı gerçekten memnun olduklarını belirtmek zorundayım. Onlar, olimpiyat hazırlıklarına büyük katkıda bulundular. Bu anlamda sonuç, bizim ortak ürünümüzdür.” Spordan çok politik ve ekonomik çıkarlar için Soçi’ye giden Erdoğan, 2018’de de Dünya Kupası’na ev sahipliği yapacak olan Rusya’nın inşaat işlerinde Türk firmalarına yeniden ihale vermesi için Putin’den söz almayı da ihmal etmedi.

Soçi’nin olimpiyatlara hazır hale gelmesi için altyapı ve spor tesisi inşaatlarında yaklaşık 70 bin işçi çalıştı. Bunların on binlercesini Özbekistan, Tacikistan gibi Asya ülkelerinden gelen göçmen işçiler oluşturdu. 51 milyar dolarlık olimpiyat bütçesinden işçilerin payına uzun çalışma saatleri, düşük ücretler, iş kazaları ve yasadışı uygulamalar düştü. Günde 12 saat çalıştırılan işçilerin ayda sadece bir gün izin yapmalarına müsaade edildi. Rus kanunlarına göre haftalık çalışma süresi 40 saat ve işçilerin haftada bir gün tatil hakkı var. Bu haklar çiğnendiği gibi, göçmen işçilerin ağır çalışma koşullarına katlanabilmeleri için ücretleri ödenmedi, pasaportlarına ve çalışma izni belgelerine el konuldu. İnsan Hakları İzleme Örgütü’nün görüştüğü işçiler 800-1000 dolar aylık ücret için anlaştıklarını ama aylarca çalışmalarına rağmen paralarını alamadıklarını anlatıyorlar. Ortalama ücret ise aylık 500 dolar civarında. İnşaat firmaları işçilerin işi bırakmalarını engellemek için bir aylık maaşlarına el koyuyorlardı. İş bitmeden ayrılan işçiler bir maaşlarını alamıyorlardı.

Büyük inşaat şirketleri suçu taşeron firmalara atıyorlar. Kendilerinin işçi haklarına saygılı olduklarını, ihlallerde sorumlulukları olmadığını iddia ediyorlar. Ocak ayında yapılan açıklamaya göre 500 şirket 2013 yılında çalışanların maaşını ödememişti. Rus hükümeti 8,34 milyon dolar tutarındaki ödenmeyen maaşların ödeneceğini taahhüt etti. Ama 2007’den beri olimpiyatlar için çalıştığı halde ücretini alamayan, sınır dışı edilmiş işçilerin alacakları hakkında bir açıklama yapılmadı. İnsan Hakları İzleme Örgütü’nün Soçi Olimpiyatlarında göçmen işçilerin yaşadığı sorunlar hakkında hazırladığı rapor Ukraynalı bir işçinin şu sözleriyle başlıyor: “İnsanlar çalışmaya başlıyorlar; maaşlarını alamayınca işi bırakıyorlar. Sonra bir otobüs geliyor ve bir grup yeni işçi iniyor. Onların başına da aynı şey geliyor. Döngü böyle devam ediyor.”

İş cinayetleri

Uzun çalışma saatleri ve ağır çalışma koşulları beraberinde iş cinayetlerini de getirdi. Sendikaların açıklamalarına göre en az 60 işçi olimpiyat tesislerinin yapımı sırasında hayatını kaybetmiş. Sendikal örgütlülük azaldığı ölçüde iş kazaları da artıyor. Ailelerini geçindirebilmek için yurtlarını bırakıp Soçi’ye gelen göçmen işçiler, bırakın sendikayı çalışma izinleri olmadan çalışmak zorunda kaldılar. İnsan onuruna aykırı muamelelere maruz kaldılar. Benzer bir durum 2022 Dünya Kupası’nın yapılacağı Katar’da da yaşanıyor. Kavurucu sıcağın altında saatlerce köle gibi çalışan işçilerden her hafta 12’sinin hayatını kaybettiği basına yansımıştı. Böyle devam ettiği takdirde 4 bin işçi daha 2022’ye kadar kapitalizme kurban verilecek.

Bugün kendilerine mezar olan stadyumları inşa eden işçiler bir taraftan da burjuvazinin mezarını kazıyorlar. Birçok ülkede kapitalizmin kitlelerde yarattığı hoşnutsuzluk kitlesel eylemlerle sonuçlanmaktadır. Bu eylemler, örgütsüz oldukları için bir süre sonra sönümlense ve başarısız olsa da, geleceğin habercisidirler. Bunlar bile burjuvazinin eteklerini tutuşturmaktadır. Örneğin Brezilya’da yoksulluğun pençesinde kıvranan işçi-emekçiler, geçtiğimiz yıldan bu yana, hükümetin futbola ve olimpiyatlara muazzam bütçeler ayırmasına büyük tepki gösteriyorlar.

Ulaşıma yapılan zam sonrasında Brezilya halkının kitlesel eylemler düzenlemesinin ardında şu sebepler vardır: “Eğitim, sağlık ve sosyal güvenlik alanında ciddi sorunlar ve yetersizlikler mevcutken, 2013 Konfederasyon Kupasına ve 2014 Dünya Kupasına toplam 32 milyar doların ayrılması ve 2016 Yaz Olimpiyatlarına da yine milyar dolarların harcanacak olması halkın çileden çıkmasına yol açmıştır. Kamu hizmetlerine bütçeden ayrılan pay sürekli düşürülürken, özellikle inşaat ve turizm sektöründe köşebaşlarını tutmuş köklü burjuva ailelerin ceplerine akan milyar dolarlar ve bu esnada dönen ciddi yolsuzluk vakaları bardağı taşıran damlalar olmuştur. Bu nedenle temel taleplerden birisi de bu milyar dolarların daha ucuz ve kaliteli eğitim ve sağlık hizmetlerine ayrılmasıdır.” (Kerem Dağlı, Brezilya’da Emekçi Kitleler Ayakta, MT, Temmuz 2013)

Tıpkı Brezilya’da olduğu gibi Rusya’da da halkın eğitim, sağlık ve barınma konusunda altyapı yatırımlarına ihtiyacı varken, uluslararası spor organizasyonlarına muazzam paralar harcanmaktadır. Olimpiyatlar için oteller yapılırken, işçi-emekçiler evlerinden zorla çıkartıldı. Zaten bölge sakinlerinin evlerinden çıkartılması bir olimpiyat klasiği haline gelmiş durumda. 1988-2008 arasındaki 20 yıllık periyotta 2 milyondan fazla insan olimpiyat oyunları yüzünden evlerini terk etmek zorunda kaldı. Soçi’de de 2 bin aile tazminat ödenmeden zorla evlerinden çıkartıldı.

Zorla tahliyeler, yolsuzluk, ağır çalışma koşulları ve çevre katliamı hem bölge halkının hem de duyarlı kesimlerin tepkisini çekmiştir. Rus hükümeti bu yüzden gerçekleşebilecek eylemlere karşı da sıkı önlemler aldı. “Terör tehdidi” gerekçesiyle 37 bin polis, 23 bin emniyet görevlisi, sayısız asker ve istihbarat ajanı Soçi’de adeta kuş uçurtmadı. Denizde savaş gemileri, havada jet uçakları devriye gezdiler. Her köşe başına konulan güvenlik kameraları ile her hareket takip edildi. En ufak protesto eylemleri bile engellendi veya şiddetle bastırıldı. Kamuoyu tepkisi artınca Rusya yasal eylemlere izin vereceğini açıkladı ve gösteri düzenlemek isteyenlere bir alan gösterdi. Elbette protestocuları halktan yalıtarak eylemlerin ses getirmesinin engellenmesi için böyle bir alan tahsis edildi.

Kitlelerin hoşnutsuzluğunun öfkeye, bu öfkenin de kapitalizme karşı mücadeleye dönüşmesinden sadece Rus burjuvazisi korkmuyor. Burjuvazi iktidara geldiğinden beri tüm dünyada işçi sınıfının devriminden korkmaktadır. Kapitalizmin ürettiği yoksulluk, eşitsizlik, sefalet alttan alta kitlelerde muazzam bir öfkenin mayalanmasına sebep olmaktadır. Dünyanın her yerinde işçi-emekçiler kapitalizme öfkelerini kusuyorlar. Bu yüzden burjuvazi bugün “terör” umacısı ile tüm toplumu denetim altına almak istiyor. Burjuvazinin güvenliğine milyarlarca dolar ayırması boşuna değildir. Ancak güvenlik önlemleri ile örgütlü kitlelerin durdurulması mümkün olmadığı gibi, olimpiyat gösterileriyle gözlerinin boyanması da mümkün olmayacaktır. İşçi sınıfı sporun dostluk ve kardeşlik için yapılacağı dünyayı kendi elleriyle yaratacaktır. Elif Çağlı’nın dediği gibi başka seçeneğimiz yok:

“Hangi güncel sorunu ele alırsak alalım, kapitalizmin insanlığın geleceğini tehdit eden küresel bir canavara dönüştüğü gerçeğiyle karşılaşıyoruz. 21. yüzyıl, kapitalizmin yarattığı küresel felâketlerle adeta kapitalizmin kıyamet çağına dönüşmüş durumda. Kapitalizm kendi haline bırakılırsa modern insanlığın yeni bir yüzyılı olmayacak. Ya kapitalizm kendisiyle birlikte doğayı ve dünya üzerindeki insanları bir çöküşe sürükleyecek ya da işçi-emekçi kitleler onu yıkıp sınıfsız ve sömürüsüz bir geleceği kendi elleriyle yaratacaklar. Başka seçenek yok, zaman daralıyor!” (Çürüyen Kapitalizm, Tarih Bilinci Yayınları)

Kaynak: 
Marksist Tutum dergisi, no: 108, Mart 2014