Navigation

Torba Yasa ve “Kutsal” Meslek

Köyden kente göç etmek zorunda kalan Anadolulu yoksul ailelerin çocuklarıyız. Ailelerimiz, bizler daha iyi eğitim görelim diye yaşadıkları toprakları bırakıp büyük şehirlere göç etmek zorunda kaldılar. İstekleri “çocuklarımız okusun, işsiz kalmasın, bizim gibi ezilmesinler” idi. Şehirlerde kimimizin babası inşaatlarda canını tehlikeye atarak, kimimizin de anası üç kuruşa zenginlerin bilmem kaçıncı kattaki camlarını silerek bizleri okula gönderdiler. Bazılarımız bozuk eğitim sisteminin çarklarında ezile ezile anamızın babamızın kurtuluş zannettiği bölümlerden birini “kazandık”. İşte biz makbul bölümlerden biri olan tıp fakültesini “kazanmış” emekçi çocukları olarak yazıyoruz bu mektubu.

Yıllarca ailelerimiz ve bizler, doktorların görece daha iyi bir hayat yaşadığına inanarak bu bölümü seçtik. Ama hepinizin de takip ettiği üzere Türkiye’de “garanti” görünen tek meslek de artık “garanti” değil. Her geçen gün toplumun üzerindeki baskıyı arttıran iktidar, bugünlerde KHK ile ihraç edilen ve yeni mezun muhalif hekimlerin çalışma haklarını ellerinden almak istiyor. OHAL uygulamasıyla birçok muhalif hekim işinden edildi. Bunun yanında binden fazla yeni mezun olmuş hekim, sırf muhalif oldukları için atama beklemekteler. “Güvenlik soruşturması” adı altında muhalif hekimlerin elenmesini hedefleyen tasarılar geçen ay resmen yasalaştı. Geçtiğimiz ay sağlıkta farklı alanlarda “düzenlemeler” içeren torba yasa, işlevini epeydir yitirmiş olan TBMM’de kabul edildi.

Bu torba içerisinde elbette ki iktidardan memnun olmayan neredeyse herkesin başını ağrıtacak 5. maddenin ilk halinde, “terör örgütlerine üyeliği veya ilişkili olduğu” gerekçesiyle (haklarında yargı kararı olmamasına rağmen) kamudan ihraç edilen doktorlar ile yine aynı gerekçelerle güvenlik soruşturması olumsuz geldiği için atanmayan yeni mezun hekimlerin sadece Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) ile anlaşması olmayan sağlık kuruluşlarında çalışmalarına izin veriliyordu. Güvenlik soruşturması olumsuz geldiği için atanmayan yeni mezun hekimlerin de zorunlu hizmet süresi olan 600 gün beklemeleri koşuluyla sadece bu kurumlarda görev alabilecekleri ve bu hekimlerin hazırladıkları raporların geçersiz sayılacağı söyleniyordu.

Ancak Türkiye’de SGK ile anlaşması olmayan sağlık kuruluşu yok denilecek kadar azdır ve var olanlar da oldukça büyük hastanelerdir. Bu yüzden alanında isim yapmamış bir hekimin burada çalışmasının pek bir ihtimali yoktur. Yani “benden değilseniz işsiz ve aç kalırsınız” mantığıyla altyapısı hazırlanmış bu maddenin kamuoyunda “SİVİL AÇLIK, SİVİL ÖLÜM” maddesi olarak adlandırılması son derece yerindedir.

5. madde itirazlar yüzünden kısmen değiştirildi. İhraç edilen hekimlere de SGK ile anlaşma koşulu aranmaksızın tüm özel sağlık kuruluşlarında çalışma yolu açıldı ve güvenlik soruşturması olumsuz gelen hekimler için bekleme süresi 450 güne indirilerek bu hekimlerin vereceği raporlar geçerli kılındı. Böylece iktidar, ölümü gösterip sıtmaya razı etmeye çalışıyor. “Buna şükredin, sesinizi çıkarmayın. Maddenin ilk halini muhafaza ederek hayatınızı biraz daha karartabilirdim” demiş oluyor!

Egemenler, bir yandan hekimliğin “kutsal” bir meslek olduğunu söyleyip bir yandan bugün “savaşa hayır!” diyen hekimleri terörist ilan ediyorlar. Oysa savaş insanların her yönden sağlıklarını elinden alır ve tüm hekimler savaşa hayır demekle mükelleftir aslında. Yeni yasada güvenlik soruşturmasının “terör örgütü ile bağı olanlar ve devlete karşı faaliyette bulunduğuna kanaat getirilenler” için getirildiği söyleniyor. Ama iktidarın bu soruşturmalarla muhalif hekimleri elemeye çalıştığı bal gibi ortada.

Bu sene mezun olacak birçok hekim adayıyla yaptığımız sohbetlerde muhalif olanların dışında bile çoğu hekim adayının tedirgin olduğu ve güvenlik soruşturmasının kendilerine de sıkıntı çıkaracağından korktuğu açığa çıkıyor. Ama korkunun ecele faydası yok. Kardeşler, iktidarın hukuksuzluğu kurumsallaştıkça toplumdaki her mesleği yani tüm işçi ve emekçileri neyin beklediği ortadadır. Birlik olmadığımız sürece hepimiz ayrı ayrı kaybetmeye mahkûmuz. Birleşmek ve mücadeleye atılmak dışında başka yolumuz yoktur. Yaşasın işçilerin birliği!