Navigation

OHAL’in Medyaya Tahammülsüzlüğü

Tarih bize gösteriyor ki içinden geçtiğimiz bu karanlık dönem ve baskılar sonsuza dek sürmeyecek. İşçiler ağır ellerini toprağa basarak doğruldukları ve örgütlendikleri zaman zulmedenlerin, zalimlerin düzenini yerle bir edecekler. Biz sınıf bilinçli işçiler tarihsel iyimserliği elden bırakmadan, umutsuz ve karamsar olmadan sabırla, azimle mücadele ederek bu karanlık günlerde de yolumuzda yürümeye devam edeceğiz.

Bizler Marksist Tutum okurları olarak uzun dönemden beri dünyamızda ve yaşadığımız topraklarda hem emperyalist savaşa hem de tırmandırılan faşizme yeni halkalar eklendiğini görüyoruz. Türkiye’de 15 Temmuz darbe girişimi fırsata çevrildi, saldırılar hızlandı. OHAL ilan edilerek çıkartılan Kanun Hükmünde Kararnamelerle (KHK) on binlerce işçi ve emekçi işinden edildi, Meclis ve yargı etkisiz hale getirildi, eğitim sistemi tepetaklak edildi. OHAL gerekçesiyle grevler, eylemler yapılamaz hale geliyor. Derneklerin, sendikaların faaliyetleri engelleniyor. Her türlü muhalif ses susturulmak, bastırılmak isteniyor.

Muhalif medya da bu saldırılardan fazlasıyla nasibini aldı. İşçilerin, emekçilerin, ezilenlerin sesini duyuran, egemenlerin diliyle değil, ezilenlerin, sömürülenlerin diliyle gerçekleri yansıtan medya araçları uzun zamandan beri hükümetin hedefindeydi. Darbe girişimini bahane edip OHAL uygulayan hükümet İMC TV, Hayatın Sesi TV, TV10, Özgür Radyo, Yön Radyo gibi muhalif kanalları bir KHK ile kapattı. Geriye kalan medya, yani sermaye medyası ise, Redhack grubunun açıkladığı maillerde de görüldüğü gibi, haber manşetlerini, içeriğini siyasi iktidara raporlayıp icazet alarak yayın yapıyor. Bu da bize neredeyse bütün medyanın iktidarın elinde kukla haline geldiğini göstermektedir.

Hitler Almaya’sında propaganda bakanı Goebbels medyayı nasıl kullandıysa bugün de hükümet medyayı tek tipleştirerek aynı şekilde kullanmaya çalışıyor. Ama nerede zulmeden varsa onun karşısında direnenler de vardır. Kapatılan TV ve radyoların çalışanlarının ve emekten yana kurumların gösterdiği tepkiler, egemenlerin bu saldırılarla mücadeleyi durduramayacaklarının, boyun eğdiremeyeceklerinin, muhalif basını susturamayacaklarının göstergesidir. Kapatmalara, baskılara, tektipleştirmeye karşı verilen bu sesin daha güçlü olması ve işçi sınıfının kendi basınına, medyasına sahip çıkması onun mücadelesi ve örgütlülüğü açısından büyük önem taşımaktadır.

Burjuvazi kendi ideolojisini yaymak, doğruları çarpıtmak için her zaman medya gücünü elinde bulundurmak istemiştir. Egemenlerin bu isteğinin karşısında kapitalizme karşı mücadele edenlerin bugün olduğu gibi geçmişte de seslerini duyurdukları, propaganda yaptıkları, mücadelelerini anlattıkları yayın araçları olmuştur. Bunun en güzel örneklerinden biri, Rusya’da işçi sınıfının yoğun baskılara maruz kaldığı ve emperyalist paylaşım savaşının cenderesi altında yıkıma uğratıldığı bir dönemde çıkartılan Iskra (Kıvılcım)’dır. Bu yayın, Bolşevik Parti örgütlenmesinde önemli bir araç olarak kullanılmıştır. John Reed’in “Dünyayı Sarsan 10 Gün” adlı romanında da anlattığı gibi, cephelerde emekçi sınıfın çocukları olan askerler, savaşın ortasında, açlığa, hastalıklara ve dondurucu soğuğa rağmen, cepheye gelenlere ilk önce doğru haberleri alabilecekleri ve örgütlülüklerini sağlayacak, onları aydınlık günlere ulaştıracağını düşündükleri Iskra ve benzeri yayın araçlarını sormuşlardır. Ve sonunda Rusya işçi sınıfı mücadelelerini her koşulda azimle sürdürerek Çarlığı alaşağı edip iktidarı kendi eline alarak zafer kazanmıştır. 

Tarih bize gösteriyor ki içinden geçtiğimiz bu karanlık dönem ve baskılar sonsuza dek sürmeyecek. İşçiler ağır ellerini toprağa basarak doğruldukları ve örgütlendikleri zaman zulmedenlerin, zalimlerin düzenini yerle bir edecekler. Biz sınıf bilinçli işçiler tarihsel iyimserliği elden bırakmadan, umutsuz ve karamsar olmadan sabırla, azimle mücadele ederek bu karanlık günlerde de yolumuzda yürümeye devam edeceğiz.