Navigation

“Kişisel Gelişim ve Zengin Olma” Yalanları!

İngilizce öğrenmek için tıkladığım videoların arasında “zenginliğe giden yolda ücretsiz raporlar” adında bir videoyla karşılaştım. Merak edip içeriğine bakmak istedim. İnsanların zengin olamamasının 5 nedenini açıklayan bir burjuva yazar uzun uzun anlatıyor. Bu arada zengin olmanın ve başarının yollarını gösteren videolar bir hayli çokmuş!

İngilizce öğrenmek için tıkladığım videoların arasında “zenginliğe giden yolda ücretsiz raporlar” adında bir videoyla karşılaştım. Merak edip içeriğine bakmak istedim. İnsanların zengin olamamasının 5 nedenini açıklayan bir burjuva yazar uzun uzun anlatıyor. Bu arada zengin olmanın ve başarının yollarını gösteren videolar bir hayli çokmuş!

Amerika’nın önde gelen “kişisel gelişim” yazarı Brian Tracy, fakir bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelmiş. Lisede okulu bırakıp 21 yaşında yük gemilerinde çalışmaya başlamış. Bulaşıkçılık ve tarım işçiliği yapmış, daha sonra komisyonculuk işlerine başlamış. 1975’te 3 milyon dolarlık alışveriş merkezi inşa etmiş bir burjuva olan Brian Tracy, ilerleyen yıllarda genç kuşakların beyinlerini “başarı” hikâyeleriyle teslim alan “kişisel gelişim” yazarlığına girişmiş.

Yıllarca Sabancı’nın yumurta satarak zengin olduğu yalanıyla büyüyen bir emekçi çocuğu olarak, bu “acıklı hayat” hikâyelerinin yoksul emekçiler üzerinde etkili olduğunu söylemeliyim. Patronların işçilikten geldikleri, işçinin-emekçinin halinden anladıkları, çok çalışarak tırnaklarıyla kaza kaza zengin oldukları “acıklı” hikâyesi masumca gözükse de, işin aslı bu değildir. Anlattıkları bu başarı öykülerinin arka planında emekçilerin alın teri, emek sömürüsü vardır.

Tracy’nin neden zengin olamadığımızı “açıklığa kavuşturduğu” maddelere tek tek birlikte göz atalım.

- Zengin olamamamızın ilk nedeni zengin olmayı aklımızın ucundan bile geçirmeyişimizmiş. Çünkü yoksul insanlar, sosyal hayatlarında hiç zengin insanlarla olmazlarmış. Zengin kimse tanıyarak büyümüyor, çevrelerinde zengin birileri olmayınca zengin olma isteği akıllarının ucundan bile geçmiyormuş. “Okula gider, zengin olmayanlarla sosyalleşir ve zengin olmayanlarla çalışır, tencere yuvarlanıp kapağını bulur” diyerek yoksulların neden zengin olamadıklarını açıklıyor. Zenginlerle aynı yerlerde yaşamadığımız, aynı okullara gitmediğimiz, dünyalarımızın ayrı olduğu doğru. Ama televizyondan ve internetten herkes zenginlerin hayatı hakkında bilgi sahibi oluyor, hatta bu sınıfsal farklılığın asıl nedenlerini görmeyip onlar gibi olmanın hayallerini kurar emekçiler de.

- İkinci nedeni, çoğu insanın hiçbir zaman buna karar veremeyişi olarak açıklıyor. Yani bütün şartları olgunlaştırıp zengin olmaya karar vermemiz gerekiyormuş.

- Üçüncü neden ise “ertelemek”miş. “Her zaman ertelemek için bir bahane vardır” diyor.   

- “Eğer para biriktiremiyorsanız büyüklüğün tohumları içinizde değil demektir” diyen W. Clement Stone’un bir sözünü hatırlatıyor. “İnsanların çoğu kazandıkları her kuruşu harcama ve kalanları da kredi kartıyla alma eğilimindedir” diyor “ünlü düşünür”ümüz. “Kazandığınız parayı harcamaktan alıkoymazsanız kendinizi, zengin olamazsınız” diyerek dördüncü maddeyi de açıklığa kavuşturuyor!

- Beşinci madde zaman algısı yoksunluğu. İnsan daha erken kalkmalı, daha geç yatmalı ve önceliklerini iyi belirlemeli, “zengin olmanın yolu %85 çalışmaktır” diyor burjuva “kişisel gelişim uzmanımız” ve olmazsa olmaz minnet duygusundan bahsediyor.

Amerikalı burjuva kısacası diyor ki zengin olmak kişinin kendi meziyetidir. Yukarıda sıralanan maddelere uyarsanız zengin olmamanız için hiçbir neden yok yani. Dünya üzerinde yaşayan milyonlarca emekçiye yoksulluğun nedeni olarak yine kendisini yani emekçiyi gösteriyor bu zat. Zengin olmak da yoksul olmak da bireyin kendi sorunu olarak anlatılıyor. Yoksulluk yoksullarla açıklanıyor, kişilerin eğitimsizliği, beceriksizliği, yeteneksizliği, eksik ve yetersiz oluşu ima ediliyor.

Oysa emeği sömürmeden, alın terine el koymadan, emekçilerin haklarını gasp etmeden zengin olmak mümkün değildir. Her şeyden önce bu “bireysel kurtuluş” ideolojisi işçilerin sınıf çıkarına zarar verir. Emekçileri yoksulluğun pençesinden kurtarmak tek tek zengin olmalarını sağlayarak olacak şey değil. Zaten niyetleri de yoksulları tek tek zengin yapmak değil. Beylerin sefasını sürdüğü, emekçilerin de cefasını çektiği bu kapitalist düzende, herkesin zengin olması mümkün değil. Tüm yoksul emekçiler zengin olsaydı, zaten bunun adı da kapitalizm olmazdı.

Marx’ın deyişiyle, kişinin hayatta kalmak için gerekli geçim araçlarından yoksun olması onun sahip olduğu tek şeyi, yani çalışabilme kapasitesini kapitaliste satmaya mecbur kılar. Çalıştığı süre boyunca ürettiği toplam değerin bir kısmı ona ücret olarak geri dönerken onun yarattığı artı-değer kapitalistlerin yani patronlar sınıfının cebine girer.

Yani burjuva ideologların işçi-emekçileri yoksulluktan kurtarmak için söylediği bu yöntemler kapitalizmin kendi işleyişine terstir. Üreten yoksul işçi yığınlar olmadan patronlar zengin olamaz. Emek sömürüsü kapitalizmin var oluş koşuludur. Kapitalistlerin ve burjuva iktisatçıların yoksulluğa çare bulmak gibi bir niyetleri yoktur. Aksine yoksulluğu ortadan kaldırmak yerine onu yönetilebilir, kontrol edilebilir bir düzeyde tutmayı amaçlarlar. Bir taraftan yoksulluk artarken, bir avuç insanın zenginliğinin milyarların yoksulluğu anlamına geldiği gerçeği görülmesin istenir. Bu yolla aslında kapitalist sistemin meşruluğunun sorgulanmasının önüne geçilerek hedef şaşırtılır. Egemenlerin asıl amacı, işçi ve emekçilere, emek sömürüsü üzerinden beslenen, insanlığı yoksulluğun ve adaletsizliğin pençesine sürükleyen kapitalizmin “herkese eşit fırsatlar” sunduğu yalanını benimsetmek ve onun asıl yüzünü gizlemektir. İnsanın insan olmaktan çıkarıldığı, benciliğin ve bireyselliğin öne çıkarıldığı, “babana bile güvenme” dendiği, bir virüs gibi toplumu hasta eden kapitalist düzen masum ve yaşanabilir olamaz.

Gerçek çözüm sosyalizmdir! Şunu bilmeliyiz ki tüm bu sefaletin, yoksulluğun, savaşların sorumlusu patronlar sınıfı ve kapitalist sistemdir. Kapitalist düzen, insanın insan tarafından ezilişi ve sömürüsü olmadan varlığını sürdüremez. Barış ve huzur içinde yaşayacağımız, yoksulluğun, sefaletin son bulduğu, işçilerin, emekçilerin iş kazalarında, savaşlarda ölmediği, çocuklarımız için kaygılanmadığımız, her şeyin kardeşçe paylaşıldığı bir dünya yaratmak biz işçilerin elinde. Tüm güzelliklerin paylaşıldığı bir dünyayı var edebileceğimize inananlar ve bunun için mücadele edenler olarak az değiliz. Böylesi bir dünya mümkün ve bunu yaratacak olansa işçi sınıfının devrimci mücadelesidir.