Navigation

“Kapitalizmin Krizi Derinleşiyor, Tekelleşme Artıyor”

Burjuvalar tekelleşmenin, farklı şirketlerin birleşmesinin olumlu bir şey olduğundan bahsediyorlar. Fakat burjuvazi için iyi olan tekelleşme işçi sınıfı için işsiz kalmak, daha fazla iş yükü, daha düşük ücretler demektir. Aslında buna şirketlerin birleşmesi diyemeyiz. Çünkü bir şirket diğer şirketi yutarak onun pazar alanını ve üretim araçlarını ele geçirmiş oluyor.

Biz, bir grup Sarıgazili Marksist Tutum okuru olarak, Serhat Koldaş’ın “Kapitalizmin Krizi Derinleşiyor, Tekelleşme Artıyor” yazısı üzerine sohbetimizi sizlerle paylaşmak istedik. Sohbetimizde son dönemlerde artan tekelleşmenin biz işçilerin hayatını nasıl etkilediğini konuştuk. Bir arkadaşımız, çalıştığı şirket yabancı sermayeli başka bir şirket ile birleştikten sonra çalışma arkadaşlarının ücret artışı, çalışma koşullarının iyileşmesi gibi beklentiler içine girdiklerini anlattı. Şirket yönetimi bu birleşme sonucunda faaliyet alanlarının genişlemesiyle daha fazla iş, daha fazla kazanç, daha iyi koşullar olacağını anlatmış. Fakat birleşmeden sonraki ilk sene sıfır zam yapılınca arkadaşlarının hayal kırıklığına uğradığını anlattı. Şirket yönetimi, çalışanlarına “biz size zam vermek isteriz ama birleştikten sonra oluşan yeni yapılanmaya bu zammı kabul ettiremeyiz” diyerek işin içinden sıyrılmış. Arkadaşımızın işyerinde henüz işten çıkarılan olmamış fakat biz biliyoruz ki otomotivde, bankalarda, metalde ve daha pek çok sektörde “şirket birleşmeleri” sonrasında on binlerce işçi işten çıkarılmıştır.

Burjuvalar tekelleşmenin, farklı şirketlerin birleşmesinin olumlu bir şey olduğundan bahsediyorlar. Fakat burjuvazi için iyi olan tekelleşme işçi sınıfı için işsiz kalmak, daha fazla iş yükü, daha düşük ücretler demektir. Aslında buna şirketlerin birleşmesi diyemeyiz. Çünkü bir şirket diğer şirketi yutarak onun pazar alanını ve üretim araçlarını ele geçirmiş oluyor. Dolayısıyla eskiden 2 fabrikada yapılan üretim artık 1 fabrikada, daha az işçiyle yapılabilir hale geliyor. Bu da burjuvalar için büyük kârlar, işçiler içinse işsizlik ve yoksulluk anlamına geliyor.

Kapitalizmin kriz dönemleri, pazar alanlarının daraldığı, buna bağlı olarak da üretimin düştüğü, stokların arttığı dönemlerdir. Kriz öncesinde güzel kârlar elde eden firmalar kriz dönemlerinde ürettiklerini satamaz, kâr elde edemez hale gelirler. Aralarındaki rekabet, sermayesi daha zayıf olan firmaların güçlü firmalarca yutulmasını getirir. Bu da sermayenin giderek tekelleşmesini sağlar. Kriz dönemleri tekelleşmenin yoğunlaştığı dönemlerdir. 2015 yılı verilerine göre, tekelleşmenin sonucu olarak, dünyada en zengin 62 kişinin serveti en yoksul 3,5 milyar kişinin, yani dünyanın yarısının servetine eşit hale gelmiş.

Son dönemde şirket birleşmelerine birkaç örnek verecek olursak; Türk Telekom Avea ile, İnci Akü bir Japon sermaye grubuyla birleşti. Burger King Kanadalı bir restoran zincirini satın aldı vb. Bunların sayısının artması krizin gün geçtikçe daha da derinleştiğini bize gösteriyor.

Bir kez daha gördük ki kapitalizm yıkılmaya mahkûm bir sistemdir. “Şirket evlilikleriyle” kendisini kurtarmaya çalışsa da daha büyük çelişkilerle karşı karşıya kalması kapitalizmin krizini büyütüyor. Kapitalizm kendini tüketirken dünyamızı da yaşanmaz hale getiriyor, yok oluşa sürüklüyor. Kapitalistlerin tekelleşme ve yeni nüfuz alanları yaratma sevdası dünyayı savaşa sürüklüyor. Bu gidişata dur diyebilecek tek güç işçi sınıfının örgütlü mücadelesidir!