Navigation

Kapitalist Çürüme ve Çöküş!

Kapitalist kriz derinleştikçe tüm dünyada işsizlik, açlık ve yoksulluk katlanarak artıyor. Emperyalist sistemin tepesinde olan ABD’de, İngiltere, Almanya ve Japonya gibi ülkelerde işten çıkartmalar artarak devam ediyor. Kapitalist sistem ideolojik yanıltmayla tarihsel krizini, koronavirüs bahanesinin arkasına saklamaya çalışıyor. “Büyük kapatma” ile birlikte krizden sarsılan burjuvazi sonsuz desteklenirken, hiçbir güvencesi olmayan milyonlarca işsiz, komik yardımlarla, kıt kanaat geçinmeye, güvencesiz ve sağlıksız bir şekilde yaşamaya mecbur bırakılıyor. Kapitalist sistem adeta “dehşetin soğuk nefesini” dünyaya ve insanlığa ensesinde hissettiriyor. Metropoller artık evinin kirasını ödeyemeyen ya da banka kredilerini ödeyemediği için evlerinden olan insanlarla doluyor. Çelişkiler her alanda yoğunlaşıyor. Milyonlar çöp içerisinden yiyecek ayıklayarak karınlarını doyuyorken, ultra zenginlerin lüks tüketimleri arttıkça artıyor.

Sistemi köklerinden sarsan, dallarını kurutan ekonomik kriz, artık bu sömürücü bezirgân saltanatının çökebileceği ve ölüm anının gittikçe yakınlaştığı gerçeğini hatırlatıyor. Bunun yanı sıra dünyada sanayi üretimi hızla daralıyor, borsalar şiştikçe şişiyor ve bankacılık sistemi alarm veriyor. Kapitalizmin önemli sacayaklarından olan para sisteminin ayarı bozulmuş, merkez bankaları alışılagelmiş para politikalarını çoktandır terk etmiş durumda. Yani geçmişte merkez bankaları kasasında ne kadar altın rezervi varsa, o kadar değerde para basıyordu. Uzun zamandır ABD, piyasaya karşılığı olmayan milyarlarca dolar sürüyor. Bu yolla hem ekonomik krizin etkisini kırmaya hem de kapitalistleri teşviklerle korumaya çalışıyor. Ucuz kredilerle verilen bu paralar ise “paradan para” kazanma cazibesiyle sanayi üretiminin yerine borsalara ve devlet tahvillerine akıyor. Peki, dünyada yalnızca ABD mi para basıyor? Elbette hayır. Türkiye de dâhil olmak üzere tüm dünya devletleri gırtlaklarına kadar borç içerisinde, darphaneler o yüzden eşi benzeri görülmemiş şekilde para basıyor.

Miadını çoktandır doldurmuş olan kapitalist sistem, gençlik döneminde olduğu gibi yeni icat ve buluşlarla krizlerini atlatamıyor. Burjuvazinin bir kesimi “büyük reset”le adeta kendine temiz bir yaprak açmak istiyor. Yepyeni bir başlangıç arayışı içerisine girerek, sanayinin ve bilişim teknolojilerinin de bu “yeni” sisteme uygun olması, daha adil ve çevreci olması gerektiğini söylüyor. Elif Çağlı “Kapitalizmin Krizleri ve Devrimci Durum” broşüründe bu konuya şöyle açıklık getiriyor: “Yeni teknolojik devrim olarak adlandırılan buluşlar teknik bakımdan ne denli cazip olursa olsun, kapitalistleri ilgilendiren, işin teknik mucize boyutu değildir. Onlar bu buluşların son derece kârlı, yeni ve yaygın pazar alanları yaratıp yaratmadığına bakarlar. Ne var ki kapitalist sistemin içerdiği çelişkiler kapitalistlerin kaçıp kurtulamayacağı doğa yasaları gibidir.” Yapay zekâ, Sanayi 4.0, bulut teknolojisi vb. kapitalizmi içinde bulunduğu tarihsel krizden kurtaramayacaktır.

Özellikle Türkiye gibi ekonomisi daha kırılgan ülkeler ekonomik krizden daha fazla etkileniyor. Gittikçe eriyen altın rezervleri ve dış borçlanmanın artması ile beraber, açılan makas kapanmıyor aksine giderek açılma eğilimi gösteriyor. Gerçek enflasyon ve işsizlik oranları gizleniyor. İzlediği politikalarla ve tavrıyla uluslararası finans kuruluşlarına güvensizlik pompalayan rejim, borç bulmakta zorlanıyor. Türkiye artık dış borcu ödeyemez hale gelmiştir. Krizin ivmelenmesi karşısında kitlelerde oluşacak tepkiyi ise baskılayarak boğmak istiyorlar. Rejim ipleri elinde tutmaya çalışsa da gerilim artmıştır. Kriz yalnızca ekonomi alanında yaşanmıyor. Emperyalist savaşın giderek yaygınlaştığı bir süreçten geçiyoruz. Erdoğan ve avenesi bu savaşta belirleyici aktör olmak istiyor. Suriye, Libya, Azerbaycan ve Doğu Akdeniz’de emperyalist ülkelere kafa tutup ayar vermeye kalkıyor. Ama her hamlesi eline ayağına dolaşıyor. Dolayısıyla kriz, ekonomik alanda olduğu gibi siyasal alanda da hükmünü sürdürüyor. İktidarın hem ekonomi hem de dış siyasette sıkışması burjuva kamplarda da huzursuzluğu arttırıyor.

Bu sistemde zenginler daha fazla zenginleşirken ve emekçiler daha fazla fakirleşip toplumsal eşitsizlik giderek artarken, burjuvazi, geleceği olmayan milyonları faşist baskıyla, korkutmayla ve koronavirüs tehdidiyle zapturapt altında tutmak istiyor. Burjuva ideolojisi yeni teknolojik buluşlar veya hamlelerle “yeni” makyajıyla, çürümüş bedenini maskeleyerek pazarlamaya çalışıyor. Gençleri bu aldatmacayla kuşatma altına alarak, en geniş anlamıyla milyonlarca insanın, sömürüsüz, güzel günlerin hayalini bile kurmasını istemiyor. Ama önümüzdeki günler bunun beyhude bir çaba olduğunu gösterecektir! İnsanlık elbette bir çıkış yolu bulacak ve kapitalist sistemi hak ettiği yere, “tarihin çöp sepetine” gönderecektir. Uzun bir zamandır tarihsel çıkışsızlığın içerisinde debelenen, toplumsal ilerleyişin önünü tıkayan, üretici güçlerin gelişimine engel olan bu sistem artık miadını doldurmuştur ve bir işçi devrimiyle yıkılmayı beklemektedir. Lenin önderliğinde Bolşevik Parti işçi sınıfının tabanında bitmeyen devrimci azimle, iradeyle, ilmek ilmek dokur gibi sabırla mücadeleyi örgütlemiş ve kapitalist sömürüye son verilerek Sovyet Devletinin kurulmasına öncülük etmişti. 1917 Ekim Devriminde olduğu gibi tarih, tekrardan işçi sınıfını alnına yazgılı görevine davet ediyor. Mezar kazıcılar iş başına!