Navigation

Gericiliğe Sırtını, Mücadeleye Yüzünü Dönmek

Türkiye’de nüfusun dörtte birini gençler oluşturmaktadır. Bunların bir kısmını işçiler, diğer kısmını ise büyük çoğunluğu birer işçi adayı olan öğrenciler oluşturuyor. Yoğun bir genç nüfusun olduğu böyle bir ülkede, gençliğin nasıl bir hayat sürdüğünü ve nasıl bir toplumda yaşadığını sorgulaması, tepeden dayatılanlara boyun eğmemesi, hayatı daha anlamlı kılmaya çalışması önemlidir. Böylece gençliğin bir parçası olduğu işçi sınıfının yolunun onun yolu olduğu gerçeğini görmesi ve mücadeleyi daha ileri taşıması mümkün olacaktır.

Toplumların dinamik bir parçası olan gençliğin, olumlu ya da olumsuz, toplumun şekillendirilmesinde ve değiştirip dönüştürülmesinde tarihte her zaman yerini almış olduğunu görürüz. Her ne kadar toplumun dinamik bir parçası olsa da gençlik, bazı dönemlerde toplumun diğer kesimleri gibi egemen olan ruh haline, mevcut gerici duruma sessiz kalabilmiştir. Ya da bizzat Almanya örneğinde olduğu üzere, faşizmin aktif tabanı haline gelebilmiştir. Muhalif seslerin susturulduğu dönemlerde bile bu durumun yine de gençliğin tamamı için geçerli olmadığını yaşadığımız bazı örnekler bizlere gösteriyor.

Gençliğin toplumsal sorunlara karşı tutumlarına ilişkin birkaç örnek: Fransa’da öğrenciler, hükümetin anti-demokratik iş yasası değişikliği karşısında işçilerin yanında yer alıyor, eylemlere boykotlarıyla destek veriyorlar. Bilindiği üzere Fransa’da hükümet birtakım anti-demokratik düzenlemelerle mevcut iş yasasını değiştirmek istiyor. Bunun karşısında işçiler sokağa dökülüp geri çektirmek amacıyla bu yasayı protesto ediyorlar. Ayrıca pek çok sektörde grevler başladı ve çoğu alanda grevler hâlâ devam ediyor. Gelecekte birer işçi olacaklarının farkında olan öğrenciler, parçası oldukları işçi sınıfıyla birlikte mücadeleyi yürütüyorlar.

Gelelim Türkiye’ye. Ülkenin bir tarafında savaş halinin yaşanması, yüzlerce insanın içinde diri diri yakıldığı ve yıkılarak mezar haline getirilen bodrumlar… Bu yaşananları doğru bir temelde sorgulamak, toplumsal sorunları görmek ve çözüm üretmeye çalışmak elbette olumsuz havanın bozulmasında etkilidir. Toplumsal çürümenin giderek daha da belirginleştiği böylesi dönemlerde, toplumun dinamik bir parçası olan gençliğin tüm bunlara rağmen sesini çıkarma cesaretini göstermesi, elbette hâlâ yapacak bir şeylerin olduğunu göstermesi açısından önemlidir.

İtaatkâr, muhafazakâr, sorgulamayan bir nesil yetiştirmek istediğini defalarca dile getiren iktidar, bu yolda imam hatip okullarının sayısını, kendi iktidarı süresince yaklaşık 10 kat arttırdı. Sözünü geçiremediği kimi okulları ise pilot okul olarak seçmiş ve buralara MEB tarafından yöneticiler atamıştı. Bu okullardan biri de İstanbul Erkek Lisesi. Daha muhalif kalabilen gençleri bu yolla “atanmış-seçilmiş” kişilerle sindirmeye, onlara kendi ideolojisi çerçevesinde şekil vermeye çalışıyor. İEL öğrencileri yapılmaya çalışılanları teşhir ederek anlamlı bir şey yapmış oldular. Mezuniyet töreninde okul müdürü Hikmet Konar’ın (eski Milli Eğitim Bakanı Nabi Avcı tarafından İstanbul’daki okullara atanan 11 yöneticiden biri) konuşmaya başladığı sırada sırtlarını dönerek protesto ettiler. Elbette gericiliğe karşı sırtımızı ve mücadeleye yüzümüzü dönmek bu tür olumsuz havaların yarılmasında önemli bir rol oynayacaktır.

Türkiye’de nüfusun dörtte birini gençler oluşturmaktadır. Bunların bir kısmını işçiler, diğer kısmını ise büyük çoğunluğu birer işçi adayı olan öğrenciler oluşturuyor. Yoğun bir genç nüfusun olduğu böyle bir ülkede, gençliğin nasıl bir hayat sürdüğünü ve nasıl bir toplumda yaşadığını sorgulaması, tepeden dayatılanlara boyun eğmemesi, hayatı daha anlamlı kılmaya çalışması önemlidir. Böylece gençliğin bir parçası olduğu işçi sınıfının yolunun onun yolu olduğu gerçeğini görmesi ve mücadeleyi daha ileri taşıması mümkün olacaktır.