Navigation

Bir F-35 Savaş Uçağını Sofraya Koysak…

Başta Ortadoğu ve Afrika olmak üzere dünyamızın dört bir yanında açlık ve yoksulluk giderek artıyor. Kapitalistler içine düştükleri krizden kurtulmak için savaşlara başvuruyorlar ve bu hegemonya savaşının sonucunda emekçilerin yaşamları altüst olmaya devam ediyor. Bu savaşlardan canını kurtarmaya çalışanlardan kimisi zorlu göç yollarında yaşamlarını yitirirken kalanlar ise türlü ayrımcılığa karşı hayata tutunmaya çalışıyorlar. Mevcut tablo böyleyken ülkenin yönetimindekiler, milyar dolarları “savunma” sanayiiine yatırıyorlar. Silahlanmaya ayrılan bütçeyi azaltmak şöyle dursun adeta birbirleriyle yarışırcasına arttırmaktalar. Örneğin 29 üyesi olan NATO’nun askeri harcamaları dünyadaki toplam askeri harcamaların dörtte üçüne denk geliyor. Bu örgüte üye olan Türkiye ve diğer ülkelerin savunma sanayiine ayırdıkları bütçe artmaya devam ediyor. Bu durum olağan görülüyor; silahlanmanın su ve ekmek kadar zaruri bir ihtiyaç olduğu iddia ediliyor. Hatta bununla da kalmayıp, silahlanma bütçesini karşılamak için emekçilerin en temel ihtiyaçlarından fedakârlık yapmaları isteniyor. Ülkemizde de durum farklı değil.

Türkiye ekonomisinde sorun olmadığını iddia eden Erdoğan, geçtiğimiz hafta şu sözleri sarf etmişti: “Ne diyorlar, ekonomi battı, ekonomi bitti. Bunlarda insaf yok. Bunlar nankör. …bu mermi, kurşun, kalkan uçaklar, helikopterler fıstık, leblebi mi dağıtıyor? Bunların hepsi para değil mi, ekonomi değil mi?” Bu sözler biz emekçilere bindirilen yükün neden her geçen gün ağırlaştığının itirafıdır. İşsizlik, hayat pahalılığı gün geçtikçe artarken Erdoğan, paranın kurşuna, askeri teçhizata gömüldüğünü itiraf etmiş oluyor. Onlara göre silahlanma emekçilerin karnını doyurmasından, temel ihtiyaçlarını karşılamasından daha önemlidir.

Fıstık başta kalp sağlığına iyi geldiği bilinmekle birlikte kan şekerini düzenlemektedir. Leblebi ise reflü, gastrit gibi mide rahatsızlıklarına iyi gelmektedir. Bunun yanında ikisi de vücut direncinin güçlenmesinde rol oynayarak metabolizmanın düzenlenmesine katkı sağlarlar. Oysa mermi, kurşun, savaş uçaklarının insan sağlığı ve yaşamı üzerindeki etkilerinin en çıplak haline bugün Ortadoğu’da şahit oluyoruz. Kurşunların, uçakların kadınların, çocukların, gençlerin, yaşlıların bedenlerini nasıl paramparça ettiği, evlerini barklarını başlarına yıktığı ortadadır. Yemen’de her 11 dakikada bir çocuk savaşın sonucu olan açlık nedeniyle yaşamını kaybediyor.

Ülkemizde her ay kanlı canlı 150 işçi, bir annenin, bir babanın evladı olan işçi, iş cinayetlerinde hayatını kaybediyor. Temel iş güvenliği önlemleri alındığı takdirde bu ölümlerin önüne geçilebilecekken, neden korkunç acılar yaratan silahlara para yatırılmaktadır?

Ülkemizde evine ekmek götüremeyen 7 milyondan fazla işsiz varken, açlık sınırının altında yaşayan milyonlarca emekçi varken neden harcanan onca para yaşamlarımızı iyileştirmeye ayrılmıyor hatta daha çekilmez hale getirmek için kullanılıyor?

Neden çocuklarımız minicik elleriyle ve küçücük bedenleriyle kırlarda alabildiğince koşup eğlenemiyorlar? Neden 2 milyona yakın çocuğumuz torna başında yaşamını yitiren Ahmet Yıldız’ın kaderini her an paylaşma tehlikesi içindeler? Neden çocuklarımızın ve bebeklerimizin sağlıklı beslenmesine bütçe ayrılmıyor da insanlığa kan, irin ve gözyaşından başka bir şey ifade etmeyen silahlara para yatırılıyor?

Dünyamızda silahlanmaya yığınla harcama yapılırken neden milyarlarca insan en temel gıda ürünlerine erişemiyor? Sadece uçak için yapılan harcamanın hayatlarımızdaki karşılığını Nâzım Usta şöyle betimliyor:

62 yılında 2 avcı uçağını sofraya koysak

Çevirsek ete kemiğe, şaraba salataya

40 milyon insan doyasıya yer içer

40 milyon kediye de artar ekmekten etten

Kediler salata yemez şarap içmez

Kedileri ben kattım ziyafete

Gerek Türkiye’de gerekse başka bir ülkede emekçilerin yaşamları kapitalist sistem ve onun temsilcilerinin umurlarında değildir. Leblebi, fındık insan sağlığı ve gelişimi için iyidir fakat kapitalistler için kâr getirmiyorsa iyi olmasının bir anlamı yoktur. İnsanlık için yıkımdan başka bir anlama gelmeyen silah kapitalistler için muazzam kâr kaynağıdır, varsın insanlık için yıkım olsun! Zira kapitalist düzende tek değer ve kaygı daha çok kârdır. Hayatlar mı sönüyor, onulmaz yaralar mı açılıyor, önemli değildir! Tepeden tırnağa silahsızlansak diyen Nâzım şöyle devam eder:

atomlu atomsuz silahsızlansak bütün iklimlerde

ve insanca işlesek yeryüzü nimetlerini

çoğaltsak onları 1/4

kazırdık açlığın kökünü üç ayda

dişlerimiz dökülmez olur

kanamaz dişetlerimiz

hele çocuklarımız

keder silinir gözlerinden

eğri büğrü bacakları doğrulur

iner şiş karınları

Egemenler her fırsatta akı kara, karayı ak göstermeye devam ediyorlar. Milliyetçiliği tırmandırarak bizleri körleştirmeye azami gayret ediyorlar. Bir araya gelerek dünyamızı yaşanabilir bir hale getirmemizi istemiyorlar, saltanatlarını kaybedeceklerinden ölesiye korkuyorlar. Korktukça daha da saldırganlaşıyor, dayanışmayı, paylaşmayı değil; kanı, gözyaşını ve kederi seçmemizi bekliyorlar. Hayır, yanılıyorlar! Böyle sürüp gitmeyecek, emekçiler güzel günler için kenetlenerek mücadeleyi büyütecek ve bu kokuşmuş düzeni bir gün yıkacaklar!