Navigation

Aladağ Faciası: Hata Değil, İhmal Değil, Cinayet!

Eğitimin dincileştirilmesine ve ticarileştirilmesine karşı mücadele, yaşanan pek çok acı olayda da görüldüğü gibi, çocuklarımız için yaşamsal hale gelmiştir. Tüm bu katliamlara, tacizlere, tecavüzlere zemin hazırlayan hükümet derhal hesap vermelidir! Tarikat yurtları derhal kapatılmalı, yoksul emekçilerin çocuklarını tarikatlara mahkûm eden uygulama ve politikalara son verilmeli, devlet tüm öğrenciler için ücretsiz barınma ve ulaşım olanağı sağlamalıdır!

Adana’nın Aladağ ilçesindeki bir tarikat yurdunda çıkan yangında 11 kız çocuğu ve bir “eğitmen” diri diri yanarak hayatını kaybetti. Dördü ağır durumda olan 24 çocuksa yaralandı. Çevre köylerdeki yoksul ailelerin, yakınlarında ortaöğrenim kurumu bulunmaması nedeniyle ilçedeki okullara göndermek zorunda kaldıkları küçücük çocuklar, bizzat devletin de teşvikiyle bu tarikat yurdunda kalıyorlardı. Acılı aileler, var olan devlet yurdunun kapatılmış olması nedeniyle başka seçeneklerinin olmadığını, bu duruma ses de çıkaramadıklarını söyleyerek, aslında tarikatlarla elbirliği içindeki hükümetin yoksul emekçileri nasıl bir çıkmaza soktuklarını da ifade etmiş oluyorlar.

Söz konusu yurdun iktidarın derin bir muhabbet içinde olduğu Süleymancılar tarikatına ait olduğunun ortaya çıkmasının ardından derhal “yayın yasağı” getirilerek örtbas edilmeye çalışılan bu olay hiç tereddütsüz bir katliamdır ve bunu AKP iktidarından ve onun dinci ideolojisinden soyutlayarak değerlendirmek hiçbir şekilde mümkün değildir. Aslında Başbakan Yıldırım’ın “Ümidimiz ve emelimiz bu ve buna benzer acıları yaşamamak, ama insanın olduğu yerde hata eksik olmuyor. Ne yaparsanız yapın, ama insan hatasını ortadan kaldıracak makineyi geliştirmedik” şeklindeki sözleri, hükümetin yaklaşımını ve zihniyetini tüm çıplaklığıyla ortaya koymaktadır. Giderek daha büyük bir sıklıkla yaşanan bu tür katliamları, tıpkı iş cinayetlerinde olduğu gibi, “kader”, “fıtrat”, “insan hatası” diyerek olağanlaştıran hükümet böylelikle suçunu örtmeye çalışmaktadır.

Söz konusu yurtta, yangın merdiveni kapılarının kolları çıkarılarak kilitli durumda tutulduğu için çocuklar, kapı önünde birbirlerine sarılarak cayır cayır yandılar. Üstelik zaten yangın merdiveni denen göstermelik şeyin birinci kattan aşağıyla bağlantısı da bulunmuyordu. Zemin-duvar kaplamasından yangın ve elektrik sistemine dek hiçbir açıdan uygun olmayan bir binanın yurt olarak kullanılmasına izin veren, sonra da bunu insan hatasıyla açıklayan bir hükümetle karşı karşıyayız.

Bunun da ötesinde, Milli Eğitim Bakanlığı Yönetmeliğine göre özel yurtlar sadece lise ve yükseköğrenim öğrencileri için açılabilirken ve ilköğretimde bu görev devlete verilmişken, şu anda binlerce özel yurt ve pansiyon bu yönetmeliğe aykırı faaliyet göstermektedir ve bunların büyük bir kısmı tarikatlara aittir. Tacizin, tecavüzün ve her türlü çocuk istismarının kol gezdiği bu kurumlar, devlet tarafından hiçbir denetime tâbi tutulmamak bir yana teşvik edilmektedir. Ensar vakası bunun somut bir örneğidir ve buzdağının görünen kısmının bile küçük bir parçasıdır.

Öğrencilerin barınma ihtiyacını karşılayacak yeterlilikte yurt yapmamakla kalmayıp, varolan yurtları bile kapatan ve yüz binlerce öğrenciyi tarikat yurtlarına mahkûm kılmaya çalışan siyasi iktidar, bir yandan yandaş sermaye gruplarını (tarikatlar bunların önemli bir unsurudur) fonlarken, öte yandan dinci-gerici ideolojiyi bu vasıtayla da çocuklara ve gençlere zerk etmektedir.

Aladağ’daki yurt da bu zincirin bir parçasıdır. Küçücük çocukların babalarının, “içeri erkek giremez” denip yurda sokulmayarak içeride neler olup bittiğini, çocuklarının nasıl bir ortamda kaldığını görmekten alıkoyulduğu bu yurtta, temizlikten bulaşığa tüm işlerin çocuklara yaptırıldığı ortaya çıkıyor. Çocukları köle gibi kullananlar, bunu “ücretsiz yurt sağlıyoruz” diyerek reklâm etmekten de geri durmuyorlar.

Bu katliamın, 2008’de Konya’nın Taşkent ilçesindeki ruhsatsız yatılı Kız Kuran Kursu binasının çökmesi sonucunda 17 kız öğrencinin ve bir eğitmenin ölmesiyle sonuçlanan katliamla pek çok açıdan benzerlik taşıması tesadüf değildir. Her iki katliam da, aynı saiklerle kurulmuş, denetlenmemiş ve teşvik edilmiş tarikat kurumlarında yaşanmış ve AKP hükümetinin sorumluluğu altında gerçekleşmiştir. Tam da bu yüzdendir ki, altı yıldır devam eden Taşkent davası halen karara bağlanmadığı gibi, tek bir tutuklu sanık da bulunmamaktadır.

Eğitimin dincileştirilmesine ve ticarileştirilmesine karşı mücadele, yaşanan pek çok acı olayda da görüldüğü gibi, çocuklarımız için yaşamsal hale gelmiştir.

Tüm bu katliamlara, tacizlere, tecavüzlere zemin hazırlayan hükümet derhal hesap vermelidir!

Tarikat yurtları derhal kapatılmalı, yoksul emekçilerin çocuklarını tarikatlara mahkûm eden uygulama ve politikalara son verilmeli, devlet tüm öğrenciler için ücretsiz barınma ve ulaşım olanağı sağlamalıdır!

... önceki yazı
Castro Hayata Veda Etti
sonraki yazı ...
Çîroka Mem