Navigation

1905

Lev Troçki

Ekim 1909





Ekim Grevi


Demek devrimin yaklaştığını düşünüyorsunuz?

Yaklaşıyor!

Novoye Vremya, 5 Mayıs 1905


İşte geldi!

Novoye Vremya, 14 Ekim 1905

 

I

Sokaklarda Trepov’un sınırsız terörü hüküm sürerken, üniversite duvarlarının içinde tam anlamıyla özgür halk toplantılarının gerçekleşmesi, 1905 güz aylarının en şaşırtıcı politik paradokslarından biriydi. Bilinmeyen bir nedenle kendini Eğitim Bakanı görevinde bulan, yaşlı ve cahil General Glazov, –kendisini bile şaşırtacak biçimde– bu özgür konuşma adacıklarını yaratmıştı. Liberal profesörler, üniversitelerin öğrenim için olduklarını ve sokakların akademik alanda yeri olmadığını iddia ettiler. Prens Sergey Trubetskoy bu gerçeği sayıklayarak öldü. Ama birkaç hafta boyunca üniversite kapıları ardına kadar açık kaldı. “Halk”, koridorları, derslikleri ve salonları doldurdu. İşçiler fabrikadan doğruca üniversiteye gidiyorlardı. Yetkililer şaşırmışlardı. Sokaklarda ya da evlerindeyken, işçileri bastırabilir, tutuklayabilir, ezebilir ve vurabilirlerdi. Fakat işçi üniversite eşiğini geçer geçmez, bir anda dokunulmaz oluyordu. Yetkililere, böylece, anayasal hukukun otokrasi hukuku üstündeki avantajları konusunda tatbiki bir ders verilmişti.

İlk özgür halk toplantıları 30 Eylülde Petersburg ve Kiev üniversitelerinde gerçekleşti. Vladimir Üniversitesi’nin konferans salonunda toplanan dinleyiciler karşısında dehşete kapılan resmi telgraf kurumu, kalabalığın öğrencilerin yanı sıra “her iki cinsiyeti de içeren yabancı bir halk yığınından, lise öğrencilerinden, kentin özel okullarından gelen gençlerden, işçilerden ve ayaktakımından” oluştuğunu rapor ediyordu.

Devrimci söz, yeraltından kurtulmuş ve üniversite salonlarını, dersliklerini, koridorlarını ve avlularını doldurmuştu. Kitleler, yalın oldukları kadar güzel de olan devrim sloganlarına büyük bir hevesle sarıldılar. Bürokrasinin ahmaklarına ve gerici basının satılmış yazarlarına “ayaktakımı” gibi görünen bu örgütsüz, tesadüfi kalabalık, burjuva gazetecilerini bile hayrete düşüren bir ahlâki disiplin ve politik duyarlılık göstermişti.

Bir köşe yazarı Rus’ta söyle yazıyordu:

Bir üniversite toplantısında beni en çok şaşırtan şey neydi biliyor musunuz? Görülmemiş, ibret verici bir düzen. Oraya vardıktan hemen sonra, toplantı salonunda ara verildiği anonsu yapıldı ve şöyle bir dolaşmak için koridora çıktım. Üniversite koridoru daha çok bir sokağı andırıyordu. Koridordaki tüm derslikler insanlarla doluydu ve buralarda bağımsız bölüm toplantıları gerçekleştiriliyordu. Bizzat koridor tıklım tıklımdı; kalabalık bir aşağı bir yukarı hareket ediyordu. Bazı insanlar pencere eşiklerine, banklara, dolapların üzerine oturmuşlardı. Sigara içiyorlar; alçak sesle konuşuyorlardı. Kişi, bir resepsiyona, ama genelde olduğundan epeyce daha ciddi bir resepsiyona katıldığını düşünebilirdi. Ama yine de bu, halktı; yorucu el işlerinin kabalaştırdığı elleriyle, sağlıksız, havasız ortamlarda geçirilmiş günlerden edinilen toprak rengi teniyle gerçek, hakiki halk. Ve hepsi, göz çukurlarının derinliklerine gömülmüş parıldayan gözlere sahipti.… Buraya fabrikadan ya da atölyeden, çeliğin eritildiği ya da demirin döküldüğü, sıcağın ve dumanın insanı boğduğu bir işyerinden gelmiş bu cılız, zayıf ve kötü beslenmiş insanlar için üniversite, yüce, engin, göz kamaştırıcı parlaklıktaki bir mabet gibiydi. Ve burada söylenen her söz sanki bir dua niteliğindeydi.… Yeni uyanmış bu bilgi edinme arzusu, her ama her teoriyi bir sünger gibi emiyordu.

Hayır, bu coşkun kitle her ama her teoriyi emmedi. Aşırı partilerle kitleler arasında hiçbir dayanışma olmadığını iddia eden bu gerici gevezeler, bu kalabalığa hitap etmeye girişselerdi ya; ama hayır, buna kalkışmadılar. Yerin dibindeki deliklerine çekildiler ve geçmişe yönelik iftira dolu saldırılarını yineleyebilecekleri bir teneffüsü beklediler. Fakat sadece onlar değil; politikacılar ve liberalizmin sözcüleri bile, bu muazzam, daima değişken dinleyiciler topluluğuna hitap etmeyi başaramadılar. Burada en üstün saltanatı, devrimin sözcüleri sürdüler. Burada sosyal demokratlar, sayısız insanı bir araya getiren kopmaz, canlı politik bağlar kurdular. Burada onlar, kitlelerin devasa toplumsal öfkelerini, formüle edilmiş devrimci sloganların diline çevirdiler. Üniversiteden çıkan kalabalık, artık oraya giren kalabalık değildi.… Toplantılar her gün yapılıyordu. İşçilerin ruh halleri giderek daha da yükseliyordu, fakat parti bunu önemsemedi. Kitlesel bir hareketin çok daha sonra gerçekleşeceği tahmin ediliyordu; 9 Ocağın yıldönümü ile Devlet Dumasının toplanması çakışarak 10 Ocağa denk geldi. Demiryolcular sendikası, Buligin duması temsilcilerinin Petersburg’a girmelerine izin vermeyi reddetme tehdidinde bulundu. Fakat olaylar kimsenin öngöremediği kadar hızlı gelişti.

Moskova’da Sytin basım işlerinde çalışan dizgiciler 19 Eylülde greve çıktılar. Daha kısa bir işgünü ve noktalama işaretleri de dahil her 1.000 harflik dizgi için daha yüksek bir parça başı ücret talep ediyorlardı. Bu küçük olay tüm Rusya çapında bir politik grevi ateşledi; bu, noktalama işaretleri üzerinden başlayan ve mutlakıyeti devirmekle noktalanan bir grevdi.

Polis departmanı kederli bir şekilde, hükümet tarafından yasaklanmış olan Moskova Matbaacılar ve Litograflar Birliği olarak bilinen bir derneğin Sytin’deki grevi kötüye kullandığını rapor ediyordu. 24 Eylül akşamı elli basım işçisi grevdeydiler. 25’inde, şehir valisi tarafından izin verilen bir toplantıda, bir talepler programı kaleme alındı. Bu program vali tarafından “basımevi temsilcileri Sovyetinin keyfi eylemi” olarak yorumlandı ve böylesi bir “keyfi” proleter eylemce tehdit edilen işçilerin bireysel “bağımsızlığı” adına, bu polis satrapı,[1] basım işçileri grevini o hantal yumruğuyla bastırmayı denedi.

Fakat noktalama işaretleri üzerinde yükselen bu grev, diğer dallara yayılmak için gereken zamanı çoktan bulmuştu. Moskovalı fırıncılar greve çıktılar ve öyle sıkı bir şekilde greve çıktılar ki, Birinci Don Kazak Alayı’nın iki bölüğü, Çar kuvvetlerinden oluşan bu özel ordunun kahramanca cesaretiyle, Filippov fırınını fırtınadan kurtarmak zorunda kaldı. 1 Ekimde Moskova’dan, fabrikalar ve işletmelerdeki grevlerin sönümlenmeye başladığını bildiren telg­raf mesajları alındı. Fakat grevler sadece soluklanıyorlardı.

II

2 Ekimde Petersburg dizgicileri, üç günlük bir grevle Moskovalı yoldaşlarıyla dayanışmalarını göstermeye karar verdiler. Moskova, şehirdeki sınai merkezlerin “greve devam ettiğini” telgrafla bildirdi. Hiçbir sokak hadisesi yoktu; şiddetli yağmur yasa ve düzenin en güvenilir müttefiki gibiydi.

Ekim mücadelesinde muazzam bir rol oynayan demiryolları, bir ilk uyarı yaptı. 30 Eylülde Moskova-Kursk ve Moskova-Kazan demiryollarının atölyelerinde huzursuzluk başladı. Bu iki demiryolu, mücadeleyi 1 Ekimde başlatmaya hazırlıklıydılar. Demiryolcular sendikası tarafından alıkoyuldular. Kendisini, çeşitli tekil hatlardaki Şubat, Nisan ve Haziran grevlerinin deneyimine dayandıran sendika, Devlet Dumasının toplanmasıyla aynı zamana rastlayacak genel bir demiryolu grevi hazırlıyordu; şu an için yapılacak kısmi bir eyleme karşıydı. Fakat huzursuzluk azalmadan devam ediyordu. 20 Eylülde demiryolcuların temsilcilerinin resmi bir konferansı, emekli fonları sorununu tartışmaya açmıştı. Bu konferans, süresini kendiliğinden genişletti ve bir bütün olarak demiryolu dünyasının beğenisini kazanarak kendisini bağımsız bir sendikaya ve politik kongreye dönüştürdü. Kongreye her yerden tebrikler yağdı. Huzursuzluk arttı. Demiryollarında acil bir genel grev düşüncesi Moskova bölgesinde destek görmeye başladı.

3 Ekimde Moskova’dan, fabrika ve tesislerdeki grevlerin aşamalı olarak azalmaya başladığını ifade eden bir telefon mesajı aldık. İşyerlerinin grevde olduğu Moskova-Brest Demiryolunda, işe yeniden başlama yönünde göze çarpan bir hareketlilik vardı.

Grev henüz bir karara varmamıştı. Halen düşünüp taşınıyor ve duraksıyordu.

Basım, makinistlik, marangozluk, tütün ve diğer meslek dallarından gelen işçi temsilcilerinin yaptığı bir toplantı, tüm Moskova işçilerinin genel bir konseyini (Sovyet) oluşturma kararını benimsedi.

Takip eden birkaç gün boyunca herşey bir uzlaşmaya işaret eder gibiydi. Riga’daki grev sona erdi. 4 ve 5 Ekimde, Moskova’daki basımevlerinin çoğunda iş yeniden başladı. Gazeteler yeniden çıktı. Bir gün sonra, bir haftalık aranın ardından Saratov baskıları çıktı; hiçbir şey yaklaşmakta olan olayların alameti gibi görünmüyordu.

Ayın beşinde Petersburg’daki bir üniversite toplantısında, “destek” grevlerinin belirli bir tarihte bitirileceğini açıklayan bir karar benimsendi. Petersburg dizgicileri üç günlük dayanışma grevinden sonra işe döndüler. Aynı gün Petersburg valisi Schlüs­selburg anayolunda tam düzenin sağlandığını ve işin yeniden başladığını bildiriyordu. Ayın yedisinde Neva tersane işletmesindeki işçilerin yarısı yeniden işbaşı yaptı. 10 Ekime kadar politik grev ilân etmiş olan Obuhov işletmesi hariç, Nevski kapısının ardındaki tüm işletmeler çalışıyordu.

Gündelik yaşam –şüphesiz devrimci gündelik yaşam– neredeyse yeniden başlamış gibi görünüyordu. Grev birkaç örgütsüz girişimde bulunmuş, bunlardan umudunu kesmiş ve vazgeçmiş gibi görünüyordu. Fakat bu yalnızca görünüşte böyleydi.

III

Gerçekte grev bütün hızıyla harekete geçmeye hazırlanıyordu. İşini mümkün olan en kısa zamanda yapmak istiyordu; ve derhal demiryollarına el attı.

Özellikle Moskova’ya bağlanan tüm hatlarda hüküm süren gerginliğin etkisi altındaki demiryolcular sendikası merkez bürosu, genel grev ilân etmeye karar verdi. Bunu yaparken yalnızca her yerdeki mücadele güçlerini seferber etmeyi düşünüyordu; asıl muharebenin Ocakta olması planlanıyordu hâlâ.

Tayin edici gün 7 Ekimdi. “Kalp spazmları başladı” diye yazdı Novoye Vremya; Moskova demiryolları birbiri ardına ölüyordu. Moskova ülkeden yalıtık hale geliyordu. Telgraf tellerinde, endişe dolu mesajlar birbirini kovaladı: Nijni Novgorod, Arzamas, Kaşi­ra, Ryazan, Venev, hepsi demiryollarının göçtüğünden yakını­yordu.

7 Ekimde Moskova-Kazan Demiryolu greve gitti. Romodanov kolu Nijni’de greve gitti. Ertesi gün grev Moskova-Yaroslav, Mos­kova-Nijegorod ve Moskova-Kursk hatlarına yayıldı. Bununla birlikte diğer merkezi noktalar hemen tepki vermediler.

8 Ekimde Petersburg Demiryolu çalışanlarının bir toplantısında, bir sonraki aşamada hükümete bir ültimatom vermek ve taleplerini tüm demiryolu ağını kapsayan bir grev vasıtasıyla desteklemek için, tüm Rusya demiryolcular birliğinin örgütlenmesine etkin bir şekilde devam etme kararı (bu ilk kez Moskova’daki Nisan kongresinde önerilmişti) alındı. Yine burada da grev belirsiz bir tarihe ertelenmişti.

Moskova-Kiev-Voronej, Moskova-Brest ve diğer hatlar 9 Ekim­de greve çıktılar. Grev, durumun kontrolünü ele geçirdi ve ayaklarının altındaki sağlam zemini yoklayarak, kendisine düşman olan tüm ılımlı, ertelemeci kararları altüst etti.

9 Ekimde, Petersburg demiryolu personeli temsilcileri kongresinin olağanüstü toplantısında, demiryolları grevinin sloganları formüle ediliyor ve telgrafla anında tüm hatlara yayılıyordu. Bu talepler şunlardı: sekiz saatlik işgünü, sivil özgürlükler, genel af, Kurucu Meclis.

Grev tereddüt etmeden ülke yönetimini ele almaya başlamıştı. Nihayet kararsızlığa veda ediliyordu. Greve katılanların özgüvenleri, sayılarıyla birlikte artıyordu. Devrimci sınıf talepleri, farklı mesleklerin ekonomik taleplerinin önüne geçmişti. Grev, yerel ve mesleki sınırlarını kırarak, bunun bir devrim olduğunu hissetmeye başladı; ve böylece eşsiz bir cesaret kazandı.

Grev raylar boyunca hızla aktı ve tüm hareketi kendi dümen suyuna soktu. Demiryolları adeta onun gelişini bildiren telgraf tellerine dönüşmüştü. “Grev!” yurdun her köşesinde gündemi oluşturuyordu. 9 Ekimde gazeteler tüm Rusya’ya, Kazan Demiryolunda Bednov adlı bir elektrikçinin üzerinde bildirilerle yakalandığını bildirdiler. Hâlâ, bir tomar bildiriye el koymakla grevi durdurabileceklerini umuyorlardı. Aptallar! Grev önünde ne varsa silip süpürdü.

Ülkenin sınai ve ticari yaşamını büyük ölçüde felç edecek muhteşem bir plan izliyordu ve bu planı izlerken tek bir detayı bile gözden kaçırmadı. Telgrafın ona hizmet etmeyi reddettiği yerlerde, telleri kesti ya da telgraf direklerini yerle bir etti. Lokomotifleri durdurdu ve buharlarını kesti. Santralleri sekteye uğrattı ve bunun zor olduğu yerlerde elektrik kablolarına zarar verdi ve demiryolu istasyonlarını karanlığa gömdü. İnatçı bir direnişle karşılaştığı yer­lerde, hatları dağıtmakta, sinyalleri bozmakta, lokomotifleri yerle bir edip, ray hatlarına bariyerler koymakta ya da köprüleri vagonlarla tıkamakta tereddüt etmedi. Kaldırma sistemlerine girerek, vinçleri durdurdu. Yolcu trenlerinin en yakın bağlantı noktasına ya da gidecekleri yere gitmesine izin verirken, yük trenlerini bulduğu yerde durdurdu.

Grev, hareketsizlik yeminine aykırı davranılmasına sadece kendi hedefleri için izin veriyordu. Devrimden haber verecek bültenlere ihtiyaç duyduğunda, basımevi açıyor; grev talimatlarımızı iletmek için telgrafı kullanıyor; grevcilerin temsilcilerini taşıyan tren­lerin geçmesine izin veriyordu.

Hiçbir şey grevden muaf değildi; grev, sınai işletmeleri, eczaneleri, bakkal dükkânlarını, mahkemeleri, herşeyi kapattı.

Zaman zaman dikkati dağıldı ve kâh şurda kâh burda ihtiyatı elden bırakır gibi oldu. Bazen pervasız bir tren, grev bariyerini aşıyordu: daha sonra grev onun ardından koşturuyordu. Bu suçlu tren, bozguna uğramış bir suçlu gibi geldiğinden haberi olmayan karanlık ve boş istasyonların içinden sanki yarışıyormuşçasına geçerek, arkasında korku ve belirsizlik izleri bırakıyordu. Fakat sonunda grev treni yakalıyor, motorunu durduruyor, sürücüsünü etkisiz hale getiriyor, buharını boşaltıyordu.

Grev mümkün olan her aracı kullandı. Rica etti, ikna etti, yalvarıp yakardı; dizlerinin üzerinde yalvardı –Moskova’daki Kurski İstasyonunda bir kadın konuşmacının yaptığını yaptı yani– korkuttu, terörize etti, taşa tuttu, ve sonunda Browninglerini ateşledi. Ne pahasına olursa olsun hedeflerine ulaşmak istiyordu. Herşeyini ortaya koydu: babaların kanını, çocukların ekmeğini, kendi gücünün ününü. Sınıfın tümü ona itaat etti; ve sınıfın –savaştığı güçler tarafından rüşvet verilen– ihmal edilebilir bir kesimi kendi yoluna çıktığında, grevin bu engelleri hoyratça bir kenara tekmelemesi, hiç de şaşırtıcı değildi.

IV

Ülkenin motor sinirleri ölüyordu. Ekonomik bünye uyuşuyordu. Smolensk, Kirsanov, Tula, Lukoyanov, çaresiz bir şekilde demiryollarındaki mutlak hareketsizlikten şikayet ediyordu. Ayın onunda, Tver gibi Nikolayev demiryolu da dahil Moskova’da birleşen hatların neredeyse tamamı işsiz kalmıştı; ve Moskova engin bir ovanın merkezinde tamamen yitip gitmişti. Moskova’da birleşen bu hatların sonuncusu olan Savelovsk Demiryolu ayın on altısında greve gitti.

Onunun akşamı, grevci demiryolu çalışanları Moskova Üniversitesi’nin koridorlarında toplandılar ve tüm talepleri yerine getirilene kadar grevi sürdürme kararı aldılar.

Demiryolu grevi merkezden periferiye yayıldı. Ryazan-Ural hattı sekizinde, Polesski Demiryolundaki Bryansk hattı ve Smolensk-Dankov hattı dokuzunda, Kursk-Harkov-Sivastopol ve Yekaterininsk demiryolları ve Harkov’da birleşen tüm hatlar onunda greve gittiler. Besin maddelerinin fiyatları her yerde aniden yükseldi. On biriyle birlikte, Moskova süt kıtlığından şikayet ediyordu.

Aynı gün demiryolu grevi daha da yayıldı. Samara-Zlatoust De­miryolundaki trafik, durma noktasına gelmeye başladı. Orel mer­kezi hareketsizleşti. Harkov-Nikolayev Demiryolundaki Kre­men­çug gibi, Güney-Batı demiryollarının en büyük istasyonları –Ka­zatin, Birzula ve Odesa– da greve katıldı. Saratov’a gün boyun­ca yalnızca üç tren geliyordu ve bu trenler grevcilerin seçilmiş temsilcilerinden başka hiçbir yolcuyu taşımıyorlardı. Telgraflar, bu temsilci trenlerinin her yerde coşkuyla karşılandığını rapor ediyorlardı.

Demiryolu grevi her geçen gün daha fazla hattı ve daha fazla treni kapsayarak amansız bir biçimde yayılıyordu. 11 Ekimde, Kur­land genel valisi, demiryollarında işi durdurmanın üç ay hapisle cezalandırılacağını bildiren bir acil kararname yayınladı. Bu meydan okumaya anında yanıt geldi. Ayın on ikisiyle birlikte artık Moskova ile Kreizburg arasında hiçbir tren çalışmıyordu; hat greve gitmişti; Vindava treni yerine ulaşmadı.

11-12 Ekim gecesi Vistula bölgesinin tüm kollarında trafik durma noktasına geldi. Sabah, Petersburg trenleri Varşova’dan ayrılamadılar. Aynı gün –on ikisinde– grev bizzat Petersburg’u kuşatmıştı. Devrimci içgüdü onu doğru taktikleri uygulamaya sevketmişti: ilkin tüm taşradaki işçileri harekete geçirdi, daha sonra Petersburg’u binlerce dehşet dolu telgrafla bombardımana tuttu ve böylece bir “psikolojik hareket” oluşturdu; merkezi yetkilileri yıldırdı; ve ancak ondan sonra coup de grace’i[2] indirmek için sahneye bizzat çıktı. On ikisi sabahı, Petersburg’da birleşen tüm demiryollarında, oybirliğiyle iş durdurma kararı alındı. Sadece Fin­landiya hattı, Finlandiya’nın tümünde devrimci seferberliği bek­­le­yerek, hâlâ çalışıyordu; bu hat dört gün sonrasına, on altısına kadar durmadı. 13 Ekimde grev, Revel, Libava, Riga ve Brest’e ulaştı. Perm istasyonunda iş durduruldu. Taşkent Demiryolunun bir bölümünde trafik kesildi. On dördünde, Brest merkezi, Trans-Kafkasya Demiryolu ve Orta Asya Demiryolundaki Aşkabat ve Novaya Buhara istasyonları sırayla greve çıktı. Aynı gün grev Sibirya demiryollarına yayıldı; Çita ve İrkutsk’tan başlayarak ve doğudan batıya doğru hareket ederek, on yedisinde Çelyabinsk ve Kurgan’a ulaştı. Bakü İstasyonu on beşinde, Odesa on yedisinde greve gittiler.

Motor sinirlerin bu felcine, bir süreliğine duyumsal sinirlerin felci de eşlik etti; on birinde Harkov’da, on üçünde Çelyabinsk ve İrkutsk’ta, on dördünde Moskova’da ve on beşinde Petersburg’da telgraf görüşmeleri kesildi.

Demiryolu grevi nedeniyle, posta sistemi, şehirlerarası mektupları neredeyse tamamen reddetmek zorunda kalıyordu.

Modası geçmiş bir atlı çekici olan troyka, eski Moskova anayolunda boy gösteriyordu.

Sadece tüm Rus ve Polonya demiryolları değil, Vladikavkaz, Trans-Kafkasya ve Sibirya demiryolları da sekteye uğramış durumdaydı. Tüm bir demiryolları ordusu –yedi yüz elli bin insan– grevdeydi.

V

Ekmek, mal, et, sebze, balık piyasaları ve diğer piyasalar kaygılı bildiriler yayınlamaya başladı. Gıda mallarının, özellikle etin fiyatı hızla yükseldi. Para borsası sarsıldı. Devrim onun ölümcül düşmanı olmuştu zaten. Şimdi birbirleriyle yüz yüze gelmişlerdi, borsa şeytan görmüşe döndü. Telgrafa koştu, ama telgraf düşmanca sessizliğini sürdürüyordu. Postaneler de hizmet vermeyi reddettiler. Borsa Devlet Bankası’nın kapısını çaldı, fakat kendisine Bankanın transferleri belirli bir tarihte garanti edemeyeceği söylendi. Demiryolu ve sınai yatırımların hisse senetleri adeta bir ürkek kuş sürüsü gibi tüneklerinden bir anda havalandılar ve sadece yukarı değil aşağı doğru da uçuşup durdular. Gıcırdayan dişlerle birleşen panik, menkul kıymetler borsasının spekülâsyonlarının gölgeli dünyasına egemen oldu. Para dolaşımı tıkandı, taşradan iki başkente akan ödemeler kesildi. Nakit parayla çalışan firmalar ödemelerini durdurdular. Protesto edilen senetlerin sayısı hızla yükselmeye başladı. Tüm çek ve poliçe verenler, tüm kefiller, alacaklılar ve borçlular sinirlenmeye, telaşlanmaya ve yasaların onların işine yarayacak şekilde değiştirilmesini talep etmeye başladılar, çün­kü o –grev, devrim– tüm ekonomik mübadele yasalarını ihlâl etmişti.

Fakat grev demiryollarıyla yetinmedi. Evrensel hale gelmeye ça­ba­ladı.

Lokomotiflerin buharını salarak ve istasyonların ışıklarını keserek, demiryolu işçilerinden oluşan kalabalığı şehre giden yollarında bir araya getiriyor. Tramvayları işlevsizleştiriyor, atlarla yapılan taşımacılığı durduruyor ve yolcuları inmeye zorluyor, dükkânları, lokantaları, kahve ve meyhaneleri kapatıyor ve kendine duyduğu güvenle fabrika kapılarına dayanıyor. İçeride zaten bekliyorlar. Alarm düdükleri başlıyor, iş duruyor, caddelerdeki kalabalıklar artıyor. Grev artık kızıl bir bayrak taşıyarak marşlarla ilerliyor. Bu bayrak, bir Kurucu Meclis ve cumhuriyet istediğini, sosyalizm için savaştığını ilân ediyor. Gerici bir gazetenin yazı işleri bürolarını geçiyor. Bu hastalanmış ideolojik kaynağa kinle bakıyor ve eğer eline bir taş geçirebilirse onu bir pencereye fırlatıveriyor. Halka hizmet ettiğini düşünen liberal basın, greve, “uzlaştırma” için çalışacağını vaat eden ve aman dileyen bir heyet gönderiyor. Yalvarışları karşılıksız kalıyor. Harf kutuları kapanıyor, dizgiciler sokağa çıkıyor. Bürolar ve bankalar kapanıyor. Grev herşeye egemen oluyor.

Ekimin onunda Moskova, Harkov ve Revel’de; on birinde Smolensk, Kozlov, Yekaterinoslav ve Lodz’da; on ikisinde Kusk, Byelgorod, Samara, Saratov  ve Poltava’da; on üçünde Petersburg, Orşa, Minsk, Kremençug ve Simferepol’da; on dördünde Gomel, Kaliş, Don Rostov’u, Tiflis ve İrkutsk’ta; on beşinde Vilna, Odesa ve Batum’da; on altısında Orenburg’da; on yedisinde Yuriev, Vitebsk ve Tomsk’ta bir politik genel grev ilân ediliyordu. Riga, Libava, Varşova, Plotsk, Byelostock, Kovna, Dvinsk, Pskov, Poltava, Nikolayev, Mariupol, Kazan, Çenstohovo, Zlatoust ve diğerleri de greve gittiler. Sınai yaşam her yerde çöktü, ve birçok bölgede ticari yaşam da çöktü. Okul ve üniversiteler kapandı. Entelijensiya “birlikleri” proletaryanın grevine katıldı. Birçok yerde, jüriler oturumları, avukatlar savunma yapmayı, doktorlar hastalara bakmayı reddetti. Sulh yargıçları celselerini kapattı.

VI

Grev muazzam toplantılar örgütledi. Kitlelerin gerilimi ve yetkililerin korkusu, birbirini besleyerek, eşzamanlı bir şekilde gelişti. Sokaklar ve meydanlar atlı ve yaya devriyelerle doldu. Kazaklar direnç göstermesi için grevi provoke etti; kamçılarla kamçılayarak, kılıçlarla keserek, arka köşelerden uyarı yapmaksızın ateş açarak kalabalığa saldırdılar.

Ardından grev, yapabildiği her yerde, bunun sadece geçici bir iş durdurma, elleri kavuşturarak yapılan pasif bir protesto olmadığını gösterdi. Kendisini savundu ve savunurken saldırıya geçti.

Güneydeki birkaç şehirde barikatlar oluşturdu, silah mağazalarını ele geçirdi, kendini silahlandırdı ve eğer muzaffer değilse bile kahramanca bir direnişle saldırdı.

10 Ekimde Harkov’da, bir toplantı sonrasında, kalabalık, bir silah mağazasını ele geçirdi. On birinde, üniversite yakınındaki işçiler ve öğrenciler tarafından barikatlar oluşturuldu. Telgraf direkleri söküldü ve caddelere yatırıldı; demir kapılar, kepenkler, ızgaralar, ambalaj kutuları, kalaslar ve kütükler üst üste yığıldı ve bu yığın telgraf telleriyle sarıldı. Bazı barikatlar taş temeller üzerine inşa edildi. Kaldırımlardan sökülen kalın bloklar, kütükler üzerine yığıldı. Saat 13:00’a kadar, bu basit fakat soylu mimariye göre on barikat oluşturulmuştu. Üniversitedeki pencere ve koridorlar da barikata dönüştürüldü. Üniversite bölgesinin bir kuşatma altında olduğu açıklandı ve bölgenin yönetimi, cesareti şüphe götürmeyen Korgeneral Mau’ya emanet edildi. Bununla birlikte, vali uzlaşmacı bir çözümü benimsedi ve onurlu bir teslimiyetin koşulları hazırlandı, liberal burjuvazi arabulucu olarak davranıyordu. Bir milis organize edildi ve bu, yurttaşlar tarafından coşkuyla karşılandı. Milis düzeni yeniden sağladı. Ardından Petersburg bu düzenin zorla yıkılmasını istedi. Milis, neredeyse oluşur oluşmaz dağıtıldı ve şehir bir kez daha atlı ve yaya haydutların hakimiyetine girdi.

11 Ekimde Yekaterinoslav’da, Kazaklar alçakça bir şekilde barışçı kalabalığın üzerine ateş açtıktan sonra, barikatlar ilk kez sokaklarda ortaya çıktı. Altı taneydiler. En büyük olanı Bryanski Meydanı’na kuruldu. Arabalar, raylar, direkler, düzinelerce küçük nesne –Victor Hugo’nun deyişiyle, devrimin eski düzenin kafasına fırlatmak için bulabildiği herşey– bu barikatı kurmak için kullanılmıştı. Barikatın iskeleti kalın bir toprak tabakasıyla kaplanmış, diğer tarafına hendekler kazılmış, ve hendeklerin ön tarafına tellerden engeller kurulmuştu. Sabah her bir barikatta yüzlerce insan vardı. Silâhlı kuvvetlerin ilk saldırısı başarısızlığa uğramıştı; ancak saat 15:30’da askerler birinci barikatı ele geçirdiler. Saldırı boyunca, çatılardan birbiri arkasına iki bomba fırlatıldı; askerler arasında ölen ve yaralananlar vardı. Akşam olduğunda askerler tüm barikatları ele geçirmişlerdi. On ikisinde, şehirde bir mezar sessizliği hüküm sürüyordu. Devrim ölülerini gömerken, ordu silahlarını temizliyordu.

16 Ekim Odesa’daki barikatların günüydü. Sabah Preobra­jens­kaya ve Riçelieu caddelerindeki tramvaylar devrildi, dükkânların tabelaları söküldü, ağaçlar söküldü ve caddedeki banklar bir yığın haline getirildi. Tüm caddeyi kaplayacak şekilde dikenli tellerle çevrili dört barikat oluşturuldu. Bu barikatlar bir mücadele ardından askerler tarafından alındılar ve kapıcıların yardımıyla yıkıldılar.

Grevcilerle askerler arasındaki sokak çatışmaları ve barikat oluşturma girişimleri başka birçok kentte daha meydana geldi. Fakat Ekim günleri genellikle, bir politik grev, bir devrim girişimi, devrimin tüm savaşçı güçlerinin eşzamanlı bir gözden geçirilmesi olarak kalmıştı, bir silahlı ayaklanma olarak değil.

VII

Ve mutlakıyet sonunda teslim oldu. Tüm ülkeyi sarıp sarmalayan muazzam gerginlik, taşradan gelen çok sayıda şaşkına dönmüş rapor, yarının ne getireceğine ilişkin tam bir belirsizlik; bunların tümü hükümetin saflarında inanılmaz bir panik yarattı. Orduda tam ve koşulsuz güven kalmamıştı; askerler toplantılarda görülüyordu; toplantılarda söz alan subaylar, ordunun üçte birinin “halkla birlikte” olduğunu açıklıyordu. Dahası, demiryolu grevi, askeri baskı tedbirleri önünde aşılmaz engeller oluşturdu. Ve nihayet Avrupa menkul değerler borsası vardı. Devrimle uğraştığını anladı, ve böylesi bir duruma daha fazla müsamaha göstermeye hazırlıklı olmadığını bildirdi. Düzen ve anayasal güvenceler istiyordu.

Mutlakıyet, içinde bulunduğu belirsizlik durumunda, ödünler vermeye başladı. 17 Ekimde bir bildirge yayınlandı. Kont Witte, devrimci grevin zaferi sayesinde ya da daha kesin olarak, bu zaferin eksikliği sayesinde (yapabiliyorsa bunu yalanlasın) başbakan oldu. 17-18 Ekim akşamı boyunca, insanlar sokaklarda kızıl bayraklarla yürüdüler, bir genel af çağrısı yaptılar, Ocak katliamlarının yapıldığı yerlerde “Sonsuz Hatıra”yı söylediler ve Pobedonost­sev’in evi ile New Times bürolarının önünde “Aforoz!” diye bağırdılar. On sekizi sabahında, anayasal dönem boyunca gerçekleşen ilk cinayetler yaşandı.

Düşman, bastırılmamıştı. Sadece beklenmeyen şiddetli saldırının önünde geçici olarak geri çekilmişti. Ekim grevi, devrimin, kentli Rusya’nın tümünü artık aynı zamanda kendi ayaklarına kadar getirme yeteneğinde olduğunu gösterdi. Bu ileriye doğru muazzam bir adımdı ve gerici egemen klik, Ekim güç denemesine, bir yandan 17 Ekim bildirgesini yayınlayarak, diğer yandan da tüm savaşçı kadrolarını Kara Terör için seferber ederek karşılık verdiğinde, bu gerçeği çok iyi kavradığını gösterdi.

VIII

On yıl önce[3], Londra sosyalist kongresinde Plehanov, Rus devrimci hareketi ya bir işçi hareketi olarak zafer kazanacaktır ya da hiç diyordu.

7 Ocak 1905’te Struve, “Rusya’da devrimci halk diye bir şey yoktur” diye yazıyordu.

17 Ekimde otokratik hükümet, devrimin ilk ciddi zaferine imzasını attı; ve bu zafer proletarya tarafından kazanılmıştı. Plehanov haklı çıkmıştı: devrimci hareket, bir işçi hareketi olarak zafer kazanmıştı.

Doğru, Ekim grevi sadece burjuvazinin maddi yardımıyla değil, serbest meslek sahiplerinin grev biçimini alan doğrudan desteğiyle de gerçekleşti. Ancak, bu durumu değiştirmez. Mühendislerin, avukatların ve doktorların grevi herhangi bir bağımsız öneme sahip olamazdı ve işçi grevinin politik önemini ancak çok küçük bir ölçüde arttırmıştı. Onun yaptığı şey, proletaryanın devrimci mücadeledeki tartışılmaz ve sınırsız hegemonyasını vurgulamaktan ibaretti. 9 Ocaktan sonra Petersburg işçilerinin temel demokratik sloganlarını benimsemiş olan serbest meslek sahipleri, Ekimde proletaryaya özgü gerçek mücadele biçimini benimsedi: grev. Enteli­jen­siyanın en devrimci kanadını oluşturan öğrenciler, uzun zaman önce grevi fabrikalardan üniversitelere taşımaya başlamışlardı, buna tüm liberal üniversite profesörlerinin ciddi protestoları eşlik etmişti. Proletaryanın devrimci hegemonyasının giderek gelişmesi, grevi, mahkemelere, eczanelere, kırsal yönetim bürolarına ve şehir dumalarına yaydı.

Ekim grevi, proletaryanın burjuva devrimindeki hegemonyasının ve aynı zamanda bir tarım ülkesinde kentlerin hegemonyasının kanıtıydı.

Narodnik hareket tarafından tanrılaştırılan toprağın eski iktidarı, yerini kapitalist kentin despotizmine bıraktı.

Kent duruma hakim oldu. Muazzam serveti kendi içinde yoğunlaştırdı, rayların demirden bağlarıyla köyleri kendine bağladı; bu raylar boyunca yaşamın her alanındaki yaratıcı güç ve inisiyatifin en zinde kuvvetlerini kendi içinde topladı; hem madden hem de manen, tüm ülkeyi kendi egemenliği altına aldı. Gericiler, Rusya’nın halen bir tarım ülkesi olduğu düşüncesiyle kendilerini avutarak, kentsel nüfusun küçük yüzdesini boşuna hesaplıyorlardı. Modern kentin politik rolü, kentte oturanların sayısından çok, onun ekonomik rolüyle ölçülür. Grevdeki kentler karşısında gericiliğin geri çekilmesi –kır daima sessiz kalıyordu– kentlerin diktatörlüğünün en iyi kanıtıdır.

Ekim günleri gösterdi ki, devrimde hegemonya kentlere ve kentler de proletaryaya aittir. Ama aynı zamanda, bilinçle donanmış devrimci kentlerin, kendiliğinden uyanan kırdan ayrıldığını da açığa vurdu.

Ekim günleri, pratikte ve muazzam bir ölçekte şu sorunu ortaya çıkardı: Ordu kimin tarafındadır? Bu günler, Rus özgürlüğünün kaderinin bu soruya verilecek yanıta bağlı olduğunu gösterdi.

Devrimin Ekim günleri, gericiliğin Ekim cümbüşüne yol açtı. Kara güçler, kanlı bir saldırı başlatmak için, bir devrimci geri çekilme anının avantajından yararlandılar. Bu saldırı, başarısını, çekiçleri elinden bırakan grevin henüz kılıçları eline almamasına borçluydu. Ekim günleri dehşet veren bir mantıkla, devrime, silah­lara gereksinimi olduğunu gösterdi.

Kırı örgütlemek ve onu kendine bağlamak; orduyla sıkı bağlar kurmak; silahlanmak: tüm bunlar, Ekim mücadelesinin ve Ekim zaferinin proletaryaya dayattığı büyük ve basit sonuçlardı.

Devrimin dayandığı sonuçlar işte bunlardır.

***

Liberal “rüzgârların” estiği bir dönemde kaleme aldığımız 9 Ocak Öncesi adlı denememizde, devrimci ilişkilerin gelecekteki gelişme rotasını çizmeye giriştik. Bunu yaparken, Rus devriminin kaçınılmaz yöntemi olarak politik kitle grevine büyük bir vurgu yaptık. Bazıları –eklenmelidir ki bunlar her bakımdan çok saygıdeğer kişilerdir– bizleri bir devrim reçetesi elde etmeye çalışmakla suçladılar. Bu eleştirmenler bize, proleter sınıf mücadelesinin özel bir biçimi olan grevin, bir ulusal burjuva devrimi koşulları altında “ona yüklediğimiz” rolü oynayamayacağını açıkladılar. Olaylar, büyük bir düşünürün çoğu klişesine nispet verircesine sonuçlandıkça, beni bu saygıdeğer eleştirmenlere[4] yanıt verme zorunluluğundan uzun zaman önce kurtarmış oldular. 9 Ocak dramının gerçekleştiği Petersburg genel grevi, yukarıda adı geçen deneme henüz basılmadan olmuştu: açıktır ki, bizim “reçetemiz”, güncel devrimci gelişmeden basit bir aşırmaydı.

1905 Şubatında, Petersburg’daki Kanlı Pazar tarafından doğrudan kışkırtılan birbiriyle bağlantısız kaotik grevler döneminde şunları yazmıştık:

9 Ocaktan sonra devrim dur durak bilmiyor. O, artık, halkın sürekli olarak harekete geçen yeni katmanlarının gizli yeraltı çalışmasıyla tatmin olmuyor; şimdi mücadele bölüklerine, alaylarına, taburlarına ve tümenlerine aleni ve acil bir yoklama çağrısı yapıyor. Proletarya, bu ordunun temel gücüdür; ve devrimin, grevi, bu yoklama çağrısını yerine getirme aracı haline getirmesinin nedeni budur.

Sektör üetüne sektör, fabrika üstüne fabrika, kent üstüne kent iş durduruyor. Demiryolu personeli, grevin ateşleyicileri gibi davranıyor; demiryolu hatları, grev salgınının yayıldığı kanallardır. Ekonomik talepler ileri sürülüyor ve bunlar bir bütün olarak ya da kısmen neredeyse anında karşılanıyor. Ama grevin ne başlangıcı, ne de sonu, tam olarak, taleplerin doğası ya da karşılaştıkları biçim tarafından belirlenir. Grev, ekonomik mücadele iyi tanımlanmış belli taleplerde ifade bulduğu için ortaya çıkmaz; tam tersine, talepler, bir grev zorunlu olduğu için seçilir ve formüle edilirler. İşçiler, kendilerine, ülkenin diğer yerlerindeki proletaryaya ve nihayetinde bütün ulusa, birikmiş güçlerini, sınıfsal hevesliliklerini ve kavgaya hazır oluşlarını göstermek zorundadırlar. Herşey genel devrimci hükme boyun eğmek zorundadır. Bizzat grevciler ve onları destekleyen, onlardan korkan ve onlardan nefret eden herkes, oradan oraya sıçrayan, sonra tekrar harekete geçen ve bir hortum gibi öne atılan bu azgın grevin, yalnızca kendi başına bir şey olmadığını, onu ülkeye musallat eden devrimin iradesine boyun eğdiğini kavrar ya da belli belirsiz hisseder.

Yanılmadık. Büyük Ekim grevi, dokuz aylık grev kampanyası tarafından hazırlanan toprak üzerinde yeşerdi.

Islah olmaz derecede yüzeysel bir bakış açısına sahip liberaller  için, Ekim grevi dokuz Ocak kadar beklenmeyen bir şeydi. Bu olaylar onların önyargılı tarih şemalarına girmedi; onu bir kama gibi kesip attılar. Fakat herşey olup bittikten sonra, liberal düşünce bu olayları benimsedi. Daha fazlasını da yaptı: liberalizm Ekim grevinden önce, zemstvo kongrelerine bel bağladı ve bir genel grev düşüncesini hor görerek ona aldırmadı; 17 Ekimden sonra aynı liberalizm –sol kanadının sergilediği gibi– tüm umudunu muzaffer greve bağladı ve devrimci mücadelenin bütün diğer biçimlerini reddetti.

“Bu barışçıl grev” diye yazıyordu bay Prokopoviç Pravo’da, “Ocak hareketinden çok daha az sayıda kurbana yol açan ve esaslı hükümet değişikliğinde son noktasına ulaşan bu grev, Rusya’nın devlet yapısını radikal bir biçimde değiştiren bir devrimdi.

“Tarih” diye devam ediyor, “insan hakları mücadelesinin araçlarından birinden –sokak ayaklanması ve barikatlar– proletaryayı yoksun bırakmakla ona çok daha güçlü bir araç vermiş oldu: politik genel grev.”[5]

Takip eden alıntılar, radikal Prokopoviçler halen zemstvo  muhalefetine bel bağlarken, bizim Rus devriminin kaçınılmaz yöntemi olarak politik kitle grevine atfettiğimiz büyük önemi gösteriyor. Ama biz, genel grevin önceki devrim yöntemlerini devre dışı bıraktığını ya da onların yerini aldığını pek kabul edemeyiz. Genel grev yöntemi sadece onları değişikliğe uğratmış ve tamamlamıştır. Ve benzer şekilde, Ekim grevinin önemini bu kadar yüceltmemize rağmen, onun “Rusya’nın devlet yapısını radikal bir biçimde değiştirdiği”ni de pek kabul edemeyiz. Tersine: tüm son politik gelişmeler ancak, Ekim grevinin devlet yapısını eskisi gibi bırakmasıyla açıklanabilir. Bundan da öte, grev esaslı hükümet değişikliğini bile başaramadı. Muhalifleri karşı karşıya getirerek, politik grev sıfatıyla misyonunu tamamladı.

Demiryolu ve telgraf grevi, hükümet mekanizmasını tartışmasız altüst etti ve bu altüstlük grev sürdükçe daha da büyüdü. Ancak, uzamış bir grev ekonomik ve toplumsal hayatın bir bütün olarak dağılmasına yol açar ve kaçınılmaz olarak bizzat işçileri de zayıflatır. Sonunda grevin bitmekten başka yapabileceği bir şey yoktu. Fakat ilk lokomotif buhar vermeye ve ilk Mors aleti tekrar tıkırdamaya başlar başlamaz (halen varolan) devlet iktidarı tüm kırık kaldıraçları değiştirebildi ve genel olarak söylemek gerekirse, eski devlet aygıtının tüm aşınmış parçalarını yenisiyle değiştirebildi.

Mücadelede düşmanı zayıflatmak son derece önemlidir. Grevin yaptığı şey de budur. Grev aynı zamanda devrimin ordusunu ayağa kaldırır. Fakat ne biri ne de diğeri, kendi başına, bir devlet devrimi yaratamaz.

İktidar, hâlâ eski egemenlerin ellerinden alınmak ve devrime teslim edilmek zorundadır. Temel görev budur. Bir genel grev ancak gerekli önkoşulları yaratır; görevi başarma konusunda tümüyle yetersizdir.

Eski devlet iktidarı, kendi maddi güçlerine ve herşeyden önce orduya dayanır. Ordu kâğıt üstündeki devrimi değil gerçek devrimi engeller. Devrimin belli bir anında, nihai sorun ortaya çıkar: askerler; onların sempatileri ve süngüleri kimin tarafındadır?

Bu soru, bir anket yardımıyla yanıtlayabileceğiniz türden değildir. Modern şehirlerdeki caddelerin genişliği ve düzgünlüğüne, modern silahların özelliklerine, vs., vs. ilişkin çok yararlı ve yerinde yorumlar yapılabilir, ama bu teknik değerlendirmelerin hiçbiri devlet iktidarının devrimci devralınışı sorununun yerini alamaz. Ordunun eylemsizliğinin üstesinden gelinmek zorundadır. Devrim bunu, orduyu halk kitleleriyle kapıştırarak başarır. Bir genel grev, bu tip bir çatışma için elverişli koşullar yaratır. Kulağa pek hoş gelmeyen bir yöntem, ancak tarih başka bir yöntem sunmuyor bize.




[1] Satrap: Antik Pers imparatorluğunda taşra valisi. Bulunan pek çok Pers mumyası bu valilere aittir, ve bu nedenle bu kelime, devlet büyüklerinin mumyaları anlamında da kullanılmaktadır. (ç.n.)

[2] öldürücü darbe. (ç.n.)

[3] 1905’te yazıldı.

[4] Burada sözü edilen kişiler, Martov, Dan ve benzeri Menşevik yazarlardır.

[5] Pravo, 1905, No.41.