Navigation

Bolivya ve Venezuela Referandumları

25 Ocakta Bolivya’da yeni anayasa, 15 Şubatta ise Venezuela’da anayasa değişiklikleri için referandumlar yapıldı ve bu referandumlardan Evo Morales ve Chavez galip çıktı. Bolivya’da Evo Morales’in iktidara gelmesinin ardından oluşturulan Kurucu Meclis’in üç yıldan beri üzerinde çalıştığı yeni anayasanın halkın onayına sunulduğu referandumdan, anayasa lehine yüzde 61 “evet” oyu çıktı. Venezuela’da ise devlet başkanının iki dönemden fazla seçilmesini sağlayacak olan anayasa değişikliğini de kapsayan teklifler için seçmenlerin yüzde 54’ü “evet” oyu kullandı. Böylece mevcut devlet başkanı Hugo Chavez’in görev süresinin bittiği 2012 yılından sonra yeniden seçilebilmesinin önünü de açacak olan değişiklik halk tarafından da onaylanmış oldu.

Bir süredir işçilerin ve yoksul köylülerin mücadelesinin yükselişine sahne olan bu ülkelerde bugüne dek çok sayıda referandum gerçekleştirildi. Sosyalist çevrelerin pek çoğu tarafından büyük heyecanla karşılansa da, bu referandumlarla getirilen düzenlemeler gerçekte sınırlı iyileşmeler içeriyor ve işçi sınıfının ve yoksul köylülerin devrimci enerjisinin hakkını vermekten çok uzak. Bu düzenlemeler, devrimci süreci ilerletmekten ziyade kitlelerin devrimci enerjisinin düzen sınırlarına hapsedilmesine ve pörsümesine yol açıyor.

Bolivya’nın yeni anayasası

Bolivya’da gerçekleştirilen referandumla kabul edilen yeni anayasa, özellikle yerli halklar ve yoksul köylüler lehine olumlu adımlar içeriyor. İnsan haklarını ayrıntılı biçimde tanımlayan bir “haklar bildirgesi”ne sahip olan anayasa, yerli dillerinin ve kültürlerinin varlığını devletin güvencesi altına alıyor ve farklı dillerde eğitim yapılmasını düzenliyor.

Yeni anayasa, kullanılmayan bütün toprakları, doğalgaz, maden ve petrol alanlarını devletin idaresine veriyor. Su kaynaklarının özelleştirilmesini yasaklıyor; eğitim ve sağlık hizmetlerinden yararlanma hakkını vazgeçilemez sayıyor ve her aşamasında herkese ücretsiz sağlanmasını öngörüyor. Anayasada, devletin herkese yeterli iş ve emeklilik olanakları sağlaması esas kabul ediliyor. Kamulaştırılan büyük toprakların bir kısmı, yerli halka veriliyor, bu arazilerden elde edilen enerji ve maden gelirlerinden daha fazla pay almaları sağlanıyor. İşçilerin grev ve sendika hakkı anayasal güvence altına alınıyor.

Toprak sahiplerinin mülkiyet hakkını 5000 hektarla sınırlayan yeni Bolivya anayasası aynı zamanda eyaletlerin kendi idari ve ekonomik kararlarını almasında geniş bir özerklik alanı da tanımlıyor. Ülkenin doğalgaz, petrol ve madenler gibi stratejik kaynakları üzerinde söz hakkı merkezi hükümete tanınırken, eyalet valilikleri halkın katılımı, adil bölüşüm ve güvenlik gibi başlıklarda inisiyatif sahibi oluyorlar.Yerli halkın kendi bölgelerindeki doğal kaynaklardan “öncelikli pay” alması sağlanıyor. Ancak bu “öncelikli pay”ın doğal kaynaklar zengini doğu eyaletleri ile ülkenin diğer bölgeleri arasındaki farkın ortadan kaldırılmasına nasıl hizmet edeceği biraz sorunlu bir durum oluşturuyor.

Morales hükümetine karşı muhalefet eden eyalet valilerinin mücadelesini yürüttükleri özerklik talebinden farklılıklar içerse de, eyaletlerin idari ve ekonomik kararlar alırken ellerinin rahatlatılmasından burjuva muhalefetle belirli bir noktada uzlaşıldığı anlaşılıyor. Toprak mülkiyetinin kişi başına 5000 hektarla sınırlanmasının fiiliyatta büyük toprak sahipliğini ortadan kaldırmayacağı ise açık. Yeni anayasa burjuvazinin iktidarının temeli olan üretim araçlarının özel mülkiyetine karşı da hiçbir önlem içermiyor.

Chavez “sosyalizm” oyununu sürdürüyor

Venezuela’da Kasım ayında yapılan yerel seçimlerde burjuva muhalefet kilit valilikleri elinde tutmaya devam etmiş ve daha önce Chavez hükümetinin elinde olan başkent Caracas, petrol zengini Zulia, Miranda gibi eyaletlerde de seçimi kazanmıştı. Hemen ertesinde, Chavez’e yönelik darbe hazırlıkları da ortaya çıkmıştı. Chavez muhaliflerinin sokak gösterileri, hükümet binalarına molotoflu saldırıları giderek yaygınlaşmıştı. Tüm bunlar Chavez’i yeni bir referandumla iktidarını pekiştirme hamlesine sevk etti.

Venezuela Ulusal Seçim Konseyinin 15 Şubat referandumundan “evet” oylarının galip çıktığını açıklamasının ardından sokakları dolduran halka seslenen Hugo Chavez, “yalana karşı gerçek kazandı, Venezuela geçmişteki onursuz günlerine bir daha dönmeyecek. Bolivarcı devrimin 2009’dan 2019’a üçüncü tarihsel dönemi başlıyor. Yolumuzda yürümek için geleceğin kapılarını açtık” sözleriyle zaferini kutladı. Gerçi Venezuela’daki referanduma 17 milyon kayıtlı seçmenden 5,5 milyonunun katılmamış olması, yüzde 46’ya yaklaşan “hayır” oyunun yüksek oranı ve daha 23 Kasım 2008’de gerçekleştirilen yerel seçimlerde PSUV ve ittifak halindeki partilerin aldığı yüzde 65’lik oyun epeyce altına düşülmesi “21. yüzyıl sosyalizminin mimarı”nın başarısını gölgeliyordu. Ama Chavez meşruiyetini bir kez daha tazelemişti.

Bu gelişmeler karşı-devrimci güçlerin elinin zayıflamayıp tersine güçlendiğini gösteriyor. Venezuela’da uzun süre devam eden devrimci durumun ilerletilememesi, Chavez’in burjuva muhalefet karşısında sıkışmasına sebep oluyor. Ama öte yandan, devrimci bir ilerlemenin önündeki en büyük engellerden biri de bizzat Chavez’dir.

Venezuela’da asıl önemsenmesi gereken ise, işçi sınıfına dönük açık saldırıların artması ve bizleri şaşırtmayan biçimde Chavez’in bunlar karşısında aciz kalmasıdır. Örneğin, Venezuela’da yerel seçimlerin ardından, 28 Kasımda Aragua eyaletinde Ulusal İşçi Birliği (UNT) sendikası üyesi üç militan sendikacı katledildi. Bu üç sendikacı olaydan bir gün önce, ücretlerini alamadıkları için direnişe geçen 400 işçiyi ziyaret etmiş ve orada polisin saldırısına uğramışlardı. Ertesi gün ise, Kolombiya’da kontrgerillanın sıklıkla kullandığı bir yöntemle, motosikletten ateş açılarak öldürüldüler.

Mitsubishi fabrikasını 12 Ocaktan bu yana işgal altında bulunduran işçilere polisin yaptığı saldırı da ölümle sonuçlandı. İşten atılan Singetram sendikası üyesi 135 işçinin işe geri alınmayacağının açıklanması üzerine gerçekleştirilen işgale dönük saldırıda iki işçi katledildi, en az altı işçi yaralandı.

“21. yüzyılın sosyalizmini inşa etmekte olan” Venezuela devlet başkanı Chavez ise, “sosyalist ülkenin” polislerinin işçilere saldırmasının ardından bir açıklama yaparak, “işçilere dönük polis istismarının bir daha yaşanmaması için polis örgütünde ciddi değişiklikler yapmak üzere eyalet yöneticileriyle görüşüyorum” dedi. Ancak “polis örgütünde ciddi değişiklikler yaparak” bu sorunların çözülmeyeceği ortada. Bu konuda yapılması gerekeni en doğru sözlerle ortaya koyan ise Chavezci çizgisine rağmen, UNT ulusal koordinatörü Stalin Perez Borges oldu: “Derhal bir araya gelerek öz savunma birimleri oluşturmak zorundayız, hükümet bize gereken silahları ve silahlı eğitimi sağlamak zorunda. Bu tür suçlarla polis ya da yargı değil ancak saldırıların hedefi olan işçiler savaşabilir. İşçiler faşizme karşı kendilerini silahla savunacaklar.” İşçilerin izlemesi gereken yolun rotası gerçekten de budur. Sınıf mücadelesinin gerekleri kendisini hayatın içerisinden Venezuelalı işçilere dayatmaktadır.

* * *

Morales ve Chavez referandumları kazandılar. Bolivya’nın yeni anayasasında ve her ikisinin hükümetlerinin uyguladığı politikalarda elbette işçiler ve yoksul köylüler yararına iyileştirmeler de var. Ama bunlar Bolivya ve Venezuela’da işçileri özgürleştirmiyor, başka kapitalist ülkelerde işçilerin başlarına gelenlerden onları muaf tutmuyor. Onlar da giderek yoksullaşıyor, onların da direnişçi işçileri polis kurşunlarına maruz kalıyor. Bu yüzden referandumları popülist ve reformist liderlerin kazanması bilinçli işçileri yanıltmamalı.

İşçi sınıfı ve yoksul köylülerin devrimci hareketliliğinin devam ettiği Bolivya ve Venezuela’da, Kurucu Meclisin anayasasının ve karşılaşılan her sıkıntıda devreye sokulan referandumların, işçi sınıfının çıkarlarını garanti altına alma ve onlara gerçekten demokratik bir hava solutma imkânı yoktur. Aksine işçi sınıfını oyalamaya hizmet etmektedir. Bu durum da, Chavez, Morales gibi popülist ve reformist liderler sayesinde, kitlelerin devrimci hareketine öldürücü bir darbe vurmak için fırsat kollayan burjuvalara, çok ihtiyaç duydukları zamanı fazlasıyla sağlıyor.

Kaynak: 
Marksist Tutum dergisi, no.48, Mart 2009