Navigation

İşçi Sınıfıyız, Koca Bir Aileyiz

Yazıcı içinYazıcı içine-postayla göndere-postayla gönder

Kapitalizmin tarihsel çıkışsızlığı insanlığı büyük felâketlere sürüklüyor. Milyonları emperyalist savaşlarda katleden, yoksulluğa ve ölümün kıyısında bir yaşama mahkûm eden bu akıl dışı düzen, bütün kötülüklerin kaynağıdır. Bu yüzden yıkılması gerektiği gerçeğini egemenler, ellerindeki araçları kullanarak milyarlarca insandan saklayabiliyor. Milliyetçilik, ırkçılık ve yabancı düşmanlığı körüklenerek halklar birbirine düşman edilmeye ve böylece sorunların gerçek kaynağının üzeri örtülmeye çalışılıyor. Ama kapitalistler ne yaparlarsa yapsınlar, işçi sınıfının uluslararası bir sınıf ve koca bir aile olduğu gerçeğini yok edemezler. Yaşadığımız bu dönemde bana bu gerçeği bir daha hissettiren olayı sizlerle paylaşmak istedim.

Metrobüse Senegalli siyah bir anneyle minik bebeği bindi.  Daha metrobüse binerken gözlerim ilk önce minik yavrunun büyükçe gözlerine ve zayıf kafatasına takıldı. O an aklıma açlıktan bedenleri bitap düşmüş Afrikalı siyah çocuklar geldi. Metrobüse bindikten sonra insanların bebeği sevmesi ile başlayan güzel ortama yakındaki bütün yolcular eşlik ettiler. Metrobüs yine dolu olduğu için ayakta kalan siyah anneye kendisinden yaşça büyük bir teyzemiz yer verdi. Kimileri anneyle İngilizce konuşmaya çalışırlarken kimileri de bebeği severek onunla oyun oynamaya çalışıyordu. Metrobüste gören herkesin ilgisini çeken minik bebek küçük çocukların da ilgi odağı oldu. Bir anne çocuğuna “sevdin mi bebeği” deyince çocuk, “onu televizyonda görmüştüm” diye cevap verdi. Oradaki diğer çocuklu anneler çocuklarına “hadi bir oyuncağını ona ver” diyordu. Oradaki aileye olan bu ilgi benim dikkatimi çekti. Yakınında olan insanlar onları rahat ettirmek ve yardımcı olmak istiyorlardı. İnsanların bu aileye bu şekilde candan ve içten yaklaşmalarının sebebi ne olabilir diye düşündüm. Belki de benim bebeği ilk gördüğümde aklıma gelenler diğer insanların da aklına gelmiştir. Açlıktan ölen, yetersiz beslenmekten bir deri kemik kalmış çocuklar veya temiz su ve süt bulamadığı için ölen bebekler. Yani sadece her gün açlıktan ölen binlerce siyah derili insan. Bu yüzden, yakın ilginin nedeni, ailenin çektiği acıları, dışlanmışlığı veya horlanmışlığı bir nebze azaltmak olabilir.

İşte bu düzen bir grup asalağın zevkusefa içinde yaşaması için binlerce Afrikalı çocuğun açlıktan ölmesi demektir. Binlercesinin salgın hastalıklardan ölmesi demektir. Bir yanda milyarlarca insanı doyuracak, giydirecek bir üretim varken, diğer yanda açlığın pençesinde kıvranan milyonlarca yoksul insan. İşte kapitalizmin gerçek yüzü budur. İşçiler olarak dünyanın neresinde yaşarsak yaşayalım, rengimiz, dilimiz ve inancımız ne olursa olsun kapitalizmin bu gerçek yüzünü görüp düzenlerini sorgulamayalım diye açlık deyince aklımıza gelen o fotoğrafların sebebini “Afrika zaten fakir bir kıta. Bu ülkelerde kıtlık var. Bu yüzden de bu yaşananlar Afrikalıların kaderinde var” diyerek biz işçileri kandırmaya çalışırlar. Ellerindeki her türlü aracı kullanarak bizi sınıf kardeşlerimize düşman etmeye çalışırlar. Önyargılar yaratarak aslında uluslararası bir sınıf olduğumuzun farkına varmamızın önüne geçmek isterler. Mesela ABD’li egemenler kendi çıkarları için siyah işçi ve emekçilerin horlanmadan, aşağılanmadan eşit şartlarda yaşama taleplerini yıllarca kabul etmemiştir. Bu politikalarını kitleler gözünde haklı göstermek için de yapılan filmlerde siyahları düzensiz yaşayan, uyuşturucu mafyaları, sokak çeteleri kuran kötü insanlar olarak göstermiş ve bir algı ve önyargı oluşturmuşlardır. Ayrıca bu önyargıları sadece Amerikalı emekçilerde değil, ellerindeki devasa araçlar sayesinde bütün dünyada oluşturmaya çalışmışlardır.

Patronlar ne yaparlarsa yapsınlar biz işçilerin sorunları ortak, acıları ortak, çözümleri ortak olan bir sınıf ve büyük bir aile olduğumuz gerçeğini değiştiremeyecekler. Metrobüste yaşadığım bu ufak örnek, siyah anne ve oğluna diğer insanların yaklaşım biçimi bu gerçekliğin bir ifadesidir. Aslında o ailenin şahsında Afrikalı, bir bütün olarak da siyah emekçilerle dayanışma hissiyatıdır. İşçi sınıfı olarak sömürü düzenini yıkacak örgütlü mücadelemiz bu gerçeklik ve hissiyat üzerinde yükselecektir. İşte patronlar sınıfının korktuğu da bu gerçekliğin ta kendisidir.

DÜNYANIN BÜTÜN İŞÇİLERİ BİRLEŞİN!