Navigation

“Tek Ülkede Sosyalizm” İddiası Sosyalizmin İnkârıdır

Elif Çağlı

"Marksizmin kurucuları, dünya işçi devriminin gelişkin kapitalist ülkeleri kucaklayan sürekli devrimler sayesinde sosyalizme ilerleyebileceğini savunmuşlardı. Tarihte yaşananlar bunun doğruluğunu tersten de olsa kanıtladı. Bu durum çarpıcı ifadesini, proleter sosyalist devrimin Rusya gibi geri bir ülkede patlak vermesi ve Avrupa devriminin imdada yetişmemesi neticesinde biçimlenen koşullarda buldu. Her zaman olduğu gibi tarih yine düz bir çizgide ilerlememiş ve devrimci Marksistlerin önüne çözümlenmesi gereken yeni sorunları yığmıştı. İşçi devriminin Rusya’da sıkışıp kalmasının doğurduğu sonuçlar, “tek ülkede sosyalizm” tartışması bir yana, sosyalizme geçişin temel koşulu olan devrimci işçi iktidarının uzun süre tek başına yaşayamayacağı gerçeğini gözler önüne seriyordu."

Derya Çınar

Ruhi Su İle Türküler Söylemeye Devam Ediyoruz

Ruhi Su'nun sesinde, sözünde, sazında pırıl pırıl bir direnç vardır. Onun sesi fırtınayı derinlerinde mayalayan ve kabarmak için zamanını sabırla bekleyen denizin durgunluğunu taşır. Bugün de, aydınlık düşüncelere, insan sevgisine, emeğe, emekçi sınıflara düşman totaliter rejimin egemenlerine inat “yattığımız yerde güller bitecek/ gün ışıyıp gelir sabret” diyen sesiyle hepimize umut ve cesaret vermeye devam ediyor.

Çocuklarımızın Güzel Günler Görmesi Bizim Elimizde

Burjuvazinin ahlâksız ikiyüzlülüğü karşısında işçi sınıfının yaşadığı sefalete ve çocuklarının karanlık geleceğine hayıflanarak geçireceği zamanı yoktur. İşçi sınıfı örgütlenip mücadelesini yükselttikçe çocuklarımızın da makûs talihi değişecektir. Başka türlüsü, Jones Ana’nın dediği gibi, “çocuklarımızı burjuvazinin kâr sunaklarına kurban vermektir”.

Almanya’da Polisin Yetkileri Arttırılıyor

Polisin yetkilerini arttıran “Polis Görev Yasası”nda (PAG) yapılan değişiklik hem ülke çapında tartışmalara, hem de on binlerce insanın katıldığı protesto gösterilerine yol açtı. Yapılan ırkçı propagandalara, göçmenler potansiyel tehdit olarak gösterilerek korku yaratılmak istenmesine rağmen on binlerce işçi ve emekçi bu pervasızlığa karşı sokağa döküldü ve bu saldırıyı öyle kolayına kabul etmeyeceğini gösterdi.

Olağanüstü Koşulların Siyaset Sahnesinde Otoriter Liderler

Kriz koşulları derinleştikçe gelişkin burjuva demokrasisi ile övünmekte olan ülkelerde bile demokrasinin sınırları giderek daralmakta, anti-demokratik uygulamalar ve otoriterleşme artmaktadır. Bu süreç burjuvazinin lehine baskı koşullarını sürdürebilecek, kitleleri emperyalist savaşlara, milliyetçi saldırganlığa ikna edebilecek, insanlık dışı uygulama ve katliamların kararlarını tereddüt göstermeden alabilecek milliyetçi, faşist kişiliklerin de tarih sahnesinde öne çıkmasına sebep oluyor.

Yoksulluk ve Örgütsüzlük İşçileri Yakıyor!

İşsizliğe mahkûm edilmiş ve bir umut arayan insanlar, tahammülleri tükenince çıldırma ve hatta canlarına kıyma noktasına gelebiliyorlar. Nitekim bu tür trajik vakaların sayısının son dönemde hızla artmaya başladığını görüyoruz. Geniş tanımlı, dar tanımlı, tarım içi, tarım dışı, mevsimlik işçi, sanayi işçisi vb. kavramların arasında evirilip çevrilen rakamlar, işsizlik girdabından çıkamayan, yoksulluğa mahkûm edilen işçilerin intihar mektuplarında, bireysel eylem çığlıklarında, umutsuzluğa sürüklenip anti-depresanlara mahkûm edilmiş binlerce genç insanda gerçek karşılığını yukarıdaki örneklerde olduğu gibi dramatik bir şekilde buluyor.

“Parçalanan Dünyada Ortak Geleceği” Davos’ta Oluşturmak!

Bu yıl 23-26 Ocak tarihleri arasında İsviçre’nin Davos kentinde 48. Dünya Ekonomik Forumu “parçalanan dünyada ortak gelecek oluşturmak” gibi ironik bir başlıkla toplandı. G7 ülkelerinden altısı liderler düzeyinde katıldı. Bu “ortak gelecek oluşturucular”, kapitalist rekabet ve hegemonya mücadelelerinin sonucu parçalanan, büyük acılar, göç ve yıkımla sarsılan dünyanın bu hale gelmesinden hiç sorumlu değillermiş gibi görünüyorlardı.

Sağlık Sistemi Alarm Veriyor

AKP’nin “sağlıkta devrim yaptık” diyerek övündüğü “Sağlıkta Dönüşüm Programı”nın yarattığı sorunlar artıyor. Yıllar geçtikçe halının altına süpürülen ve gözlerden gizlenen ama giderek biriken bu sorunlar acı meyvelerini vermeye başladı. AKP’nin hemen her seçimde yoksul emekçilerden destek görmesinde özellikle sağlık hizmetleri alanında attığı bazı olumlu adımların ve yarattığı algının büyük payı vardı.

Burjuva Kadın Liderler: Sınıf Aynıysa Cinsiyet Ne Fark Eder?

Burjuva ve küçük-burjuva kadın örgütlerinden özellikle seçim dönemlerinde sıkça duyduğumuz iddialardan biri, şimdiye kadar iktidarı elinde tutan erkeklerin icraatlarıyla dünyanın bugün yaşanmaz hale geldiğidir. Onlara göre kadınlar yönetseydi her şey farklı olurdu. Onlar, kadınların doğaları gereği daha yumuşak, duygulu ve daha anlayışlı olduklarını, o nedenle acımasız olamayacaklarını söylüyorlar.

İnşaatlar Tozu Dumana Katarak Yükseliyor

Kuralsızlık, yasasızlık, iktidarı arkasına almanın verdiği güç ve rahatlıkla toplumsal yaşam alanları istila ediliyor. Yollar, sokaklar toz, pislik ve iş makinelerinin gürültüsüne mahkûm ediliyor. Hafriyat kamyonlarının trafik cinayetlerine ve gece yarılarında içme suyu havzalarından mahalle aralarına istedikleri her yere keyfi biçimde moloz dökmelerine varıncaya kadar ipin ucu çoktan kaçmış durumda. İnşaat firmaları istedikleri sokağı, yolu, kaldırımı şantiye alanı gibi kullanıyor.

Milyonlar Açlık ve Savaşla Boğuşuyor

Milyarlarca insan kapitalist sistemin yarattığı açlığa, yoksulluğa, sömürüye ve savaşlara maruz kalmaya devam ediyor. Bugün savaşların yakıp yıktığı şehirlerdeki emekçiler ölülerini bile geride bırakarak, uzun, sonu görünmeyen göç yollarına dökülüyor. Sanki bugüne kadar yaşanan acılar, akıldışı katliamlar, açlık, yoksulluk ve yıkımlar az gelmiş gibi, yeni ve daha korkunç savaş araçlarının denemeleri yapılıyor. Şehirler yanıyor, yıkılıyor ve her bir günün sonunda dünya üzerinde 25 bin insan doğrudan gıda ihtiyacı karşılanamadığı için açlıktan veya açlığın yol açtığı sebeplerden ölüp gidiyor.

Sermayenin Kömür Sevdası Hayatımızı Karartıyor!

Çanakkale, Zonguldak, İskenderun, Bursa başta olmak üzere birçok şehirde kurulmuş olan termik santraller doğayı katletmeye ve insan sağlığını tehdit etmeye devam ederken, yeni santral inşaatları sürüyor ve yeni projeler ÇED raporları almayı başarıyor. Örneğin Çanakkale’nin doğal güzellikleri talan ediliyor. Halen 4 termik santralin aktif, bir tanesinin ise bitmek üzere olduğu bu kentte, 19 santralin daha kurulması planlanıyor. Aynı durum Zonguldak ile Bartın arasında planlanan 14 termik santral için de geçerli.

Asgari Ücret Artışı Zamlar Karşısında Eridi

İşsizlik oranlarının arttığı, verilen asgari ücretin dört kişilik bir ailenin temel gıda ihtiyaçlarını bile karşılamadığı Türkiye’de, gelir dağılımındaki eşitsizliğin yarattığı çelişkiler de derinleşiyor. AKP hükümeti son 13 yılda kendi sınıfını ve iktidarının yardakçılarını koruyup kollarken yoksulluğu derinleştirmiş ve genelleştirmiştir. Açlık sınırının 1400 lira, yoksulluk sınırının ise 4500 lira civarında olduğu koşullarda, hayat pahalılığı da işçi sınıfını dört bir koldan cendereye alıyor.

Hapishaneler Dolup Taşıyor!

Hapishaneler dolup taşıyor. AKP hükümetinin inşa ettiği yeni zindanlar da, sayıları katlanarak artan mahpusları almaya yetmiyor. Daha geçen yıl Türkiye’de cezaevlerine kapatılmış insan sayısı üç şehrin nüfusunun toplamına ulaşmıştı. AKP’nin iktidara geldiği 2002 yılında hükümlü ve tutuklu sayısı 55 bin 609 iken, bu sayı 2015 yılı Kasım ayı itibarıyla 176 bin 116’ya çıktı. Siyasi tutuklu ve hükümlü sayısı 7 bin 469 kişi olarak görünse de, son aylarda artan polis saldırıları ve operasyonlar bu sayıyı her geçen gün arttırmaktadır. Kürt illerinde yürütülen kirli savaşın bir parçası olarak her gün onlarca insan gözaltına alınıp tutuklanmaktadır. Bunun yanı sıra, Erdoğan başta olmak üzere AKP’li zevata hakaret etmek, devlete karşı suç işlemek vb. gerekçelerle haklarında dava açılan ve tutuklanan insanların sayısı da katlanarak artmaktadır. Bunlar arasında çok sayıda gazeteci de bulunmaktadır.

Deprem ve Açgözlü Sermaye

Doğayı, tüm yaşam alanlarımızı talan edenler, kendilerine saraylar inşa ediyorlar. Emekçi sınıfları, yoksulları ise kitleler halinde felâkete itiyorlar. Bütün bunları hafızalarımızda tutalım. Deprem öncesi, sırası ve sonrasında hepimizin hayatını çalan vurguncuların, soyguncuların düzenine, bu düzenin koruyucularına karşı, büyük acılar yaşamayı beklemeden mücadeleyi büyütelim. Aksi halde daha yapılırken inşaatlarında bile binlerce işçinin hayatına mal olan konutlar, yarın yüz binlerce işçiye, emekçiye mezar olacak.

AKP Asgari Ücrete Bulamadığını Silaha ve Savaşa Nereden Buluyor?

Birkaç haftalık savaşın maliyeti rakamların büyüklüğünden de gözle görülmektedir. MK-84 tipi 900 kiloluk bombanın tanesi 26 bin dolar, bir F-16’nın bir saatlik uçuşunun maliyeti 25 bin dolar civarında iken haftalardır sürdürülen bu haksız savaşın maliyetini varın siz düşünün. Bunun kaç milyon evsizin sorununu çözeceğinden, kaç milyon işsizi iş sahibi yapacağından, kaç milyon kötü beslenmekte olan çocuğu kurtaracağından, asgari ücretin arttırılması için nasıl işe yarayacağından söz etmeye ve kanıt sunmaya gerek var mı?

Hastanelerde Şiddet Biçim Değiştiriyor, Polis Şiddeti Geliyor!

Sağlık Bakanlığı’nın sağlık emekçilerinin önüne koyduğu sözde çözüm, “kırk katır mı, kırk satır mı?” kabilindendir. AKP hükümeti, sağlık çalışanlarını şiddetten koruma bahenesiyle, devlet hastaneleri başta olmak üzere tüm sağlık kurumlarında ilk etapta 4 bin polis görevlendirmeyi planlıyor. Binlerce polisin hastanelere sokulması, aynı zamanda sağlık çalışanlarının haklı talepleri ve tepkileri karşısında anında polis şiddeti ile karşılaşmaları demektir.

Metalde İsyan

Türkiye’nin en önemli sanayi merkezlerinden Bursa’dan başlayıp dalga dalga büyüyen ve yayılan metal işçilerinin mücadelesine tanıklık ediyoruz. Bunun karşısında, domuz topu gibi bir araya gelen metal patronlarını, onların hükümetini, polisini, ajanını, gangsterliğini yapan sendikası Türk Metal’in saldırılarını da an be an izliyoruz. Başka fabrikaların da mücadeleye katılmasıyla güçlenen ve birçok saldırıyı püskürtmeyi başaran metal işçilerinin talepleri sadece onların talepleri olmaktan çıktı. Bütün metal işçilerini etkileyecek bir sürecin önünü açtı.

Ortadoğu Halkları Bir Gün “Kral Öldü, Yaşasın Yeni Kral” Demeyecek!

Korunaklı saraylarında yaşayan, altın dolu havuzlarda yüzüp altın kaplama klozetlere oturan bu egemenler dünyanın en zenginleri arasındalar. Brunei Sultanı 20 milyar dolar, Birleşik Arap Emirlikleri Şeyhi 18 milyar dolar, Katar Emiri 2 milyar dolar, Umman Sultanı 900 milyon dolar, Kuveyt Emiri 400 milyon dolarlık servetle listedeki yerlerini alıyorlar.

AKP’nin HES İnadına Karşılık Zile’de de Öfke Vardı!

Burjuvazi sessiz kalan işçi ve emekçiler karşısında kendisinin sonsuz bir kudreti olduğunu zannettiği gibi doğaya karşı da sonsuz kudrette olduğunu düşünür. Hem doğayı hem de işçileri hoyratça sömürür. Ama öfkeli milyonlar ilelebet susmayacak. Gün gelecek, işçilerin, emekçilerin  isyanı, sömürüyü, baskıyı, doğanın yağmalanmasını ortadan kaldıracak; insanlığın tüm sorunlarını doğayla uyum içinde çözecek yeni bir dünyanın kapısını aralayacak.

Burjuvazinin “İnsan Hakları” Sahtekârlığı

Eşitlik, özgürlük, onur ve haklar meselesinin kapitalist toplumda karşılığı ve içerdiği anlam çok somuttur. Burjuvazi özgürlüğü sadece kendisi için ister. Burjuva sınıfa mensup bireyin özgürlük alanı alabildiğine geniş ve pervasızlıklarla doludur. Onun ahlâkından, namusundan, fıtratından sual olunamazken, işçi ve emekçi sınıflara mensup olanların özgürlük alanı her yandan engeller ve yasaklamalarla çevrilidir. Bir burjuva için özgürlük alanı ancak bir başka burjuvanın özgürlükleriyle sınırlanmaktadır. İşçi sınıfı söz konusu olduğunda ise burjuvazi onun haklarına her türlü ihlali gerçekleştirebilir.

Sayfalar

e-broşürlerimiz

Elif Çağlı
Devrim ve devrimci program anlayışı temelinde, Marksist hareketin tarihi içinde yaşanmış olan siyasal yaklaşım farklılıkları geçmişte kalmış konulardan ibaret değildir. Söz konusu saflaşmaların günümüze dek uzanan son derece önemli siyasal boyutları mevcuttur. Örneğin uzun yıllar boyunca dünya komünist hareketinin resmi temsilcisi olarak saltanat sürmüş bulunan Stalinizm, aslında Marksist sürekli devrim anlayışının inkârı üzerinde yükselen bir karaktere sahiptir. Bu bakımdan geçmişte Rus devrim sürecinde yaşanmış olan programatik ayrılıkların, bugünün benzer sorunlarına ışık tutan yönleriyle hatırlanmasında büyük yarar vardır.
Elif Çağlı
"İşçi sınıfının mücadele tarihi, yaşam çizgisini ölümüne dek devrimci temelde sürdürmeyi başaran olumlu örneklerin yanı sıra, tam bir soysuzlaşma anlamına gelen olumsuz örnekleri de içeriyor. Tarih gerçekten öğrenmek isteyenler için ibret vericidir."
Elif Çağlı, bu broşürde, reformist ve oportünist siyasal anlayışların kökeni ve günümüzdeki görünümlerini ele alıyor.
Elif Çağlı
"Marksizm, insanlık tarihini bilimsel temellerde çözümleyebilmenin de yolunu açan bir dünya görüşüdür. Bu yolda ilerleyebilmek için, onun insan toplumlarının gelişim sürecine dair sunduğu tarihsel ve diyalektik materyalist bakış açısını lâyıkıyla kavramak gerekiyor. Özetle, işçi sınıfının devrimci mücadele yolunu aydınlatabilmek, kapitalizmin reel durumunu anlamak ve toplumsal yaşama, tarihe dair çözümlemeler yapabilmek için Marksizm günümüzde de ihtiyaç duyulan en büyük düşünsel kaynağı oluşturuyor." Elif Çağlı, bu broşürde, Marksizmin doğaya ve topluma yaklaşımında kullandığı tarihsel ve diyalektik yöntemi ele alıyor.
Elif Çağlı
"Devrim isteyen onun aracını da yaratmak zorundadır". Elif Çağlı, beş kapsamlı makalesinden oluşan bu derlemede, işçi sınıfının devrimci partisi sorununu ele alıyor. Sınıfın devrimci örgütlenmesinin hem yerel hem de enternasyonal düzlemde inşasında izlenmesi gereken yola ışık tutuyor.
Elif Çağlı
Elif Çağlı'nın üç kapsamlı makalesinden oluşan Devrimci Marksizm broşürünü okuyucularımıza sunuyoruz. İdeolojik ve teorik mücadelenin önemini vurgulayan bu makaleler, sınıf hareketinden kopuk yaklaşımların nasıl bu alanda da Marksizm dışı eğilimlere yol açtığını sergilemekte ve böylelikle sınıf temelinde bir devrimciliğin belirleyici önemine dikkat çekmektedir. Teori ve pratiğin örgütlü birliği vurgusu bu açıdan sorunun özüne ışık tutmaktadır.
Ezgi Şanlı
Binyıllardır kadına vurulan prangaların yükünü atmak, zincirleri kırmak, bu zincirlerin yara tutmuş, nasırlaşmış izlerini silmek, zincir vuranların karşısına dikilmek elbette kolay değildir. Ama tarihin en karanlık dönemleri bile ezilen sınıfların kadınlarının bu zorluklarla baş etmeyi göze almaktan kaçmadığı, erkeklerle birlikte sömürüsüz, eşitlikçi bir toplum için mücadele ettiği, dişe diş savaştığı örnekler barındırır. Köle ayaklanmalarının eli yabalı kadın savaşçıları, Osmanlı’ya başkaldırıp kılıçlarıyla ve yürekleriyle savaşan at sırtındaki Bedreddin’in yoldaşı hakikat bacıları, Avrupa’yı sarsan 1848 devrimlerinde, Paris Komünü’nde kadınların güçlendirdiği barikatlar birer gerçektir.
Mehmet Sinan
Mehmet Sinan'ın iki kapsamlı makalesinden oluşan Türk Solu ve Sınıf Devrimciliği broşürünü okuyucularımıza sunuyoruz. Marksizm ve Türk Solunun İdeolojik Geleneği ve Proleter Sınıf Temelinden Yoksunluk! başlıklarını taşıyan bu makaleler, Türkiye sosyalist hareketinin doğuşu ve gelişimini ve ona damgasını basan temel siyasal-teorik eğilimleri sergiliyorlar. İdeolojik yanlışlarının yanısıra Türkiye sosyalist hareketinin işçi sınıfından kopuk oluşunu onun en önemli zaafı ve hatta hastalığı olarak değerlendiren Mehmet Sinan, hem bu durumun ideolojik-teorik-siyasal köklerini açıklığa kavuşturuyor hem de bu durumdan çıkış için tutulması gereken yola işaret ediyor.
Marksist Tutum
Elif Çağlı ve Mehmet Sinan'ın iki kapsamlı makalesinden oluşan Gelecek Sosyalizmindir broşürünü okuyucularımıza sunuyoruz. Manifesto'nun Sönmeyen Ateşi; Gelecek Sosyalizmindir başlıklarını taşıyan bu makaleler, Marksizmin doğuşunu ve kapitalizmin günümüze gelene kadarki serüvenini ele alıyor. Bu sömürü düzeninin insanlığa yaşattığı duruma ve ondan kurtuluşun temellerine ışık tutuyor.
Elif Çağlı
Elif Çağlı'nın üç makalesinden oluşan Düzenin Otoriterleşmesi broşürünü okuyucularımıza sunuyoruz. Demokrasi ve Plütokrasi; Otoriterleşme ve İdeolojik Aygıtların Rolü; Faşist Tırmanışa Karşı Mücadeleye başlıklarını taşıyan bu makaleler, günümüzde kapitalizmin ve burjuva demokrasisinin çürümüşlüğünü, bu demokrasilerin bağrından otoriter rejimlerin doğuşunu ve ona karşı mücadelenin temel önemdeki yanlarını ele alıyor.
Elif Çağlı
Kapitalizmin tarihsel krizine bağlı olarak dünya ölçeğinde yayılan otoriterleşme ve emperyalist savaş koşulları, işçi sınıfı devrimcilerinin önüne olağan dönemlere kıyasla çok daha ağır görevler koyuyor. Tarihin bu tür kesitleri, devrimci inanç ve iradenin, örgütsel bağlılığın sınandığı dönemlerdir. Böylesi dönemlerde, işçi sınıfının mücadele tarihindeki ilham verici örnekleri hatırlamak ve en zor koşullara meydan okuyarak devrimci yükseliş için hazırlanan önderlerden ders almak büyük bir önem kazanır. Bu bağlamda, işçi sınıfının devrimci önderi Lenin’in, onun en yakın mücadele yoldaşı Krupskaya’nın ve benzeri Bolşeviklerin devrime adanmış yaşamları unutulamaz ve unutulmamalıdır.
Mehmet Sinan
Erdoğan’ın empoze etmeye çalıştığı, dincilikle milliyetçiliği kaynaştırmaya çalışan bir ideolojidir. Peki ama bunu neden yapıyor Erdoğan? Çünkü “dinci oylar” onu başkanlığa taşımaya henüz yetmiyor da ondan! O nedenle de şimdi Erdoğan, kafası Türkçülükle, milliyetçilikle bulandırılmış olan MHP seçmenlerinin oylarına göz dikmiş durumdadır. Dolayısıyla, Erdoğan’ın milliyetçi söylemlerinin dozunun giderek daha da artacağını şimdiden söyleyebiliriz. Onun süreç boyunca bir taktik olarak başvuracağı demokratlık gösterileri, büyük bir ihtimalle gene de bir parantez olarak kalacaktır!
Elif Çağlı
Alt-emperyalizm konusu, emperyalizm ya da küreselleşme olgularının kavranışındaki farklılıkların uzantısı olan tartışmalı yönler içeriyor. Kapitalizmin sömürgeci aşaması ile emperyalist aşaması arasındaki ayrımın görmezden gelinmesi temel yanlışlardan biridir.
Elif Çağlı
Marksizmin kurucuları, dünya işçi devriminin gelişkin kapitalist ülkeleri kucaklayan sürekli devrimler sayesinde sosyalizme ilerleyebileceğini savunmuşlardı. Tarihte yaşananlar bunun doğruluğunu tersten de olsa kanıtladı. Bu durum çarpıcı ifadesini, proleter sosyalist devrimin Rusya gibi geri bir ülkede patlak vermesi ve Avrupa devriminin imdada yetişmemesi neticesinde biçimlenen koşullarda buldu. Her zaman olduğu gibi tarih yine düz bir çizgide ilerlememiş ve devrimci Marksistlerin önüne çözümlenmesi gereken yeni sorunları yığmıştı. İşçi devriminin Rusya’da sıkışıp kalmasının doğurduğu sonuçlar, “tek ülkede sosyalizm” tartışması bir yana, sosyalizme geçişin temel koşulu olan devrimci işçi iktidarının uzun süre tek başına yaşayamayacağı gerçeğini gözler önüne seriyordu.
Utku Kızılok
Bolşevik Parti’ye temel özelliklerini kazandıran ve işçi sınıfının iktidarı için çarpışmanın sorumluluğunu alarak tarihsel rolünü oynamasını sağlayan Lenin’dir. Tarihsel deneyim incelendiğinde görülecektir ki, Lenin olmasaydı Ekim Devrimi zafere ulaşamazdı. Diyalektik düşünmeyen darkafalılar, buradan yürüyerek parti ve önderlik sorununu lidere indirgediğimizi söyleyebilirler, ama gerçek böyle değildir. İşçi sınıfı ile onun komünist öncüleri, komünist öncüler ile bir bütün olarak parti, parti ile lider ya da liderlik arasında organik bir bağ, canlı ilişkiler ve etkileşim vardır.
Elif Çağlı
Kapitalizmin günümüzde yaşanan sistem krizi 1929 Büyük Depresyon dönemini bile aşan bir derinlik ve yaygınlıkta seyrediyor. Bu kriz burjuva ideologların uzun bir dönem boyunca kapitalist düzenin geleceğine dair çizdikleri pembe tabloları da paramparça ediverdi. İçinden geçtiğimiz dönemde özellikle belirli bölgelerde art arda patlak veren emperyalist yeniden paylaşım savaşları, “artık savaşlar dönemi geride kaldı, dünya bir barış dönemine giriyor” diyen liberallerin ipliğini iyice pazara çıkarttı. Kapitalist Avrupa Birliği’nin giderek ulusal sınırları yok eden bir Avrupa Birleşik Devletleri’ne dönüşeceği iddiasının hepten inandırıcılığını yitirmesi bir yana, AB ekonomik bir birlik olarak bile parçalanmaya yüz tutmuş durumda.
Mary Harris Jones
İşçi sınıfı mücadele tarihinde haklı bir yer etmiş Jones Ana’nın mücadele deneyimleriyle dolu özyaşamöyküsü hiç şüphesiz dünya işçi sınıfı yazınının anlamlı bir parçasını oluşturmaktadır. O nedenle sadece tarihsel değil, günümüz kapitalizminin dayattığı koşullar açısından güncel bir anlamı da olan bu özyaşamöyküsünü Türkçeye kazandırmanın ve okuyucuya sunmanın Türkiye’deki işçi sınıfı yazınına ve mücadelesine bir katkı olacağını düşündük. 27 bölümden oluşan bu özyaşamöyküsünü parça parça yayınlıyoruz.
Elif Çağlı
Alman devriminin yiğit önderleri Rosa Luxemburg ve Karl Liebknecht 15 Ocak 1919’da karşı-devrimin kanlı saldırısıyla katledildiler. Ekim Devriminin önderi Lenin’i 21 Ocak 1924’te yitirdik. Türkiye komünist hareketinin Onbeşleri Mustafa Suphi ve yoldaşları ise, 28 Ocak 1921’de burjuvazinin kalleşçe planlarıyla Karadeniz’in sularında öldürüldüler.
Elif Çağlı
Kelimenin gerçek anlamında anti-kapitalist bir gençlik hareketinin gelişebilmesi için, bugün sınıfsal ayrımları yansıtan ideolojik farklılıkların üzerinin örtülmesine değil, tam tersine ideolojik bir netleşmeye ihtiyaç var. Keskin devrimci görünen bir küçük-burjuva solculuğu öğrenci hareketindeki sekter tutumlarıyla kendini yalıtıp, izleyicisi olan genç insanları da kısa sürede yorgunlar kervanına dahil ediyor. Bu gerçekler karşısında öğrenci gençliğin tutarlı ve dinamik unsurlarının, burjuva ya da küçük-burjuva solculuğundan arınmaları bir zorunluluktur. Bu gençler, ancak ve ancak, dünyayı değiştirme potansiyeline sahip proletaryanın enternasyonalist devrimci çizgisini benimsemeleri durumunda güçlü ve kalıcı bir gençlik hareketi yaratabilirler.
Marksist Tutum
Kapitalizm insanlığa cehennemi yaşatıyor. Bir avuç kapitalistin saltanatı, gezegeni dolduran milyarlarca insanı, açlığın, yoksulluk ve yoksunluğun, işsizliğin, inanılmaz bir eşitsizlik ve adaletsizliğin, kanlı savaşların, zulüm ve işkencenin, dibi gelmez bir çürüme ve yabancılaşmanın pençesinde kıvrandırıyor.