Navigation

Faşizm Belâsı Yeniden Sahnede!

“Soruyorum size topyekûn bir savaş mı istiyorsunuz? Eğer gerekirse hayal edebileceğimizden daha büyük ve daha radikal? O halde şimdi ayağa kalkın ve bırakın fırtına kopsun” demişti Alman faşizminin eli kanlı Propaganda Bakanı Joseph Goebbels. Ama kopmasını istedikleri fırtına on milyonlarca insanın ölümüne neden olmuştu. Ve tarih 1 Mayıs 1945’i gösterdiğinde fırtına diniyordu. Berlin top atışlarıyla sarsılırken milyonlarca insanın ölümüne sebep olan II. Emperyalist Paylaşım Savaşının sonuna gelinmişti. Dün bu kanlı savaşın baş mimarlarından Adolf Hitler, yerin altına inşa ettiği üst düzey korunaklı mahzeninde intihar etmişti. Reichstag’ın tepesindeki gamalı haç büyük bir gümbürtüyle yıkılmıştı. Artık Berlin eski Berlin değildi. Yanmış, yıkılmış, ışıltılı sokaklarından eser kalmamıştı. Son çarpışmalar yaşanıyordu kentin sokaklarında.

Hitler’in ölümüyle yerine propaganda bakanı Joseph Goebbels geçmişti. Berlin Sovyet orduları tarafından ele geçirilmek üzereyken ne yapabilirdi? Savaşı düşündü. Onlar hep kazanacakları savaşlara girmiş, hep üstün oldukları yerde bağırıp çağırmış, bu da onları kör etmişti. Hırslarının esiri olmuşlardı. Asla kaybetmek gibi bir ihtimal düşünmemiş, kendilerini bu senaryoya hazırlamamışlardı. Onlar milyonlarca üyesi olan Nazilerdi. Nürnberg’de, Berlin’de yüz binlerce kişiyle devasa mitingler yapmışlardı. Nasıl yenilebilirlerdi ki? Bunu o kadar çok tekrarladılar ki sonunda kendileri de inandılar. Hitler III. Reich’ın başında ölümsüz bir tanrı gibi duruyordu. Ama Hitler daha dün ölmüştü. Sadık destekçisi olan bu adamı bu son törende yalnız bırakmıştı ve yenilgi belki bir sokak ötede Şansölye Goebbels’i bekliyordu. Büyük bir iştahla harladıkları bu yangın şimdi onların etrafını sarmıştı. Ateş çemberinden çıkamayacağını anlayan bir akrep misali son bir hamleyle zehirli kuyruğunu kendisine batırıp yok olmayı seçmişti Goebbes. Silahını kafasına dayayıp tetiğe bastı.

Milyonlarca Yahudiyi toplama kamplarında, fırınlarda, gaz odalarında yok ederken elleri titrememişti. Binlerce komünisti, sosyalisti, aydını katletmişlerdi. Irkçı, faşist ideolojiye boyun eğmeyen kim varsa vatan haini ilan edilerek susturulmuş, hapse atılmış, işkenceden geçirilmişti. Milyonlarca yoksul emekçiyi cephelere sürerek ölümüne sebep olmuşlardı. Ve şimdi tarih bütün zorbalara yaptığı gibi onları da ait oldukları yere, tarihin çöplüğüne göndermişti. Ahmet Telli’nin şiirinde dediği gibi; ölüm suretini gezdiren serseriler sızıp kalmışlardı öldürüldü denilen kentin sokaklarında…

Bugün de kapitalizmin içine düştüğü savaş ve kriz koşullarında burjuvazi milliyetçiliği, ırkçılığı alabildiğine körüklemekte, göçmen düşmanlığını kışkırtmaktadır. Krizin sorumlusu yabancılar, yoksul göçmenler gibi gösterilmektedir.  Dünyanın çeşitli yerlerinde faşizm yeniden insanlık için bir tehlike haline gelmiştir. İşin aslı kapitalizm hüküm sürdükçe faşizm her zaman bir tehdit olacaktır.

Ekonomik krizler, siyasal krizler, savaşlar, açlık, yoksulluk tüm bunları doğuran kapitalizmdir. Bugün geldiği noktada kapitalizmin insanlığa acı, kan ve gözyaşından başka verecek bir şeyi kalmamıştır. Çözüm faşist ideolojiyle özdeşleşmiş ırkçılık, ayrımcılık, milliyetçilik değil birlik, dayanışma ve kardeşliktir. Tarih ders çıkarmasını bilenler için oldukça öğretici bir okuldur. İnsanlık bu senaryoyu daha önce gördü. Ve biz biliyoruz ki bu hikâyenin sonu insanlık için hiç iyi bitmiyor.

Dili, dini, rengi ne olursa olsun, dünya üzerinde emek gücünden başka satacak bir şeyi olmayan herkes kardeştir. Uluslararası Birlik, Mücadele ve Dayanışma günü 1 Mayıs, insanlığın sınıfsız, sömürüsüz, savaşsız bir dünya özleminin önemli bir ifadesi ve sembolüdür. Üçüncü emperyalist paylaşım savaşının giderek büyüdüğü günümüzde yoksul işçiler, emekçiler için bu cehennemden çıkış yoluna ışık tutmaktadır. Dünya işçi sınıfının tarihsel mücadele geleneği bize faşizmin, savaşların, sömürünün olmadığı bir dünyayı ancak işçilerin kurabileceğini göstermektedir.