Navigation

“Terörizm” Öcüsü Bu Kez de Sri Lanka’da Hortladı!

Geçtiğimiz haftalarda Sri Lanka’da son yılların en organize ve kanlı katliamlarından biri gerçekleşti. Kimilerinin yerini bile bilmediği Güney Asya’daki bu ada ülkesi bir anda dünya gündemine oturdu. Ülkenin başkenti Colombo’nun da aralarında bulunduğu üç kentte 21 Nisan günü eş zamanlı başlayan bombalı saldırılar, sonraki günlerde de devam etti. Ülkedeki Hıristiyan azınlığın Paskalya ayinlerini düzenlediği sırada patlatılan bombaların hedefinde kimi büyük otellerin yanı sıra ibadet eden binlerce insanın doldurduğu kiliseler de vardı. Gerek saldırılar için seçilen kalabalık mekânlar gerekse de farklı noktalarda bir düzine saldırı yapılmış olması ülkeyi adeta kaosa sürüklerken katliamın boyutlarını korkunç bir düzeye çıkardı. Saldırılar sonucu bir kısmı çocuk 300’e yakın insan hayatını kaybetti, 500 civarında kişi de yaralandı. Kilise ve otelleri hedef alan bombalı saldırıların Yeni Zelanda’daki cami saldırılarına misilleme olarak IŞİD ile bağlantılı bir İslami örgüt tarafından yapıldığı öne sürüldü, IŞİD de katliamı üstlendiğini duyurdu. Sri Lanka’daki bu katliam nasıl bir süreçten geçtiğimize ve muktedirlerin dünyanın hangi coğrafyasında olursa olsun değişmeyen tıynetine ışık tutuyor. Küresel kapitalizmin efendileri de katliamın ardından tanıdık bir tiyatro sahnelediler. Burjuva liderler, “uluslararası terörizm” öcüsüne lanet okudular ve “yardıma” daima hazır olduklarını söylediler!

Sri Lanka’daki katliamın ardından ortaya saçılan burjuva ikiyüzlülüğüne ve dahası insan hayatının burjuvazinin kirli emellerine nasıl kurban edildiğine değinmeden hemen önce birkaç soruyla başlayalım. Şimdi durup dururken bu katliam neden Sri Lanka’da oluyor? Açılımı Irak Şam İslam Devleti olan IŞİD’in kilometrelerce ötede, Güney Asya’da, ne işi var? Durup düşünmek gerek; Ortadoğu nere, Sri Lanka nere? Cevabı nice zamandır kapitalizmin hâl ve gidişatına yönelik ortaya koyduğumuz tespitlerde aramak gerekiyor. Marksist Tutum uzunca zamandır kapitalizmin tarihsel bir kriz içerisinde olduğuna, bir çıkmaza saplandığına dikkat çekiyor. Milenyum dönemeciyle birlikte kendisini iyice hissettirmeye başlayan tarihsel krizin yaşamın her alanında belirleyici bir rol oynadığını söylüyoruz. Politik ve ekonomik krizlerden hegemonya kavgasına, otoriterleşme eğiliminden ticaret savaşlarına varıncaya kadar çağımızın tüm önemli olgularının müsebbibi kapitalizmin tarihsel krizidir. Tarihsel kriz aynı zamanda yürümekte olan üçüncü dünya savaşının da bir numaralı tetikleyicisi durumundadır.

Bugün yaşanan gelişmeleri doğru kavrayabilmek açısından bu önemli tespitlerimizin üzerinde durmak gerekiyor. Öyle ki bu savaşın kendisine yeni cepheler açarak genişlediği gerçeğini kavramak son derece hayatidir! Elif Çağlı’nın dikkat çektiği üzere “Birinci veya İkincisine benzeyeceği beklentisiyle, Üçüncü Dünya Savaşının yaşanmadığını düşünenlerin yanıldığı ortadadır. Tarihin bu son kesitinde zincirleme biçimde yaşanmakta olan emperyalist savaşlar, yeni tipten bir «Dünya» savaşının parçalarıdırlar.”[1] Bugün Latin Amerika’dan Ortadoğu’ya, Afrika’dan Güney Asya’ya varıncaya kadar tüm dünya, emperyalist güçlerin nüfuz mücadelesine sahne oluyor. Sri Lanka’dan Yeni Zelanda’ya ve hatta kimi Avrupa ülkeleri de dâhil çeşitli bölgelerde “terör” kılığında ortaya çıkan saldırılar da emperyalist savaşın bir çeşit görünümüdür! Burjuvazi tarafından “terörizm” olarak nitelendirilen bu şiddet eylemlerini emperyalist paylaşım savaşından azade düşünmek kör edicidir, yanıltıcıdır! Bugün pazar alanlarını yeniden paylaşmak için dünyanın çeşitli coğrafyalarını ateşe veren, halklara kan kusturan ve gözyaşı döktüren emperyalist güçler, yarın için çok daha büyük yıkımların, felâketlerin zeminini hazırlamaktadır.

Sri Lanka: Yeniden gözyaşına boğulan “gözyaşı ülkesi”

Hindistan’ın güney ucunda bulunan ve bir su damlasını andıran coğrafi yapısı nedeniyle “Gözyaşı Ülkesi” olarak anılan Sri Lanka’da farklı etnik gruplardan ve inançlardan yaklaşık 22 milyon insan yaşıyor. “Yeryüzündeki Cennet” olarak da adlandırılan Sri Lanka’daki halkın %69’unu Budistler, %13’ünü Hindu-Tamiller, %10’unu Müslüman-Tamiller, %8’lik kısmını ise Hıristiyanlar oluşturuyor. Muktedirler, dünyanın başka bölgelerinde de olduğu gibi bu ada ülkesinde de ezilen halklara ve sınıflara yeryüzünde “cehennemi” yaşattılar, yaşatıyorlar. Her şeyden önce ulusal sorunun “çözümü”(!) noktasında literatüre ülkenin adıyla da anılan bir model girmiştir. Hatırlayalım, neydi bu “Sri Lanka Modeli”? Bir nevi “Çöktürme Planı”! Sri Lanka devletinin Hindu-Tamillerin özgürlük mücadelesine önderlik eden Tamil Kaplanları’nı kelimenin tam anlamıyla yok etmek için 2009 yılında yaptığı askeri operasyon! Sonuç; 40 bin Tamil’in korkunç şekilde ölümü, üç milyona yakınının ise mülteci edilip kamplara taşınması! Yani Sri Lanka sadece coğrafi yapısı gereği değil, hâkim sınıfların “çözüm” odaklı icraatlarıyla da bir “gözyaşı ülkesi”ne dönüşmüş, dönüştürülmüştür!

İşte yaklaşık yarım asırlık bir iç savaştan sonra on yıllık görece sükûnet döneminin yaşandığı Sri Lanka’da geçtiğimiz günlerde meydana gelen katliam eski korkuları canlandırdı. Kitlelerde oluşan bu korkuya yaslanan Sri Lanka muktedirleri ise dünya genelinde adeta moda haline gelen otoriter uygulamaları devreye sokmayı fırsat bildi. Ülke genelinde yüzlerce şüpheli aradıklarını açıkladılar, özellikle Ramazan ayı boyunca yeni saldırılar bekledikleri yönünde istihbarat(!) aldıklarını belirttiler. Başkentin otobüs terminalinde 100’e yakın patlamamış bomba bulduklarını duyuran yetkililer, burka ve yüzü örten kıyafetler giyilmesini de yasakladılar. Kitlelerde vücut bulan korkuyu depreştiren açıklamalar yapan egemenler, OHAL ve sokağa çıkma yasağı ilan etmekle de kalmayıp polise ve askere sınırsız yetkiler verdiler. Facebook gibi sosyal medya ağlarına, WhatsApp gibi mesajlaşma uygulamalarına da kısıtlamalar getirildi. Geçtiğimiz yıl yüz binlerce işçinin grev dalgasına ev sahipliği yapan ve köklü bir sol, sosyalist geleneğe sahip bulunan Sri Lanka’da egemenler, “Terörle Mücadele Yasası” adı altında faşizan bir yasa çıkarmanın hazırlığı içindeler!

Yaşanan trajedinin ardından bir başka burjuva fırsatçılığı daha gerçekleşti! Devlet Başkanı Maithripala Sirisena, iç savaşın ardından başlatılan insan hakları ihlallerine ilişkin soruşturmaların ordu ve istihbaratı zayıflattığını ve ülkeyi bu tarz saldırılara açık hale getirdiğini söyledi. Eski defterleri kapatmanın zamanının geldiği mesajını veren Sirisena, zamanında ellerine bulaşan kanı yeni bir katliamın yarattığı korku atmosferi üzerinden temizlemeye, toplumsal hafızayı felçleştirmeye çalıştı.

Yaşanan trajedinin ardından ortaya ülke egemenlerinin kirli hesapları ve yüzlerce insanın ölümünden sorumlu oldukları gerçeği de serildi. Öyle ki Sri Lanka muktedirlerinin en azından bir kısmı IŞİD’in üstlendiği katliamın gerçekleştirileceği bilgisini önceden almış, fakat harekete geçmemiş! Katliamdan tam 17 gün önce Sri Lanka yetkilileriyle saldırı planlarına ilişkin istihbarat bilgisinin paylaşıldığı ortaya çıktı.  Başbakan Wickremesinghe böylesi bir istihbarattan hükümetin haberinin olmadığını belirtirken Telekomünikasyon Bakanı Harin Fernando, Cumhurbaşkanı Sirisena’nın haberinin olduğunu fakat hükümetle paylaşmadığını söyledi. Sirisena ve ekibinden ise “güvenlik zafiyeti” gerekçesiyle Emniyet Genel Müdürünü ve Savunma Bakanını suçlayan açıklamalar yapıldı, hatta Bakan görevden alındı.[2] Çin ve Batı emperyalizmi arasında ikiye bölünen Sri Lanka burjuvazisinin hangi kanadının diğerini tasfiye etmek için sahnelenen bu kirli oyunun parçası olduğunu şimdilik bilmiyoruz, fakat yüzlerce insanın hayatının nasıl hiçe sayıldığını bir kez daha görmüş bulunuyoruz!

Emperyalist savaş Asya-Pasifik’e doğru genişleme eğiliminde!

Hayatını kaybedenlerin Sri Lanka burjuvazisinin kayıkçı dövüşünün kurbanı olduğunu söylemek bir yönüyle eksik kalır. Sri Lanka gibi görece küçük ve ekonomik açıdan zayıf ülkeler, içinden geçtiğimiz süreçte çok daha büyük oranda emperyalist tahakküm oyunlarının nesnesi oluyor. Yerel burjuva odaklar ise geçmişe oranla artan ölçüde büyük emperyalist güçlerin uzantısı rolünü üstlenebiliyorlar. Üstelik saldırıların hem örgütlenme biçimi (farklı noktalarda, aynı gün, çoğu amacına ulaşmış eylemler) hem de Asya-Pasifik’teki dengeleri yerinden oynatabilecek olası sonuçları, sahnelenen kanlı oyunun ülkedeki iç dinamiklerden öte küresel güçlerin kendi aralarındaki savaşın doğrudan bir sonucu olduğuna işaret ediyor.

Jeostratejik öneminden kaynaklı Sri Lanka bugün Asya-Pasifik’e doğru genişleyen emperyalist savaşın kilit ülkelerinden biri konumundadır. Adanın konumunun önemini bölgenin en önemli güçlerinden biri olan Hindistan’a ve stratejik deniz yollarına olan yakınlığı belirliyor. Bugün ulusal geliri kadar dış borcu olan Sri Lanka üzerinde Çin’in çok ciddi ekonomik yatırımları bulunuyor. Çin, adaya nüfuz etmeye devam ederek hem bölgedeki rakibi Hindistan karşısında jeopolitik avantajını sürdürmek hem de Hint Okyanusuna hâkim olmak istiyor. Böylece İpek Yolu’na referanslarla da gündeme getirdiği “Bir Kuşak Bir Yol” girişimini nihayete erdirmesinin kolaylaşmasını bekliyor. ABD ve Hindistan gibi karşıt odaklar ise bölgedeki Çin etkisini kırmak istiyor. 

Çin’in “Bir Kuşak Bir Yol” girişimi “Pasifik havzasıyla Avrupa ve Afrika’yı Avrasya üzerinden birbirine bağlayan dev projeleri içeren ve doğal olarak bunu Çin’in başat gücü altında yapmayı tasarlayan bir girişim. Bu kapsamda Pasifik’teki ada ülkelerinden tutun Avrasya anakarasına ve Afrika’ya kadar uzanan dev bölgeyi iletişim ve ticaret yolları bakımından canlandırarak birbirine bağlamak Çin’in temel hedeflerini oluşturuyor. Bununla bağlantılı olarak tüm bölgede altyapı yatırımlarını artırmak, başta kara ve demiryolları olmak üzere, deniz yolları da dahil, ulaşımı güçlendirmek, dünyanın yeni atölyesi konumundaki Çin için buraları verimli pazarlar haline getirmenin bir aracı.”[3] Bu girişim çerçevesinde Bangladeş, Myanmar, Tayland, Maldivler, Seyşeller, Tanzanya ve Sri Lanka’daki limanlar üzerinde hâkimiyet kuran Çin; Hint Okyanusu, Umman Denizi, Basra Körfezi ve Akdeniz’deki etkinliğini giderek arttırmıştır. Bu liman hâkimiyetleriyle Çin’in olası bir Okyanus savaşına hazırlık yaptığı bilinmektedir. Bu durum hem Hindistan’ı hem de ABD başta olmak üzere Batı kampını oldukça tedirgin etmektedir. Üstelik bu proje kapsamında Sri Lanka’nın en stratejik limanı Hambantota’yı 99 yıllığına kiralayan Çin, ABD ve İngiltere’nin ortak askeri üslerinin bulunduğu Diego-Garcia adasının yakınlarındaki limanı sadece deniz ticareti için değil askeri donanması için de kullanacağını açıkladı. ABD Başkan Yardımcısı Mike Pence ise Ekim 2018’de yaptığı bir konuşmada böylesi bir durumu ciddi bir tehdit olarak göreceklerini ve asla kabul etmeyeceklerini söylemişti. Trump yönetimi tarafından Çin politikasına açıklık getiren bu konuşma, Çin ile ABD arasında yeni bir “Soğuk Savaş”ın açılışı olarak yorumlanmıştı.

“Bir Kuşak Bir Yol” projesi Çin’in ABD ile arasında yürüyen hegemonya savaşında elini en çok güçlendiren araçlardan birisidir, Sri Lanka ise bu projenin en kilit ayaklarından birini oluşturuyor. Böylesi stratejik bir ülkede kaosu beraberinde getiren bir dizi saldırı düzenlenmesi düşündürücüdür. Üstelik saldırıların yaklaşık 40 devlet başkanının davetli olduğu Bir Kuşak Bir Yol Girişimi Forumunun ikinci toplantısının öngünlerinde gerçekleştirilmiş olması tesadüfle açıklanamayacak ölçüde dikkat çekicidir!

Yeni Zelanda’daki cami saldırısı, Hindistan’ın Keşmir bölgesinde polise yönelik bombalı saldırı, şimdi de Sri Lanka’da kilise saldırıları… Peş peşe gerçekleşen bu saldırılar, emperyalist güçlerin bir süredir yeni oyun sahası olan Asya-Pasifik’te önümüzdeki süreçte çok daha kanlı oyunların tezgâhlanacağının işaret fişeğidir. Burjuvazi “uluslararası terörizm” diyerek üçüncü dünya savaşını maskelemeye ve “yardım” adı altında kirli emellerine ortam oluşturmaya çalışıyor. “Terör” öcüsüyle korkuttukları kitleleri de kendi sınıf çıkarının peşine takıyor. “Masum insanların ne «terör» sopasıyla korkutulmaya ne de «terörü lanetliyoruz» masallarıyla uyutulmaya ihtiyacı var. Onların yegâne ihtiyacı, onları sömürüp açlığa ve yoksulluğa mahkûm eden, onlara olmadık acıları yaşatan ve kapitalist savaş makineleriyle üzerlerine ölüm kusan bu vahşi düzenden kurtulmaktır. İnsan yaşamının esenliğe kavuşturulması egemenlerin yalanlarına boyun eğmekle değil, ezilen sömürülen kitlelere kurtuluşun yolunu gösteren gerçeklerin takipçisi olmakla sağlanabilir.”[4]



[1]      Elif Çağlı, Uzak ve Yakın Tarihin Prizmasından Yansıyan Gerçekler (Ekim 2008), MT

[2]      Ortaya serilen bu açıklamalar silsilesi akıllara 2018’in sonunda patlayan ve emperyalist merkezlerin doğrudan müdahil olduğu siyasi krizi hatırlattı. O dönemde Cumhurbaşkanı Sirisena bir anayasal darbe yaparak Başbakan Wickremesinghe’i görevden almış, meclisi ise feshetmişti. Başbakanlığa ise Çin yanlısı ve Tamil halkına yönelik katliamın baş sorumlusu Rajapaksa’yı atamıştı. Ancak sancılı ve uzunca bir sürecin ardından Yüksek Mahkeme, parlamentonun feshedilmesini durdurma kararı verdi. Bunun üzerine Rajapaksa’ya güvenoyu vermeyen parlamento, Wickremesinghe’i yeniden Başbakan olarak belirledi. Gerek bu siyasi kriz esnasında gerekse de şimdilerde Batılı küresel güçler ve Hindistan’ın Wickremesinghe’den yana, Çin ve Pakistan’ın ise Sirisena’dan yana tutum aldığını söylemek gerekiyor.  Bu konuda ayrıntılı bilgi ve çözümleme için bkz: Levent Toprak, Sri Lanka’da Burjuva Kapışmanın Gösterdikleri (Kasım 2018), MT

[3]      Levent Toprak, age

[4]      Elif Çağlı, “Terör”ün Ardına Gizlenen Gerçekler (Temmuz 2005), MT