Hayır Oylarının Gaspına Karşı Tepkiler Büyüyor


Büyük baskılar ve son derece eşitsiz koşullarda yapılan 16 Nisan referandumuna bir de açık kanun ihlallerinin, oy çalmaların, iptal edilen hayır oyları ve blok bir şekilde verilen evet oyları gibi sahtekârlıkların eklenmesi toplumun çoğunluğunda öfkeye yol açtı. Bu öfke 16 Nisan akşamından bu yana kendini sokaklarda da gösteriyor. 7 Haziran seçimlerinden bu yana estirilen devlet terörüne ve 15 Temmuzdan sonra ilan edilen OHAL’e rağmen, insanların demokratik haklarını kullanarak tepkilerini yüksek sesle ve sokaklarda dile getirmelerinin elbette büyük bir anlamı var. Görünen o ki, hükümet de bu anlamın farkındadır ve protesto gösterilerini zor yoluyla bastırmaya çalışmaktadır. Bir yandan bu gösterilere burjuva medyada tam bir karartma uygulanırken, diğer yandan hükümet kalemşorları daha şimdiden, bu gösterilerin 15 Temmuz darbe girişimiyle aynı şekilde ele alınması gerektiğini söyleyecek kadar zıvanadan çıkarak tehdit yağdırmaktalar. Büyük kentlerde gerçekleşen protesto gösterilerine polisin müdahalesi giderek arttığı gibi, “halkı galeyana” getirdiği iddiasıyla onlarca kişinin evine gece yarısı polis baskınları da yapılmaya başlanmıştır.

CHP ve HDP başta olmak üzere birçok partinin yanı sıra çeşitli kitle örgütleri ve hatta vatandaşlar da bu “mühürsüz” referandumun iptali talebiyle Yüksek Seçim Kuruluna başvurdular. Sosyalist çevrelerin yanı sıra, gerek DİSK, gerek Halkların Demokratik Kongresi (HDK), gerekse de Demokrasi İçin Birlik platformu (DİB), yaptıkları açıklamalarda, eşitsiz, adil olmayan, baskıcı bir kampanya sürecinin sonunda gerçekleşen referandumun, o gün yaşananlarla hepten şaibeli hale geldiğini, meşruluğunu yitirdiğini vurguladılar.

HDK yaptığı açıklamayla bu gerçeğe şöyle işaret etti: “Gayri-resmi ve şaibeli olan bu sonuçlar, AKP-MHP ittifakının İstanbul, İzmir, Ankara, Diyarbakır ve Van gibi büyükşehirler başta olmak üzere pek çok kentte yenildiğini ve Türkiye’de demokrasi, özgürlük, eşitlik ve barış isteyenlerin kazandığını bizlere net bir şekilde göstermiştir.

Referandumun iptalini isteyerek demokrasi mücadelesini sürdürme çağrısında bulunan DİB, “Bütün baskılara, şiddete, kamu imkânlarının anayasaya aykırı olarak evet için kullanılmasına rağmen emek, alınteri ve görülmemiş bir çabayla HAYIR iradesini dillendirenler bu seçimden oylarının değerini bilerek, demokrasi mücadelesini sürdürme azmiyle çıktılar” derken, DİSK de “işçilerin geleceği için bundan sonra da dikta heveslilerine, sermaye saldırılarına, savaşa ve adaletsizliğe ‘hayır’ demeye” devam edeceğini açıkladı. DİB bildirisinde yer alan şu talepler bugün tüm demokratlar tarafından savunulması gereken asgari çerçeveye işaret ediyor: “Referandum sonuçları iptal edilmelidir. Seçimlerin güvenliğinden ve yasaya uygun olarak yapılmasından sorumlu olan YSK üyeleri istifa etmelidir. Yurttaşların yarısının onaylamadığı bir anayasa değişikliği üzerinde ısrardan vazgeçilmelidir. OHAL kaldırılmalı, ülkemizi normalleştirecek kutuplaştırmayı ortadan kaldıracak demokratik adımlar derhal atılmalıdır.” 

Devlet aygıtının tüm iplerini ele geçirmiş ve bu aygıtı totaliter bir rejimin kurumsallaştırılması doğrultusunda sürekli mahmuzlayan bir iktidar karşısında, toplumun çoğunluğunun verdiği hayır oylarına sahip çıkması, oy hırsızlarına geçit vermemesi ve mücadeleyi yükseltmesi yegâne çaredir. Emekçi kitlelerdeki hoşnutsuzluğun içten içe giderek arttığı gerçeği, referandumda çıkan hayır oylarının büyüklüğüyle de kanıtlanmıştır. Bu hoşnutsuzluğu örgütlemek ve şekillendirmek yalnızca günün değil, içine girdiğimiz dönemin de temel görevidir. İçine girdiğimiz dönem, geride bıraktığımıza göre çok daha çalkantılı, çok daha kaotik olmaya adaydır. Egemenlerin yumuşamak şöyle dursun, referandumda aldıkları yenilgiden ötürü çok daha saldırganlaşacağı gün gibi ortadadır. Baskıyı arttırmaları artan korkularındandır. Ne denli güçlü görünürlerse görünsünler, emekçi kitleler bir kez ayağa kalktığında onu durdurmaya güçleri yetmeyecektir.