İlkay Meriç /
9 Nisan 2025
Dünya emperyalist savaşın çok daha kanlı aşamalarına doludizgin sürüklenirken tüm kapitalist güçler aynı politikayı izliyorlar: daha fazla silahlanma, daha yoğun faşizan baskılar, otoriter rejimlere yönelme ve derinleşen kriz karşısında kesinti politikalarıyla emekçilerin boğazlarının sıkılması. İşçilere, emekçilere, emeklilere, eğitime, sağlığa, altyapıya, tarıma “ayrılamayan” bütçeler, “güvenlik söz konusu olduğunda gerisi teferruattır” denerek silah tekellerine akıtılıyor. Fakat burjuva devletlerin sözünü ettikleri o güvenliğin emekçilerin güvenliği olmadığını, sarsıntı içindeki sermaye düzeninin güvenliği olduğunu biliyoruz. Kriz içindeki kapitalizm kendisini inkâr noktasına gelmiştir. Tarihsel sınırına dayanan bu sistem işçi sınıfı tarafından yıkılmayı beklemektedir. Bugün bu yazgının gerçekleşmesinin önünde, işçi sınıfının örgütlü bir güç olarak ayağa kalkması dışında hiçbir engel yoktur. Bu hem gereklilik hem de zorunluluktur.