Amerika’da Mücadele Filizleniyor


"Trump'a Hayır, KKK'ya Hayır, Faşist ABD'ye Hayır""Trump'a Hayır, KKK'ya Hayır, Faşist ABD'ye Hayır"

ABD’de 120 yılı aşkın bir süredir Eylül ayının ilk Pazartesi günü Emek Günü olarak kutlanıyor. Ancak Emek Günü, ortaya çıktığı koşullara ve ismine rağmen, milyonlarca Amerikalı işçinin bilincinde bir mücadele günü olarak yer almıyor. Çok uzun yıllardır yazın en son tatili, küçük seyahatler için fırsat, Amerikan futbol sezonunun başladığı gün, indirim ve tüketim günü, barbekü partilerinin, festivallerin günü olarak algılanıyor. Elbette Emek Gününde çeşitli işçi eylemleri de olageldi. Bu yıl ise, 4 Eylüle denk gelen Emek Günü gösterilerinde bambaşka bir manzara yaşandı. Emek Günü geçmişe kıyasla farklı bir içerik ve yoğunlukta kutlandı. Yüzlerce kentte çok sayıda işçi ve emekçi meydanlara çıkarak taleplerini haykırdı. Eylemler ve öne çıkarılan talepler daha belirgin bir sınıfsal içerik taşıdı. Emek Gününde ortaya çıkan bu tablo, ABD işçi sınıfının bilincinde bir değişimin filizlenmekte olduğuna, kapitalizme karşı öfkenin biriktiğine ve büyüdüğüne işaret ediyor.

ABD Çalışma Bakanlığının web sitesinde Emek Gününden “Amerikan emek hareketinin bir ürünü” olarak bahsediliyor. Ancak Amerikan burjuvazisi bu günün içini boşaltmak ve Amerikan emek hareketinin bir ürünü olduğunu unutturmak için elinden geleni yaptı, yapıyor. Aynı açıklamada bu günün Amerikan işçilerinin ülkeye sosyal ve ekonomik katkılarına adandığı söyleniyor. İşçilerin ülkenin gücüne, refah ve esenliğine yaptığı katkılara karşılık ulusal minnettarlığı ifade eden bir gün olduğu belirtiliyor. Süslü sözlerle Amerikan işçilerinin “ülkeleri için çalıştığı” ve bunun da tüm ulus tarafından “takdir” edildiği, işçilerin “ödüllendirildiği” ima ediliyor.

Oysa bu iddiaların aksine ABD işçi sınıfı büyük bir çıkmaza sürükleniyor, giderek kötüleşen iş ve yaşam koşullarına mahkûm ediliyor. İşçilerin hakları ellerinden alınıyor, talepleri yok sayılıyor. ABD’de ilk defa bir kuşağın, bir önceki kuşaktan, anne-babalarından daha kötü standartlarda yaşayacağı öngörülüyor. İşsizlik, evsizlik, borç yükü olağanüstü biçimde artıyor. Ücretler düşüyor, sosyal haklar tırpanlanıyor, çalışma saatleri uzuyor. İşçiler birden fazla işte çalışmak, genç işçiler ana-babalarının yanında yaşamak, evlerine kiracı alarak yükü paylaşmak gibi yollarla geçim sıkıntısını hafifletmeye çalışıyor. Bu durum, ABD’de işçilerin Emek Gününün ortaya çıkışının nedeninin işçi sınıfının mücadelesi olduğunu yeniden hatırlamalarına, bu güne sahip çıkmalarına zemin hazırlıyor. İçini boşaltma, unutturma ve hafıza silme operasyonlarına rağmen Amerikan işçi sınıfı bu gerçeği yeniden bilince çıkarmaya başlıyor.

Emek günü nasıl ortaya çıktı?

1880’li yıllardan itibaren, ABD’de işçiler 8 saatlik işgünü için büyük bir mücadele yürütüyorlardı. Daha iyi çalışma koşulları ve sendikal örgütlenme hakkı da mücadelenin temel hedeflerindendi. Bu uğurda grevler, gösteriler düzenleniyordu. Daha o dönemde işçiler topluca iş bırakacakları ve alanlara çıkacakları ortak bir gün belirlemek istiyorlardı. 18 Mayıs 1882’de New York Merkezi İşçi Sendikası Eylülün ilk Pazartesini Emek Günü olarak kabul etti. Gerçekten de o yılın Eylülünün ilk Pazartesi günü, New York’ta işçiler büyük bir gösteri düzenlemişlerdi. 5 Eylül 1882’de binlerce işçi sokaklara çıkmış, kendi istemlerini haykırmış ve eğlenceler düzenlemişlerdi. 1884’e gelindiğinde ABD ve Kanada emek sendikaları federasyonu olan FOTLU’nun kongresi toplandı ve bu kongre Emek Gününü kutlama kararı aldı.

İki yıl sonra, 1886 1 Mayısında yaşanan Haymarket katliamı ve katliamın ardından işçi önderlerinin idam edilmesi 1 Mayıs gününün bir sembol, bir mücadele günü olarak yükselmesine neden oldu. 1 Mayıs artık giderek dünya işçi sınıfına mal olmaya başlıyordu, ortak bir mücadele günü olarak öne çıkıyordu. İşçilerin büyük bir özveriyle mücadeleye atılması, kazanımlar elde etmesi, moral bulması, ABD burjuvazisini derin bir endişeye sürüklüyordu. İşçi hareketi büyüyordu.[*] Burjuvazi, işçi sınıfının mücadelesini bastırmak, ezmek istiyordu. Uyguladığı baskının yanı sıra işçileri aldatmak üzere ardı ardına hamlelerde bulunuyordu. Bu gayretin bir sonucu olarak 1 Mayıs’a karşılık Emek Günü öne çıkarıldı.

ABD’li ve Kanadalı işçilerin mücadelesinin bir ürünü olan Emek Günü bambaşka bir mahiyete büründürülmek istendi. 1887’de bazı eyalet hükümetleri Eylül ayının ilk Pazartesi gününü Emek Günü ve resmi tatil ilan ettiler. 1894’de gelindiğinde dönemin ABD Başkanı Grover Cleveland, bu günü ulusal ölçekte resmileştirdi. Cleveland’ın amacı onlarca işçinin öldüğü grevleri, büyük gösterileri, 1 Mayıs’ı unutturmak ve yerine içi boşaltılmış bir gün koymaktı. Sendika bürokrasisi de bu oyuna alet edildi. Bazı sendikalar, Amerikan işçi sınıfının, uluslararası birlik mücadele ve dayanışma günü olan 1 Mayıs’ı değil, “ulusal” Emek Gününü sahiplenmesi gerektiğini ilan etti.

O günden bu yana hem ABD egemenlerinin hem de sendika bürokrasisinin çabalarıyla Emek Günü gösterilerinde ABD bayrakları taşınır oldu, işçilerin talepleri geri plana atıldı. Emek Gününde plajlar, oteller, havuzlar, parklar dinlenmek ve eğlenmek isteyen insanlarla dolup taşarken grev alanları, meydanlar boş kaldı. ABD’de eylemler değil, trafik yoğun oldu. Elbette çeşitli bölgelerde küçük çaplı işçi eylemleri de olageldi. Ancak Emek Günü işçi sınıfının hakları için verdiği mücadelenin bir sembolü, alanlarda gücünü gösterdiği, taleplerini haykırdığı bir gün olamadı. Son birkaç yılda durum değişmeye başladı ve 2017’de Emek Günü bambaşka bir mahiyette kutlandı.

Amerika’da mücadele filizleniyor

4 Eylülde ABD’nin pek çok kentinin meydanlarında öfkeli işçilerin sloganları yankılandı. 400 civarında kentte Beyaz Amerikalıların, Siyahların, Hispaniklerin, göçmenlerin katıldığı ve yan yana yürüdüğü protestolar gerçekleşti. Örneğin Şikago’daki eylemlerde işçiler erken saatlerde bir araya gelerek daha iyi ücret talebiyle yürüyüş gerçekleştirdiler. “15 için mücadele et” kampanyası kapsamında 15 dolarlık saatlik asgari ücret talebini yükselttiler. Bu kampanya, 2012 yılında New York’ta iş bırakarak saat ücretlerinin 15 dolara çıkarılmasını ve sendikal haklarının tanınmasını isteyen fastfood işçileri tarafından başlatılmış ve ABD işçileri arasında yaygınlaşmıştı. Ülke çapında 22 milyon işçi bu kampanyaya destek vermiş ve bazı işyerlerinde bu taleplerle grev yapan işçiler hedeflerine ulaşmışlardı. Bu seneki Emek Günü bu kampanyanın yaygınlaşması ve daha görünür olması açısından adeta bir dönüm noktası oldu.

“15 dolar için mücadele et” kampanyasını yürüten işçiler tepkilerini şu sözlerle dile getirdiler: “Ağır çalışmamızın karşılığında aldığımız düşük ücretlerden bıktık. Irkçılığı kışkırtan seçilmiş devlet yetkililerinden iğreniyoruz. Ücret kesintilerinden ve sendikalara saldırılardan usandık. Mücadeleye atıldık, Emek Gününde sokaklara çıktık ve bu daha başlangıç.” Floridalı işçiler “Ailelerimiz için 15 dolara ihtiyaç duyuyoruz, 15 doları hak ediyoruz, 15 dolar talep ediyoruz” pankartıyla yürüdüler. Pittsburgh’daki eylemlerde de aynı talep yükseltildi. Özellikle kadın işçiler uzayıp giden çalışma saatlerine isyan ettiler. Kendi çocuklarının aynı koşullarda çalışmasına razı olmadıklarını dile getirdiler. Eyleme katılan ve 20 yıldır günde 16 saat çalıştığını dile getiren bir kadın hemşire gençlerin mücadele etmekten başka bir seçeneği bulunmadığını vurguladı.

Iowa’da hastane işçileri “sesini çıkar, sesini yükselt” diyen pankartlar taşıdılar. Daha iyi bir sağlık sistemi, herkes için sağlık güvencesi ve emeklilik hakkı istediler. Uluslararası Hizmet İşçileri Sendikasına (SEIU) bağlı hastane çalışanları, evde bakım hizmeti çalışanları sağlık alanındaki düzenlemeleri protesto ettiler. Çok az işçi ile çok fazla iş istenmesine, insanlık dışı çalışma koşullarına karşı mücadele edeceklerini vurguladılar. 6 aydır New York’ta grevde olan Uluslararası Elektrik İşçileri Kardeşliği (IBEW) üyesi Spectrum işçileri de, aynı taleplerle alanlara çıktılar. Öte yandan toplusözleşme haklarının ellerinden alınmasına karşı tepkilerini de ortaya koydular. Wisconsin’deki eylemlerde işçiler sendika istediklerini, sendikal haklarının tanınması gerektiğini haykırdılar. Taşıma işçileri, öğretmenler artan iş yükünü ve düşük ücretleri protesto ettiler. Her sektörden işçiler ve işsizler işsizliğin artmasına tepki gösterdiler ve ABD yönetiminin istihdamı azaltacağı gerekçesiyle ücretleri yükseltmeyi reddetmesine öfkelerini dile getirdiler.

Eylemlerde en çok öne çıkan başlıklardan biri göçmen düşmanlığına ve ırkçılığa karşı mücadele idi. New York’ta, Birleşik Otomobil İşçileri Sendikasına (UAW) üye işçiler “Trump’a Hayır, KKK’ya (Ku Klux Klan) Hayır, Faşist ABD’ye Hayır” pankartı arkasında yürüdüler. Trump yönetiminin Çocuk Göçmenlere İstisnai Muamele (DACA) düzenlemesini ortadan kaldırmak ve gençlerin hayallerini çalmak istemesine tepki gösterdiler. Göçmenleri sınır dışı edeceğini açıklayan, Meksika sınırına duvar çekmeye hazırlanan, sağlık alanında daha da yıkıcı düzenlemelere imza atmak isteyen, kadınları, eşcinselleri aşağılayan, silahlanmaya hız veren, ABD’li yoksulları açlığa, işsizliğe, kasırgalara teslim eden, uluslararası iklim anlaşmalarından çekilen, ırkçıların sırtını sıvazlayan Trump’a duyulan haklı tepki tüm eylemlerde ortaya kondu.

İşçi sınıfı üzerindeki baskıları arttıran Trump yönetimi, kötüleşen çalışma ve yaşam şartlarına tepki gösteren ABD’li işçi ve emekçilere, göçmenleri, siyahları, Müslümanları, Hispanikleri hedef gösteriyor. Irkçılığı, milliyetçiliği ve İslamofobiyi körükleyen Trump, yoksulluğun nedeninin ABD’nin kaynaklarının ABD’li olmayanlar tarafından yağmalanması, ABD halkının iyi niyetinin istismar edilmesi olduğunu söylüyor. “Aynı gemideyiz” diyerek Amerikalı işçileri kandırmaya çalışıyor. ABD egemen sınıfı, uzun yıllar “komünizm tehlikesiyle” felçleştirdiği işçileri şimdi de “uluslararası terör” öcüsü ve “büyük ABD” yalanlarıyla uyuşturmaya gayret ediyor. Savaş politikalarını azdırarak işçi sınıfını milliyetçilik tuzağına çekiyor. ABD’li işçileri kendi sınıf çıkarlarını savunamaz, patronların sömürüsüne karşı mücadele edemez hale getirmek istiyor. Ama mızrak artık çuvala sığmıyor.

ABD, İkinci Dünya Savaşından bu yana kapitalist dünyanın zirvesinde bulunuyor. Lakin özellikle SSCB’nin çökmesinden sonraki süreçte, geçmişe nazaran hem ekonomik olarak geriledi hem de hegemonik gücü daha fazla sorgulanır hale geldi. 2008’deki kriz, Amerika’daki sınıfsal ve toplumsal çelişkileri, kapitalizmin yol açtığı toplumsal çürümenin ne ölçüde derinleştiğini daha fazla açığa çıkardı. ABD işçi sınıfı artan ölçüde, kapitalizmin propaganda edildiği gibi matah bir şey olmadığını, kitlelere sadece yoksulluk, yıkım ve acı getirdiğini anlamaya başlıyor. “Amerikan Rüyası”nın sahteliği tescillenirken işçiler ve gençler arasında mücadele isteği, sosyalizm fikri canlanmaya başlıyor. Kapitalizm karşıtlığı büyüyor, “Siyahların Yaşamı Değerlidir”, “Amerika’nın Demokratik Sosyalistleri”, “15 için mücadele et”, “Antifa” gibi örgütlenmeler, hareketler ortaya çıkıyor ya da eski örgütlenmeler bir yükseliş yaşıyorlar. Göçmenlere sahip çıkan, ırkçıları püskürten eylemler organize ediliyor. 150 milyonluk kitlesi ile ABD işçi sınıfı, kapitalizme karşı mücadelede er ya da geç yeni bir canlanma içine gireceğini ortaya koyuyor.



[*]      1880-1900 yılları arasında ABD’de 37 bin grev gerçekleşmişti. 1870-1914 yılları arasında 800 grevci işçi devletin polisi ve askeri tarafından katledilmiş ama mücadelenin büyümesinin önüne geçilememişti.