Navigation

Avrupa Birliği Sorununda Marksist Tutum

Elif Çağlı

12 Nisan 2003





“Avrupa Birleşik Devletleri” mi?

Yazıcı içinYazıcı içine-postayla göndere-postayla gönder

Kapitalistlerin “Avrupa Birleşik Devletleri” düşü

Son yıllarda gerek burjuva ve gerekse sol çevrelerde yürümüş olan Avrupa Birliği konulu tartışmalar hakkında doğru yorumda bulunabilmek için, her şeyden önce bir hususu belirtmekte yarar var. Yarınki akıbeti bilinmez fakat bugünkü somutluğu içinde varolan Avrupa Birliği (AB) ile, o kadar sözü edildiği halde bir türlü gerçekleşmeyen “Avrupa Birleşik Devletleri” konusunu birbirinden ayırt etmek gerekiyor. Aslında kapitalistlerin “Avrupa Birleşik Devletleri” düşü oldukça eski tarihlere uzanmaktadır ve bu düş her seferinde kapitalist sistemin boyun eğdirici yasaları karşısında boşa çıkmıştır. Avrupa Birliği denilen şey, gerçekleşmiş ve gerçekleşebilecek yönüyle çeşitli kapitalist ülkeler arasında kurulan geçici bir ekonomik birliktir ve bu tür birliklerin oluşması her zaman için mümkündür. Fakat kapitalizm temelinde ulus-devletler şeklindeki parçalanmanın aşılması ve Avrupa devletlerinin barışçı bir kaynaşması mümkün değildir. Bu kaynaşma ancak, işçi sınıfı iktidarı altında, Avrupa Birleşik İşçi Sovyetleri temelinde gerçekleşebilir.

“Avrupa Birleşik Devletleri” tartışmasının Birinci Dünya Savaşı konjonktüründe kızıştığını biliyoruz. Fakat aslında bu fikrin ortaya atıldığı tarih çok daha eskilere uzanıyor. Örneğin Fransız devrimi döneminde, ekonomik ilişkiler ve kültürel-tarihsel temel bakımından bütünsel bir Avrupa düşü burjuva ideologlar tarafından ele alındı. İlerleyen yıllar içinde Marksizmin kurucuları da, “kapitalist temellerde birleştirilmiş Avrupa” tartışmalarıyla karşı karşıya geldiler. Bu burjuva hayal, işçi hareketi içine uzanan bazı örgütler tarafından da savunuldu. 1867 yılında küçük-burjuva cumhuriyetçilerle liberaller tarafından İsviçre’de oluşturulan Barış ve Özgürlük Birliğinin ileri sürdüğü fikirlerden biri de, “Avrupa Birleşik Devletleri”nin kurulmasıydı. Birlik, Avrupa’da savaşların bu sayede önlenebileceği tezini benimsiyordu. Marx ve Engels, gerek enternasyonalizm ve gerekse kapitalizmin doğası konusunda işçi sınıfı içinde yanılsamalar yaratan bu pasifist tutumu eleştirdiler. Örneğin Engels, 1875 yılında Alman sosyal demokratlarının Gotha Programını eleştirirken bu konuya da değindi.[1] Lassallecılar işçi sınıfı enternasyonalizminin karşısına, liberal burjuvalara ait olan bir “birlik” umudunu, kapitalist “Avrupa Birleşik Devletleri” umudunu dikmekteydiler. Oysa Avrupa işçi hareketinin başını çeken Alman işçileri savaş karşısında enternasyonalist bir tutum takınmışlardı. Avrupa işçileri, büyük grevler gibi zor koşullarda birbirleriyle dayanışarak sahip çıkılması gereken çizgiyi örneklemişlerdi.

Kautsky ve “Avrupa Birleşik Devletleri”

II. Enternasyonal örgütü de “Avrupa Birleşik Devletleri” sloganının burjuva temellerde sahiplenilmesine sahne oldu. Örneğin Otto Bauer, Avrupa Birleşik Devletlerinin bir hayal olmadığını, kapitalist gelişmenin kaçınılmaz bir sonucu olarak Avrupa uluslarının bu hedefe varacağını söylüyordu.

Lenin’in deyişiyle, Avrupa ülkelerindeki sosyalist maskeli sosyal-şovenler, emperyalist burjuvaziyle birlikte Asya ve Afrika’nın sırtından emperyalist bir Avrupa yaratmaya çalışmaktaydılar.

Birinci Dünya Savaşı döneminde, “Avrupa Birleşik Devletleri” fikri önemli bir yankı uyandıracak düzeyde gündeme getirildi. O dönemin koşullarını kısaca hatırlayalım. Emperyalist bir savaşa doğru sürüklenen dünyada militarizm yükselmekte ve büyük kapitalist ülkelerde dünyanın yeniden paylaşılması doğrultusunda hummalı bir hazırlık yürütülmekteydi. Bunun en somut göstergesi silahlanma harcamalarındaki artıştı. Mevcut ortam, Marksistlerin de yakınlaşan savaş karşısında ideolojik, siyasal ve örgütsel her alanda devrimci tarzda hazırlanmalarını zorunlu kılıyordu. Tam da böylesi koşullarda, dönemin bir numaralı Marksist otoritesi kabul edilen Kautsky, emperyalist savaşlar karşısında pasifist bir tutuma yol açacak çözümlemeler geliştirmeye koyuldu.[2] Silahlanma ve savaşın mutlaka emperyalizmin bir ürünü olarak görülemeyeceğini ileri sürmekteydi. Emperyalist ülkeler arasındaki çıkar çatışmalarının bir savaşa yol açmaması için Avrupa burjuvazisine aklıselim tavsiye ediyordu. Aralarında anlaşıp dünyanın geri kalanını birlikte sömürmelerinin hem onların çıkarına olacağını, hem de gerici Çarlık Rusya’sının manevra alanını daraltacağını söylüyordu. Burjuva parlamentarizmi temelinden yükselecek bir “Avrupa Birleşik Devletleri”nin sürekli bir barış dönemini açacağını iddia eden Kautsky, 1911 yılındaki bir yazısında şöyle demekteydi:

“Savaş ruhunu ebedi olarak zihinlerden kovup atacak sürekli bir barış dönemi için, bugün yalnızca tek bir yol vardır: Avrupa medeniyetinin devletlerinin ortak bir ticari politika birliği, parlamento birliği, hükümet birliği ve ordu birliği içinde, yani Avrupa Birleşik Devletleri oluşumu içinde birleşmesi. Eğer bu başarılsaydı, o takdirde muazzam bir adım atılmış olurdu. Böyle bir Birleşik Devletler, savaş olmaksızın öylesine üstün güçlere sahip olurdu ki, gönüllü olarak onlara katılmayan diğer tüm ulusları da ordularını ve donanmalarını tasfiye etmeye zorlayabilirdi. Fakat böyle bir durumda yeni Birleşik Devletlerin silahlanmaya duyulan tüm ihtiyacı da ortadan kalkardı. Yalnızca daha fazla silahlanmadan vazgeçen, sürekli orduyu ve tüm saldırgan donanma silahlarını tasfiye eden değil –ki bugün biz bunları talep ediyoruz– milis sistemi de dahil tüm savunma araçlarını terk eden bir pozisyonda olurlardı. Böylece sürekli barış çağı kesin bir biçimde başlardı.”[3]

Avrupa ülkeleri arasında sağlanacak bir ekonomik birliğin, kıtanın emperyalist güçleri arasındaki rekabet mücadelesini ortadan kaldıracağı tartışması, böylece daha o tarihlerden başlayarak gündeme girecekti. Avrupa’nın ekonomik birliğini kalıcı ve sürekli ilerleyecek bir oluşum olarak görüp savunanlara göre, birlik doğrultusunda atılacak adımlar Avrupa’nın çeşitli ulus-devletlere bölünmüşlüğüne son verecek ve onları “Avrupa Birleşik Devletleri” şeklinde tek bir devlet çatısı altında bütünleştirecekti. Bu eksende yürüyen tartışmalar kaçınılmaz olarak dönemin devrimci Marksistleri arasında da yansımasını bulacak ve örneğin Rosa, Lenin ve Troçki bu sorun karşısında tutum alacaklardı.

Rosa ve “Avrupa Birleşik Devletleri”

Rosa daha 1911 yılında Alman sosyal demokrasisi içinde Ledebour ve Kautsky tarafından desteklenen kapitalist Avrupa Birleşik Devletleri projesinin gerçek ekonomik karakterini deşifre etti. Bir yönüyle bu proje ütopikti; çünkü modern ulus-devlet ekonomik gelişmenin tarihsel ürünüydü ve iradi kararlarla aşılması söz konusu değildi. Gerçi Avrupa kavramı coğrafi ve belli ölçülerde tarihsel-kültürel bir birlik zeminini yansıtıyordu. Fakat ulus-devletleri tek bir çatı altında birleştirecek kalıcı bir ekonomik birlik olarak tahayyül edilen bir “Avrupa Birleşik Devletleri”, başlıca iki yönden kapitalizme içsel gerçeklerle bağdaşamazdı. Birincisi, Avrupa’da kapitalist devletler varolduğu sürece bunlar arasındaki çelişki ve rekabetin tamamen ortadan kalkması mümkün değildi. İkincisi, ekonomik ilişkilerin salt kıta ölçeğinde yoğunlaştığı bir Avrupa kapitalizmi ancak beynin bir kurgusu olarak varsayılabilirdi. Çünkü gerçekte kapitalizm bir dünya sistemiydi ve o nedenle de Avrupa, dünya ekonomisi içinde salt kendi içine kapalı bir ekonomik birlik değildi.

Rosa’nın bu ütopik projeyle ilgili olarak dikkat çektiği daha önemli bir başka yön ise, Avrupalı emperyalist güçlerin “barış çağı” yalanlarıyla örtülemeye çalıştıkları sinsi emperyalist niyetleriydi. Kapitalistlerin “Avrupa Birleşik Devletleri” projesi, ardına gizlendiği tüm radikal maskelere rağmen aslında işçi sınıfına hiçbir ilerletici çözüm sunamazdı. Burjuva politikacılar ne zaman “Avrupacılık” fikrini –Avrupa devletler birliğini– savunmuşlarsa, buna her seferinde “sarı tehlike”, “kara kıta”, “aşağı ırklar”a karşı yöneltilen açık veya örtük aşağılamalar eşlik etmişti. Kısacası burjuvaların savunduğu “Avrupa Birleşik Devletleri” emperyalist bir düşük olmaktan öteye geçemezdi.

“Ve eğer biz şimdi sosyal demokratlar olarak bu eski postu taze ve görünüşte devrimci şarapla doldurmaya çabalayacak olsaydık, o takdirde şunu söylemek gerekir ki, bu işten avantajlı çıkanlar bizler değil burjuvazi olurdu” diyordu Rosa.[4] Çünkü hangi “devrimci” ambalaja sarılırsa sarılsın, kapitalist toplumsal düzen içinde kalan bir “Avrupa Birleşik Devletleri” projesi, ekonomik bakımdan Amerika’yla gümrük savaşı anlamına gelecekti. Dolayısıyla böyle bir projenin politik sonucu “barış” değil, tam tersine emperyalist çatışmalar ve savaşlar olurdu. Böylece Rosa, aslında cehennemi bir savaşa sürüklenmekte olan bir dünyada işçi sınıfına liberal “barış” masalları anlatan Kautsky gibilere karşı devrimci Marksizmin sesini yükseltmekteydi. O sonuna dek bu tutumunu korudu. Örneğin 1915 yılına gelindiğinde de bu kez ünlü Junius broşürünün “Enternasyonal Sosyal Demokrasinin Görevleri Üzerine Tezler”inde aynı konuya değindi. Tezlerin sekizinci maddesi, dünya barışının, kapitalist diplomatların tarafsız mahkemeleri, diplomatik “silahsızlanma” anlaşmaları, “Avrupa Birleşik Devletleri” gibi ütopik veya aslında gerici projelerle garanti altına alınamayacağını belirtiyordu. Çünkü Rosa’nın satırlarında da dile getirildiği gibi, “Emperyalizm, militarizm ve savaş, kapitalist sınıf kendi sınıf hegemonyasını bir direnişle karşılaşmadan uygulamaya devam ettikçe asla ortadan kaldırılamaz ve zayıflatılamaz. Başarılı bir direnişin tek aracı ve dünya barışının tek garantisi ise, uluslararası proletaryanın eylem kapasitesi ve onun … devrimci iradesidir.”[5]

Lenin ve “Avrupa Birleşik Devletleri”

O dönemde çeşitli tartışmalara neden olan Avrupa Birleşik Devletleri sorununa, Lenin de 1914 Ekiminde Bolşevik Parti MK Manifestosu’nda değindi. Manifesto, monarşilerin gerici zulmü altındaki Avrupa’ya karşı cumhuriyetçi Avrupa Birleşik Devletleri sloganını savunuyordu. “Avrupa sosyal-demokratlarının acil politik şiarı cumhuriyetçi Avrupa Birleşik Devletlerinin kurulması olmalıdır” denilmekteydi.[6] Ama sosyal-demokratlar bu sloganı savunurken çok dikkatli olmak zorundaydılar. Çünkü proletaryayı genel şovenizm akımı içine çekmek için her şeyi vaat etmeye hazır olan burjuvazi, “Avrupa Birleşik Devletleri” sloganını da kendi çıkarları doğrultusunda kullanmaktaydı. Bu nedenle, Alman, Avusturya ve Rus monarşileri tasfiye edilmeden, bu şiarın yalan ve anlamsız bir şiar olduğu konusunda proletarya mutlaka aydınlatılmalıydı.

Avrupa Birleşik Devletleri sorunu, Bern’de yapılan RSDİP Yurtdışı Seksiyonları Konferansında tekrar ele alındı ve bu kez Lenin bazı endişelerini dile getirdi. “Avrupa Birleşik Devletleri” sloganıyla ilgili tartışma tek boyutlu olarak yürüyor ve salt politik bir nitelik kazanıyordu. Oysa sorunun bir de çok daha önemli bir boyutu, ekonomik bakımdan içerdiği anlamı vardı. Bunun üzerine Konferans, parti basınında sorunun ekonomik yanının irdelenmesi için tartışmanın ertelenmesi kararını aldı. Ve ardından Lenin, bu amaçla Ağustos 1915 tarihli Avrupa Birleşik Devletleri Şiarı Üzerine adlı makalesini yayınladı.

Bu makalede belirtildiğine göre, “Avrupa Birleşik Devletleri” sloganı MK Manifestosu’nda doğrudan acil bir politik şiar olarak formüle edilmişti. Ancak konunun yanlış anlaşılmaması için, yalnızca cumhuriyetçi Avrupa Birleşik Devletlerinden söz edilmekle yetinilmemiş ve bu hedefin “Alman, Avusturya ve Rus monarşileri devrimci biçimde yıkılmadan” anlamsız ve yalan olacağı özellikle vurgulanmıştı. Bu nedenle politik içerikte bir sorun yoktu. Fakat slogan ekonomik içeriği bakımından sorunluydu. Kapitalist ilişkiler altında “Avrupa Birleşik Devletleri”nin ekonomik bakımdan ya olanaksız ya da gerici bir hedef olduğu sonucuna vardı Lenin. Olanaksızdı, çünkü kapitalist sistemde tıpkı özel mülkiyet gibi ulus-devlet de geçici bir olgu değil, kapitalist çelişkinin temel bir ifadesiydi. Gericiydi, zira Avrupa’nın Fransa ve Almanya gibi birbirine rakip emperyalist güçleri bu birliği emperyalist savaşlarla, askeri saldırganlıkla yaşama geçirmeye çalışıyorlardı.

Lenin makalesinde sorunun ekonomik temellerine değinmekte ve daha sonra Emperyalizm çalışmasında ayrıntılı olarak ele aldığı hususları ana hatlarıyla sıralamaktadır. Bir kere, sermaye uluslararası ve tekelci bir nitelik kazanmıştır ve dünya bir avuç büyük güç arasında paylaşılmıştır. Yeniden bir paylaşım, ancak büyük kapitalist ülkelerin o an sahip bulundukları güçler dengesine göre gerçekleşebilir. Güçler dengesi ise, bilindiği gibi ekonomik gelişmenin seyriyle değişir. “Kapitalizmde bozulan dengenin geçici olarak yeniden kurulması için sanayide krizden, politikada savaştan başka araç yoktur.[7]

Lenin böylece, Avrupa ülkeleri arasında ulus-devlet bölünmesini sona erdirecek tam bir çıkar birliğinin ve dolayısıyla kalıcı bir birleşmenin mümkün olmadığını açıklıyordu. Bu nedenle, kapitalizm çerçevesinde “Avrupa Birleşik Devletleri” yoluyla savaşların önlenmesi düşüncesi de tamamen mesnetsizdi. Kapitalistler arasında ve devletler arasında geçici anlaşmaların sağlanması mümkündü ve Avrupa birliğiyle ilgili varsayımlar ancak bu kapsamda düşünülebilirdi. Fakat böyle bir anlaşma da ancak Avrupa burjuvazisinin çıkarları açısından olumlu bir anlam ifade edebilirdi. Peki ya işçi sınıfının çıkarları açısından?

Kapitalistler arasında sağlanacak bir anlaşmanın, Avrupa’da birleşik güçlerle sosyalizmi ezme, Japon ve Amerikalı rakiplere fark atmak için birleşik güçlerle sömürgeleri yağmalama anlamına geleceğini söylüyordu Lenin. ABD ile kıyaslandığında Avrupa bir bütün olarak ekonomik durgunluk içindeydi. Bu ekonomik koşullarda tasarlanan bir Avrupa Birleşik Devletleri, Amerika’nın hızlı gelişimini durdurmak bakımından da gericiliğin örgütlenmesine yol açardı. O yüzden, sosyalizm davasının sadece Avrupa ile bağlantılı olduğu zamanlar geri gelmeyecek biçimde yitip gitmişti. Böylece Lenin, Avrupa Birleşik Devletleri sorununu değişik açılardan irdeledikten sonra makalesini şu sözlerle bitirecekti: “Sorunun çok yanlı tartışılması sonucunda, merkez organ yazı kurulu, Avrupa Birleşik Devletleri şiarının yanlış olduğu kararına varmıştır.”[8]

Avrupa tekelci sermayesinin yayılma ihtiyacı üzerine oturan bir Avrupa Birleşik Devletleri fikri, gerçekleştirilmesinin olanaksız oluşu bir yana, işçi sınıfı açısından emperyalist ve gericidir. O nedenle, Lenin’in Avrupa Birleşik Devletleri Şiarı Üzerine makalesinde yukarda vurgulanan hususlar tamamen doğrudur ve somut gerçekliğe tekabül eder. Fakat Lenin’in bu gerçeklerden hareketle, aynı makalede, Avrupa Birleşik Devletleri sloganını savunuyor diye Troçki’ye eleştiri yöneltmiş olması tuhaftır. Çünkü Troçki, kapitalist temellerde bir Avrupa Birleşik Devletlerini savunmaz. Tam tersine, onun savunduğu Avrupa Birleşik Devletleri, işçi iktidarı altında birleştirilmiş bir Avrupa’dır. Lenin’in eleştirisinin gerçek muhatabı ancak Kautsky olabilir ve nitekim Lenin de Troçki’yi, Kautskici görüşlerden esinlendiği zannıyla eleştirmektedir. Oysaki Troçki’nin Avrupa Birleşik Devletleri konusundaki görüşlerinden de anlaşılacağı gibi, onun yaklaşımının Kautskici siyasal tutumla bir benzerliği yoktur.

Lenin’in çeşitli tartışmalara neden olan makalesinde açıklığa kavuşturulması gereken bir diğer nokta ise proleter devrim stratejisine ilişkindir. Stalinistlerin “Troçkizm”e vurmak amacıyla “tek ülkede sosyalizm” konusunda bu makaleyi tanık göstermeye çalıştıkları bilinir. Oysaki işin gerçeğinde, Stalinistler tarafından tek ülkede sosyalizmin olabilirliği doğrultusunda çekiştirilen satırlar sosyalizmin kuruluşuna değil, iktidarın fethine ilişkindir. Sosyalizmin tek ülkede kurulamayacağı konusunda devrimci Marksizmin ışığı öylesine parlaktır ki, bu konuda Lenin ile Troçki arasında öze ilişkin büyük ayrılıklar aramaya çalışmak beyhude bir çaba olacaktır.

Troçki’nin sahip çıktığı Avrupa Birleşik Devletleri sloganını, bir de işçi iktidarı altındaki anlamı bakımından irdeler Lenin. Bu açılımın, tüm Avrupa kıtasında eşzamanlı devrimlerin savunusu anlamına geldiğini düşündüğünden, böyle bir yaklaşımın yanlış olduğunu belirtir. Çünkü Lenin’in yorumuna göre, o takdirde Avrupa işçi sınıfı eşzamanlı devrimi ve Avrupa Birleşik Devletleri hedefinin gerçekleşmesini beklemek zorunda kalacaktır. Oysa kapitalist devletin öncelikle birkaç, hatta bir ülkede yıkılabilmesi mümkündür. Ve bu olasılık, gündeme geldiğinde gerçekleştirilmesi gereken bir görevdir.

Fakat Avrupa Birleşik Devletleri hedefini savunan Troçki’nin, siyasal iktidarın fethi konusunda Lenin’den tamamen farklı olarak “beklemeci” bir tutum takındığını söylemek doğru değildir. Çünkü Troçki’nin ısrarla dile getirmeye çalıştığı gerçek, iktidarın proletarya tarafından tek ülkede fethedilemeyeceği değil, korunamayacağı ve sosyalizmin tek ülkede kurulamayacağıdır. Nitekim bu noktada Lenin’le kendisi arasında özde bir fark olmadığını belirten Troçki, kanıt olarak 1915 Barış Programı’ndaki satırlarını aktarmaktadır: “Hiçbir ülke, mücadelesinde diğer ülkeleri ‘beklemek’ zorunda değildir. Şu temel düşünceyi tekrarlamak yararlı ve gerekli olacaktır; savsaklamacı uluslararası eylemsizlik, paralel uluslararası eylemin yerini alamaz. Diğerlerini beklemeksizin, inisiyatifimizin diğer ülkelerdeki mücadeleye bir itilim kazandıracağı inancıyla, ulusal temellerde mücadeleye başlamalıyız ve devam etmeliyiz.”[9]

Troçki ve “Avrupa Birleşik Devletleri”

Troçki’nin Birinci Dünya Savaşı döneminde kaleme aldığı bazı yazılarında,[10] monarşilerin ve sürekli orduların bulunmadığı bir Avrupa Birleşik Devletleri sloganı yer alır. Gümrük duvarları ve ulusal sınırlar tarafından bölünmeyen bir Avrupa’nın, dünya ekonomisinin sosyalist örgütlenmesine geçiş bakımından olumlu bir adım olabileceğini düşünmektedir Troçki. Bu sloganı işçi sınıfının devrimci iktidar mücadelesiyle doğrudan ilişkili kılmaya çalışmaktadır. Fakat aynı sloganın burjuvazi tarafından da kullanılıyor oluşu ve özellikle Kautsky’nin çarpıtmaları gibi nedenlerle bu konu oldukça tartışmalı bir seyir izlemektedir. Bunlara ek olarak, Troçki de bu sloganla aslında Avrupa’da işçi sınıfı iktidarını savunduğu hususuna başlangıçta yeterince açıklık getirememiştir. Bu durum onun yanlış anlaşılmasına ve sanki burjuva demokratik bir Avrupa Birleşik Devletleri hedefini savunduğunun düşünülmesine neden olmuştur. Oysa Troçki, proletaryanın emperyalist savaşın karşısına toplumsal devrim programıyla dikilmesi gerektiği fikrini ortaya koymaktadır. Avrupa’nın emperyalist güçler arasındaki kanlı çekişmeler tarafından parçalanmasına karşı, işçi sınıfının barış programını yükseltir. Üretici güçlerin tahribine, emperyalist savaşlara, vahşi militarizme son verecek barış programının ancak işçi iktidarı altında bütünleştirilmiş bir Avrupa temelinde yaşama geçirilebileceğini savunur.

Böylece tıpkı Lenin gibi Troçki de, kapitalist Avrupa Birleşik Devletlerinin gerçekleşebilmesi olasılığını reddeder. Avrupa Birleşik Devletleri sloganıyla bağlantılı olarak ilk yazılarının çarpıtılması karşısında, kendisinin 1914’te de kapitalist kapsamdaki bir Birleşik Devletleri savunmadığını hatırlatır. “Avrupa Birleşik Devletleri sloganını sırf Avrupa’da muhtemel bir proletarya diktatörlüğü devlet biçimi olarak ileri sürdüğümde, soruna benim yaklaşımım da buydu” der.[11] Troçki o tarihlerden başlayarak şu ana fikri savunmuştur: “Avrupa’nın az çok tam ekonomik birliğinin, kapitalist hükümetler arasındaki bir anlaşma sayesinde yukarıdan gerçekleştirilmesi, bir ütopyadır. Bu yolda, kısmi uzlaşmalar ve yarım tedbirlerin ötesine geçilemez.”[12] Son derece önemli bir gerçeğe dikkat çekmekte ve aslında Avrupa’nın ekonomik birliğinin hem üreticiler ve tüketiciler hem de genel olarak kültürün gelişimi açısından muazzam avantajlara yol açacağını belirtmektedir Troçki. Fakat böyle bir birliği ancak Avrupa işçilerinin devrimci mücadelesi yaratabilir. Bu nedenle işçilerin Avrupa Birleşik Devletleri hedefinin yaşama geçirilmesi, emperyalist korumacılığa, milliyetçi içe kapanma eğilimine ve bunların aracı olan militarizme karşı mücadelesinde Avrupa proletaryasının devrimci görevi haline gelmektedir.

Barış Programı’nda propaganda ettiği “monarşilerin, düzenli orduların ve gizli diplomasinin olmadığı Avrupa Birleşik Devletleri” formülasyonu çeşitli spekülasyonlara neden olduğundan, Troçki ilerleyen yıllarda bu konuya tekrar dönme gereğini hissetmiştir. Söz konusu yazısının genişletilmiş 1923 versiyonunda, bu sloganın belirli koşullarda gerici ve emperyalist bir içerik kazanabileceğini ileri sürerek çarpıtmalar yaratan hasımlarının iddialarını ele alır. Önemli bir hususa açıklık getirmeye çalışmaktadır. Bu husus, işçi sınıfı iktidarının örgütlenmesi, yaşatılması ve ilerletilmesi bakımından, Marx ve Engels döneminden başlayarak günümüze kadar uzanan iki çizgi arasındaki temel mahiyet farkına ilişkindir.

Küçük-burjuva sosyalizm anlayışı, özünde milliyetçi ve biraz devrimcilik yağına bulanmış bir ulusal kalkınmacılıktır. Halbuki proleter sosyalizm anlayışı, burjuva sınıfın çıkarlarını yansıtan ulusal sınırlar saplantısından tamamen azade, geniş ufuklu ve bilimsel bir temele oturur. Proletaryanın genel olarak dünyanın küçük ulus-devletlere parçalanmasından hiçbir çıkarı yoktur. Ayrıca da, kapitalist Avrupa’da burjuvazinin görece devrimci ulusçuluk çağı artık kapanmıştır. Devrimci Marksizm, ekonomik entegrasyon doğrultusunda işleyen sürecin karşısına ulusal pazarın, gümrük duvarlarının savunusunu çıkartmaz. Eğer kıtanın emperyalist güçleri kendi hesapları cihetiyle bazı birleşmeleri savunuyorlarsa, devrimci işçi sınıfı bunun karşısına “ulusal savunu” bayrağıyla değil, işçilerin birleşik sovyet iktidarını yaratma hedefiyle dikilir. İşte Troçki’nin Barış Programı’nda savunmaya çalıştığı ana çizgi budur.

Kapitalist temellerde bir Avrupa Birleşik Devletleri gerçekten de mümkün değildir. Fakat bir an için ulus-devletlerle ve gümrük duvarlarıyla bölünmemiş bütünsel bir Avrupa tasavvur edelim. Bu varsayım, nesnel olarak sosyalizm için daha geniş maddi temellerin döşenmesi anlamına gelirdi. O nedenle Troçki, “Eğer Avrupa’nın kapitalist devletleri emperyalist bir tröstte birleşmeyi başarsalardı, bu her şeyden önce işçi sınıfı hareketi için birleşik ve tüm Avrupa çapında maddi bir temel yaratacağı için mevcut duruma oranla ileri bir adım olurdu” der.[13]

Dünyanın ekonomik ve politik gelişiminin, birleşik bir dünya ekonomisine doğru çekilme eğiliminde olduğu şüphe götürmez. Bu nedenle, Avrupa Birleşik Devletleri sloganının savunusu karşısında, “neden bir Dünya Federasyonu değil de bir Avrupa Federasyonu?” sorusunun sorulabileceğini hatırlatır Troçki. Fakat dönemin somut gelişmeleri dikkate alındığında böyle bir soru soyut ve dogmatik kaçacaktır. Çünkü çözümlenmesi gereken somut problem, geleceğin sosyalist dünya ekonomisi değil, Avrupa’nın çıkmazına devrimci bir çıkış yolu bulabilmektir. Avrupa yalnızca coğrafi bir kavram değildir; belirli bir ekonomik ve kültürel-tarihi topluluğu yansıtır. Birinci Dünya Savaşında, Amerika Birleşik Devletleri’nin müdahalesinden sonra bile bu savaşın arenası Avrupa olmuştur. “Devrimci problemler her şeyden önce Avrupa proletaryasının karşısına çıkıyor” diyen Troçki, Avrupa Birleşik Devletleri sloganının öne çıkartılmasının kendi tercihine değil, somut gelişmelerin Marksist analizine dayandığını belirtmektedir.

Troçki’nin daha 1915’lerden başlayarak proleter bir içerikle savunduğu Avrupa Birleşik Devletleri sloganı, bir dönem boyunca Lenin ve Bolşevik Parti tarafından reddedilmişti. Ancak Ekim Devrimini takiben bu tutum belirli ölçüde değişti. Çünkü bu sloganın anlamının, dünya devriminin ilerletilmesi bağlamında işçilerin birleşik Avrupa’sını yaratmak olduğu devrimci Marksistlerce anlaşılır hale gelmişti. Nitekim Troçki’nin Ruhr kriziyle[14] ilgili olarak 1923’te yazdığı “Avrupa Birleşik Devletleri” Sloganı İçin Uygun Zaman mı?[15] başlıklı tartışma makalesi, yayınını takiben hatırı sayılır bir muhalefete rağmen Komintern Yürütme Komitesi tarafından resmen benimsendi. Troçki 1928’de bu konuyla ilgili olarak şu değerlendirmeyi yapacaktı: “Tüm önyargılara rağmen, Avrupa Birleşik Sovyet Devletleri sloganının 1923’te, yani Almanya’da devrimci bir patlamanın beklendiği ve Avrupa’daki devletlerin karşılıklı ilişkileri sorununun aşırı derecede yakıcı bir nitelik kazandığı bir sırada kesin olarak kabul edilmesi yalnızca bir rastlantı değildi. Avrupa ve gerçekte dünya krizindeki her yeni şiddetlenme, temel politik sorunları öne çıkarmak için ve Avrupa Birleşik Devletleri sloganına çekici bir güç kazandırmak için yeterince keskindir.”[16]

Troçki’nin Ruhr krizine dair makalesinde belirttiği gibi, Avrupa parçalanmış, bölünmüş, tüketilmiş, altüst edilmiş, Balkanlaştırılmış ve bir tımarhaneye çevrilmişti. Savaşın temelinde, üretici güçlerin gümrük duvarları ile engellenmemiş daha geniş bir gelişme arenasına olan ihtiyacı yatmaktaydı. Egemen burjuvaların ulusal sınırların yarattığı engellerin üstesinden gelmek için başvurduğu saldırgan yöntemler, parçalanmanın daha da şiddetlenmesine ve milyonların ölümüne neden oluyordu. Bu temelde Avrupa’nın birliğini organize etmeye yönelik bir başka burjuva teşebbüs, örneğin Almanya’da yükselen militarizm, ya Avrupa medeniyetinin çöküşüne veya Amerikan emperyalizminin dünya üzerinde karşı-devrimci egemenliğine yol açacaktı.

Bu koşullarda Avrupa’yı parçalanmaktan ancak proletarya kurtarabilirdi. Fakat devrimci dalganın geri çekildiği bir durumda, işçileri, emekçileri proletaryanın devrimci bayrağı altında toparlayabilmek için kitleleri mücadele hedeflerine kazanabilecek geçişsel sloganların öne çıkartılması da zorunluydu. O dönemde Komintern, birleşik cephe sloganı olarak “işçi ve köylü hükümeti”ni önermiş bulunmaktaydı. Troçki bu sloganın, bizzat işçilerin çabasıyla yaşama geçirilecek olan Avrupa Birleşik Devletleri çağrısıyla birleştirilmesi gereğini savundu. Yalnızca böyle bir yönelim, Avrupa kıtasını ekonomik çöküntü ve güçlü Amerikan kapitalizminin köleliğinden kurtarabilirdi. Avrupa Birleşik Devletleri sloganı proletarya diktatörlüğüne doğru bir basamak olarak kabul edilmeliydi. “Avrupa Birleşik Devletleri –tamamen devrimci bir perspektif– bizim genel devrimci perspektifimizde önümüzdeki aşamadır” diyordu Troçki.[17] Söz konusu sloganın doğrudan proletarya diktatörlüğünün kuruluşu olarak değil de, ona giden yolda bir basamak olarak yorumlanması bir bakıma bir bulanıklık yaratıyor gibi görünse de, aslında önemli bir problem yoktu. Çünkü bu yaklaşım devrimci işçi iktidarının önüne farklı iktidar aşamaları dikmiyor, yalnızca kitlelerin mücadelesini proletarya diktatörlüğü hedefine ilerletmeyi amaçlıyordu. Devrimci mücadelenin ilerleyişi bu sloganı zaten gerçek kapsamına yükseltecekti.

Diğer yandan, dünya devriminin ilerleyişine önceden bir sıra dayatmak mümkün olmasa da, olaylar zincirinin Avrupa’yı Amerika’nın önüne çıkarması pekâlâ mümkündü. Bu bakımdan Troçki için Avrupa’daki gelişmeler önemliydi ve bu gelişmelerin dönüp Amerika’yı etkilemesi de kuvvetle ihtimal dahilindeydi. Avrupa’da olası bir devrimin, kesinlikle Amerikan kapitalist sınıfının güvenini kıracağını ve Amerikan işçi sınıfının iktidara geliş sürecini hızlandıracağını düşünmekteydi Troçki. O, işçi iktidarı altında gerçekleşecek bir Avrupa federasyonu fikrini savunma noktasında durmuyor, Ortadoğu, Balkanlar gibi olası işçi sovyetleri federasyonları savunusuyla birlikte dünya sovyetler federasyonu hedefini somuta büründürmeye çalışıyordu. Sovyetler Birliği’nin, birleşik Avrupa için Asya’ya uzanan bir köprü oluşturabileceğini düşünüyordu. Böylece Sovyetler Birliği’yle birlikte birleşik bir Avrupa, Asya’nın ezilen halkları için büyük bir çekim merkezi oluşturabilecekti. Avrupa ve Asya halklarının devrimci bloku ABD’den gelen tehdide de karşı koyabilecekti. Birleşmemiş bir Avrupa bunu yapamazdı.

1923 yılında Komintern tarafından kabul edilen Avrupa Birleşik Devletleri sloganı buradaki varlığını ancak 1926 tarihine kadar sürdürebildi. John Pepper tarafından kaleme alınan ve 1926’da Komintern yayınevi tarafından basılan Avrupa Birleşik Sosyalist Devletleri adlı resmi bir broşürde şu satırlar yer almaktaydı: “Şurası çok önemlidir ki, bu burjuva sosyal demokrat slogana (Pan-Avrupa) karşı yalnızca eleştirel bir konuma sahip değiliz, fakat aynı zamanda, onun düzenbaz pasifist içeriğini yıkarak, ona karşı, geçişsel taleplerimiz için gerçekten kapsamlı bir politik slogan olabilecek pozitif bir slogan oluşturduk. Gelecek dönemde Sosyalist Avrupa Birleşik Devletleri sloganı, Avrupa komünist partileri için kapsamlı bir politik slogan görevi görmelidir.”[18] Fakat bu satırlar türünün son örneği olacaktı.

Sovyetler Birliği’nde ve Komintern’de Stalinizmin mutlak egemenliğinin kurulmasıyla birlikte, işçilerin Avrupa Birleşik Devletlerini yaratma hedefi de Stalinist saldırılardan fazlasıyla nasibini aldı. Zira dünya devrimiyle doğrudan bağlantılı bu hedefin, Stalinist “tek ülkede sosyalizm” teorisiyle bağdaşması mümkün değildir. Troçki, tek ülkede sosyalizm ideolojisinin kaçınılmaz olarak ulusal devletin artık üretici güçlere dar gelen gericileşmiş rolünün bulanıklaştırılmasına, onunla uzlaşmaya, onu idealize etmeye ve devrimci enternasyonalizmin öneminin azaltılmasına yol açtığını belirtmişti. Gerçekten de bu Stalinist ideoloji, sosyalizm jargonuyla kılıflanmış bir ulus-devlet savunusudur. O nedenle 1928 yılında Stalin ve Buharin imzasıyla yayınlanan Komintern program taslağında, işçi sovyetleri iktidarına dayanan Avrupa Birleşik Devletleri hedefi de dahil, dünya devrimi perspektifiyle ilintili olabilecek her şey temizliğe tabi tutulmuştur. Taslak program Komintern 6. Kongresinde eleştirilerin yasaklandığı, muhalif seslerin susturulduğu bir ortamda esaslı bir değişiklik olmaksızın kabul edilmiştir. Troçki taslakta ifadesini bulan Stalinist tutumu eleştirirken, sovyetler iktidarı içeriğine sahip bulunan bir Avrupa Birleşik Devletleri açılımının, dünya komünist hareketinin programından çıkartılmasını haklı kılacak hiçbir nedenin bulunmadığını belirtir.

Stalinist Komintern liderliğinin düşmanca bir tutumla karşıladığı dünya devrimi perspektifini Troçki kararlılıkla savunmayı sürdürdü. 1929 yılında basılan Silahsızlanma ve Avrupa Birleşik Devletleri yazısında, Avrupa’nın devrimci işçi iktidarı altında birleştirilmesi zorunluluğunu bir kez daha net biçimde ortaya koymaktaydı. Troçki’nin belirttiği gibi, üretici güçler kesinlikle ulus-devletin çerçevesini aşmıştır ve artık dünya ölçeğinde tasavvur edilmelidir. Zaten emperyalist savaş da, üretici güçlerle ulusal sınırlar arasındaki çelişkilerden çıkmıştır. Sosyalizm şüphesiz, tek bir kıta sınırları içinde bile tam gelişmesine ulaşamaz. Bu nedenle, “Sosyalist Avrupa Birleşik Devletleri, dünya sosyalist federasyonu yolunda bir evre olan tarihsel sloganı temsil eder.”[19]

Tıpkı Lenin gibi Troçki de, özellikle Avrupa ülkelerinde emperyalist savaş dönemlerinde hortlayan sosyal-şovenizm belâsından işçi sınıfını kurtarabilmek için sürekli bir mücadele yürütmüştür. 1934 tarihli bir IV. Enternasyonal belgesinde, yine bir emperyalist savaşa doğru sürüklenen Avrupa’da işçi sınıfına temel görevini hatırlatmaktadır: “‘Ulusal savunma’ gerici şiarına karşı ulusal devletin devrimci yıkımı şiarı ile karşı koymak gerekir. Kapitalist Avrupa tımarhanesine, birleşik sosyalist dünya devletleri yolunda bir adım olarak Avrupa birleşik sosyalist devletleri programı ile karşı koymak gerekir.”[20]

Amerikan emperyalizminin devasa yükselişi, bir yandan dünya pazarından pay kapma telâşına düşen kapitalist Avrupa ülkeleri arasındaki çelişkileri keskinleştirirken, diğer yandan birleşerek ABD’ye karşı koyma yolundaki burjuva düşleri daha da besledi. Troçki bir yazısında burjuvaların Avrupa Birleşik Devletleri düşlerinin nesnel kaynağını tam isabetle dile getirmekteydi: “Eğer kapitalist dünya, devrim krizleri olmaksızın birkaç on yıl daha devam edebilecek olursa, o zaman bu onyıllar kesinlikle Amerikan dünya diktatörlüğünün kesintisiz büyümesine tanık olacaktır.”[21] Fakat bu süreç kaçınılmaz olarak Avrupa ile ABD arasındaki çelişkileri yoğunlaştıracaktır. Çünkü Amerika bir yandan Avrupa’yı sürekli artan bir rasyonalizasyon için çabalamaya zorlarken, aynı zamanda Avrupa’ya dünya pazarında hep azalan bir pay bırakacaktır. Böylece Avrupa devletleri arasında, dünya pazarında pay kapma rekabeti kaçınılmaz olarak şiddetlenecektir. Avrupa’nın kapitalist güçleri bir yandan da Amerika’nın basıncı altında güçlerini birleştirmek için çabalayacaklardır.

Avrupa Birleşik Devletleri bahsini kapatırken bugün Troçki’nin sözlerine eklenecek pek de bir şey yok gibi. İşçi sınıfı liberal burjuva yalanların peşinden sürüklenmenin acısını, tam iki kez dünyayı cehenneme çeviren emperyalist paylaşım savaşlarında fazlasıyla yaşadı. Bugün de Amerikan emperyalizmi, dünyanın rakipsiz egemeni olabilmek için dört bir yana savaş ilân ediyor. Bu çılgınlığı ne “Birleşmiş Milletler” teşkilâtı ve ne de “Avrupa Birliği” önleyebilir. Tersine, emperyalist sistemin mevcut tüm birlikleri, yeni bir paylaşım savaşı döneminde derin krizlere sürüklenmekteler. ABD emperyalizmi, dünyaya kendi petrol ve silah baronlarının çıkarları doğrultusunda yeni bir “düzen” getirme iddiasında. Kapitalist “Avrupa Birleşik Devletleri” yolunda yürüyeceği farz olunan Avrupa Birliği bakalım bugünkü düzeyinde bir “birlik” olarak bile kalabilecek mi? Saldırgan ABD karşısında kapitalist Avrupa’nın savaş karşıtı, demokratik bir seçenek olabileceği iddiası bir kez daha gümbürdeyerek çökecek. Emperyalizm çağında demokrasi ve barışın kapitalist Avrupa’dan beklenebileceği savı işçi sınıfı için zehirli bir yalandır. Dünyaya demokrasiyi de barışı da ancak ve ancak işçi sınıfının devrimci iktidarı getirebilir. Bu nedenle, emperyalist saldırganların istilâsı altındaki yerküremizde yegâne kurtuluş yolu, işçi sınıfının kapitalizmi dünyadan silip süpürecek olan dünya devrimidir. Bu devrimin insanlığa armağan edeceği Dünya İşçi Sovyetlerinin bir parçası olarak Avrupa Birleşik İşçi Sovyetleri sloganı bugün de geçerliliğini koruyor.



[1] Marx ve Engels, Seçme Yazışmalar, c.2, Sol Yay., Ekim 1996, s.81

[2] Üzerinden uzun yıllar geçmiş olan bu konuları döne döne hatırlatmamızın önemli nedenlerinden biri de, günümüzde “yeni fikirler” kisvesi altında Marksizme yöneltilen saldırıların, aslında hiç de yeni olmayıp besin kaynaklarını Kautsky gibi eski döneklerden almalarıdır. Örneğin Avrupa sol entellektüel çevreler tarafından büyük bir üne kavuşturulan Toni Negri’nin İmparatorluk kitabında ortaya attığı tezler, Kautsky’nin “emperyalizm ötesi sürekli barış çağı” teorisinin bir versiyonundan ibarettir.

[3] Kautsky, Neue Zeit, 28 Nisan 1911. Aktaran Rosa Luxemburg, Rosa Luxemburg Speaks, Pathfinder Press, 1999, s.350

[4] Rosa Luxemburg, age, “Peace Utopias”, Mayıs 1911, s.352

[5] Rosa Luxemburg, age, s.450

[6] Lenin, Seçme Eserler, c.5, İnter Yay., Haziran 1995, s.139

[7] Lenin, age, s.151

[8] Lenin, age, s.152

[9] Troçki, Lenin’den Sonra Üçüncü Enternasyonal, Tarih Bilinci Yay., Eylül 2000, s.16

[10] Örneğin Savaş ve Enternasyonal (1914) ve Barış Programı (1915)

[11] Troçki, Lenin’den Sonra Üçüncü Enternasyonal, s.16

[12] Troçki, age, s.16

[13] Troçki, The Programme of Peace, http://www.marxists.org/archive/trotsky/works/britain/ch11.htm

[14] Almanya’nın maden ve kömür yatakları bakımından zengin Ruhr bölgesinin Fransa tarafından işgali nedeniyle ortaya çıkan kriz

[15] Troçki, The First Five Years of the Communist International, c.2, Monad Press, 1977, s.341-346

[16] Troçki, Lenin’den Sonra Üçüncü Enternasyonal, s.21

[17] Troçki, The First Five Years of the Communist International, c.2, s.346

[18] Troçki, Lenin’den Sonra Üçüncü Enternasyonal, s.15

[19] Troçki, Disarmament and The United States of Europe, http://www.marxists.org/archive/trotsky/works/1929/1929-disarm.htm

[20] Troçki, Emperyalist Savaş ve Dünya Proleter Devrimi, Enternasyonal Yay., Haziran 1979, s.19

[21] Troçki, Disarmament and The United States of Europe