Navigation

İşsizlik Tehdidiyle Yitip Giden Hayatlar

“Maddi durumumuz olmayınca mecburen gittik... Bütün çocuklarım küçüktü. Beri (Berivan) çalışan tek çocuğumdu. Okuyordu, onu burada yalnız bırakamadığım için yanımıza aldık. Beri de çalışıyordu. İş imkânı olsa, ekonomik gücüm olsa kızımı okuldan çıkarıp gitmezdim oralara. Çalışırken boyu kadar çamura batıyordu. Su ve çamur içinde mecburi çalışıyorduk. İmkân olsa insan onca kilometre uzakta çalışmaya gider mi?”

Bu sözler 13 yaşındaki kızı Berivan’ı Antalya’nın Kumluca ilçesinde meydana gelen hortumda yitiren baba Kazım Karekeçili’ye ait. Karakeçili ailesi Türkiye’deki binlerce tarım işçisi aileden sadece biri. Geçim sıkıntısı, işsizlik gibi nedenlerle doğdukları, yaşadıkları toprakları geride bırakıp üç kuruş kazanmak umuduyla yollara düşen ailelerden. Evine ekmek parası götürmek için çıktıkları yollarda tıka basa kamyon, traktör kasalarına istiflenen, bindikleri bu traktör ve kamyon kasaları yollarda mezarları olan tarım işçilerinden.

Babasının Beri’si Berivan da ailesiyle birlikte Kumluca’daki portakal bahçelerinde çalışıyordu. Hortum çıktığında kaçmayı bile düşünemedi. Hayatında hiç görmediği bu olayı izlemeye koyuldu o çocuk aklıyla. Çatıdan kopan sac parçası kafasına çarptı ve oracıkta, ekmek parası kazanmak için geldikleri portakal bahçesinin ortasında can verdi. 2018 yılında 1923 işçi, iş cinayetlerinin kurbanı oldu. Bunlardan 62’si çocuk işçiydi. Üstelik 2018 yılı “çocuk işçilikle mücadele yılı” olarak ilan edilmişti. 2019’un ilk günlerindeyse tıpkı diğer çocuk işçiler gibi Berivan da çalışırken öldü.

Gözünü kâr hırsı bürümüş patronlar sınıfı ve onun has temsilcisi siyasi iktidar her zamanki söylemlerini tekrarladı. İstinasız bütün iş cinayetlerine “kader, fıtrat” diyen, bu gibi söylemleri ağzından düşürmeyen Erdoğan, bunun için de “önüne geçilemeyecek bir doğal afet” demekle yetindi.

İktidara geldiği günden beri AKP, kapitalistlerin çıkarları için yeni yasal düzenlemeler yaparak patronlar sınıfını “prangalarından kurtarmak” için seferber olmuştur. İş Kanununda yapılan değişiklikler, çalışma koşullarını alabildiğine ağırlaştıran torba yasalar, iş kazalarının engellenmesi için çıkarıldığı iddia edilen yasaların önemli maddelerinin yürürlüğe konulmaması ve sürekli ertelenerek ölümlerin görmezden gelinmesi, eğitim sisteminde yapılan düzenlemelerle çocuk işçiliğin önünün açılması da yine bu 16 yıllık dönemde hızlı bir şekilde hayata geçirilmiştir. İktidar, sermayenin ihtiyaçları doğrultusunda ucuz işgücünü temin etmek için milyonlarca işçinin, çocuğun hayatını olumsuz yönde etkileyecek projeleri gündeme getirdi. Ucuz işgücü için genç nüfusa ihtiyaç vardı ve bu nedenle önce oturduğu yerden işçi ailelerine üç çocuk siparişi verdi. Ardından işçi sınıfı için daha fazla sömürü anlamına gelen yasalar çıkarıldı. Stajyer işçilerin ücretleri düşürüldü. İşyerlerinde stajyer çalıştırma zorunluluğu için alt sınır olan 20 işçi 5’e indirildi. Yapboza dönen eğitim sistemi bir kez daha değiştirilerek 4+4+4 olarak düzenlendi. Bunun sonucundaysa 13 yaşında ortaokulu bitirmiş binlerce çocuk, kapitalistlerin daha çok kâr elde etmesi için hazır hale getirildi.

Yaşı da bedeni de minicik yürekler, omuzlarında koca koca yüklerle okula gitmek yerine ekmek parası kazanmak için kendilerini çalışma hayatının içinde buluyorlar. Kârlarını daha çok büyütmekten başka bir şey düşünmeyen patronlar sınıfı, bu küçücük bedenleri iliklerine kadar sömürüyor. Yapılan araştırmalara göre Türkiye’de çocuk işçi sayısı 2 milyona yaklaşmış durumda. Fabrikalarda, inşaatlarda, tarım arazilerinde ve daha pek çok sektörde sigortasız, güvencesiz bir şekilde binlerce çocuk işçi çalıştırılıyor. Dünyadaysa ILO verilerine göre 168 milyon çocuk işçi bulunuyor. Adına kapitalizm denen bu sömürü düzeninde çocuk emeği kapitalizm için cazip bir kâr kaynağı olagelmiştir. Hayat karşısında tecrübesiz, savunmasız olan çocukları sömürmek, ucuza çalıştırmak kapitalistler için daha çok kâr demektir.

Dünya genelinde çocuk işçiliğin dağılımına baktığımızda tarım sektörü çocuk işçiliğin en yaygın olduğu sektörlerin başında gelse de, ağır ve tehlikeli işlerde de çok sayıda çocuk kayıt dışı olarak çalıştırılıyor. Okulda olması gereken bu küçücük bedenler uykulu gözlerle sabahın erken saatlerinde ya da gecenin kör karanlığında işin yolunu tutuyorlar.

Geçim sıkıntısıyla yüz yüze kalan yoksul işçiler, kadın, erkek, çocuk demeden kapitalist cenderenin yarattığı ağır ve güvencesiz koşullarda çalışmak zorunda kalıyorlar. İşçi sınıfının örgütsüzlüğünün ekmeğini yiyen kapitalistler, milyonlarca işçiyi işsizlik kırbacıyla terbiye etmeye çalışıyorlar. Baba Karakeçili’nin anlattıkları da bu durumu en yalın, en acı haliyle özetler niteliktedir. “Diyelim bugün yağmur, fırtına var, bugün çalışamayız dediğimizde ‘bir sonraki gün de biz sizi kabul etmeyiz’ diyorlardı. ‘Yağmur da yağsa, taş da yağsa çalışacaksınız’ deniliyordu. Fırtına kalktı, kızımı aldı götürdü. Yağmurlu günlerde işe gitmeyi reddettiğimizde, içeride kalan paramızdan kesinti yapılıyordu. Bizi işten çıkarmak için bahane arıyorlardı. Zaten sigortamız yok. Günlük çalışıyoruz. Hoşlarına gitmezse bir bahane ile işten çıkarabiliyorlardı. Çalışmamız konusunda zorluyorlardı. Sonunda kızımın hayatına sebep oldular. Günlük zararları için kızım hayatından oldu.”

Berivan, patronların kâr hırsının ne ilk ne de son kurbanı. Kapitalistler işçi kanına doymuyorlar. Patron “çalışmazsanız zarar ederim, taş da yağsa çalışacaksınız” dedi ve küçük Berivan öldü. “Ne denli büyük ya da küçük bir patron olduğundan bağımsız olarak, kapitalist, sermayenin kişileşmiş halidir. Ve insan kılığında iki ayak üzerine dikilen sermayenin ne vicdanı ne utanma duygusu vardır. Onun tek arzusu mümkün mertebe işçinin artık-emeğine el koymak ve palazlandıkça palazlanmaktır.”[*]

Kârına kâr katan kapitalistler hem uzun saatler boyunca hem de sigortasız, sendikasız, güvencesiz bir şekilde neredeyse tüm aileyi çalıştırıyor. İşçiler, kötü çalışma koşullarına itiraz ettiğinde işten atılmakla tehdit ediliyor ya da milliyetçilik zehri sinsice yayılarak diğer işçiler göçmen olanlara karşı kışkırtılıyor, karşı karşıya getiriliyor. İşsizliğin, düşük ücretlerin nedeni göçmen işçiler, Suriyeli işçiler gibi gösteriliyor. Böylece patronlar sınıfı, yapay ayrımları körükleyerek, haksızlığa uğrayan işçilerin bir araya gelmelerinin önüne geçmiş oluyor.

Ekmek parası kazanmak için gittikleri portakal bahçesi kızına mezar olan baba Karakeçili, “kızımı sanki orada bıraktım, bir daha oraya gitmem” diyor. Karakeçili ailesi bir daha o bahçelerde çalışmasa da işçi sınıfına hayatı zindan eden bu köhne düzen devam ettiği sürece başka çocuklar boyu kadar çamurun içine batarak çalışmaya devam edecek. Belki de tıpkı Berivan gibi çalışırken yaşamdan koparılacaklar. İşçi kanıyla beslenen bu kapitalist cendereden çocuklarımızı çekip çıkarmak, dünyayı yaşanası bir yer haline getirmek, örgütlü işçi sınıfının eseri olacaktır. “Aç çocukların dargın yüzlerine benzeyen ellerimiz” kenetlendiği gün, kapitalizmin çarkını yerle bir edeceğiz.