Navigation

Gerçeğe Ulaşmanın Yolu Sormak, Anlamak ve Değişmektir!

Bilinen mühim bir konudur; sınıflı toplumlarda egemen fikirler son tahlilde egemen sınıfın fikirleridir. Egemen sınıfların kendi çıkarlarını yansıtan düşünceler, çağlar boyunca toplumda egemen düşünceler biçiminde sürebilmiş. Böyle bir toplumda alt tabakadan kişiler adeta gözle görünmeyen bir fanusun içinde çoğunlukla egemen olanların fikirlerini tekrar etmişlerdir. Kendilerinin ürettiklerini zannettikleri “bilgiler” de aslında egemen sınıfın çıkarlarını ifade etmiştir. Mücadele tarihine göz attığımızda, egemen sınıfın düşünce kalıplarının dışına çıkan fikirlerin, her dönem baskılanmış, yasaklanmış, şiddetle reddedilmiş olduğunu görürüz. Ama mücadele de, değişim dönüşüm iradesi de hiçbir zaman bastırılamamıştır.

Günümüz kapitalist toplumunda burjuvazi, kitleleri kontrol etmek için her konuda olduğu gibi bilgi kaynakları konusunda da, bilginin üretimi ve yaygınlaştırılmasının araçlarını da kendi tekeline almıştır. Bu nedenle, kapitalizm altında işçilerin ve boyun eğmeyen gençlerin kendi sınıfsal çıkarlarına yarayacak genel ve özel bilgileri elde etme imkânları son derece kısıtlıdır. Gazeteler, internet, sosyal medya ve TV ekranları esas olarak egemen sınıfın denetimindedir. İş saatleri dışında zamanlarını TV karşısında, kahvehanelerde ve çoğunlukla sosyal medyada harcayan genç işçiler, gündelik yaşamda edindikleri bilgileri buralardan sağlıyorlar. Buralarda uçuşan “bilgiler, haberler, videolar” büyük çoğunlukla çarpıtılmış ve esasen dezenformasyon maksadıyla üretilmiştir. Fakat öylesine güçlü yayılmaktadır ki, maalesef kişiler bu bombardıman altında bu bilgilere inanmakta ve doğru kabul etmektedir.

Fakat toplumsal eşitsizlik önceki yıllara oranla geçiştirilemez boyutlara ulaşmış durumda. Çünkü eşitsizlik ve sömürü artık yalnızca toplumsal, siyasal meselelere duyarlı bir kısım insanların kanaatleri değil. Kapitalist sistemin çelişkilerinin kitlerin yaşamında yarattığı olumsuzluklar, artık gizlenemez bir noktaya ulaşmış, mızrak çuvala sığmaz hale gelmiştir. Çelişkiler o kadar büyüktür ki, sınıfsal bakış konusunda henüz yeterince donanımlı olmayan birçok işçi, bildiğini zannettiği şeylerin yanlış olduğunu yeni yeni fark etmeye başlıyor. Keskin çelişkileri anlamaya çalışıyorlar. Meselâ grev ya da direniş deneyimi yaşamış bir işçinin zihninde oluşan sıçramalı değişiklik sayesinde, düzenin verdiği sahte “özgürlük” ve “birey” anlayışı yıkılmaya başlayabiliyor. Genç işçiler, mücadeleye girdikleri andan itibaren emek ve sermaye arasındaki çelişkiyi daha fazla fark etmeye başlıyorlar ya da fark edecekleri zemin güçleniyor. Sermaye sınıfının, medyanın ve tarafsızlığına inandığı kolluk kuvvetlerinin, hükümetin tutumlarına tanık oluyorlar. Diğer taraftan sınıf dostu çevrelerin yaklaşımlarını da bizzat deneyimlemiş oluyorlar. Tabir yerinde ise gerçek dost ve düşmanı tanımaya başlıyorlar. Genç işçiler, kapitalizm altında gerçek özgürlüğün asla mümkün olamayacağının, kolay yoldan paçayı yırtmanın beyhude bir uğraş olduğunun farkına vardıkları andan itibaren sınıfsal gerçeklerin, sınıfsal doğruların çekim alanına girmiş olurlar.

Kapitalist düzen altında özgürlük olamayacağını, özgürlük zannedilen şeyin ücretli kölelikten başka bir şey olmadığını bir işçinin anlamasının yolu Marksist fikirlerle dolmasıdır. Bu ise tek başına, yarım yamalak bilgiler ve deneyimlerle mümkün olabilecek bir iş değildir. Özellikle bilmeyip de bildiğini sanmak tehlikeli bir hastalıktır ve bu hastalığı yenip ileriye doğru adım atmak ancak örgütlülük ve devrimci Marksizm sayesinde mümkündür. Yardım almak, danışmak, kişinin kendisini sınıfsal dönüşüme açması, kapitalizmin gerçekliğinin görülmesi için hayatidir. Aksi halde kapitalizmin yarattığı sis bulutunun arkasındaki gerçeklik görülemez!