Navigation

Hrant Dink Cinayetinin Gerçek Sorumlusu AKP İktidarıdır!

Yazıcı içinYazıcı içine-postayla göndere-postayla gönder
Dink cinayetinde görüldüğü gibi egemen sınıf, işçi sınıfından, halkların kardeşliğinden yana olan sosyalistleri katletmekten çekinmez. Her türlü kumpasla, toplumun gözünde sempati kazanmış insanları acımasızca katleder. İşçi sınıfı hesap soracak durumda olmadığında, genellikle iktidarların yaptıkları yanına kâr kalır. Dink cinayetinde AKP hesabı Gülen cemaatine kesiyor. Gülencileri öne sürerek bu işteki sorumluluğundan kurtulmaya çalışıyor. Bizler zaten egemen sınıfın hükümetiyle, polisiyle, yargısıyla, hiçbir zaman emekçiler için adalet getirmeyeceğini biliyoruz. Bu davanın da tüm “faili meçhullerin” de gerçek sorumlularının gün yüzüne çıkarılması, işçi-emekçi sınıfın her türlü adaletsizliğe, haksızlığa karşı ayağa kalkmasına bağlıdır.

Agos Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Hrant Dink, 19 Ocak 2007 tarihinde gazetesinin önünde kurşunlanarak katledilmişti. Katliamın tetikçisi Ogün Samast ve Yasin Hayal tutuklanmış, ortada örgütlü suç olmadığı, Dink’i vuranların bu suçu örgütlü işlemedikleri, yalnızca iki kendini bilmez oldukları yönünde değerlendirme yapan mahkeme kime hizmet ettiğini göstermiş, perde arkasındaki sorumlular yıllarca ellerini kollarını sallaya sallaya dolaşmışlardı. AKP’nin statükocu-ulusalcı kesimle hesaplaşma içinde olduğu yıllarda, Dink cinayetinde tek sorumlunun kaos ve askeri darbe koşulları yaratmak isteyen ulusalcı kesimler olduğu algısı yaratıldı. Oysa bu algı ancak kısmen doğruydu, resmin bütününü içermekten uzaktı. Bu sayede sahne gerisindeki birçok kilit sorumlu gözlerden saklanmıştı. Dink ailesinin tüm çabalarına rağmen, AKP ile Cemaat arasında iktidar kavgası çıkıncaya kadar, yıllarca emniyet teşkilatı içindeki sorumlulara soruşturma açmak mümkün olmamıştı.

Dink ailesi ve avukatlarının, 15 Mart 2007 tarihinde, cinayette ihmali olan polisler hakkında soruşturma açılması için İstanbul Cumhuriyet Savcılığına verdikleri dilekçenin gereği yerine getirilmemiş, ama bu dilekçeden üç ay sonra Yasin Hayal’in avukatı Dink cinayetinde polisin rolünü ortaya koyan bir ihbar mektubuyla soruşturma açılmasını istemişti. Cinayet ihbarı yapılan Jandarma personelleri hakkında soruşturma açılıp yargılanmaları sağlanmış ama sıra emniyet müdürlerine gelince savcılık gerekeni yapmamıştı.

Dink cinayetinden sonra Emniyet içindeki Fethullahçılarla ilgili her rapor hasıraltı edilirken, son birkaç yıldır süren davalarda gelinen son durumda Emniyet içinde üst düzey yöneticilerin de dâhil olduğu 26 görevli hakkında çeşitli soruşturmalar açıldı, yargılamalar devam ediyor. Emniyet Genel Müdürlüğü İstihbarat Daire Başkanı Engin Dinç, eski İstanbul İstihbarat Şube Müdürü İlhan Güler gibi üst düzey görevliler hakkında “kasten adam öldürmenin ihmali davranışla işlenmesi, görevi kötüye kullanma” suçlarından 15 yıl 6’şar aydan 22’şer yıla kadar hapis cezası isteniyor. Dönemin İstanbul Emniyet Müdürü Celalettin Cerrah ve eski İstihbarat Daire Başkanı Sabri Uzun hakkında “görevi kötüye kullanma” suçundan 6’şar aydan 2’şer yıla kadar hapis cezası isteniyor. Cinayetten sorumlu olan polisler, Dink’in içinde bulunduğu tehdit ortamını bildikleri halde ellerinde yeterli kadro olmasına rağmen cinayeti engellememiş olmak, görevi kötüye kullanmak, tasarlayarak adam öldürmeye yardım etmek, resmi belgeyi gizlemek, yok etmek, resmi belgede sahtecilik yapmak, suçu işleyenlerin yargılamasını yapan mahkeme başkanını ve yargılamayı kontrol altında tutmak, silahlı terör örgütü üyesi ve yöneticisi olmak gibi suçlardan yargılanıyor. Dink’in katliamından sorumlu olan polisler aynı zamanda FETÖ/PDY (Paralel Devlet Yapılanması) silahlı terör örgütü kapsamında da soruşturuluyor.

İddianamede dönemin Emniyet İstihbarat Dairesi Başkanı Ramazan Akyürek, İstihbarat Dairesi C Şubesi Müdürü Ali Fuat Yılmazer ve Şube Müdür Yardımcısı Coşkun Çakar’ın Fethullahçı Terör Örgütü’nün yöneticisi oldukları ileri sürülüyor. Bu üçünün örgütün Emniyet içinde yapılanmasını sağlamak üzere bu cinayeti araç olarak kullandıkları, “cinayete yol verildiği” iddia ediliyor. Cinayetten sonra suçu İstanbul İstihbarat Şubesi’ne yıkma yönünde davrandıkları savunuluyor.

Haziran 2006’ya kadar Trabzon Emniyet Müdürlüğü İstihbarat Şubesi Müdürü olan Engin Dinç, İstanbul İstihbarat Şube Müdürü İlhan Güler’i arayarak Dink’in öldürüleceğini ve ona koruma gerektiği yönünde bilgilendirdiğini, Güler ise bu yönde bir görüşme yapılmadığını iddia ediyor. Devlet kadroları Osmanlı’nın oyunlarını birbirine oynamaya devam ediyor. Her fırsatta Osmanlı geleneğinden geldiğini, ona sahip çıktığını iddia eden AKP hükümeti, bu iktidar için birbirini boğazlama geleneğine de sahip çıktığını gösteriyor.

Haklarında soruşturma açılan, yargılanan polisler Gülen cemaatine yakınlığı ile bilinen ünlü polisler ve şefleri. AKP hükümeti için Emniyet teşkilatında Fethullahçı kadrolaşma bir sır değildi. 2006 yılında dönemin Emniyet Genel Müdür Yardımcılarından Dr. Necati Altıntaş ve Personel Daire Başkanı İbrahim Selvi tarafından, içinde Fethullahçıların listesi olan “Emniyet’te F-Tipi yapılanma” başlıklı bir rapor hazırlanmıştı. Bu raporu hazırlayanlar hakkında soruşturma açılmış, görevlerinden uzaklaştırılmışlardı. Rapor ise işleme konmamıştı. AKP, Fethullahçı kanadın iktidardan daha fazla pay istemesi üzerine, bir zamanlar uzmanlığına ihtiyaç duyduğu bu kadroları temizlemeye girişti.

Yapılan “suçlamalar”la ilgili detaylara bakıldığında, devletin istihbarat birimlerinin çok açık bir şekilde Hrant Dink’e bir suikast yapılacağı bilgisine sahip oldukları görülüyor. Dink cinayeti, AKP’nin ulusalcı-statükocu kesimle hesaplaşmasına ve devleti ele geçirmesine ciddi katkıda bulunmuştu. Dink cinayetinden sorumlu görülen polis şefleri aynı zamanda Ergenekon soruşturmasını yürütüyordu. AKP, sivil ve askeri bürokrasiye karşı iktidar kavgasında, tüm yeteneklerini sergileyen (çeşitli şantaj malzemeleri hazırlama, ortam dinleme, devletin en gizli bilgilerine ulaşacak her türlü yöntemi başarabilme vb.) Fethullahçı kadrolardan sonuna kadar faydalanmış, bunlar kendisine tehdit oluşturmaya başladıklarında ise iplerini çekmiştir.

AKP, Dink davasında beklenen adaleti yerine getiriyormuş gibi bir tablo çizmeye çalışıyor ama burada yine diş bilediği Gülen cemaatine faturayı kesiyor. Katliamdan sorumlu olanlar arasında dönemin İstanbul Emniyet Müdürü Celalettin Cerrah ve İstanbul Valisi Muammer Güler gibi isimler de var. Bunlar AKP ve Erdoğan’a yakın isimler. Fethullahçı oldukları bilinen polisler tutukluyken, AKP’ye yakın olduğu bilinenler korunuyor! AKP, bir dönem iktidar koltuklarına kırmızı halılarla taşıdığı Gülen cemaatini, terör örgütü ilan edip, devlet kademelerinden indirip zindanlara göndermek için uğraşıyor. Geçmişte eli eteği öpülen, “ruhani önder” Fethullah Gülen, bugün, kırmızı bültenle aratılan, Erdoğan’ın ancak hapse tıkıldığında huzur bulacağı “terör örgütünün başı” olmuş durumda. Son birkaç yıla kadar iktidarını perçinlemek için mücadele verirken can ciğer kuzu sarması iken bugün devletin tüm pisliklerinin tek başına sorumlusu ilan edilmiş olan Gülenciler de masumu oynuyor. Asıl sorun şu ki, bugün silahlı terör örgütü ilan edilen Gülen cemaati, geçmişte de sütten çıkmış ak kaşık değildi! AKP “terör örgütü” olduğunu keşfettiği bu örgütle yıllarca etle tırnak gibiydi. Nasıl bir iktidar ki, henüz aralarında bir çatışma yokken bir terör örgütüyle bu kadar can ciğer olabiliyor, çatışmıyor, çıkar ortaklığı için bütünleşiyor! Ama bu “terör örgütü” AKP’nin ipliğini pazara çıkarmaya kalktığında, tüm kamu kurumlarından, devletin tüm teşkilatlarından binlerce görevli zanlı haline geliyor! Tarih boyunca pek çok kez görüldüğü gibi, iktidar savaşlarında dostlar bir gün düşman oluyorlar ve kirli çamaşırlar ortaya dökülüyor!

AKP Gülencileri “silahlı terör örgütü” ilan ederek aslında devlet denen mekanizmanın gerçek niteliğini ifşa etmiş oluyor. Emniyeti, ordusu, yargısıyla burjuva devletin işçiler, emekçiler ve ezilen halklar karşısındaki rolü tam da bu değil mi? Örgütlü bir şekilde mücadele eden kesimleri bastırmak, sindirmek, katletmek, her türlü şiddeti kullanmak, sonra da bunu manipüle etmek için her türlü aracı kullanmak…

İktidar koltuğunu kimseyle paylaşmak istemeyen AKP’nin Emniyet teşkilatı içindeki kadrolarının şu ya da bu kanadının hatta tamamının haberi olmasına rağmen bu cinayeti izlemekten başka bir şey yapmadılar. Hrant Dink’in de, daha sonra katledilen binlerce insanın da hayatına zerre kadar önem vermeyen AKP iktidarı “adalet” adına, Dink cinayetinin sorumluları olarak yalnızca hesaplaşmaya bir türlü doyamadığı Gülencileri öne sürüyor. Bu katliamın bilgisine sahip olan ama AKP’ye hizmet etmekte kusur işlemeyen üst düzey sorumlulardan hesap sormuyor. Elbette maksat sorumluları bulmak değil, “Pensilvanya”yı kodese tıkmak, kökünü kurutmak!

Dink cinayetinde görüldüğü gibi egemen sınıf, işçi sınıfından, halkların kardeşliğinden yana olan sosyalistleri katletmekten çekinmez. Her türlü kumpasla, toplumun gözünde sempati kazanmış insanları acımasızca katleder. İşçi sınıfı hesap soracak durumda olmadığında, genellikle iktidarların yaptıkları yanına kâr kalır. Dink cinayetinde AKP hesabı Gülen cemaatine kesiyor. Gülencileri öne sürerek bu işteki sorumluluğundan kurtulmaya çalışıyor. Bizler zaten egemen sınıfın hükümetiyle, polisiyle, yargısıyla, hiçbir zaman emekçiler için adalet getirmeyeceğini biliyoruz. Bu davanın da tüm “faili meçhullerin” de gerçek sorumlularının gün yüzüne çıkarılması, işçi-emekçi sınıfın her türlü adaletsizliğe, haksızlığa karşı ayağa kalkmasına bağlıdır.