Navigation

Emperyalizm Üzerine

Yazıcı içinYazıcı içine-postayla göndere-postayla gönder

Çeviri Tarihi: Kasım 1995






DÜNYA POLİTİKASINDA BİR DÖNEMEÇ

31 Ocak 1917



Tarih, karşı-devrim dönemlerinde bile duraksamaz. Önceleyen yılların emperyalist politikalarının bir devamı olan 1914-16 emperyalist katliamı boyunca bile tarih ilerliyordu. Geçen yüzyılın altmışları ve yetmişlerinde serbest rekabetin gelişmiş ve ilerici bir gücü olan ve yirminci yüzyılın başlarında tekelci kapitalizme, yani emperyalizme dönüşen dünya kapitalizmi, savaş sırasında sadece mali-sermayenin daha büyük bir yoğunlaşmasına doğru değil, aynı zamanda devlet kapitalizmine dönüşüme doğru da büyük bir adım attı. Ulusal kaynaşmanın gücü, ulusal sempatilerin önemi bu savaş sırasında açığa çıktı, örneğin İrlandalıların bir emperyalist koalisyona, Çeklerin ise bir diğerine yönelmesi gibi. Emperyalizmin zeki liderleri kendilerine şunu söylüyorlar: Şüphesiz, küçük ulusları boğazlamaksızın hedeflerimizi gerçekleştiremeyiz; ancak bunu yapmanın iki yolu var. Bazen, bunu sağlamanın daha güvenilir ve kârlı yolu, politik olarak bağımsız devletler yaratmakla emperyalist savaşta “anavatan savunusu”nun candan ve vicdan sahibi destekleyicilerinin hizmetlerini sağlamaktır; “biz”, şüphesiz mali bağımlılıkları için gerekeni yapacağız! Emperyalist güçler büyük bir savaşa tutuşmuşken, bağımsız bir Bulgaristan’ın müttefiki olmak, bağımlı bir İrlanda’nın efendisi olmaktan çok daha kârlıdır. Ulusal reformlar alanında eksik bırakılmış olanları tamamlamak, bazı durumlarda emperyalist bir koalisyonu içsel olarak güçlendirebilir; bu, örneğin, genel olarak Sosyal-Demokrat partilerin “birliği”nin ve özel olarak da Kautsky ile Scheidemann’ın birliğinin şüphesiz sadık bir destekleyicisi olan Alman emperyalizminin en bayağı uşağı Karl Renner tarafından yeterince hesaba katılmıştır.

Olayların nesnel akışının kendi sonuçları vardır ve tıpkı 1848 ve 1905 devrimlerinin cellâtlarının belli bir anlamda onun hükümlerini yerine getirenler olması gibi, emperyalist katliamın sahne yönetmenleri de belirli devlet-kapitalist reformları, belirli ulusal reformları gerçekleştirmek zorunda kalıyorlar. Dahası, birkaç lokma dağıtarak, savaş ve hayat pahalılığından bıkmış, öfkeli kitleleri pasifize etmek bir zorunluluktur: Neden “silahlanmanın azaltılması”na söz verilmesin (ve hiçbir şekilde kendisini zor duruma sokmayacağından kısmen gerçekleştirilmesin!)? Ne de olsa savaş, ormancılığa benzer bir “endüstri dalı”dır: Ağaçların uygun boyutlara ulaşması ¾yani yeterli bollukta “yemlik asker” yetişmesi¾ on yıllar alır.

Sotsial-Demokrat, no.58

Collected Works, Cilt 23, s.267-68





PARTİ PROGRAMININ REVİZYONU İLE İLGİLİ MATERYALLER’den

Nisan-Mayıs 1917

RSDİP(B) (Nisan) YEDİNCİ TÜM-RUSYA KONFERANS KOMİTESİNCE YAPILAN UYARILAR ÜZERİNE YORUMLAR

Emperyalizm, can çekişen kapitalizm, ölü değil ölmekte olan kapitalizmdir. Emperyalizmin temel özelliği, genel olarak, basit ve saf tekeller değil, değişim, pazarlar, rekabet, krizlerle bağlantısı içinde tekellerdir.

Bu nedenle genel olarak, değişimin, meta üretiminin, krizlerin vb. analizini silmek ve bunun yerine bir bütün olarak emperyalizmin analizini “geçirmek” teorik olarak yanlıştır. Böylesi bir bütün yoktur. Rekabetten tekele bir geçiş söz konusudur ve bundan dolayı program eğer değişimin, meta üretiminin, krizlerin vb. genel analizini ele alır ve gelişen tekellerin buna eklemlenmiş bir betimlenişine sahip olursa, çok daha doğru ve gerçekliğe çok daha uygun olacaktır. Gerçekte antagonistik ilkelerin, yani rekabet ve tekelin bu bileşimidir ki –ki bu emperyalizmin özüdür– son çatırdamayı, yani sosyalist devrimi hazırlar.

Collected Works, Cilt 24, s.464-65





PARTİ PROGRAMININ REVİZYONU’ndan

6-8 Ekim 1917

V

Tüm bolşeviklerin hemfikir olduğu karara göre yeni programda öncelikle ele alınması ve değerlendirilmesi gereken başlıca sorun –emperyalizm sorunu– üzerine sonuçlarımızı ortaya koymak zorundayız. Yoldaş Sokolnikov, konunun parça parça, yani emperyalizmin çeşitli özelliklerinin programın çeşitli kısımları arasında paylaştırılarak ele alınması ve değerlendirilmesinin çok daha yerinde olacağı görüşünü savunuyor. Ben ise sorunu, emperyalizm hakkında söylenebilecek her şeyle birlikte programın özel bir bölümünde veya kısmında ortaya koymanın amaç açısından daha uygun olacağını düşünüyorum. İki taslak da Parti üyelerinin önlerinde ve artık kongre karar verecek. Anlamamız gereken şey, emperyalizmin nasıl ele alındığı ve değerlendirildiği konusunda fikir ayrılıklarının olup olmadığıdır.

Bu bakış açısıyla, yeni programın iki taslağına da göz atalım. Benim taslağımda emperyalizmin ayırt edici beş temel özelliği şu şekilde sunuluyor: 1) kapitalist tekelci birlikler; 2) banka ve sanayi sermayesinin kaynaşması; 3) yabancı ülkelere sermaye ihracı; 4) dünyanın bölgesel paylaşımı, çoktan tamamlanmış; 5) dünyanın uluslararası ekonomik tröstler arasında paylaşılması. (Parti Programının Revizyonu İle İlgili Materyaller’den sonra çıkan Emperyalizm, Kapitalizmin En Yüksek Aşaması adlı broşürümde emperyalizmin bu ayırt edici beş özelliği belirtilmiştir). Yoldaş Sokolnikov’un taslağında aynı beş temel özelliği gerçekten de buluyoruz. Bu, partimizde –bekleneceği üzere– emperyalizm sorunu üzerinde ilkesel olarak tam bir fikir birliğinin olduğunu açıkça ortaya koymaktadır. Zira partimizin bu sorun hakkındaki sözlü ve yazılı pratik propagandası, Bolşeviklerin bu sorunda tam bir fikir birliği içinde olduklarını uzun zamandan beri –ta devrimin başından bu yana– göstermiş durumdadır.

İncelenmek üzere geriye kalan şey, emperyalizm tanımının ve nitelendirilmesinin formüle edilme şeklindeki farklılıklardır. Her iki taslakta da, kapitalizmin emperyalizme dönüşmüş olduğunun tam olarak söylenebileceği zamana özellikle değiniliyor. Ekonomik gelişmenin doğru tarihsel değerlendirilişi ve kesinlik açısından bu tip bir ifadenin gerekliliği güçlükle yadsınabilir. Yoldaş Sokolnikov “geçen yüzyılın son çeyreği boyunca” diyor; bense “yirminci yüzyılın başlarında” olduğunu düşünüyorum. Emperyalizm üzerine yukarıda anılan broşürde, karteller ve sendikalar üzerine özel bir çalışma yürüten bir iktisatçının açıklamalarını alıntılamıştım. Ona göre, Avrupa’da kartellerin tam zaferine giden dönemeç 1900-03 kriziyle ortaya çıkmıştı. Bu nedenle, “yirminci yüzyılın başlarında” demek, “geçen yüzyılın son çeyreği boyunca” demekten daha kesin görünüyor. Bu bir başka nedenden ötürü de çok daha doğru olacaktır. Yukarda anılan uzman ve tüm diğer Avrupalı iktisatçılar genellikle Almanya’nın sağladığı verilerle çalışmalarını yürütürler ve Almanya, kartellerin oluşumu açısından diğer ülkelerin çok ilerisindedir.

Dahası, benim taslağım tekellerden bahsederken şunları söyler: “Kapitalistlerin tekelci birlikleri belirleyici bir önem kazanmışlardır”. Yoldaş Sokolnikov, tekelci birliklere birkaç kez dikkat çekiyor. Oysa yalnızca birinde yeterli ölçüde nettir:

“Geçen yüzyılın son çeyreği boyunca, kapitalist işletmelerde örgütlenmiş üretimin dolaylı ya da dolaysız denetimi, tüm gücü ellerinde bulunduran, bir avuç mali-sermaye kodamanının yönetiminde dünya çapında tekelci birlikler oluşturan birbirine kenetlenmiş bankalar, tröstler ve sendikaların ellerine geçmiştir.”

Burada, öyle görünüyor ki çok fazla “propaganda” mevcuttur. “Popülarite kazanmak için” programda yeri olmayan şeyler, onun içine sokulmuştur. Gazete makalelerinde, konuşmalarda, popüler broşürlerde propaganda zorunludur; ne var ki, bir parti programı, ekonomikliğinin kesinliği tarafından ayırt edilmelidir; gereksiz hiçbir şey içermemelidir. Kapitalist tekelci birliklerin “belirleyici bir önem” kazandıkları ifadesi bana daha tam görünüyor; bu ifade gerekli olan her şeyi belirtmektedir. Çok gereksiz içeriğinin yan ısıra, Yoldaş Sokolnikov’un taslağından yukarıda aktarılanlar, teorik bir bakış açısından da sorunlu ifadeler içermektedir; “kapitalist işletmelerde örgütlenmiş üretimin denetimi”. Yalnızca kapitalist işletmelerde örgütlenmiş olanların mı? Hayır. Bu ifade çok zayıf. Böyle örgütlenmemiş üretim bile –küçük zanaatkârlar, köylüler, sömürgelerdeki küçük pamuk üreticileri vb.– genel olarak bankalar ve mali-sermayeye bağımlı hale gelmiştir. Genel olarak “dünya kapitalizmi”nden bahsettiğimizde (ve yanlış yapmamak zorundaysak, burada tartışabileceğimiz tek kapitalizm budur) tekelci birliklerin “belirleyici bir önem” kazandıklarını ifade edişimiz, başka üreticilerin bu egemenliğin boyunduruğu dışında kaldığı anlamına gelmez. Tekelci birliklerin etkilerini “kapitalist işletmelerde örgütlenmiş üretim”le sınırlamak yanlıştır.

Devam edelim. Taslağında Yoldaş Sokolnikov, bankaların oynadığı rol hakkında aynı şeyleri iki kez yineliyor: ilkin yukarda aktardığımız pasajda ve ikinci kez, mali-sermayeyi “banka ve sanayi sermayesinin bileşmesinin bir ürünü” olarak tanımladığı krizler ve savaşlarla ilgili bölümlerde. Benim taslağımda ise, “devasa boyutlarda yoğunlaşan banka sermayesi sanayi sermayesi ile kaynaşmıştır” deniliyor. Bunu programda bir kez söylemek yeterlidir.

Üçüncü özellik, “yabancı ülkelere sermaye ihracı muazzam boyutlara ulaşmıştır” (benim taslağımda). Yoldaş Sokolnikov’un taslağında, bir yerde ve bütünüyle farklı bir bağlamda, “yeni ülkelerin, aşırı kâr arayışıyla ihraç edilen sermayenin kullanım alanları” olduğunu okurken, bir başka yerde “sermaye ihracı”na yapılan yalnızca bir atıfa rastlıyoruz. Yeni ülkeler ve aşırı kârlar hakkındaki ifadeyi doğru kabul etmemiz oldukça zordur, çünkü sermaye aynı zamanda Almanya’dan İtalya’ya, Fransa’dan İsviçre’ye vb. de ihraç edilmektedir. Emperyalizm altında, sermaye eski ülkelere de ihraç edilmeye başlandı, ve yalnızca aşırı kârlar için de değil. Yeni ülkeler söz konusu olduğunda doğru olan şey, genel olarak sermaye ihracı söz konusu olduğunda doğru değildir.

Dördüncü özellik, Hilferding’in “ekonomik bölgeler için mücadele” dediği şey. Bu terim kesin ve tam değildir, çünkü bu ifade, modern emperyalizmi, ekonomik bölgeler için mücadelenin eski biçimlerinden tamamıyla ayıran şeyi sergilemiyor. Antik Roma bu tip bölgeler için savaştı, Avrupa krallıkları on altı ve on yedinci yüzyıllarda bu tip bölgeler için savaştılar ve sömürgeler elde ettiler; aynısını eski Rusya da Sibirya’yı fethederek yaptı vb. Modern emperyalizmin ayırt edici özelliği (broşürümde dikkat çekildiği gibi) “bütün dünyanın en zengin ülkeler arasında toprak bakımından bölüşülmüş olduğu”, yani, dünyanın çeşitli devletler arasında paylaşımının tamamlanmış olduğudur. Bu durum, dünyanın yeniden paylaşılması için yaşanılan sürtüşmeleri çok daha keskinleştirmekte ve özellikle savaşa yol açan keskin çarpışmaların nedenini oluşturmaktadır.

Tüm bunlar Yoldaş Sokolnikov’un taslağında büyük bir ağız kalabalığıyla dile getirilmiştir ve teorik olarak pek doğru değildir. Fakat dünyanın ekonomik paylaşımını da içeren durumu ifade edişini aktarmadan önce, emperyalizmin beşinci ve son özelliğine değineceğim. İşte bu özelliğin benim taslağımda ifade ediliş biçimi:

“Dünyanın uluslararası tröstler arasında ekonomik paylaşımı başlamıştır”. Politik ekonominin ve istatistiğin verileri daha ayrıntılı ifadelere izin vermiyor. Dünyanın bu paylaşımı çok önemli bir süreçtir ancak yeni başlamıştır. Bu paylaşım, daha doğrusu dünyanın yeniden paylaşımı, toprak olarak paylaşım tamamlandığından, yani artık rakip ulusa karşı savaşmaksızın gasp edilecek “serbest” topraklar kalmadığından muhakkak emperyalist savaşlara yol açacaktır.

Şimdi, Yoldaş Sokolnikov’un programın bu bölümünü nasıl formüle ettiğine bakalım:

“Fakat kapitalist ilişkilerin alanı daha da genişledikçe, sınırları aşarak yeni topraklara ulaştılar. Bu topraklar; meta pazarları, hammadde kaynakları, aşırı kâr arayışıyla ihraç edilen sermayenin kullanım alanları olarak kapitalistlere hizmet veriyorlar. Mali-sermayenin (banka ve sanayi sermayesinin bileşiminin bir ürünü) emrindeki muazzam artı-değer birikimi dünya pazarına akıtılıyor. Güçlü bir şekilde örgütlenmiş ulusal ve kimi durumlarda uluslararası kapitalist birliklerin; pazarın kumandası için, zayıf ülkelerin topraklarına sahip olmak ya da denetlemek için, yani onları acımasızca ezme hakkına tek başına sahip olmak için giriştikleri rekabet, kaçınılmaz olarak en zengin kapitalist ülkeler arasında bütün dünyanın paylaşılması girişimlerine, evrensel ıstıraplara, yıkımlara ve yozlaşmaya neden olan emperyalist savaşlara yol açmaktadır.”

Burada bir dizi teorik hatanın üstünü örten bir yığın sözcükle karşı karşıyayız. Kimse dünyayı bölüşme “girişimleri”nden bahsedemez, çünkü dünya çoktan bölüşülmüştür. 1914-17 Savaşı, dünyayı “bölüşme girişimi” değil, çoktan bölüşülmüş olan dünyanın yeniden paylaşılması mücadelesidir. Savaş kapitalizm için kaçınılmaz bir hale geldi, çünkü ondan birkaç yıl önce emperyalizm dünyayı, bugün artık eskiyen ve savaş tarafından “düzeltilmekte” olan güç ölçeğine göre bölüştürmüştür.

Sömürgeler (“yeni topraklar”) için verilen mücadele ve “zayıf ülkelerin topraklarına sahip olma” mücadelesi, hepsi emperyalizmden önce gerçekleşti. Modern emperyalizm başka bir şey tarafından karakterize edilir, yirminci yüzyılın başında tüm dünyanın çeşitli ülkelerce bölüşülmüş ve işgal edilmiş olması olgusunca. Kapitalizmde, “dünya egemenliği”nin yeniden paylaşılmasının ancak bir dünya savaşı pahasına gerçekleşebilecek olmasının nedeni de budur. “Uluslararası kapitalist birlikler” emperyalizmden önce vardı. Çeşitli ülkelerden kapitalistlerin üye oldukları her anonim ortaklık bir “uluslararası kapitalist birlik”tir.

Emperyalizmin ayırt edici özelliği tamamıyla farklı bir şeydir, yirminci yüzyıldan önce varolmayan bir şey; uluslararası tröstler arasında dünyanın ekonomik olarak paylaşılması, ülkelerin pazar alanları olarak anlaşmalarla paylaşılması. Bu özel nokta Yoldaş Sokolnikov’un taslağında belirtilmemiş, böylece de emperyalizm, gerçekte olduğundan çok daha zayıf gösterilmiştir.

Son olarak, muazzam bir artı-değer birikiminin dünya pazarına akıtılmasından söz etmek teorik bakımdan doğru değildir. Bu görüş, kapitalistlerin hem sabit hem de değişken sermayeyi kolayca realize edebileceğini, ancak artı-değeri realize etmekte zorlanacağını ileri süren Proudhon’un realizasyon teorilerinden birini çağrıştırıyor. İşin doğrusu, kapitalistler, zorluklar ve krizler olmaksızın ne sabit ve değişken sermayeyi ne de artı-değeri realize edebilirler. Örneğin, demir ya da ray stokları dünya pazarına çıkarılırlar ve işçilerce tüketilen eşyalarla ya da diğer üretim araçları (odun, petrol vb.) ile mübadele edilmeleri gerekir.

VI

Yoldaş Sokolnikov’un taslağını incelememizi böylece sonuçlandırırken, önerdiği ve bana göre benimsenip daha da geliştirilmesi gereken çok değerli bir eklemeye dikkat çekmeliyiz. Teknik ilerleme ve kadın ve çocuk emeğinin daha fazla istihdamını ele alan paragrafa şu cümlenin eklenmesini öneriyor: “geri kalmış ülkelerden ithal edilen vasıfsız yabancı işçi emeğinde olduğu gibi”. Bu ekleme değerlidir ve gereklidir. Geri ülkelerden gelen ve daha kötü ücretlendirilen emeğin sömürülmesi özellikle emperyalizmin niteliklerinden biridir. “Ucuz” yabancı işçilerin emeğini utanmazca ve sınırsızca sömürürken, kendi işçilerinin bir kısmına yüksek ücretlerle rüşvet veren zengin emperyalist ülkelerin asalaklığı, bir dereceye kadar bu sömürüye dayanır. “Daha kötü ücretlendirilmiş” sözcükleri ve aynı zamanda “ve genellikle haklarından yoksun olarak” ifadesi eklenmelidir, çünkü “uygar” ülkelerin sömürücüleri her zaman ithal yabancı işçilerin hakları olmayışının avantajlarından yararlanmışlardır. Bu olgu Almanya’da Rusya’dan ithal edilen işçilerde; İsviçre’de İtalyan; Fransa’da İspanyol ve İtalyan işçilerinde vb. sıklıkla görülmektedir.

Belki, sömürgeleri ve zayıf ulusları soyarak asalakça refaha ulaşan en zengin emperyalist ülkelerin bir avuç oluşunun önemini programımızda çok daha güçlü bir şekilde vurgulamak ve çok daha canlı bir şekilde ifade etmek uygun olabilir. Bu, emperyalizmin son derece önemli bir özelliğidir. Bu, emperyalist yağmaya maruz kalan ve büyük emperyalistlerce ezilme ve bölüşülme tehlikesine düşen ülkelerde (Rusya gibi) güçlü devrimci hareketlerin yükselişini belli bir dereceye kadar kolaylaştırmaktadır. Öte yandan emperyalist yöntemlerle birçok sömürgeyi ve yabancı toprağı yağmalayan ve böylece de kendi nüfuslarının (nispeten) çok büyük bir bölümünü emperyalist ganimetin paylaşımının ortakları haline getiren ülkelerdeki esaslı devrimci hareketlerin yükselişini belli bir ölçüde önleme eğilimi de taşımaktadır.

Bundan dolayı, en zenginlerce bir dizi zayıf ülkenin sömürülmesi konusunun taslağımda sosyal-şovenizmin tanımlandığı bölüme eklenmesini önerebilirim. Taslaktaki ilgili pasaj böylece şu şekle bürünür (eklemeler italiktir):

“Böylesi bir sapma, ilkin, sosyal-şovenist (lafta sosyalist gerçekte şovenist) eğilimdir, bir emperyalist savaş peşinden koşan “kendi” ulusal burjuvazisinin yağmacı çıkarlarını gizlemek ve sömürgeleri ve zayıf ulusları yağmalayarak devasa kârlar elde eden zengin ulusların yurttaşlarının ayrıcalıklı konumlarını korumak için “anavatan savunusu” sloganını kullanmaktır. Diğer taraftan buna benzer başka bir sapma ise, aynı ölçekte geniş ve uluslararası bir hareket olan “Merkezci” harekettir, vs.”

Daha kesin bir ifade olması için “emperyalist bir savaşta” sözcüklerini eklemek zorunludur. “Anavatan savunusu”, savaşı onaylamaktan, onu meşru ve haklı göstermekten başka bir şey değildir. Farklı türden savaşlar vardır. Devrimci savaşlar da söz konusu olabilir. Bu nedenle neyi kastediyorsak kesin olarak söylemeliyiz: Emperyalist savaş. Bu şüphesiz anlaşılıyor, ancak yanlış anlaşılmasından kaçınmak için, ima edilmemeli, doğrudan ve açıkça ifade edilmelidir.

Prosveshcheniye, no.1-2

Collected Works, Cilt 26, s.163-69