Navigation

1 Mayıs’a Doğru

İşçi sınıfının uluslararası birlik, mücadele ve dayanışma günü 1 Mayısa doğru ilerliyoruz. 1 Mayıs, tüm toplumsal sorunların kaynağında yatan kapitalist düzene karşı duyduğumuz öfkeyi, ona karşı mücadele azmimizi ve tarihin işaret ettiği sınıfsız, sömürüsüz, savaşsız ve zulümsüz bir dünya hedefine ulaşma özlemimizi coşkuyla haykırmak için bir fırsattır.

Türkiye’de ve dünya genelinde baktığımızda işçi sınıfı bu 1 Mayıs’a sermaye karşısında daha da artmış kayıplarla ve gerilemeyle giriyor. Tarihsel ölçekte bakıldığında kapitalist sistemin dünya ölçeğinde bütünsel bir bunalıma sürükleniyor olması kapitalistler arasındaki rekabeti şiddetlendiriyor ve emperyalist savaşlara yol açıyor. Bu bunalım ve savaş ilk olmadığı gibi, şayet işçi sınıfı dünya çapında iktidarı almazsa sonuncusu da olmayacaktır. Savaşlar ve krizler kapitalizmin doğasında mevcuttur. Spazmlar geçiren bir hasta gibi kapitalizm de sürekli olarak yıkıcı kriz ve savaşlar üretir.

Kızışan rekabet, Türkiye’de olduğu gibi, her yerde işçi sınıfının uzun yıllar boyunca bedeller ödeyerek elde ettiği kazanımların onun elinden bir bir alınmasına yol açıyor. İşçi sınıfının dünya çapındaki örgütsüzlüğü burjuvaziye bu saldırıyı pervasızca sürdürme cesareti veriyor. Artan işsizlik, ücretlerin ve yaşam standartlarının reel olarak düşmesi, buna mukabil artan çalışma saatleri, işçi sınıfının sağlık ve eğitimden daha fazla mahrum bırakılması, örgütsüzleştirilmesi, sosyal güvencelerinin giderek zayıflatılması, mezarda emekliliğe zorlanması vb. hep bunun sonucu.

Bu gidişe dur deyip sermayeye karşı taarruzu başlatabilmenin yolu da bu örgütsüzlüğü her planda aşmaktan geçiyor. Bu zorlu bir görev ve çözümü için kestirme bir yol ya da iksir yok. Kısa vadeli kolaycı beklentilerin ayartıcılığına kapılmaksızın, doğru bir perspektifle, sabır ve sebatla bir duvarcı ustası gibi çalışmak gerekiyor. İşçi sınıfının dünya ölçeğinde yok edilemeyen bir geleneği olan 1 Mayıs’ı bu sorunları gündeme getirecek şekilde değerlendirmeliyiz. 1 Mayıs bunun için bir fırsattır!

1 Mayıs Mitingi Yaklaşırken

1 Mayıs mitingleri her şeyden önce geleneğin yaşatılmasıdır. Bu, işçilerin dünyanın dört bir köşesinde aynı günde eyleme durarak yüz yıldan uzun süredir dünya ölçeğinde yaşayan bir geleneğe bağlanmasıdır. Öte yandan yaşadığımız topraklarda 1 Mayısın yarattığı özel bir gelenek de var. 1 Mayıs 1977’deki katliamla birlikte her yılın 1 Mayıs günü, bu toprakların devrimcileri için dinmeyen bir öfke ve azmin ifadesidir. İkinci olarak başarılı bir miting daha dar anlamda işçilerin kendi kitlesel güçlerini görebilmelerine, özgüvenlerini tazelemelerine hizmet eder. Birlik olunduğunda ne denli büyük bir güç olunabileceğini gösterir. Bu nedenle birleşik, kitlesel, coşkulu ve mücadeleyi yükseltici şekilde yön verilmiş bir miting işçiler açısından önemlidir. Tüm çabalar bunu sağlama hedefine dönük olmalıdır.

“1 Mayıslar dünya işçilerinin kapitalist sisteme karşı birlik, mücadele ve dayanışma zorunluluğunun örgütlü bir biçimde dile getirilmesi ölçüsünde anlam kazanan günlerdir. Çok açık olan bir gerçek var. Dünya işçi hareketinin tarihine bakacak olursak, somut koşullardaki farklılıklar nedeniyle durum ülkeden ülkeye değişse bile, genelde işçi hareketinin gücünün ve enternasyonal örgütlülüğünün daha yükseklerde seyrettiği dönemlerde 1 Mayısların devrimci içeriğine uygun biçimde sahiplenildiğini görürüz. Devrimci durumlarda sınıf hareketi tarihsel anlamı olan mücadele günlerini devrimci yükselişin yeni sembolleri katına yükseltir. Durağan ve olağan dönemlerde ise en iyi ihtimalle genel demokratik ve ekonomik istemlerin dillendirildiği kitlesel yıldönümleri olarak gündemine alır. Türkiye’de bazı sol çevreler tarafından tartışma konusu yapılan devrimci 1 Mayıs ve reformist 1 Mayıs gibi ayrımların Marksist açıdan doğru anlamları da ancak sınıf hareketinin bu tarihi yükseliş ve alçalış dalgalanmaları temelinde bulunabilir.” (Elif Çağlı, 1 Mayısın Ardından, 5 Mayıs 2004, www.marksist.com)

1 Mayısların havası gerçekten de hep içinde bulunulan genel siyasal atmosfer tarafından belirlenmiştir. Bir durgunluk ve gericilik döneminin 1 Mayısları ile devrimci dönemlerin atmosferindeki 1 Mayıslar arasında büyük farklar olacağı kendiliğinden bellidir. Bugün devrimci bir atmosferin olmadığı ve işçi sınıfının genelde son derece örgütsüz bulunduğu koşullarda, ayakları yere basmayan bir “devrimci 1 Mayıs” beklentisi, olsa olsa acı gerçeklerle yüzleşmekten kaçınmanın ve bunların işaret ettiği çetin görevlerden yan çizmenin göstergesi olabilir.

Geçtiğimiz yılki mitinglerin ardından yazılan şu satırlar bize ışık tutmalıdır:

“İşçi sınıfının çeşitli sendikal ve kitle örgütlerinin eylem birliğinin sağlanabilmesi için mücadele edilmeli ve sendika bürokrasilerinin kitlesel eylemleri parçalama eğilimlerine alet olunmamalıdır. Diğer taraftan devrimci örgütlerin kendi aralarında eylem birliğini sağlamaları ve sendika bürokrasilerine daha ileri kararların alınabilmesi doğrultusunda basınç bindirmeleri doğru bir tutumdur. Ne var ki yanlış kararları engelleyebilmek sonuçta bir güç ve örgütlülük sorunudur. Eğer bu açıdan henüz büyük bir yetersizlik söz konusuysa, yalnızca değirmende laf öğütmekle şu ya da bu sendika yönetiminin kararlarının değiştirilebileceğini ummak boş hayalciliktir. Dolayısıyla bazı gerçeklikler artık engellenemeyecek bir biçimde karşımıza dikildiğinde doğru tutum, işçi sınıfının kitlesel eylemlerinde yer almaktır.

Bu yıl İstanbul’da 1 Mayıs mitinginin Taksim alanında yapılması için DİSK ve KESK tarafından başlatılan tartışmalar ve bunun sonucunda ortaya çıkan Türk-İş’ten ayrı miting düzenleme gerçeği işçi sınıfının içinden kopup gelen bir öncü atılımın veya tabandan yükselen bir devrimci basıncın tezahürü değildir. İşçi sınıfının devrimci misyonuna inanan örgüt ve çevrelerin sınıfın kitle eylemlerini daha nitelikli kılma çabası içinde olmaları olumlu bir faktördür ama sınıfın örgütlülüğü henüz çok zayıftır.” (Elif Çağlı, 1 Mayısın Ardından)

Bu yılki 1 Mayıs mitingi için sendikalar cephesinde birlik eğilimi gözleniyor. DİSK’in başını çektiği girişimle, konfederasyonlar ve meslek örgütleri (DİSK, Türk-İş, Hak-İş, KESK, TMMOB, TTB) ortak miting kararını ve yerini (Kadıköy) şimdiden ilan ettiler. Bu durum geçtiğimiz yıllarda sendikaların hep son dakikaya kadar muhafaza ettiği kasıtlı belirsizliği de ortadan kaldırmış bulunuyor. Elbette sendika bürokrasisinde oyun tükenmez. Son dakikalarda bir değişiklik olup olmayacağını önümüzdeki günler gösterecek.

Uyanık olmayı gerektiren bir diğer nokta da, sendika bürokrasisi ve reformist çevrelerden yayılan pis milliyetçi kokudur. Bayrak provokasyonuyla estirilen milliyetçi rüzgâra kâh ortak olan kâh onun karşısında eğilen bu kesimlerin, bir yandan da AB karşıtlığı kisvesiyle mitinge milliyetçi bir renk vermeye kalkışmaları olasıdır. Özellikle Kürt halkına karşı bir nefret kampanyası başlatılmışken ve burjuvazinin statükocu güçlerinin terkisine “yurtseverlik” bayrağıyla binmeyi marifet addeden çevrelerin boy göstereceği açıkken, ezen ulus şovenizmine kararlı biçimde karşı çıkma zorunluluğu özel bir aciliyet kazanmıştır.

1 Mayıs özü gereği enternasyonalisttir. O nedenle bu 1 Mayıs’ta da enternasyonalizmin mesajını en coşkulu biçimde vermeye çaba harcamalıyız. Başka şeylerin yanı sıra işçi sınıfı enternasyonalizminin temel şartlarından birinin de ezen ulus şovenizmine karşı kararlı mücadele olduğunu hatırdan çıkarmamak gerekiyor. AB karşıtlığını mitingin temel siyasi ekseni yapmaya çalışanlar gerçekte isteseler de istemeseler de burjuvazinin statükocu kesimlerinin ekmeğine yağ sürmekte ve Türk şovenizminin arkasındaki bu temel güçle aynı politik eksene oturmaktadırlar.

İşçi sınıfının, şu ya da bu türden burjuva siyasetinin peşinden sürüklenmeyip, kendi bağımsız siyasetini güdebilmesi için temel şart her düzeyde bağımsız örgütlülüktür. O nedenle bu 1 Mayısın temel vurgularından biri işçi sınıfı örgütlülüğünün her düzeyde yükseltilmesi olmalıdır. İşçi sınıfı örgütsüz olduğu için tüm bu politik başlıklarda kendi bağımsız çıkarları doğrultusunda yeterli etki yaratamıyor, kendi bağımsız politik hattını ortaya koyamıyor. O nedenle “Örgütlüysek her şeyiz, örgütsüzsek hiçbir şey!” şiarına özel bir önem vermek gerekiyor.

“Önümüzdeki hedef, işçi-emekçi kitlelerin, devrimcilerin elele vererek ve büyüyerek 1 Mayısları daha da ileriye taşımaları olmalı. Bolşevik kadrolar sınıfın 1 Mayıs bayrağını daha da yükseklere dikebilmek kararlılığıyla şimdiden çalışmaya atılacaklar. Önümüzde yeni bir mücadele dönemi açılıyor. İşçi sınıfı örgütlü gücünü yükselttiği ölçüde burjuvazinin dayatmalarına direnecektir. Sınıf içinde devrimci çalışma meyvelerini vermeye başladığında, burjuvazinin barikatları işçi kitlelerinin Taksim dahil büyük alanları doldurmasını asla engelleyemeyecek. İşçiler burjuvazinin yasaklarını delip geçecekleri gibi 1 Mayıslarda öldürülen tüm sınıf kardeşlerinin hesabını da soracaklar. Bundan kimsenin kuşkusu olmasın!” (Elif Çağlı, 1 Mayısın Ardından)

Kitlesel, Birleşik, Örgütlü 1 Mayıs İçin Alanlara!

Dünyanın Bütün İşçileri Birleşin!

Burjuva Gericiliğine, Irkçılığa, Faşizm Tehlikesine Karşı Militan İşçi Mücadelesi!

Kahrolsun Ezen Ulus Şovenizmi, Kürtlere Özgürlük!

Örgütlüysek Her Şeyiz, Örgütsüzsek Hiçbir Şey!

Emperyalist Savaşlara Hayır!

Yaşasın İşçi Sınıfının Uluslararası Mücadele Birliği!

Kurtuluş Yok Tek Başına, Ya Hep Beraber Ya Hiçbirimiz!

Marksist Tutum

Kaynak: 
Marksist Tutum dergisi, no.1, Nisan 2005