Navigation

Mücadele Gücü

İnsanlığın sömürenler ve sömürülenler olarak sınıflara ayrıldığı ilk zamanlardan beri sınıflar arasındaki mücadele son bulmamıştır. Bir avuç asalağın oluşturduğu bir sınıf; toplumsal üretimden doğan zenginliğin büyük bölümüne el koyarken, toplumun çoğunluğu, kendi emekleriyle üretilen bu zenginliklerin çok azına ulaşabilmiştir. Üreten fakat sömürülen sınıflar bu toplumsal eşitsizliğe karşı tarihte nice mücadeleler vermiştir. Tarih bu mücadelelerden alınacak derslerle doludur.

Mesela bundan binlerce yıl önce yaşanan köleci sistemde, o dönemin egemenleri yani “soylular”, köleliğin kader olduğunu, kölelerin efendilerine hizmet etmek için yaratıldığını savunmuşlar. Köleler her türlü pis ve ağır işi yaparken, soylu olduğunu iddia eden bir avuç sömürücü onların emeğinin yarattığı zenginlikler üzerinde rahat bir şekilde yaşarmış. Köleler bu zalimliğe baş kaldırmasın, kölelik düzeni yıkılmasın diye efendiler yalanı, baskıyı, şiddeti, kırbacı eksik etmezmiş. Ama böyle bir yaşamın kaderleri olmadığını anlayan köleler efendilerin zulmüne defalarca isyan etmekten geri durmamış. Spartaküs’ün önderliğinde bir araya gelen kölelerin isyanı köleci sistemin hüküm sürdüğü Roma Cumhuriyetini derinden sarsmış, yenilmez sanılan nice ordularını yenip dağıtmış. Fakat o dönemin tarihsel koşullarında köleler, efendilerin düzenini sarsmayı başarsalar da sınıfların, efendi ve kölelerin olmadığı, tüm insanların refah içinde yaşadığı adil bir topluma ulaşamadılar. Ama onların mücadeleleri, ileriki çağlarda sınıfsız ve sömürüsüz bir dünya hayal edenlerin nice mücadelesine ilham kaynağı olmuştur.

Efendilerin yıkılmaz dedikleri kölelik düzeni sonunda yıkıldı. Tıpkı bunun gibi, bugün içinde yaşadığımız ücretli kölelik düzeni olan kapitalizm de yıkılacak. Dünyamıza hükmeden, kapitalizm yıkılmaz diyen kapitalist efendiler sonsuza kadar saltanat sürmeyecek.

Avrupa’da doğup gelişen kapitalizm, kendisinden önceki toplumsal yapıları çözdü ve zamanla küresel bir sisteme dönüştü. Bir dünya ekonomisi yaratan kapitalizm, aynı zamanda farklı uluslara bölünmüş olsa da yaşam koşulları, çıkarları, talepleri, mücadele yöntemleri ortak olan dünya işçi sınıfını da yarattı. Marx’ın deyimiyle kapitalizm daha doğarken kendi mezar kazıcısını yaratmıştır. İşçi sınıfı, sınıfsız ve sömürüsüz bir dünyaya yani sosyalizme giden yolu açabilecek tek sınıftır ve şüphesiz bu kapitalizmin yıkılmasıyla mümkün olacaktır. Fakat üretici güçleri geliştirip yeni ve sınıfsız bir toplumun temellerini döşeyen kapitalizm, bugün adeta bir ceset gibi sosyalizmin önünde dikilmektedir.

Çıkışsızlık ve krizlerle sarsılan kapitalizm tarihsel ömrünü doldurmuştur. Kendini ileriye taşıma potansiyellerini tüketmiştir. İnsanlığa, doğaya yıkımdan başka bir şey vaat edemeyecek duruma gelmiştir. Nitekim bugün teknolojinin geldiği düzey, insanların çok daha kısa sürelerle çalışmasına olanak sunuyor. Fakat buna rağmen insanlar hâlâ çok uzun saatler boyunca tükenircesine çalışmak zorunda bırakılıyor. Günümüzde bilim birçok hastalığın kökünden kazınıp yok edilebileceği bir dünyayı yaratabilecek boyuttayken, bunun için değil, insanların yaşamlarını altüst eden öldürücü silahlar üretmek ve geliştirmek için kullanılıyor. Çünkü kapitalizmin altında bilim de teknoloji de burjuvazinin kontrolündedir. Burjuvazinin ise insanlığın sorunlarını çözmek gibi bir derdi olamaz, onların tek derdi kendi kârlarını büyütmektir. Bu sebeple bu sistem altında ne bilim ne de teknoloji insanlığa hizmet edebilir.

Bilimin ve teknolojinin bir avuç kapitaliste değil tüm insanlığa hizmet ettiği, üretimin kâr için değil insanların ihtiyaçları için yapıldığı, insanın doğayla uyum içinde yaşadığı bir sistem, mücadelemizle, örgütlü gücümüzle mümkün olur. İşçi sınıfı, sosyalizme giden yolu açmak için büyük mücadeleler vermiş, nice deneyimler elde ederek bizlere büyük bir miras bırakmıştır. Bizler bu çürümüş düzenden kurtularak aydınlık yarınlara ulaşmak için bu deneyimlerden faydalanmalı, sınıfımızın tarihini öğrenmeliyiz. Ancak bu sayede bugün yaşananları daha iyi kavrar ve mücadele gücümüzü büyütebiliriz.