Navigation

Düşünün... Çünkü Henüz Yasaklanmadı!

Evimin duvarındaki bir fotoğraftaki bu cümle, Schindler’in Listesi filminden alınmış. Yaklaşık iki sene önce bu fotoğrafı görüp almıştım. Her gördüğümde bana çok şey anlatır. Bu cümle aslında bana içinden geçtiğimiz dönemi ve bu dönemde yaşadıklarımızı sürekli olarak hafızamda taze tutmamı hatırlatır. Sadece bir cümle. Ama aslında bizlere çok fazla şey anlatıyor. Schindler’in Listesi filmini birçoğumuz izlemişizdir. Bu film özellikle içinden geçtiğimiz sürecin geçmişteki benzerlerini anlamak adına, Hitler faşizmi zamanında Polonya’da yaşanan gerçek bir hikâyeden uyarlanan anlamlı bir filmdir.

Film, İkinci Dünya Savaşı yıllarında Polonya’da işçilerin ve özellikle de Yahudilerin yaşadıkları dramı açık bir şekilde gözler önüne seriyor. Muhalif, Nazi karşıtı veya Yahudi oldukları için kamplarda milyonlarca insanın katledilmesi acı veriyor insana. Kadın, erkek, çoluk çocuk demeden toplama kamplarına gönderilen insanların çok büyük bir kısmı gaz odalarında veya yakılarak katlediliyor. Almanya, İtalya başta olmak üzere Avrupa’da yaşanan faşist rejimlerin insanlığa ne büyük bedeller ödettiğini asla unutmamak gerekiyor. Özellikle Almanya’da Hitler’in liderliğindeki Nazilerin, her yeri hapishaneye çevirdiği koşullarda eğer mümkün olsaydı düşünmeyi bile yasaklayacakları kesindir. 

Bugün de pek çok ülkede faşist veya otoriter liderler işbaşında. Birçok ülkenin hükümetleri baskıcı, otoriter siyasetler izliyor. Bu ülkede de tek adam rejimi var. Muhalif insanlar, yazarlar ve siyasiler cezaevlerinde. Düzene karşı en ufak bir muhalefet dava sebebi sayılıyor. Hele iktidara söz söylemek neredeyse imkânsız hale gelmiş durumda. Şafak operasyonları ile evler basılıyor, uykusundan uyandırılan insanlar apar topar gözaltına alınıyor. İnsanlar korkutulmak ve susturulmak isteniyor. Sosyal medya paylaşımları dava konusu oluyor. Haktan, hukuktan bahsetmek vatan hainliği, bölücülük ve hatta teröristlik olarak nitelendiriliyor. Hiç vakit kaybetmeden tutuklu yargılama süreci başlıyor. Çoğu zaman en üst mahkemelerin kararları bile yok sayılıyor. Sadece Saray’dan gelen emirler uygulanıyor. Buna uymayan hâkimler, savcılar çeşitli bahanelerle görevlerinden uzaklaştırılıyor.

Filmde çok açık görülen başka bir konu daha vardı. O zamanlarda teknolojik olarak en yaygın kullanılabilen iletişim aygıtı radyo idi. Almanya’da ve işgal ettiği tüm ülkelerde radyolardan yedi gün, yirmi dört saat Nazi propagandası yapılıyordu. Bugün de neredeyse hangi televizyon kanalını açarsanız açın ya iktidar propagandasına ya da yandaşlara denk geliyorsunuz. Bunların dışında kalabilen bir veya iki kanal da yine onları denetleyen ve tümüyle iktidarın elinde olan RTÜK tarafından astronomik cezalarla caydırılmaya, baskı altına alınmaya çalışılıyor. İktidar ne isterse televizyonlarda o yayınlanıyor. Hangi konu hakkında konuşulmaması isteniyorsa hepsi buna harfiyen uyuyor. Milliyetçilik mi kışkırtılacak, hemen “vatan millet Sakarya” sloganları ile bütün kanallarda aynı propaganda malzemeleri yayına veriliyor. Bunlar yetmiyormuş gibi bir de “Kamu Spotu” başlığı altında devlet eliyle hazırlanmış yayınlar servis ediliyor.

Tüm bu yapılanlar şüphesiz ki işçi sınıfı üzerindeki baskıyı arttırmak ve onu sindirmek içindir. Ancak bugüne kadar gelinen süreçte işçi sınıfı her ne kadar sesini fazla çıkarmamış gibi görünse de bunun böyle gitmeyeceği aşikârdır. İşçi sınıfı ne faşizme ne de faşist iktidarlara ilelebet boyun eğmiştir. Yine eğmeyecektir! Tarih bunun pek çok örneğiyle dolu. Geçmişten bugüne ne Mussolini ne Hitler ne de bir başka faşist lider tarih sahnesinde ilelebet kalabilmiştir. Yeter ki düşünelim. Ama sadece düşünmekle de kalmayalım. Çünkü doğru düşünceler ancak örgütlendiğinde güçlenir, hayat bulur. Örgütlenelim, birlik olalım ve sadece baskıcı rejimleri değil, onları yaratan kapitalist sistemi de tarihin çöp sepetine yollayalım. Bunu yapmak ancak ve ancak işçi sınıfının gücünün yeteceği bir iştir. Aynı zamanda işçi sınıfının tarihsel misyonudur. Her fırsatta ve her konuda; düşünelim, sorgulayalım ve örgütlenelim.