Sermaye sınıfı işçi sınıfı üzerindeki egemenliğini baskı araçlarının (yasalar, polis şiddeti, hapishaneler, kimi zaman uygulanan idam cezaları...) yanı sıra pek çok yol ve yöntemle daha önceki egemen sınıfların yaptığından daha incelikli hale getirdi. Çeşitli ideolojik aygıtlar ve manipülasyonlarla, aldatmacalarla, sınıf içindeki din, mezhep, milliyet, cinsiyet, hatta yaş gibi daha birçok farklılıklar üzerinden yapay ayrımlar yaratarak işçi sınıfını bölüp parçalıyor, işçileri birbirine düşman hale getirmeye çalışıyor. İliğine kadar sömürmek, dayattığı çalışma koşullarına razı etmek, ekonomik ve sosyal saldırı politikaları karşısında pasif hale getirmek, örgütlenmesini, birlik olup mücadele etmesini önlemek için çeşitli taktikler geliştiriyor. Yıllarca sınıf olarak hareket etmesinin önünü almak için sınıf kavramı konusunda kafaları bulandırdı, artık eskisi gibi bir işçi sınıfı olmadığını, hatta işçi sınıfının öldüğünü iddia etti. İşçi sınıfını örgütsüzlüğe mahkûm etmek için babasına bile güvenmemeyi, bireyciliği, bencilliği, insani değerlerden uzaklaşmayı körükledikçe körükledi! İdeolojik olarak burjuvaziye teslim olmasını sağlayacak her düşünceyi pompaladığı gibi, neyi sevip neyi sevmeyeceğini, çıkarcılığı, onursuzluğu, utanmazlığı, arsızlığı, empati yoksunluğunu, nefreti, neredeyse tüm insani duyguların yerine parayı, kariyer basamaklarında yükselme hırsını vb. de aşılamaya çalıştı.
Egemenlerin sınıfı bölmek, çeşitli kesimlerini birbirine düşman hale getirmek üzere uyguladığı yol ve yöntemler toplumda yaygın bir etki yaratarak başarılı olabiliyor ne yazık ki! Burjuvazinin uluslararası ölçekteki sosyal saldırılarının ve bunları gerçekleştirmek için kullandığı ideolojik argümanların insanlık dışı yansımalarından biri de “yaşlılardan nefret ediyorum” diyen gençlerin ortaya çıkması, sosyal medya aracılığıyla bunun yaygınlaşmasıdır. Son yıllarda yaşlılara nefretin kusulduğu forum siteleri açılıyor ve buralarda farklı ülkelerden, farklı dillerden ama aynı zehirli dille nefret körükleniyor! Süper zenginler toplumun iliğini kuruturken, bunu değil de yaşlıların topluma yük olduğu konusunda burjuvazinin dillendirdiği argümanları utanmadan tekrarlayan bir genç kesim türe(til)miş durumda. Sosyal medyada “benim nefretim benden önceki jenerasyona”, “tüm nüfus artışının sebebi yaşlılar”, “bebeklere aşı yapılamazken yaşlıları yaşatmak için tonla para harcanıyor”, “yaşlılar cahil, hasta, bitmeyen bakım ihtiyacıyla yükten başka bir şey değildir”, “60’lar ve öncesi doğan nesil, içinde yaşadığımız tüm pisliklerin sorumlusudur” benzeri cümlelerle yaşlılara nefret kusanlara sıkça rastlanıyor.
Yaşlılara yönelik nefret pandemi dönemiyle beraber neredeyse tüm dünyada artış göstermiştir. Koronanın en büyük kurbanı yaşlılar olurken, yoksul ve bakıma muhtaç yaşlıların büyük bir kısmı da ölüme terk edildi. Bu dönemde ölenlerin büyük çoğunluğu 70 yaş üzerindeki insanlar oldu. “Özellikle Avrupa’da ölenlerin ciddi bir kısmı huzurevleri ve bakım evlerinde kalan yaşlılardı. Salgın gündeme girer girmez tuzukuru sınıfların yaşlıları özel doktorları ve hemşirelerini yanlarına alıp Yeni Zelanda gibi ücra yerlerdeki lüks sığınaklarına koşmuşlardı. Hatta gazeteler İkinci Dünya Savaşında kullanılan sığınakların lüks konutlar gibi düzenlendiğini ve koronavirüs korkusundan talebin ve satışın çok arttığını yazmıştı. Türkiye’de de villaların ve şehirlerden uzak lüks konutların satışlarında patlama yaşandı.”[1] Zenginlerin yaşlıları el üstünde tutularak korunurken emekçi sınıfın yaşlıları yasaklar, kısıtlamalar ve bunun çeşitli sonuçlarıyla karşı karşıya bırakıldı. Türkiye’de ilk vakanın tespit edilmesinden on gün sonra 65 yaş üstü yaşlıların sokağa çıkması engellenerek evde dört duvar arasında tutularak fiziksel, psikolojik ve sosyal olarak yıkıma itildiler. Adeta ev hapsine alınmış olan yaşlılar, evden çıktıklarında, parka nefes almaya gittiklerinde salgını yaymakla suçlandılar. Sosyal medyada, internette sokağa çıkan yaşlılarla ilgili yüzlerce haber yapıldı. Sokaklarda gençlerin saldırısına uğrayanlar, üzerine su balonu atılanlar, itilip kakılanlar, alay edilenler, nefret söylemlerine maruz kalanlar oldu.
Pandemide yaşananların yanı sıra, Türkiye’de uzun zamandır rejimin uygulamalarından ve buna karşı anlamlı bir muhalefet yürütülememesinden kaynaklı olarak yaşlı veya emeklilerin yaşanan sorunların çoğunun müsebbibi oldukları yönünde bir algı da yaratılmaktadır. Bu algı operasyonu kimi zaman iktidar, kimi zaman da çeşitli muhalefet kanalları eliyle yapılmaktadır. İktidar tayfasının EYT (Emeklilikte Yaşa Takılanlar) mücadelesi verenlerin tembeller olduğu ya da muhalif kesimlerin AKP’ye oy verenlerin çoğunlukla yaşlılar olduğu yönündeki vurguları, yaşlı ve emeklilere dönük düşmanlık algısını güçlendirmektedir. İktidar, genç yaşlı fark etmeksizin daha ortaokul çağından ölene kadar, işçi sınıfının tüm bireylerini hak hukuk tanımadan, ucuz işgücü olarak çalıştırmaya can atıyor ve emekli etmek istemiyor. İktidarın temsilcileri ve sözcüleri sık sık akla ziyan açıklamalarda bulunup, sınıfın bilinçsizliğinden ve örgütsüzlüğünden yararlanarak onu bu sürece ikna etmek istiyor. Mesela geçtiğimiz Ekim ayında vergi ve sosyal güvenlik mevzuatında değişiklik yapılmasına ilişkin kanun teklifinin TBMM Plan Bütçe Komisyonundaki görüşmeleri sırasında SGK Başkanı Raci Kaya’nın “Türkiye olarak, bütün SGK olarak, toplam aldığım primlerin, bana ödenen primlerin ortalama süresi yirmi yıl, Avrupa’da, Almanya’da bu süre kırk beş yıl, ortalamada da kırk yıl. Bunu niye vurguluyorum? Eskiden mezarda emeklilik deniyordu, 50-55 yaşta ölüyorduk, şu anda 78 ortalamaya gelmişiz” sözlerini sarf etmiş, 2023 yılından beri de emekli sayısının 3 milyon arttığını söylemişti. Emeklilerin çalışanlara yük olduğunu iddia eden bu düşüncelerin amacı emekliye zam yapmamak, işsiz gençlerin, emekli olmak için yıllarca çalışmak zorunda olacakların öfkesini emeklilere ve yaşlılara kanalize etmek, emeklileri yalnızlaştırmak, geçinebileceği bir zam, bir iyileştirme talebini görmezden gelmeyi meşrulaştırmak...
Çoğu yalanlarla bezeli bu tür açıklamaların ardından toplumun daha örgütlü kesimlerinden tepkiler gelse de sosyal medya mecralarında sabah akşam benzer konular işleniyor, sorunlara öfke duyan birçok kesimin ve gençlerin önüne kurban olarak atılıyor yaşlılar/emekliler. Tüm sorunların sorumlusunu, bunları yaratan kapitalizmde aramayıp, zaten bu sisteme yıllarca gençliğini, sağlığını, terini, kanını, tüm ömrünü heba etmiş olan yaşlılarda aramak, bilinçsiz ve örgütsüz emekçilerin ne kadar geriye düşebileceğini, insani duygularını nasıl kaybedebileceğini ortaya koyuyor! Oysa sorunları yaratan yaşlılar aranıyorsa, burjuva sınıfın yaşlıları, yaşlı burjuva siyasetçileri –sınıflarıyla beraber– yaptıkları, yaşadıkları ve dudak uçuklatan ayrıcalıklarıyla gözler önünde durmaktalar! Örneğin Türkiye’de de, yük oldukları ileri sürülen emeklilerin %90’ı 25 bin lira altında emekli maaşı alırken, aylık 273 bin lira alan bir milletvekilinin, aktif görevdeyken aynı zamanda emekli olduğunda 450 bin lira üzerine çıkan maaşı hiç sorgulanmıyor bu nefretle doldurulmuş gençler tarafından!
Sorunları sınıf penceresinden gören, doğru değerlendiren, sınıf mücadelesinin ön saflarında yerini alan gençlerin sayısı yıldan yıla artarken henüz büyük çoğunluk için bunları söylemek mümkün değildir. Çünkü burjuva iktidarlar, çoğu yaşlı temsilcileri ve siyasetçileri aracılığı ile işçi sınıfının gencinin, yaşlısının, çocuğunun başında boza pişirirken sürekli işlettiği propaganda, manipülasyon ve yalanlarla örgütsüz kitlelerin zihinlerini allak bullak eder. Tıpkı “fare çuvalı metaforu”[2] gibi işçi sınıfını birbirine düşürüp, adeta birbirine kırdırır! Gerçeğin kavranmadığı, doğru bakış açısının olmadığı koşullarda, korku ve panik içindeki örgütsüz bireylerin zihinlerinde, sürekli duydukları yalanlar gerçekmiş gibi görünmeye başlar. Doğruları ve yanlışları sınıf perspektifinden gösteren işçi örgütleriyle bağ kurulmadığında, adeta geçmiştekilere rahmet okutan ikiyüzlü, yalan söylemekten zerre kadar çekinmeyen, bugün söylediğini yarın inkâr eden burjuva siyasetçilerin ağzından çıkanlar, burjuva medya ve sosyal medya kanalıyla boca edilen “bilgi” kanalizasyonundan akan pislikler, burjuva dünyası gibi toplumu da giderek çürütür ve kendine benzetir. Bugün burjuva dünyasının mide bulandırıcı, insanı dehşete düşürücü çürümüşlüğünün ne düzeyde olduğunu Epstein belgelerinin seçilerek açıklanmış olan kısmındakiler dahi gösteriyor. O belgelerde Jeffrey Epstein’in Bill Gates’e “yoksul insanlardan tamamen nasıl kurtuluruz” diye sorması bu kapitalist dünyanın insanlık dışı ruhunu ortaya koyuyor!
Elbette ki, gençlerin yaşadıkları sorunların sorumlusunu aramalarından daha doğal bir şey olamaz. Yeter ki bu gerçek bir arayış olsun! O durumda bu dürtü onların öfkesini eninde sonunda içinde yaşadıkları, her sorunun, her pisliğin kaynağı olan, dünyadaki tüm zenginliği eline geçirmiş olan burjuva sınıfına (dünyada 12 milyarderin servetinin dört milyardan fazla insanın toplam varlığından daha fazla olması bunu çarpıcı bir şekilde gösteriyor), kapitalist sisteme yöneltecektir! Bu sistemin ürettiği sorunları yıldan yıla çığ gibi büyüyen gençler, işsiz, geleceksiz, dolayısıyla mutsuz, umutsuz... İş bulabilen aldığı ücret ev kirasına dahi yetmediği için evlenme ya da tek başına ayrı eve çıkma olanağına sahip olamıyor ve anne-babasına bağımlı bir yaşama mahkûm oluyor. Sistem gençlerin üzerine ağır bir yük gibi çökmüş durumda. Gençler artık normal bir işinin, normal bir hayatının, iyi bir geleceğinin olabileceğini düşünemiyor. Türkiye’de genç işsiz oranı (genç kadınlarda %38’in üzerinde, genç erkeklerde %22,8) giderek artıyor. Üniversite bitirdiklerinde bile büyük çoğunluğu kendi alanında iş bulamadığı gibi geçinebileceği herhangi bir iş dahi bulamıyor. Bu yüzden son yıllarda üniversite sınavına başvuru sayısı sürekli olarak düşüyor. Bir kıymeti olmayacak belki de bir kalemde geçersiz sayılacak bir diplomaya sahip olmak için dört-beş yıl kaybetmek yerine bir an önce herhangi bir işte çalışmak isteyen gençlerin sayısı artıyor. Daha güvenceli işlerde vasıf ve deneyim kazanma olanakları zayıflıyor. Nepotizmin ayyuka çıktığı bu dönemde on kişi alınacak bir kuruma umutsuzca on binlerce genç başvuruyor. Devlette güvenceli olduğunu düşündükleri bir işe sahip olmak isteyenler, inanmadıkları halde iktidar partisine yanaşmaya ve yaltaklanmaya zorlanıyor. Rejim bu yolla yanına çektiklerini, önünde azıcık boyun eğenleri kişiliksizleştiriyor ve toplumun muhalif kesimlerine karşı kullanılabilir aparatlar haline getirmeye çalışıyor. Sorumluluk almayı, insanca bir yaşam için mücadeleyi “enayilik”, “boşa harcanacak bir fedakârlık” olarak gösteren burjuva ideolojisi, itildikleri örgütsüzlük koşullarında gençlere yığınla sorun içinde debelenmekten başka seçenek bırakmıyor. Tıpkı bataklığa saplanmış bir insanın tutunacak sağlam bir dal bulamadığında, kurtulmaya çalışırken daha fazla saplanması gibi!
Kapitalist sistemde işsiz, geleceksiz, umutsuz bırakılan gençlerin öfkesi ister iktidarlar ister burjuva muhalefetler aracılığı ile sinsice kendi sınıfına kanalize ediliyor ne yazık ki! Böyle bir hayata duyduğu öfkeyle sosyal medyada veya haber kanallarında bilinçli olarak önüne düşürülen haberlerde yaşadıklarının sorumlusu olarak algılanması istenen yayınların tuzağına düşüveriyor gençler. Kiminde emekliler hedef gösteriliyor, kiminde geçinebilmek için emekli olamayıp hâlâ çalışmak zorunda kalanlar, kiminde ücretsiz ulaşım kartı kullanan yaşlılar… Geçim sorunu yaşayan yaşlılar, emekliler feryat figan ettikçe onlara “ama bunu hakkettiniz, oy vererek iktidarı başımıza getiren sizsiniz” deniyor. İktidarın sözcülüğünü yapan kimi misyonlu ihtiyarların, sokak röportajlarında ekonomiden, işsizlikten dert yanan gençlerin tembel olduğunu, nankörlük yapıp iş beğenmediği için işsiz kaldığını söylemeleri, “telefonunu çıkar, telefonunu çıkar” diyerek de yoksul olmadıklarını teşhir etmeye çalışmaları sosyal medyada milyonlarca paylaşım yaparken, sanki milyonlarca yaşlı aynı düşüncedeymiş gibi bir algı yaratılıyor. Bu tip yaşlılardan da kaynaklı olarak, yaşlıları AKP ve Erdoğan’ın oy deposu olarak gören gençler çoğalıyor.
Kapitalizm, ömrü uzadıkça çürümeye ve çürütmeye devam ediyor; insanı insanlıktan çıkarırken nesiller arasındaki sevgi ve saygıyı da yok ediyor. Sadece maddi yoksunluğu değil, zihin, akıl, duygu, empati yoksunluğunu da derinleştiriyor. Kapitalizmin esiri olan işçi sınıfı kendisine dayatılan zorlu koşullarda hayatta kalma mücadelesi verirken, kültürel olarak da geçmiş dönemin çok gerisine düşmüş durumdadır. Bıraktık dünyada yaşanan sorunlara tepki duymayı, işyerindeki sorunları çözmek için kafa yormayı, birkaç işçi arkadaşıyla bir araya gelip sohbet etmeyi, bir kitap, bir işçi bülteni okumayı; rekabetin, düşmanlığın, herkesin birbirinin kuyusunu kazdığı, sınıf atlama hayallerinin pompalandığı dizi filmleri hipnotize olmuş gibi izlemek dışında hiçbir “kültürel” faaliyette bulunamıyor. Elindeki cep telefonuyla dünyadaki her türlü içi boş akımı, lümpen yaşam tarzını, tabiri caizse her türlü pisliği takip eden, ama dünyada gerçekte ne yaşandığından, anne-babasının evi geçindirebilmek için neler çektiğinden, yaşadığı sınıflı toplumda onu nelerin beklediğinden habersiz yetişen evlatlarına, gençlerine, bıraktık rol model olmayı, zaman ayırıp, söz dinletecek mecali dahi bulamıyor!
Bugün işçi sınıfının kapitalizmin bataklığında kaybolmaya başlayan çocuklarına, gençlerine, tutunacakları işçi örgütleri, yol gösterecek sosyalist fikirler gerekiyor! Değişim ancak, bizzat sorun yaşayanların öznesi olduğu bir mücadeleyle, eylemlilikle, hareketle ve doğru bir örgütlülükle olabilir! Nasıl bir dünyada yaşadığını anlayan, hangi sınıfın unsuru olduğunu kavrayan, dünyanın neresinde olursa olsun kapitalizmin insanı insanlıktan çıkaran bir sömürü sistemi olduğunu ve buna karşı yürütülen mücadelenin içinde olması gerektiğini kavrayan bir genç, sınıfının bu geri durumdan nasıl kurtulacağına kafa yoracaktır, bu yolda emek harcayacaktır. Kendi sınıf unsurlarının gençleriyle de yaşlılarıyla da sevgi ve saygı dolu bir ilişki içinde olacak, dostluk ve dayanışmayla sağlıklı ve mutlu bir insana dönüşecektir! Kuşaklar üzerlerine düşen tarihsel sorumluluğu kavradıklarında, kapitalizmin tuzaklarını bozduklarında, dünyayı değiştirecek güç çığ gibi büyüyecektir!
[1] Derya Çınar, Yaşlılarımızın Ölüm Nedeni Koronavirüs Değil Kapitalist Çürümüşlüktür, 4 Temmuz 2020, https://marksist.net/node/6983
[2] Bir çuval içindeki farelerin çuvalı kemirip dışarı çıkmalarını engellemek için çuvalı belli aralıklarla sallamanın korku ve gerginlik içindeki fareleri birbirlerine saldırmaya ittiğinden, böylelikle çuvaldan kurtulma çabasından uzaklaştırdığından hareketle, bunu egemenlerin kitleleri yönetme yöntemiyle benzeştiren bir metafor.
link: Aylin Dinç, Yaşlılardan Kurtulmak İsteyen Egemenler, Gençleri Onlara Düşman Etmek İstiyor, 27 Mart 2026, https://marksist.net/node/8736



