Teknolojik ilerlemeler ve üretim araçlarındaki gelişme sayesinde tüm insanlığa yetecek, tek bir çocuğu aç bırakmayacak kadar bol yiyecek var dünyada. Ama kapitalizmin insanlığın potansiyellerinin önüne çektiği kalın duvarlar yıkılmadı henüz. Bu yüzden bir tarafta zenginlik yükselirken diğer tarafta yoksulluktan kıvranıyor milyarlarca insan. Ezilenlerin şairi Ahmed Arif’in söylediği gibi “Düşün, uzay çağında bir ayağımız/ Ham çarık, kıl çorapta olsa da biri”. Bir yandan muazzam teknolojik gelişmeler yaşanıyor, diğer yandan tüm bunlara rağmen mantık çerçevesinde asla kabul göremeyecek ağır çalışma koşulları yaşanıyor.
Kapitalist sistemin bu çelişkisinin en açık şekilde somutlandığı yerlerden biri çocuk emeği sömürüsüdür. Bunca gelişime ve berekete rağmen tarlalarda, fabrikalarda, madenlerde minicik bedenlerinin taşıyamayacağı yükler altında kıvranıyor sınıfımızın çocukları. Tüm dünyada işçi sınıfı ücretlerin düşüklüğü, hayat pahalılığı ve enflasyon sebebiyle geçinemiyor. Bu durumda işçi aileleri çocuklarını da erken yaşlarda bir işe vermek zorunda kalıyor. Madencilik, tarım ve daha birçok sektörde çocuk işçiliği devam ediyor.
Dünya devi kozmetik şirketleri de ürünlerinde, özellikle de parfümlerde kullandıkları çiçeklerin üretilmesi ve toplanması için kadın ve çocukların ucuz işgücü sömürüsüne dayanan bir tedarik zinciri kullanıyor. Dünyanın en lüks parfümlerinde kullanılan, güzel kokulu bir çiçek olan yasemin, Mısır’da özellikle belli bölgelerde üretiliyor. Parfüm üreticilerinin yasemin ihtiyacının yarısı Mısır yasemini ile karşılanıyor. Burada aileler geçim zorluğu sebebiyle çoğunlukla çocuklarıyla birlikte tarlalarda çalışmak zorunda kalıyor. Ancak bu iş hiç de çocuklara göre değil. Yasemin çiçeklerinden en yoğun kokunun alınabilmesi için bunların ideal zamanda toplanmaları gerekiyor. Çiçekler gün batımından sonra açıyor ve sabah güneşiyle solmadan toplanıyor, bunun için işçiler gece saat 3-4 sularında tarlalara gidiyorlar. Sinekler arasında gün doğumuna kadar çalıştıktan sonra topladıkları çiçekleri toplama alanlarına götürüp tarttırıyorlar. Bir aile bir gecede topladığı ortalama 1 kg çiçek karşılığında yalnızca 45 Mısır lirası yani 1,40 dolar kazanıyor.
Sabahın köründe çiçek toplamak için uyandırılan 10 yaşında bir kız çocuğu, BBC’nin konuyu işlediği belgeselinde şöyle diyor: “Yaseminlerden nefret ediyorum. Çünkü onlar yüzünden erken kalkmam gerekiyor ve bazen ağaçların altında uyuyorum.” Düşünün, kapitalist sömürü düzeni dünya nimetlerini esirgediği bir işçi çocuğunu böyle güzel kokusu olan bir çiçekten nefret eder hale getiriyor. Bu düzen, gözü dönmüş bir kâr hırsıyla doğayı yağmalıyor, çocuk, yaşlı demeden işçileri sömürü çarklarının arasında öğütüyor. 8-15 yaş aralığındaki çocuklarını sabaha karşı yanında tarlaya götürmek zorunda kalan anneleri ise çocuklarının en temel ihtiyaçlarını bile karşılayamadığını, bu yüzden günde kazandığı 1 dolara dahi çok ihtiyacı olduğunu anlatıyor. “Çocuklarım tavuk ya da balık yemek istediğinde bunu karşılayamıyorum. Onların iyi beslendiğinden emin olmak için ne yapabilirim?” diye soruyor. Yaseminin yoğun kokusu özellikle çocuklarda alerjiye, göz ve solunum yolu rahatsızlıklarına sebep olabiliyor. Hastane ve ilaç masrafları ise aileler için büyük bir yük oluşturuyor.
Mısır’daki Gabriye kentinde birçok yasemin tarlası bulunuyor. Bölgede yaşayan emekçiler için düşük ücretlere rağmen yasemin toplayıcılığı önemli bir geçim kaynağı. Toplanan yaseminlerin esans üretiminde kullanılması için yağ çıkartılıyor. Ardından bu yağ koku üreticilerine satılıyor. Koku üreticileri, L’Oréal ve Estée Lauder gibi kozmetik devleri için üretim yapıyorlar. Bu dev şirketler maliyetleri en aza indirmek için tedarik zincirinin her halkasında düşük ücretleri dayatıyorlar. En altta, yasemin toplama işinde çalışanlara günlük 1,5 doları bile bulmayan bir ücret kalıyor. Üstelik bir şişe parfümün üretim maliyeti (paketleme ve lojistik dâhil) ortalama 3-4 dolarken, satış rakamları yüzlerce doları buluyor. Lüks parfüm üreticileri bu çiçekleri toplayan kadınların ve çocukların emeği üzerinden milyonlarca dolar kâr ediyorlar. Üretim sürecinde sürekli maliyeti azaltma baskısı varken, dünyaca ünlü kişilerle milyonlarca dolarlık reklâm anlaşmaları yapıyorlar. Ürünün maliyetinden çok daha fazlası reklâm ve pazarlama için kullanılıyor.
2024 yılında söz konusu belgeselin yayınlanmasının ardından sektörün devleri ve Mısır hükümeti çocuk işçiliğine karşı olduklarını, eğer üretim zincirinde böyle bir durum yaşanıyorsa bile bunun tercihlerinin ve kendi sorumluluklarının dışında olduğunu söyleyen açıklamalar yaptılar. Çocuk işçiliğini azaltmak adına çeşitli “sosyal sorumluluk” projelerini devreye soktular. Mısır hükümeti 2026-2030 Çocuk İşçiliğiyle Mücadele Eylem Planında yasemin sektörünü stratejik öncelikli alan olarak kabul etti.
Burjuvazi kendisi için tatlı kârlar demek olan çocuk emeği sömürüsünden asla vazgeçmiyor. Dönem dönem demokratik haklar için verilen mücadelelerin artmasıyla bu konuda belli adımlar atmak zorunda kalsa da bugün dünyada hâlâ en az 138 milyon çocuk işçi olduğu biliniyor. Haziran 2025’te açıklanan ILO ve UNICEF raporlarına göre bu çocukların yaklaşık 54 milyonu tehlikeli işlerde çalışıyor. Üstelik burjuva vicdan zirveleri 2025 yılına kadar çocuk işçiliği bitirme hedefi koymuşlardı! 2025’te açıkladıkları raporlarında ise “ilerlemeye rağmen”, rakamlar düşse de çocuk işçiliğin hâlâ yaygın bir biçimde devam ettiğini itiraf ediyorlar. 2000 yılından bu yana, çocuk işçiliğinin 246 milyondan 138 milyona düştüğünü söylüyorlar. Bu düşüşün gerçek olduğu kabul edilirse, çocuk işçiliğini ortadan kaldırma hedefine önümüzdeki beş yıl içinde ulaşmak için ilerleme hızının 11 kat artması gerekiyor. Üstelik kapitalizmin derinleşen kriz koşullarında tüm dünyada reel ücretler düşerken, işsizlik ve yoksulluk artarken, çalışmak zorunda kalan emekçi çocuklarının sayısı azalmayıp artıyor. Bu koşullarda çocukları neredeyse köle emeği olarak kullanmak burjuvazinin işine geliyor.
Yüz milyonlarca emekçinin açlık sınırı düzeyinde gelirlerle yaşamaya mahkûm edildiği kapitalizm koşullarında, çocuk emeği sömürüsünün bitmesi mümkün değildir. Emekçi aileler her gün zorunluluğu artan ölçüde çocuklarını da işgücüne katmak, haneye giren lokmayı arttırmak zorundalar. Tüm dünyada işçi ve emekçiler için gidişat böyledir. Türkiye’de de işçi aileler yoksulluk sınırının altında kalan ücretlerle geçinemedikleri için çocuklarını MESEM’lere göndermek zorunda kalıyorlar. Ağır çalışma koşulları ve yaşanan iş kazaları yürek burksa da başka çarenin olmadığını düşünüyorlar. Oysa çocuk işgücü sömürüsü de dâhil, her türlü emek sömürüsüne son verebilmenin, insanca yaşayabilmenin bir yolu var ve bu yol kapitalizme son vermekten, bunun için işçi sınıfının örgütlü gücünü büyütmekten geçiyor. Kapitalizm yıkılmadan insanca yaşam da mümkün değildir, çocuk işçilik de son bulamaz. Çocuk işçiliğini ancak işçi sınıfının devrimci mücadelesi bitirebilir.
Çocuklar gecenin köründe sıcak yataklarından çıkıp çalışmak zorunda kalıyorsa, bunun karşılığında karınları bile doğru düzgün doymuyor, iyi beslenemiyorlarsa yaşanası bir dünyadan söz edemeyiz. Oyun oynayamadığı, okula gidemediği için dertlenen, mis kokulu çiçeklerden nefret eden çocuklar varsa bu düzen yıkılmalıdır! Tüm insanlık için bolluk ve bereket üreteceğimiz, çocukların doyasıya mutluluk içinde yaşayabileceği bir dünyayı kurmak işçi sınıfının mücadelesiyle mümkün olacak. Görevimiz, hayalini kurduğumuz güzel yarınlar için mücadeleyi bugünden örmek, halka halka ileriye taşımaktır.
link: Filiz Uğur, Yasemin Kokusu Ardına Saklanan Sömürü Düzeni, 6 Mart 2026, https://marksist.net/node/8717
Mücadele Kadını Özgürleştirir
Emperyalist Savaşlara Karşı Yaşasın 8 Mart’ın Mücadele Ruhu!





