Mart, kışın son gölgesini de geride bırakıp güneşin yüzümüze döndüğü aydır. Bizlere baharı müjdeleyen, çıplak dalları sabırla tomurcuklandıran, toprağın solgun örtüsünü yeşile çeviren ve kuşların ötüşünü kulaklarımızda melodiye dönüştüren aydır. İçimizi saran bu coşku, heyecan yalnızca bahara ait değildir; işçi sınıfının mücadele tarihinde önemli bir yeri olan 8 Mart’ı da barındırır içinde.
8 Mart’ın kökeni özellikle 1800’lü yılların sonlarına doğru başlayan sınıf mücadelelerine dayanır. Kadın işçilerin uzun çalışma saatlerine ve düşük ücretlere karşı başlattığı grevlere, erkeklerle aynı işi yaptıkları halde daha az ücret dayatmalarına karşı çıkmalarına, doğum ve emzirme izni için mücadele etmelerine dayanır. Ekim Devriminin saflarında yer alan, çocuklarına ekmek talebiyle sokaklara dökülen kadınların mücadelesini anlatır 8 Mart. Bu sebeple kadın işçilerin, emekçi kadınların sömürüye karşı mücadelesinin simgelerinden biridir.
Aradan geçen yıllara rağmen işçi sınıfının, emekçi kadınların karşı karşıya olduğu sorunlar ortadan kalkmış değil. Bugün dünyamız emperyalist savaşların, derinleşen eşitsizliklerin ve sömürünün gölgesi altında. Giderek yayılan savaş alevleri, bu kez işçi ve emekçileri zaten yıllardır faşist Molla rejimi altında yoksullukla, baskılarla nefessiz bırakan İran’a ulaştı. Bu emperyalist savaşlar nerede olursa olsun kentler yıkılıp yakılıyor, okullar, hastaneler bombalanıyor. Enkazın altında kalan ise hep bizim sınıfımızın insanları oluyor. Binlerce insan yerinden, yurdundan edilerek göç yollarına sürükleniyor ve beraberinde açlık, yoksulluk ve işsizlik artıyor.
Savaş, şüphesiz kadınıyla erkeğiyle tüm emekçiler için zordur ama emekçi kadınlar için daha da zordur. Çürümüş, köhnemiş bu sistem biz emekçiler için gelecek vadetmiyor. Ayakta kaldığı sürece üçüncü emperyalist paylaşım savaşına yeni halkalar ekleyerek yaşamlarımızı soldurmaya devam edecek. Tarihimizden aldığımız derslerle 8 Mart’ı emperyalist savaşlara, yoksulluğa, yozlaşmaya, kapitalist sömürüye karşı mücadele günü olarak öne çıkarıyoruz, kadınıyla erkeğiyle işçi sınıfımızın bir mücadele günü olarak sahip çıkıyoruz. Çünkü böylesi bir dönemde emperyalist egemenlere karşı örgütlülüğümüzü büyütmek, birlikte mücadele etmek her zamankinden daha elzem.
Uluslararası Emekçi Kadınlar Gününün bugünün işçi kuşaklarına bir mücadele günü olarak miras bırakılmasında büyük emeği olan Clara Zetkin kadının kurtuluşunu işçi sınıfının kurtuluşunun ayrılmaz bir parçası olarak görüyordu. Ona göre kadınların özgürlüğü ve eşitliği emperyalist savaşların yıkımına, sömürü ve cinsiyet ayrımcılığına yani kapitalist düzene karşı birlikte mücadele ederek sağlanabilirdi. Bu sebeple bizlere düşen görev Clara Zetkin ve mücadele arkadaşlarının yarattıkları mirasa sahip çıkmak ve onların bugünümüze tuttuğu ışığı geleceğe taşımak. Ancak bu şekilde kapitalist sistemin yarattığı sorunlardan, emperyalist savaşların yıkımlarından kurtulabiliriz. 8 Mart’ın mücadele ruhuyla sömürüsüz, savaşsız, barış ve kardeşlik dolu bir dünya düşümüzü, tıpkı Mart’ın baharı müjdelemesi gibi yeşertebilir, hak ettiğimiz dünyayı hep birlikte kurabiliriz!
Yaşasın 8 Mart! Yaşasın İşçilerin Örgütlü Birliği!
link: İstanbul/Avcılar’dan MT okuru bir kadın, Emperyalist Savaşlara Karşı Yaşasın 8 Mart’ın Mücadele Ruhu!, 7 Mart 2026, https://marksist.net/node/8719
Yasemin Kokusu Ardına Saklanan Sömürü Düzeni
Geçmişten Geleceğe 8 Mart Ruhuyla Mücadeleye!





