İçinden geçtiğimiz dönemde kapitalizmin tarihsel krizinin ve emperyalist savaşın etkileri günden güne daha da yakıcılaşıyor. Ekonomik kriz de derinleşiyor. Dünyanın her yerinde bu krizler ve ciddi sonuçları işçi sınıfını derinden etkiliyor. Türkiye’de patronlar “zarar” ettiklerini söyleyerek işçi sınıfına bedel ödetmek istiyorlar. Bir yandan biz işçiler için ekonomik koşullar daha da kötüye giderken, diğer taraftan siyasal koşullar da gericileştikçe gericileşiyor. Yanı başımızda hız kazanarak ilerleyen Üçüncü Dünya Savaşı, dünyanın her yerinde biz işçi ve emekçilerin daha da baskıcı rejimlerle yüz yüze kalmasına neden oluyor. Burjuvazi, işçi sınıfının haklarına saldırırken, savaşlarla ortalığı yakıp yıkarken bizi korkutup sindirmek için otoriter rejimlere başvuruyor.
Tüm bu baskıcı politikalardan en çok zarar görenler ise toplumun en dezavantajlı kesimi olan emekçi kadınlar ve çocuklar oluyor. Kriz ve haksız savaşlardan en ağır darbeyi işçi sınıfının kadınları ve çocukları alıyor. İktidarlar toplumu zapturapt altında tutmak için ilk önce kadınların var olan haklarına saldırıyorlar. Kriz dönemlerinde ilk kadın işçileri işsiz bırakıp evlerine gönderiyor egemenler. Baskıcı rejimlerini pekiştirmek için en çok kadınların üstüne gidip, kadınları toplumun her alanında kısıtlıyorlar. Egemenler işçi sınıfının kadınlarından bir yandan kendi politikalarına itaat etmelerini beklerken, diğer taraftan da kadınlar üzerinden tüm topluma şekil vermek istiyorlar. Burjuvazinin tüm bu saldırılarına karşı durmak için biz kadınların mücadele etmek dışında bir seçeneği yok. Haksız savaşlara, baskıcı rejimlere, yoksulluğa karşı biz kadın işçiler bir araya gelip mücadele edemezsek bizi çok daha ağır bir yıkım bekliyor. Kadın işçiler olarak kendimizi, ailemizi, çocuklarımızı bu düzenden ve bu düzenin tüm bu pisliklerinden korumak için korkup sinmek yerine mücadele etmeyi seçmeliyiz.
Mücadele kadını özgürleştirir. Mücadele eden kadın düzene teslim olmak yerine, bu düzeni değiştirmek için sorumluluk alır. İşçi sınıfının tarihi de bunun sayısız örnekleri ile doludur. İşçi sınıfı nice karanlık ve faşist rejimleri yaşadı, nice haksız savaşlarda bedel ödedi. Öte yandan ise nice hak arama mücadeleleri verdi, nice zaferler kazandı. Kadın işçiler de işte tüm bu yenilgi ve zaferler içinde erkek işçi kardeşleri ile birlikte mücadelenin içinde hep yerini aldı, nice kazanımlar elde etti. Sınıf mücadelesinin her yükselişinde o da kavgada yerini aldı. Tıpkı Birinci Dünya Savaşının ateşi ortalığı kasıp kavururken Rusya’da 8 Mart’ta sokağa çıkan kadın işçiler gibi. Ekmek için sokağa çıkan kadın işçiler mücadele ettikçe talepleri siyasallaştı. Ve sorunun kaynağının bu düzen olduğunu gören kadınlar savaş karşıtı sloganlar atmaya başladılar. Bugün de içinden geçtiğimiz dönemde biz kadın işçilerin kurtuluşunun tek yolu mücadeledir. Erkek sınıf kardeşlerimizle birlikte bu gidişata karşı mücadele etmek bugün bizim için bir tercih değil zorunluluktur. Haksız savaşlar son bulsun istiyorsak, daha adil bir dünyada yaşamak istiyorsak, bu düzenin yıkılmasını istiyorsak biz kadınlar mücadeleye her zamankinden daha sıkı sarılmak zorundayız.
link: Gebze’den kadın bir metal işçisi, Mücadele Kadını Özgürleştirir, 6 Mart 2026, https://marksist.net/node/8716
Marx’ın Kapital’ini Okumak, III. Cilt /31
Yasemin Kokusu Ardına Saklanan Sömürü Düzeni





