Navigation

İşçi Evden Çalışsın, Patronların Masrafları Azalsın!

Kapitalistler, işçi sınıfının çalışma koşullarına yönelik olarak planladıkları değişimleri hayata geçirmek için her fırsatı kullanıyorlar. Bunların en önemlilerinden olan esnek çalıştırma, uzaktan ve evden çalışma biçimleri de koronavirüs salgını sürecinde dünyanın her yerinde çalışma yaşamında daha çok yer almaya başladı. 1980’li yıllarla birlikte başlayan çalışma biçimlerinin esnekleştirilmesi yönündeki değişimler neoliberalizm olarak adlandırılan işçi sınıfına saldırı politikalarının önemli bir parçasıydı. Esnek ve güvencesiz çalıştırmanın yaygınlaşması, çalışma saatlerinin uzaması, ücretlerin düşmesi, sosyal hakların gasp edilmeye başlaması ve bunların karşısında örgütlü bir gücün oluşmaması için sendikal hakların ve özgürlüklerin tırpanlanmaya çalışılması bu dönemin karakteri olmuş, 2000’li yıllarla birlikte ise işçi sınıfına yönelik saldırılar şiddetini daha da artırarak devam etmişti.

Bu çalışma biçimlerinden biri olan uzaktan çalışma veya evden çalışma da yıllar içinde bilgi ve iletişim teknolojilerinin gelişmesiyle belli alanlarda sermayenin giderek daha fazla dayattığı bir çalışma biçimi haline geldi. Son yıllarda özellikle ABD’de ve İngiltere’de giderek çok daha fazla sayıda işçi evden çalışmaya başladı.

Tüm dünyayı etkileyen kriz koşullarında ise, burjuvazi, koronavirüs salgınını da bahane ederek özellikle beyaz yakalı işçilerin çoğunu evlerine gönderip evden çalışmayı yaygınlaştırdı. Dünya genelinde Covid-19’la insanlar öylesine korkutuldu ki, işçilerden gelebilecek potansiyel dirençler bu bahaneyle kırılmış oldu. Teknoloji şirketlerinde, banka ve sigorta gibi finans şirketlerinin çoğunda, eğitim sektöründe vb. de beyaz yakalı işçilerin önemli bir kısmı bu dönemde evden çalıştırıldı. Bu süreçte büyük şirketlerden ardı ardına uzaktan çalışmayı kalıcılaştırıcı açıklamalar gelmeye başladı. Örneğin Facebook uzun vadeli bir eğilim olarak uzaktan çalışmaya daha çok ağırlık vermeyi planladıklarını açıkladı. Aynı şekilde Twitter, isteyen çalışanlarının “sonsuza dek” evden çalışabileceğini söylerken, Google çalışanlarının yılsonuna kadar evden çalışabileceğini açıkladı. Yakın bir tarihte teknoloji şirketi Fujitsu, Japonya’daki binalarının kapasitesini yarıya indirip evden çalışma sistemini kalıcı hale getirerek ülkedeki 80 bin çalışanına evden çalışma “imkânı” tanıyacağını duyurdu. Türkiye’de de örneğin Koç Holding pandemi sürecinde 30 bine yakın çalışanını uzaktan çalıştırdığını ve bundan sonra da haftada bir gün evden çalışmayı kalıcı hale getireceğini açıkladı. Tanınmış bu şirketlerin yanı sıra daha pek çok şirketin de işçilerin evden çalışmasına yöneldikleri, yönelecekleri açık.

Son yıllarda beyaz yakalılar nezdinde cazip kılmak için uzaktan çalışmanın faydalarına dair pek çok haber, araştırma yayınlanıyor. Bu haberlerde, beyaz yakalılar için uzaktan çalışmanın “yükselen bir trend” olduğu vurgusu yapılarak bu çalışma biçiminin “faydaları” anlatılıyor. Evden çalışan insanların daha üretken oldukları, işe gidiş gelişlerde harcadıkları yol parasında, dışarıda yedikleri yemeklerden, çocuk bakımı için harcadıkları paradan daha fazla tasarruf ettikleri söyleniyor! Evden çalışma ortamının sağladığı esneklik sayesinde işçilerin daha mutlu ve daha az stresli bir iş-yaşam dengesi sağlayacağı ifade ediliyor.

Bu araştırmalar, haberler ne derse desin, kimin daha çok kazandığı, kimin daha çok tasarruf ettiği ve kimin daha mutlu olduğu gerçeği ortadadır. Kapitalistler allayıp pullayıp iyi bir şeymiş gibi gösterdikleri uzaktan çalışmada işçiler üzerinde ciddi bir denetim mekanizması kuruyorlar. Evden çalışan insanların bütün zamanını bilgisayar başında geçirmesi isteniyor ve bu durum çeşitli yollarla sağlanıyor. Hatta bununla yetinmeyip, işçileri gece geç saatlere kadar süren toplantılara mecbur edip ve yetişmesi gereken işlerin basıncını üzerlerine bindirip işyerinde çalıştığından daha fazla çalışır hale getiriyorlar. Böyle olunca da kapitalistlerin gözünde daha üretken oluyor bu insanlar!

Tasarruf konusunda da işçilerin değil patronların lehine bir durum olduğu ortadadır. İşçileri evlerine gönderen kapitalistler ofis kiralarından, elektrik, yol ve yemek gibi pek çok masraflarından ciddi miktarlarda tasarruf ederlerken, bu masrafların bir kısmı işçilere yüklenmiş oldu. İşçilerin bütçelerindeki elektrik, su, yemek gibi kalemlerde büyük artışlar oldu. Üstelik bazı işçiler evden çalıştıkları bahanesiyle ücretleri düşürülmüşken bu durumla karşı karşıya kaldılar. “Daha mutlu ve daha az stresli bir iş yaşam dengesi sağlanacağı” konusunda da yalanlar devam etmektedir. Evlerinde çalışan işçilerin iş yaşamıyla özel yaşamının birbirine karıştığı, mesai saatlerinin belirsizleştiği ve de bir kısmının aldığı ücretlerin düştüğü koşullarda nasıl mutlu ya da stressiz olduğunu düşünebiliriz?

Tüm bunların yanı sıra çok önemli bir başka sorun daha vardır. Kapitalistler işçileri uzaktan çalıştırarak, aynı zamanda onları atomize edip yalnızlaştırarak diğer işçi arkadaşlarıyla bir araya gelmelerini ve örgütlenmelerini engellemek istemektedirler. Bugün dünyada milyonlarca insanın evden çalıştığı düşünülürse bu durum örgütlü mücadelenin önünde önemli bir sorundur. Nitekim tam da kapitalizmin büyük bir kriz yaşadığı bu dönemde örgütlenmenin yakıcı önemi daha da artmışken, burjuvazi bu çalışma biçiminin oluşturduğu fiziki engellerle işçilerin örgütlenmesinin önüne geçmeye çalışmaktadır.

Kapitalistlerin niyeti böyle olsa da işçi sınıfı bu engellerin üstesinden gelerek, örgütlenmenin ve mücadele etmenin yollarını bulma kapasitesine sahiptir. Bugün her türlü zorlayıcı koşula rağmen, dünyanın pek çok ülkesinde işçiler ve emekçiler değişim arzusu ile sokaklara milyonlar halinde dökülebilmişlerdir. Bu gösteriler önümüzdeki süreçte daha da gelişecek işçi sınıfı mücadelelerinin habercisidir aynı zamanda. Türkiye’de de belki emekçiler bu dönemde onca saldırıya rağmen sokaklara dökülememişlerdir ama yaşadıkları hayattan memnun olmayan kocaman bir kitle olduğu da sır değildir. Esnek çalışmaya zorlanan, güvencesiz çalışan, düşük ücretlerle uzun saatler çalışan kocaman bir kitle. Üstelik bu işçilerin sadece ekonomik şartları kötüye gitmemekte, demokratik, sendikal, siyasal hak ve özgürlükleri alabildiğine kısıtlanarak üzerlerindeki baskılar gün be gün artmaktadır. Bu koşulların ve dünyada mayalanan ve gelişen mücadele eğiliminin etkisiyle Türkiye işçi sınıfı da eninde sonunda mücadele saflarında yerini alacaktır.