Navigation

Cezaevleri Kaşıkla Boşaltılırken Kepçeyle Dolduruluyor

Geçtiğimiz ay CHP’li bir milletvekili TBMM’ye cezaevlerindeki tutuklu ve hükümlülerin istatistiki verilerinin açıklanmasına dair bir soru önergesi vermiş, Adalet Bakanı Abdülhamit Gül de bu önergeyi yanıtlamıştı. Bakan Gül’ün soru önergesine verdiği yanıttaki bilgiler güncel olmadığı halde çok çarpıcıydı. Türkiye’de toplamda 355 cezaevi (8 Ekim 2019 itibariyle) olduğunu söyleyen Bakan, ayrıca 17 Temmuz 2019 tarihi itibariyle de cezaevlerinde 232 bin 342 hükümlü ve 48 bin 752 tutuklu olduğunu açıkladı. Yine bu açıklamaya göre son beş yılda muhtelif tipte 94 cezaevi inşa edilip “hizmete” açılmış! Ne hizmet ama!

Bilindiği gibi AKP ve MHP tarafından 31 Martta Meclis Başkanlığına infaz yasa teklifi sunulmuş ve bu teklif TBMM Genel Kurulunda kabul edilmişti. İktidar iki yıldır cezaevlerine dönük “af” planlarını hayata geçirecek fırsatı gökte ararken yerde bulmuştu! Koronavirüs bu anlamda da “Allah’ın bir lütfu” olmuş ve virüs gerekçe gösterilerek cezaevlerinin doluluğu, cezaevlerinin büyük bir risk altında olduğu, buralarda salgının kontrol altına alınamayacağı –muhalefetin de desteğiyle– söylenerek bu mesele gündeme oturtulmuştu. Erdoğan’ın onayından geçen yasanın 15 Nisanda yürürlüğe girmesiyle aynı gün cezaevlerinde tahliyeler başladı. Birkaç gün içinde 90 bin civarında tahliye gerçekleşti. Kapalı cezaevlerinde bulunan ve infaz indirimleri ile üç yıllık denetimli serbestlikten faydalanan 10 bin kişinin ise doğrudan tahliyesine karar verildi. İzinli 50 bin civarındaki mahkûm izin süresi sona erince açık cezaevlerine geri dönecek. Diğerleri ise yargı süreçleri tamamlandığında “denetimli serbestlik ve şartlı salıverilme” düzenlemesinden yararlanacak. Adalet Bakanı ikişer aylık periyotlarla bu izin sürelerini üç kez uzatabilecek, nitekim geçtiğimiz günlerde üçüncü kez bu süreyi uzattı.

Bazı suçlarda infaz indirimine ve denetimli serbestlik süresinin 3 yıla çıkarılmasına da olanak veren yasa değişikliği, siyasi tutsakları ve tutukluları kapsamayıp kişiye karşı işlenen suçlarla ilgili bir af niteliğinde olduğu için muhalefet tarafından eleştiriliyordu. Katiller, tecavüzcüler, hırsızlar serbest bırakılırken, gazetecilerin içerde tutulduğuna işaret eden CHP, “af yasası” olarak bilinen düzenlemenin 14 maddesinin iptali için Anayasa Mahkemesine iki kez başvuruda bulunmuş, yasanın TBMM’de en az 360 milletvekilinin oyuyla kabul edilmesi gerektiğini belirterek gerekirse iptali için harekete geçmişti. “Düşüncesini sosyal, görsel ve yazılı medya yoluyla paylaşan bundan yararlansın. Hırsız, arsız, uğursuz, gaspçı infaz indiriminden yararlanırken, düşündüğünü Twitter’dan yayımlayanın bu indirimden yararlanmaması hakkaniyetlik ilkesine uymaz. Mitinge katılma, toplantı yapma, kitap yazma, hatta basılmamış kitaptan ceza alanlar bu indirimden yararlansın” diyen CHP, (PKK ve “FETÖ” davalarından içerde olanları hariç tutacak) yeni bir düzenlemenin yapılmasını istiyor.

Muhalefetin ısrarlarına rağmen iktidar kimlere af getirildiğine dair bilgi vermese de görünen köy kılavuz istemez. Salgın gerekçesiyle yasalaşan infaz paketi kapsamında Ankara Sincan Cezaevinden 16 Nisanda tahliye edilir edilmez Erdoğan ve Bahçeli’ye teşekkür mektubu döşeyen Alaattin Çakıcı da vardı. Rejim çıkmaza girdikçe, baskıyı yalnızca kurumları aracılığı ile değil, sokak çeteleriyle de gerçekleştirip yeri geldiğinde kirli işlerden sıyrılmak istiyor. Nitekim İzmir Torbalı’da cezaevinden çıktıktan birkaç gün sonra bir arkadaşını kafasını taşla ezerek öldüren bir kişi ne tipte suçluların salıverildiğinin ipucunu veriyor.

İktidar cezaevlerini canhıraş doldururken, kimi zaman bu doluluk meselesini, son düzenlemede de olduğu gibi kendi planları için kullanışlı hale getirmek için gündeme getiriyor. İşsizlik, yoksulluk, umutsuzluk, bıkkınlık kendi tabanını bile daha fazla erittikçe, toplumu yeterince sindiremediğini gördükçe, önümüzdeki dönemde olası toplumsal olaylarda kullanmak üzere eli kanlı katillere daha fazla ihtiyacı olacağını düşündükçe cezaevlerini kullanıyor. Daha fazla devrimciyi, sosyalisti, Kürdü, muhalifi, eleştireni, sesini çıkaranı, başını kaldıranı bir nevi toplama kampı işlevi gören cezaevlerine tıkıyor, yeri geldiğinde her türlü “hizmetine” koşmaktan geri durmayacak sokak çetelerini, gaspçıları, dolandırıcıları, katilleri serbest bırakıyor. İçeri tıkamadıklarını da onlarla tehdit ediyor. Cezaevlerindeki doluluk mevzusunu her durumda kullanışlı hale getiriyor. 16 yaşındaki Bora Aşçılar’ın ölümüne neden olan kişi cezaevlerinin dolu olduğu gerekçesiyle tebligat çıkartılıp tutuklanmamış bile. Bu duruma isyan eden babası Osman Aşçılar DW (Deutsche Welle) Türkçe aracılığı ile Erdoğan’a seslenip şahıslara karşı işlenen suçların affedilmesine neden müsaade ettiğini sormuş: “... Kanunlaşan yeni infaz yasasında şahıslara işlenen suçların affedilmesine neden müsaade ettiniz? Hani söylediğiniz gibi şahıslara karşı işlenen suçları devlet affetmeyecekti? ... Kamu vicdanını ve adalete olan inancı yok ettiniz. Adaletsizlikten artık nefes alamaz hale geldik. Fikir suçları için her türlü işlem yapılıyor ama kamu vicdanını yaralayan olaylarda hiçbir işlem yok. Yazı yazan içeride, cinayet işleyen dışarıda...”

Siyasi baskılar yoğunlaştıkça, yasaklar arttıkça, toplum cendere içine alındıkça dışarısı büyük bir hapishaneye dönüşmeye, hapishaneler de tıkış tıkış olmaya başladı. 2007’den bu yana her yıl bir önceki yıla oranla daha fazla kişi cezaevlerine düşüyor. Diğer yandan suç kapsamı giderek genişletilip, iktidarın keyfi uygulamalarına göre şekilleniyor. Twit attığı için, iktidardakileri eleştirdiği için, yaşanan gerçekleri dile getirdiği için, barış istediği için insanlar hapishanelere tıkılıyor. 2016 Ocak ayında bir televizyon kanalına bağlanıp barış talebini dillendiren Ayşe Öğretmen “terör örgütü propagandası” yaptığı gerekçesiyle hakkında soruşturma açılarak, üç yıl sonra 6 aylık bebeğiyle hapse tıkılmıştı.

AKP’nin iktidara geldiği 2002 yılında cezaevlerinde 59 bin kişi varken, siyasi tutsaklar dışında tutularak getirilen infaz indirimleri, şartlı tahliye düzenlemeleri vs. ile dönem dönem on binlerce mahpusun serbest bırakılmasına rağmen bu sayı 2020 yılında nerdeyse beş katına çıkarak 300 binlere ulaşmış durumda. 2018 yılında yaklaşık 155 bin kişi olan cezaevi nüfusu son iki yılda nerdeyse iki katına çıktı. Cezaevlerindeki tutuklu ve hükümlü sayıları birçok ilin nüfusunu katlayacak hale geldi. Bazı cezaevlerinde koğuşlarda yatacak yer kalmadığı için tutuklulardan bir kısmı merdiven altlarında yatarken, kimi koğuşlar vardiya usülü yatarak bu sorunu çözmeye çalıştı.

Cezaevleri dolduruldukça içeride yatak sayısı arttırılıyor, ek binalar, yeni cezaevleri yaptırılıyor ama tüm bunlar yetmiyor.[1] Adalet Bakanlığı geçen yıl, Türkiye’de bulunan cezaevi sayısının yanı sıra 88 bin kapasiteli 137 cezaevinin daha açılmasının planlandığını, 114’ünün inşaatının henüz devam ettiğini, 23’ünün de ihale aşamasında olduğu açıklamıştı.[2] Bu bilgi önümüzdeki dönemde iktidarın muhalif kesimlerin defterini dürmek için gözünü nasıl da kararttığını açık açık anlatıyor!

AKP iktidarı toplumu daha fazla susturmak, sesini çıkaranları toplumdan yalıtıp bir nevi toplama kampı işlevi gören cezaevlerine tıkmak için canla başla çalışıyor, eğitimde, sağlıkta, hukukta, çalışma koşullarında, sosyal haklarda yapmadığını, yapmak istemediğini cezaevlerini doldurma işinde fazlasıyla yapıyor. Tabii bu konuda da bir taşla birçok kuş vuruyor. Ek binalar, yeni binalar ve bunların her türlü ihtiyaçları derken yandaş inşaat firmaları ve diğer bilumum yandaş şirketlere buradan bol bol ekmek çıkarıyor.

Her çeşit hak ihlallerinin giderek arttığı, zaten işçi ve emekçilere gelince kör-topal olan adalet mekanizmasının iyice zıvanadan çıktığı AKP iktidarı döneminde iş cinayetleri, kadın cinayetleri, tacizler, tecavüzler kat kat arttı. İnsanlar can güvenliğinden daha fazla endişe eder hale geldi. İş koşullarını işçiler için çekilmez hale getiren, patronlara dizginsiz sömürü koşullarının kapılarını sonuna kadar açan bu iktidar altında 24 binden fazla işçi iş cinayetlerinde hayatını kaybetti. 2002 yılından 2020 Mart ayına kadarki 18 yılda resmi rakamlara göre 15 bin 557 kadın cinayete kurban gitti. Cinsel dokunulmazlığa dair suçlar ise son 5 yılda %155 artarak 2019 yılında 138 bin 529’a çıktı. Son 7 yılda koruma talebiyle açılan 1 milyon 608 dava kadına dönük şiddetin boyutlarını anlatmaya yetiyor. Son 10 yıldır “reşit olmayanlarla cinsel ilişki” başlığı altında 145 bin 939 çocuk istismarı davası açıldı...

Hapishanelerin varlığı, suç üreten bir toplumsal yapıya işaret ederken bu kurumların yetmez hale gelmesi her türlü sorunun çığrından çıktığına fazlasıyla delalet ediyor. İşsizlik, yoksulluk, umutsuzluk örgütsüzlükle birleşince toplumsal ilişkilerdeki çürüme ve onunla bağlantılı suç oranları da artıyor. Cezaevlerindeki tutuklu ve hükümlülerin işledikleri suçlara göre dağılımı incelendiğinde 2017 yılında hırsızlık %17,3 ile başı çekerken, %12,3 ile yaralamadan yatanlar ikinci sırada, %7,7 ile icra iflas kanunlarına muhalefet üçüncü sırada yer alıyordu. AKP iktidara geldiği yıl vatandaşın bankalara olan kredi kartı ve tüketici kredisi borcu 6,6 milyar liradan 509 milyar liraya çıkarak 77 katına çıktı. Aralık 2019 verileriyle aktarılmış olan bu rakamların, ekonominin çöküşünü kontrol altına almak için Mart ayından bu yana insanların daha fazla borçlandırıldığı kredi musluğunun açılmasıyla daha vahim bir hal alacağı açıktır ve bu borçları ödeyemeyecekler için cezaevlerinde şimdiden yer ayrılmıştır.

Kapitalist düzende cezaevi kurmak suçun üremesini engellemediği gibi, bu düzenin efendileri, pisliklerine dikkat çeken her eylemi de suç ilan ediyor, cezaevlerini dolduruyorlar. Toplumu hizaya çekmenin güçlü bir aracı olan cezaevleri, kapitalizmin içinden geçtiğimiz tarihsel kriz döneminde burjuvazinin ihtiyaç duyduğu baskıcı rejimlerle bir anlamda toplama kamplarına dönüşmüş durumdadır. Tüm dünyada gerici rüzgârlar estiriliyor ve bunun yansıması “hak ve özgürlükler” alanının giderek daha fazla daraltılmasında, toplumsal ilişkilerin daha fazla çürümesinde kendini gösteriyor ve dolayısıyla cezaevleri nüfusu giderek daha fazla şişiyor. Sadece Türkiye’de değil, ABD, Çin, Rusya, Brezilya, İran gibi ülkeler başta olmak üzere dünyanın birçok ülkesinde cezaevi nüfusu yıldan yıla çok büyük artışlar gösteriyor.

Egemen güçler, rejimleri tehlikeye girdikçe cezaevlerine daha fazla yatırım yaparak sayılı günlerini arttırmaya bakıyorlar. Varlıklarını borçlu oldukları araçlardan biri olan cezaevlerini açmakla gurur duyuyorlar. “Islah yuvaları” olarak lanse edilen cezaevleri gerçekte suç üreten sistemlerin ürünüdürler ve bizzat sistem eliyle suç üretmeye devam eden kurumlardır. Kapitalizm oldukça cezaevleri de olacak. Çünkü insanları katil yapan da, suça iten de, daha iyi bir dünya isteyenleri suçlu sayan da kapitalizmdir. Bir avuç egemenin dünya üzerinde kendi cennetini yarattığı, geride kalan yığınların yaşamının hiçbir değerinin olmadığı bu sistemde, sermaye sınıfı dışındakilere daha iyi bir yaşam hakkı yok! Ama bu koşullar, bu baskılar ilanihaye sürmeyecektir. Zincirlerinden başka kaybedecek şeyi kalmayan milyonların kapitalizmi yıkma “suç”undan korkmayacakları günler de gelecektir.


[1]      Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğünün geçtiğimiz Şubat ayında açıkladığı istatistiklere göre, 2006 ile 2020 yılları arasında 161 bin kişi kapasiteli toplam 196 yeni cezaevi, 2020’nin ilk ayında ise 4 yeni cezaevi açıldığı açıklandı. Aynı istatistiklere göre Türkiye’de 263 kapalı cezaevi, 76 müstakil açık cezaevi, 4 çocuk eğitimevi, 9 kadın kapalı, 7 kadın açık ve 7 çocuk kapalı olmak üzere 366 cezaevi bulunuyor. Adalet Bakanlığı açtığı yeni cezaevlerinin yanı sıra mevcut cezaevlerinin kapasitesini de ek binalarla arttırdı. 2010 ile 2019 yılları arasında toplam 36 cezaevine ek bina inşa edildi.